KARA İZLER kitap kapağı

6. bölüm / 12

KARA İZLER

BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ

Vaveyla Yazarı: İrem YANAR

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 12Şu an: BÖLÜM 5- AYNADAKİ DÖRDÜNCÜ KİŞİ

YAZARIN SÖYLEMİYLE

Bu kitabı yazarken bazı cümleleri yalnızca yazmadım, hissettim.

Bazen bir sayfayı çevirirken ben bile ne olacağını bilmiyordum.
Bazen karakterler, benim kurduğum hikâyenin içinde kendi yollarını çizdi.

Belki de bu yüzden bu hikâyeyi yalnızca bir roman olarak görmüyorum.

Her bölümde biraz daha derine ineceğiz.
Bazı cevapları bulacağız, bazı soruları ise daha da büyüteceğiz.

Ama sizden tek bir şey istiyorum:

Hiçbir karaktere tamamen güvenmeyin.
Hiçbir cümleyi sıradan sanmayın.
Ve hiçbir sırrın gerçekten sona erdiğini düşünmeyin.

Çünkü bazı hikâyeler okunmaz.

Yaşanıyormuş gibi hissedilir.

Şimdi beşinci bölüme geçiyoruz.

Umarım bu sayfadan sonra hikâyeye yalnızca bir okuyucu olarak değil...

sırrın bir parçası olarak bakarsınız.

SAYFA 1

K gerçekten yoksa... Arda kiminle konuşmuştu?

Bu soru, odadaki herkesten daha fazla sessizdi.

Arda'nın yüzüne baktım.

Cevap verecekmiş gibi görünüyordu.

Ama vermedi.

— Arda.

Başını kaldırdı.

— Ne?

— K'yi sen gördün mü?

Bir süre sustu.

Sonra:

— Evet.

Eylül ona döndü.

— Nerede?

Arda'nın bakışları değişti.

— 17 Ekim gecesi.

İçimde bir şey kıpırdadı.

— Ne gördün?

— Mert'i .

— aonu sormuyorum.

Arda gözlerini benden kaçırdı.

— Biliyorum.

O anda odadaki aynaya baktım.

Üçümüz karşısındaydık.

Ben.

Eylül.

Arda.

Ama aynada dört kişi görünüyordu.

Bir an nefesimi tuttum.

— Eylül...

O da aynaya baktı.

Yüzü bir anda soldu.

— Mert...

— Sende gördün mü?

Başını yavaşça salladı.

Arda arkasını döndü.

Koridor boştu.

Tekrar aynaya baktığında dördüncü kişi yoktu.

— Ne gördünüz? diye sordu.

Cevap veremedim.

Çünkü dördüncü kişinin yüzünü görememiştim.

Ama bir şeyi fark etmiştim.

Boynunda bir kolye vardı.

Benim kolyem.

Eylül bana baktı.

— O kolye...

— Biliyorum.

Elimi boynuma götürdüm.

Kolyem hâlâ üzerimdeydi.

Arda aynaya yaklaştı.

— Bu bir yansıma değil.

— Nereden biliyorsun?

—Çünkü üçümüzün gölgeleri aynı yönde.

Parmağıyla aynayı gösterdi.

— Onunki farklı.

Sessizlik.

Sonra aynanın buğulandığını gördük.

Kimse dokunmamıştı.

Buğunun üzerinde harfler belirmeye başladı.

Önce bir harf.

M

Sonra:

E

Sonra:

R

Sonunda kelime tamamlandı.

MERT

Ardından ikinci bir cümle çıktı.

"BEŞİNCİ KİŞİYİ HATIRLA."

Eylül fısıldadı:

— Beşinci kişi mi?

Arda'nın yüzü gerildi.

— Dosyada böyle bir isim yok.

— Demekki dosyada olmayan biri var.

Arda bana baktı.

— Mert...

— Ne?

— Beşinciyi kişiyi daha önce gördün mü?

Gözlerimi kapattım.

Bir görüntü geldi.

Yağmur.

Karanlık bir sokak.

K.

Eylül.

Arda.

Ve yüzünü seçemediğim biri.

Sonra bir ses:

“Beni hatırlarsan, Herşey bitecek.”

Gözlerimi açtım.

— Evet.

Eylül yanıma yaklaştı.

— Kimdi?

Başımı iki yana salladım.

— Bilmiyorum.

Tam o sırada telefonuma bir mesaj geldi.

Ekranda yalnızca bir adres vardı.

Altında:

"BEŞİNCİ KİŞİYİ BULURSAN, K'NİN KİM OLDUĞUNU ÖĞRENİRSİN."

Arda telefonu elimden aldı.

Adrese baktı.

— Burası eski adliye arşivi.

Eylül hemen:

— Oraya neden gitsin?

Arda cevap vermedi.

Ben ise mesajın altındaki küçük ayrıntıyı fark ettim.

Mesajın sonunda bir tarih vardı.

16 EKİM.

Bir gün önce.

— Bu mesaj...

Eylül bana baktı.

— Ne?

— 17 ekim'den önce gönderilmiş.

Arda başını kaldırdı.

— Ama telefonuna şimdi geldi.

İçimde soğuk bir his yayıldı.

Çünkü artık mesele yalnızca geçmişi hatırlamak değildi.

Birileri, geçmişte yazılmış mesajları bugün bize ulaştırıyordu.

Ve biri...

bütün bunların ne zaman başlayacağını çok önceden biliyordu.

Eylül elimi tuttu.

— Gidiyoruz.

Ona baktım.

— Emin misin?

— Hayır.

Kısa bir sessizlik oldu.

— Ama bu kes senden kaçmayacağım.

Kalbim hızlandı.

Ona söylemek istediğim çok şey vardı.

Ama hiçbirini söylemedim.

Çünkü o anda arşivin kapısından gelen ses hepimizi susturdu.

Tak.

Bir kapı kapandı.

Ardından içeriden bir ses duyuldu.

— Geç kaldınız.

Arda silahına davrandı.

Eylül bana yaklaştı.

Ben ise o sesi tanımaya çalıştım.

Tanıyamadım.

Sonra ses tekrar konuştu:

— Mert...

Bir adım attım.

— Kimsin?

Cevap geldi:

— Bana K diyorsun.

Kısa bir sessizlik.

— Ama ben K değilim.

Arşivin ışıkları bir anda söndü.

Ve karanlığın içinden son cümle duyuldu:

— Çünkü K diye biri hiçbir zaman var olmadı.
SAYFA 2
Karanlıkta kimse konuşmadı.

Sadece nefes alışlarımızı duyabiliyordum.

Sonra Eylül'ün elimi tuttuğunu hissettim.

—Mert...

— Buradayım.

Arda'nın sesi geldi.

— Kimse yerinden kıpırdamasın.

Bir ışık yandı.

Arşivin sonundaki eski masa aydınlandı.

Masanın üzerinde siyah bir dosya vardı.

Üzerinde tek bir harf:

K.

Arda dosyaya doğru yürüdü.

— Bu burda değildi.

— Emin misin? dedim.

— Eminim.

Dosyayı açtı.

İlk sayfada bir fotoğraf vardı.

Fotoğraftaki kişi bendim.

Ama fotoğrafın tarihi...

16 Ekim.

Fotoğrafta tek başımaydım.

Arka tarafta ise aynı arşiv vardı.

Eylül fotoğrafa baktı.

— Bu fotoğrafı daha önce gördüm .

— Neden?

— 17 numaralı odada.

Arda hemen başını kaldırdı.

— O fotoğrafın orada ne işi var?

Eylül cevap vermedi.

Ben fotoğrafı elimden aldım.

Arkasında bir cümle vardı:

“Mert, bunu gördüğünde K'yi aramaya başlayacak."

Altında başka bir el yazısıyla:

“Ama K'yi bulamayacak.”

Arda kaşlarını çattı.

— İkı farklı yazi.

Ben ikinci yazıya uzun süre baktım.

Bir şey tanıdık geliyordu.

— Bu yazıyı biliyorum..

Eylül bana döndü.

— K'nin yazısımı?

Başımı salladım.

— Hayır.

— Kimin?

Cevap vermeden önce fark ettim.

El yazısı bana aitti.

Ama bunu kabul etmek istemiyordum.

— Benim.

Arda dosyayı elimden aldı.

— Mert, burada başka birşey var.

Sayfayı çevirdi.

Bir ifade tutanağı.

Üzerinde benim adım yazıyordu.

MERT YALIN

Altında:

“16 Ekim tarihinde kendisine K hakkında soru sorulmuştur."

Arda okumaya devam etti.

— “Mert yalın, K hakkında birini tanımadığını belirtmiştir."K

Bir an durdu.

—Ama mesajın hemen altında senin el yazın var.

— Ne yazıyor?

Arda sayfayı bana çevirdi.

El yazımla tek bir cümle yazılmıştı:

“ K'yi hatırlıyorum. Sadece adını hatırlamıyorum.

İçimde bir şey kırıldı.

Çünkü 16 Ekim'i hatırlamıyordum.

Hiçbir şeyini.

Eylül yanıma geldi.

— Mert...

— Bana neden söylemedin?

— Neyi?

— 16 Ekim'i.

Eylül gözlerini indirdi.

— Çünkü bende herşeyi hatırlamıyorum.

Arda sessizce dosyanın son sayfasını açtı.

Orada tek bir tarih vardı.

17 EKİM — 02.17

Altında:

“Mert kaydı dinledi.”

Arda bana baktı.

— Hangi kaydı?

Cevap veremedim.

Çünkü zihnimde bir ses duyuldu.

Kendi sesim.

“Eğer bunu dinliyorsan, bir şeyi unutman gerekiyordu."

Bir an başım döndü.

Duvara tutundum.

Eylül hemen yanıma geldi.

— İyi misin?

— Ses...

— Hangi ses?

— Benim sesim.

Arda yaklaşırken gözlerimi kapattım.

Ve bir görüntü daha geldi.

17 numaralı kapı.

Karanlık bir oda.

Masada bir kayıt cihazı.

Karşımda Eylül.

Ve arkamda biri.

Yüzünü göremiyordum.

Ama sesini duyabiliyordum.

“Mert, kararını verdin mi?”

Ben cevap veriyordum:

“Eylül'ü koruyacağım.”

Sonra o kişi:

“O zaman K'yi unutacaksın.”

Gözlerimi açtım.

Eylül karşımdaydı.

— Ne hatırladın?

Ona baktım.

— Seni korumak için birşey yaptığımı.

— Ne yaptın?

Başımı iki yana salladım.

— Bilmiyorum.

Arda masadaki kayıt cihazını fark etti.

Üzerinde küçük bir etiket vardı:

"İKİNCİ KAYIT."

Arda cihazı çalıştırdı.

Önce cızırtı geldi.

Sonra benim sesim:

— Eğer bunu dinliyorsanız...

Bir saniye sustu.

— ... demekki ilk plan başarısız oldu.

Eylül'ün eli elimden ayrıldı.

Kayıttaki ses devam etti:

— K'yi aramayın.

Sonra uzun bir sessizlik.

Ve son cümle:

— Çünkü K'yi aradığınız sürece, gerçek kişi gözünüzün önünde kalacak.

Kayıt bitti.

Arda cihazı kapattı.

Eylül bana baktı.

— “Gerçek kişi” kim?

Cevap veremedim.

Çünkü arşivin camındaki yansımada...

dördümüzü gördüm.

Ben.

Eylül.

Arda.

Ve arkamızda duran kişi.

Bu kez yüzü görünüyordu.

Ve onu tanıyordum.

Fısıltıyla tek bir isim söyledim:

— Deniz...
SAYFA 3
— Deniz...

İsmi ağzımdan çıktığı anda Eylül'ün yüzü değişti.

Arda da aynı anda arkasını döndü.

Ama koridorda kimse yoktu.

Sadece birkaç saniye önce gördüğüm o siluet...

kaybolmuştu.

— Mert, dedi Eylül.

— Gördüm.

— Kimi?

Cevap vermeden camdaki yansımaya baktım.

Artık yalnızca üçümüz vardık.

Ben.

Eylül.

Arda.

— Deniz'i.

Arda bana yaklaştı.

— Deniz'i tanıyor musun?

— Tanıdığımı sanıyordum.

— Ne demek bu?

— Hatırladığım kişiyle gördüğüm kişi aynı değil.

Eylül sessizce:

— Belkide sorun burda.

Ona baktım.

— Ne demek istiyorsun?

Eylül masadaki dosyayı gösterdi.

— Belkide sen Deniz'i değil, Deniz'in kim olduğunu hatırlamaya çalışıyorsun.

Arda dosyayı tekrar açtı.

— Burda Deniz hakkında yalnızca üç sayfa var.

Sayfaları çevirdi.

Birinci sayfa boştu.

İkinci sayfada tek bir tarih vardı:

16 EKİM.

Üçüncü sayfada ise yalnızca şu yazıyordu:

“Deniz, Mert'i tanıyordu.”

Arda başını kaldırdı.

— Başka hiç birşey yok.

Dosyanın içinden küçük bir fotoğraf düştü.

Eğilip aldım.

Fotoğrafta iki çocuk vardı.

Biri bendim.

Diğeri...

Deniz.

Fotoğrafın arkasında şu yazıyordu:

"Bazen en eski tanıdığın, en son tanıdığındır."

Eylül fotoğrafa baktı.

— Demek gerçekten tanıyordun.

Başımı salladım.

— Evet.

Sonra fotoğraftaki diğer ayrıntıyı fark ettim.

İki çocuğun arkasında üçüncü bir gölge vardı.

Yüzü görünmüyordu.

Ama elinde...

aynı siyah defter vardı.

Arda fotoğrafı aldı.

— Bu defter...

— Benim, dedim.

— Hayır.

Arda başını iki yana salladı.

— Fotoğraftaki defter senin şuan kullandığın defter değil.

— Nerden biliyorsun?

— Çünkü bunun üzerinde başka bir harf var.

Fotoğrafı çevirdi.

Defterin kapağında küçük bir işaret görünüyordu.

E.

Eylül'ün gözleri büyüdü.

— E...

Bana baktı.

— Mert, O defter benim.

Bir an hiçbirimiz konuşmadık.

— Senin mi?

— Evet.

— Ama ben daha önce onu görmedim.

Eylül yavaşça başını salladı.

— Bende görmedim.

Arda araya girdi.

— O zaman şu soruyu sormamız gerekiyor.

— Neyi?

— Eylül'ün defteri neden 17 Ekim'den önce Mert'in geçmişinde?

Eylül cevap veremedi.

Ben ise fotoğrafa tekrar baktım.

Çocukluğumdaki halime.

Deniz'e.

Ve arkalarındaki gölgeye.

Sonra fotoğrafın köşesinde küçük bir tarih fark ettim.

17 EKİM'den 10 yıl önce.

İçimde garip bir his oluştu.

Sanki bu fotoğrafı daha önce görmüştüm.

Ama nerede olduğunu hatırlayamıyordum.

Tam o sırada arşivin kapısı yavaşça açıldı.

Üçümüz birden döndük.

Kapının arkasında kimse yoktu.

Yerde ise yeni bir kâğıt duruyordu.

Arda eğilip aldı.

Kâğıtta yalnızca bir cümle vardı:

“Mert, Deniz'i çocukluğundan beri tanıyor. "

Altında daha küçük bir yazı vardı:

“Ama Deniz, Mert'i yalnızca iki yıldır tanıyor."

Arda kâğıda baktı.

Sonra bana.

— Bu mümkün değil.

Ben cevap vermedim.

Çünkü zihnimde tek bir düşünce vardı:

Eğer Deniz beni çocukluğumdan beri tanıyorsa...

Neden onu yalnızca iki yıl önce tanımışım gibi hatırlıyordum?
SAYFA 4

Arda'nın yüzündeki ifade değişmişti.

— Yani 17 Ekim gecesi sana güvenmememiz gerekiyordu.

Başımı salladım.

— Belki de.

Eylül bana baktı.

— Ama ben sana güvendim.

Sesinde kızgınlıktan çok kırgınlık vardı.

— Neden?

— Çünkü o gece bana bir şey söyledin.

— Ne söyledim?

Eylül gözlerini kapattı.

Sanki o anı zihninin en karanlık yerinden çıkarmaya çalışıyordu.

— “Ne olursa olsun, yanımdan ayrılma.”

Kalbim hızlandı.

— Bunu hatırlıyor musun?

— Evet.

— Başka?

Eylül bir süre sustu.

Sonra gözlerini açtı.

— Sonra K geldi.

Arda hemen yaklaştı.

— K ne söyledi?

Eylül'ün bakışları yere indi.

— “Mert'e inanma.”

Odaya yeniden sessizlik çöktü.

Ben fısıldadım:

— Peki sen ne yaptın?

Eylül bana baktı.

— Sana inandım.

Bu cevabı beklemiyordum.

— Neden?

— Çünkü K'nın söylediklerinden daha çok korktuğum bir şey vardı.

— Neydi?

Eylül birkaç saniye sustu.

— Seni kaybetmek.

Gözlerimi ondan kaçırdım.

Çünkü söyleyecek hiçbir şey bulamıyordum.

Arda ise masanın üzerindeki dosyaya yeniden yöneldi.

— Burada başka bir kayıt var.

Dosyanın arasından küçük bir kâğıt çıkardı.

Üzerinde tarih yoktu.

Sadece bir cümle:

“Eylül Mert'e güvenirse, ikinci plan başlayacak.”

Arda kâğıdı bana uzattı.

— İkinci plan ne?

— Bilmiyorum.

Eylül kâğıdı elimden aldı.

Arkasını çevirdi.

Arka tarafında küçük bir kelime vardı:

“DENİZ.”

Eylül'ün yüzü değişti.

— Deniz...

Tam o anda arşivin dışından ayak sesleri geldi.

Bir.

İki.

Üç.

Sonra durdu.

Arda işaret ederek sessiz olmamızı istedi.

Kapının önünde bir gölge belirdi.

Kapı yavaşça açıldı.

Ama kimse içeri girmedi.

Yerde küçük bir zarf vardı.

Arda eğilip aldı.

Üzerinde benim adım yazıyordu.

MERT.

Zarfı açtım.

İçinden tek bir fotoğraf çıktı.

Fotoğrafta ben vardım.

Eylül de yanımdaydı.

Ama fotoğrafın tarihi...

18 EKİM.

Fotoğrafın arkasında ise şu yazıyordu:

“Bu fotoğraftan sonra Deniz kayboldu.”

Eylül fotoğrafı elimden aldı.

Uzun süre baktı.

Sonra fısıldadı:

— Mert...

— Ne?

— Fotoğraftaki kişi Deniz değil.

— Ne?

Parmağıyla fotoğrafın köşesini gösterdi.

— Burada senin yanında duran kişiyi tanıyorum.

Arda yaklaştı.

— Kim?

Eylül cevap vermedi.

Sadece bana baktı.

— K.

O anda zihnimde bir görüntü belirdi.

18 Ekim.

Aynı yer.

Aynı fotoğraf.

Ve K'nın bana söylediği son cümle:

“Beni Deniz olarak hatırlarsan, gerçek kişiyi asla bulamazsın.”

Gözlerimi açtım.

Eylül hâlâ bana bakıyordu.

— Hatırladın mı?

Başımı yavaşça salladım.

— Evet.

Arda:

— Ne hatırladın?

Fotoğrafa baktım.

Sonra Eylül'e.

— Deniz'i değil...

Bir an sustum.

— K'yi hatırladım.
SAYFA 5
Arda'nın yüzü bir anda ciddileşti.

— Ne söyledi?

Gözlerimi kapattım.

Hatırladığım görüntü parçalıydı.

Bir koridor.

Soluk bir ışık.

Duvarın kenarında duran eski bir saat.

Ve karşımda duran K.

Yüzünü hâlâ net göremiyordum.

Ama sesini...

Sesini artık unutamıyordum.

— Bana bir şey sordu.

Eylül yaklaştı.

— Ne sordu?

Gözlerimi açtım.

— “Deniz'i gerçekten tanıyor musun?” dedi.

Arda'nın bakışları değişti.

— Sen ne cevap verdin?

— “Çocukluğumdan beri.”

Eylül kaşlarını çattı.

— Sonra?

Bir an sustum.

Çünkü cevabımı hatırlamak istemiyordum.

Ama hatırladım.

— K güldü.

— Neden?

— Çünkü bana...

Boğazım düğümlendi.

— “Çocukluğundan beri tanıdığın kişi Deniz değil,” dedi.

Odanın havası bir anda ağırlaştı.

Eylül fotoğrafı tekrar eline aldı.

— O zaman fotoğraftaki kişi kim?

Fotoğrafa baktım.

Bu kez başka bir ayrıntı gördüm.

Arka planda bir tabela vardı.

Yazının tamamı görünmüyordu.

Sadece iki rakam seçiliyordu.

17.

Arda hemen fotoğrafı aldı.

— Bu neresi?

— Bilmiyorum.

Eylül fotoğrafın kenarını inceledi.

— Hayır.

Arda ona baktı.

— Ne?

— Burası arşiv değil.

Parmağıyla fotoğrafın arkasındaki binayı gösterdi.

— Pencereler farklı. Kapının yanında da bir kamera var.

Arda birkaç saniye fotoğrafa baktı.

Sonra başını kaldırdı.

— Eski depo.

Kalbim hızlandı.

— 17 numaralı kapı mı?

Arda cevap vermedi.

Bu sessizlik cevaptan daha kötüydü.

Eylül bana döndü.

— Mert, oraya daha önce gittin mi?

Başımı salladım.

— Hatırlamıyorum.

Tam o anda telefonum titredi.

Ekranda bilinmeyen bir numara vardı.

Mesaj yalnızca üç kelimeden oluşuyordu:

“DENİZ'E SORMA.”

Ardından ikinci mesaj geldi.

“K'YA SOR.”

Eylül ekrana baktı.

— Biri bizi izliyor.

Arda telefonu elimden aldı.

— Bu numarayı araştıracağım.

Tam telefonu cebine koyacakken üçüncü mesaj geldi.

Bu kez yalnızca tek bir cümle vardı:

“Çünkü Deniz artık yok.”

Eylül'ün yüzü bembeyaz oldu.

Ben ise ekrana bakakaldım.

Çünkü o cümlenin altında küçük bir saat görünüyordu.

02.17

Aynı saat.

Her şeyin başladığı saat.

Ve o anda bir şeyi fark ettim.

K bana yalnızca Deniz'i sormamıştı.

Bana zamanı da hatırlatmaya çalışmıştı.

02.17...

17 numaralı kapı...

17 Ekim...

Hepsi aynı yere çıkıyordu.

Eylül sessizce yanıma geldi.

— Mert.

Ona baktım.

— Ne?

— Eğer K'yı gerçekten hatırladıysan...

Bir an durdu.

— Belki de sıradaki şeyi de hatırlayacaksın.

— Neyi?

Eylül gözlerimin içine baktı.

— O gece K'yla yalnız olmadığını.

Arda başını kaldırdı.

— Eylül...

Ama Eylül gözlerini benden ayırmadı.

— Mert'in yanında biri daha vardı.

O an zihnimde bir kapı açıldı.

K karşımdaydı.

Ben onun karşısındaydım.

Ve arkamda...

Birinin nefes aldığını duydum.

Yavaşça arkamı döndüm.

Yüzünü göremedim.

Sadece kulağıma fısıldanan cümleyi hatırladım:

“Mert, sakın Eylül'e söyleme.”

Gözlerimi açtım.

Eylül hâlâ karşımdaydı.

Ve bu kez hatırladığım şey K değildi.

O gece arkamda duran kişiydi
SAYFA 6

Bir süre kimse konuşmadı.

Zihnimdeki görüntü bulanıktı.

K karşımdaydı.

Ben ona bakıyordum.

Arkamda biri vardı.

Ama yüzünü göremiyordum.

Sadece sesini...

O sesi daha önce duymuştum.

— Mert.

Eylül'ün sesiyle kendime geldim.

— Buradayım.

— Kimin sesi olduğunu hatırlıyor musun?

Başımı kaldırdım.

— Hayır.

Arda hemen sordu:

— Emin misin?

— Hayır.

Arda kaşlarını çattı.

— O zaman neden “hayır” diyorsun?

Bir an düşündüm.

Sonra cevap verdim.

— Çünkü sesini tanıyorum.

Eylül sessizce bana baktı.

— Nereden?

— Bilmiyorum.

Telefonum yeniden titredi.

Bu kez mesaj yoktu.

Bir fotoğraf gönderilmişti.

Fotoğrafı açtım.

Bir koridor.

Eski bir bina.

Ve koridorun sonunda...

17 numaralı kapı.

Arda fotoğrafı görünce ayağa kalktı.

— Bu az önceki yer.

— Hayır, dedim.

Arda bana baktı.

— Ne demek hayır?

Fotoğrafı büyüttüm.

Kapının hemen yanında küçük bir yazı vardı.

“Kayıt Odası.”

— Burası aynı yer değil.

Eylül fotoğrafı aldı.

— Neresi?

Gözlerimi kapattım.

Cevap zihnimin içinden kendiliğinden geldi.

— Çocukluğumun geçtiği yer.

Eylül şaşkınlıkla bana baktı.

— Ne?

— Bu binayı hatırlıyorum.

Arda sessizleşti.

— Mert...

— Burada bir kayıt odası vardı.

— Ne kaydı?

Başımı kaldırdım.

— İnsanların değil.

Bir an sustum.

— Anıların.

Eylül'ün yüzündeki ifade değişti.

— Anıların kaydı mı olur?

— Bizimkilerin olmuş.

Arda masadaki dosyaları hızla karıştırmaya başladı.

— O zaman cevap burada olabilir.

Bir dosya çıkardı.

Üzerinde tek bir tarih vardı:

17 EKİM.

Dosyayı açtı.

İlk sayfada üç isim vardı.

Mert.
Eylül.
Deniz.

Ama dördüncü isim karalanmıştı.

Arda parmağını karalanmış bölümün üzerinde gezdirdi.

— Burada biri daha var.

Eylül yaklaştı.

— Kim?

Arda başını kaldırdı.

— İsmi özellikle silinmiş.

Ben sayfaya baktım.

Ve karalanan bölümün altından görünen tek harfi fark ettim.

K.

Kalbim hızlandı.

Ama bu kez korkmadım.

Çünkü sonunda bir şey anlamıştım.

K bir kişi olmayabilirdi.

Belki de...

K, saklanan kişinin adı değildi.

Belki de saklanan şeyin adıydı.

Tam bunu düşünürken kapının dışından bir ses geldi.

— Mert...

Üçümüz de donduk.

Bu sesi tanıyordum.

Bu kez emindim.

Arkamdaki kişinin sesi değildi.

K'nın da sesi değildi.

Deniz'in sesiydi.

Ama Deniz'in kaybolduğu söylenmişti.

Ve ses tekrar geldi:

— Mert... beni neden hatırladın?

Eylül bana baktı.

Ben ise kapıya doğru yürüdüm.

Arda kolumdan tuttu.

— Açma.

Kapının önünde durdum.

— Neden?

Arda'nın yüzü bembeyazdı.

— Çünkü o ses...

Bir an sustu.

— Deniz'in sesi değil.
SAYFA 8
Arda'nın son cümlesiyle elim kapının üzerinde kaldı.

— Deniz'in sesi değilse... kimin sesi?

Arda cevap vermedi.

Eylül ona baktı.

— Arda.

— Bilmiyorum.

— Yalan söylüyorsun.

Arda gözlerini kaçırdı.

Bu kez Eylül'ün sesi sertleşti.

— Sen bu sesi daha önce duydun.

Arda birkaç saniye sustu.

Sonra başını kaldırdı.

— Evet.

O tek kelime odadaki her şeyi değiştirdi.

— Nerede? diye sordum.

Arda cevap vermeden önce kapıya baktı.

— 17 Ekim gecesi.

İçimde bir şey koptu.

— O gece bu sesi duydun mu?

— Evet.

— Kimin sesi sandın?

Arda'nın gözleri bana çevrildi.

— Senin.

Sessizlik.

Eylül şaşkınlıkla araya girdi.

— Mert'in mi?

— Evet.

Başımı yavaşça salladım.

— Ama az önce Deniz olduğunu düşündüm.

Arda yaklaşarak alçak sesle konuştu.

— Çünkü bu ses kayıttan geliyor olabilir.

Telefonumu çıkardım.

Az önce gelen fotoğraf hâlâ ekrandaydı.

Fotoğrafın altında yeni bir bildirim belirdi.

“KAYIT 04 AÇILDI.”

Eylül ekrana baktı.

— Dördüncü kayıt...

Arda'nın yüzü gerildi.

— Hayır.

— Ne?

— Dördüncü kayıt diye bir şey olmaması gerekiyordu.

— Neden?

Arda cevap vermeden önce kapının arkasından bir ses daha geldi.

Bu kez daha yakındı.

— Mert...

Gözlerimi kapattım.

Sesin tonunu dinledim.

Sonra fark ettim.

Bu ses bana seslenmiyordu.

Beni hatırlatmaya çalışıyordu.

Bir anda zihnimde başka bir görüntü belirdi.

Aynı kapı.

Aynı koridor.

Yanımda Eylül.

Karşımızda K.

Ve arkamızda Arda.

Fakat dördüncü kişi...

Hiçbirimiz değildi.

Gözlerimi açtım.

— Eylül.

— Buradayım.

— O gece dört kişi yoktu.

Arda bana baktı.

— Ne?

— Beş kişiydik.

Eylül'ün nefesi kesildi.

— Mert...

Arda bir adım geri çekildi.

— Beşinci kişi kimdi?

Başımı kapıya çevirdim.

Cevabı bilmiyordum.

Ama kapının diğer tarafından gelen ses artık daha netti.

— Beni arıyorsanız...

Kısa bir sessizlik oldu.

Sonra:

— Yanlış kişiyi hatırlıyorsunuz.

Kapının kolu yavaşça aşağı indi.

Eylül yanıma geldi.

Arda elini kapının koluna uzattı.

Ve tam kapı açılacakken telefonum tekrar titredi.

Bu kez gelen mesaj yalnızca şuydu:

“MERT, EYLÜL'E BAK.”

İstemeden Eylül'e döndüm.

Yüzü değişmişti.

Çünkü o da aynı şeyi fark etmişti.

Elindeki eski fotoğrafın arkasında yeni bir yazı belirmişti.

“BEŞİNCİ KİŞİYİ BULURSAN EYLÜL HERŞEYİ HATIRLAYACAK."
SAYFA 9
Eylül elindeki fotoğrafa bakıyordu.

Yüzündeki ifade değişmişti.

Sanki tek bir cümle, yıllardır kapalı duran bir kapının anahtarını çevirmişti.

— Mert...

Sesindeki titremeyi duyabiliyordum.

— Ne oldu?

Fotoğrafı bana uzattı.

— Bunu daha önce gördüm.

Fotoğrafı aldım.

— Nerede?

Eylül cevap vermedi.

Gözlerini kapattı.

Bir süre öylece kaldı.

Sonra fısıldadı:

— 17 Ekim'de.

Arda hemen araya girdi.

— Eylül, emin misin?

— Evet.

— Ne hatırlıyorsun?

Eylül gözlerini açtı.

Bana baktı.

— Sen odanın içindeydin.

— K da oradaydı.

Başını salladı.

— Hayır.

Bir adım geri çekildi.

— K odada değildi.

Arda'nın yüzü gerildi.

— O zaman kim vardı?

Eylül'ün bakışları bana kilitlendi.

— Sen.

— Zaten ben vardım.

— Hayır, Mert.

Sesi bu kez daha farklıydı.

— İki tane sendin.

O an içimde soğuk bir ürperti dolaştı.

Arda hiçbir şey söylemedi.

Ben ise Eylül'ün gözlerinden ayrılmadım.

— Ne demek istiyorsun?

— Biri karşımdaydı.

— Diğeri?

Eylül cevap vermeden önce gözlerini fotoğrafa çevirdi.

— Diğeri aynadaydı.

Sessizlik.

Fotoğrafa tekrar baktım.

Arka plandaki duvarı fark ettim.

Kapının hemen yanında büyük bir ayna vardı.

Fotoğrafın köşesinde aynanın yansıması görünüyordu.

Yaklaştırdım.

Ve nefesim kesildi.

Aynada dört kişi vardı.

Ben.

Eylül.

Arda.

Ve...

Başını hafifçe yana eğmiş başka biri.

Yüzü görünmüyordu.

Ama elinde tuttuğu şey netti.

Siyah defter.

K'nın defteri.

Arda fotoğrafı elimden aldı.

— Bu mümkün değil.

Eylül ona baktı.

— Neden?

Arda fotoğrafı çevirdi.

Arkasındaki yazıyı okudu.

Sonra yüzü bembeyaz oldu.

— Çünkü bu fotoğrafı ben çekmedim.

— Kim çekti? diye sordum.

Arda cevap vermedi.

Tam o sırada kapının ardından aynı ses yeniden geldi.

Bu kez fısıltı halinde:

— Fotoğrafı çeken kişiyi zaten tanıyorsun, Mert.

Gözlerimi kapattım.

Ve ilk kez o sesi hatırladım.

Çocukluğumdan beri duyduğum...

Ama kim olduğunu yıllarca unuttuğum o sesi.

Dudaklarımdan tek bir kelime çıktı:

— Deniz...

Eylül başını kaldırdı.

— Deniz mi?

Başımı yavaşça salladım.

— Evet.

Arda kapıya baktı.

— O zaman neden bize kendini göstermiyor?

Cevabı kapının ardından geldi.

— Çünkü...

Bir saniye sessizlik oldu.

— Beni gördüğünüzde, Mert'in hatırlamak istemediği şeyi siz de hatırlayacaksınız.

Kapı kolu yeniden hareket etti.

Bu kez kapı açılmadı.

Çünkü dışarıdaki kişi...

Kapının önünden çekilmişti.

Koridorda ayak sesleri duyuldu.

Bir.

İki.

Üç.

Sonra sessizlik.

Eylül bana döndü.

— Peşinden gitmeliyiz.

Arda başını salladı.

— Hayır.

— Neden?

Arda'nın gözleri fotoğraftaki aynaya takıldı.

— Çünkü artık onu aramıyoruz.

— Ne demek bu?

Arda fotoğrafı bana uzattı.

— Çünkü o bizi buraya getirdi.
SAYFA 10
— O bizi buraya getirdi.

Arda'nın sözleri kafamın içinde yankılandı.

Eylül fotoğrafı tekrar eline aldı.

— Peki neden?

Arda cevap vermedi.

Ben ise aynadaki kişiye bakmaya devam ettim.

Bir şey dikkatimi çekmişti.

Aynadaki kişinin yüzü görünmüyordu.

Ama boynunda küçük bir kolye vardı.

İnce bir zincir.

Ucunda tek bir harf.

D.

— Deniz...

Eylül bana baktı.

— Ne gördün?

Fotoğrafı gösterdim.

— Kolye.

Eylül fotoğrafı büyüttü.

— D harfi.

Arda'nın yüzündeki ifade değişti.

— O kolyeyi tanıyorum.

Başımı ona çevirdim.

— Nereden?

— Deniz'den.

O an odadaki bütün parçalar birbirine yaklaşmış gibi oldu.

— Deniz gerçekten var mıydı? diye sordum.

Arda gözlerini kapattı.

— Evet.

Eylül şaşkınlıkla ona döndü.

— Ama sen yıllardır Deniz'in kaybolduğunu söylüyordun.

— Çünkü öyle olması gerekiyordu.

— Kimin için?

Arda cevap vermedi.

Ben masaya yaklaştım.

Dosyanın arasından küçük, eski bir kâğıt çıkardım.

Üzerinde yalnızca bir tarih vardı:

18 EKİM.

Altında ise tek cümle:

“Deniz'i sakla. Mert henüz hazır değil.”

Kâğıdı elimde tutarken parmaklarım titredi.

— Beni neden sakladınız?

Arda bana baktı.

— Seni saklamadık.

— O zaman neden hiçbir şeyi hatırlamıyorum?

Bu kez Eylül konuştu.

— Çünkü biri hatırlamanı istemedi.

— K mı?

Eylül başını salladı.

— Belki.

— Belki mi?

— Artık K'nın tek bir kişi olduğundan emin değilim.

Bu cümle beni susturdu.

Eylül devam etti:

— Belki K bir isim değil.

Arda ona baktı.

— Eylül...

— Hayır. Artık gerçeği bilmem gerekiyor.

Sonra bana döndü.

— Mert, o gece senin hafızanı değiştiren biri varsa, bunu tek başına yapmadı.

— Nereden biliyorsun?

Eylül'ün gözleri doldu ama sesini sakin tutmaya çalıştı.

— Çünkü...

Bir an sustu.

— Ben de o gece oradaydım.

Arda hemen araya girdi.

— Eylül, bunu şimdi konuşmanın zamanı değil.

— Tam zamanı.

Eylül bana yaklaştı.

— Sana söylemediğim bir şey daha var.

Kalbim hızlandı.

— Neymiş?

Eylül derin bir nefes aldı.

— 18 Ekim sabahı uyandığında yanında ben vardım.

— Biliyorum.

— Hayır.

Başını iki yana salladı.

— Bilmiyorsun.

Bir adım daha yaklaştı.

— Çünkü sen uyandığında...

Sesi fısıltıya dönüştü.

— Bana “Deniz nerede?” diye sordun.

O anda zihnimde bir kapı daha açıldı.

Ve bu kez gördüğüm şey...

Eylül değildi.

Arda değildi.

K değildi.

Deniz'di.

Ama Deniz'in yüzünü gördüğüm anda fark ettiğim ilk şey, onun boynundaki kolye değildi.

Elindeki siyah defterdi.

Defterin ilk sayfasında ise kendi el yazımla yazılmış tek bir cümle vardı:

“Eğer Deniz'i görüyorsan, artık hiçbirine güvenme.”
SAYFA 11
Defter elimde öylece kaldı.

Kendi el yazımı tanıyordum.

Ama yazdığım cümleyi tanımıyordum.

“Eğer Deniz'i görüyorsan, artık hiçbirine güvenme.”

Bir kez daha okudum.

Sonra Eylül'e baktım.

— Bunu neden yazmış olabilirim?

Eylül cevap vermedi.

Gözleri defterdeydi.

— Belki de o gün bir şey öğrendin.

— Ne?

— Bizi birbirimizden ayıracak kadar önemli bir şey.

Arda sessizce yaklaştı.

— Defteri bana ver.

Defteri kapattım.

— Hayır.

— Mert, bu defterin geçmişte nereden çıktığını biliyorum.

— O zaman anlat.

Arda sustu.

— Şimdi.

Eylül de Arda'ya döndü.

— Mert haklı.

Arda derin bir nefes aldı.

— Bu defter 17 Ekim gecesi bulundu.

— Nerede?

— 17 numaralı odada.

Kalbim hızlandı.

— Kim buldu?

Arda cevap vermeden önce gözlerini kaçırdı.

— Deniz.

O ismi duyduğum anda zihnimde bir görüntü belirdi.

Karanlık bir oda.

Masanın üzerinde siyah bir defter.

Ve karşısında duran Deniz.

Yüzünü seçemiyordum.

Ama bana bakıyordu.

Sonra bana doğru eğilip fısıldıyordu:

— Bunu sen yazdın, Mert. Ama ne yazdığını hatırlamaman gerekiyordu.

Gözlerimi açtım.

Eylül hemen yanıma geldi.

— Ne oldu?

— Deniz'i gördüm.

Arda'nın yüzü değişti.

— Ne yaptı?

— Bana defteri verdi.

Bir an durdum.

— Sonra bir şey söyledi.

— Ne?

Cevabı verirken kendi sesimden bile emin değildim.

— “Bunu sen yazdın.”

Eylül deftere baktı.

— Peki sonra?

Başımı salladım.

— Hatırlamıyorum.

Arda birkaç saniye düşündü.

Sonra:

— O zaman Deniz'in evine gitmeliyiz.

Eylül şaşkınlıkla ona baktı.

— Az önce gitmememiz gerektiğini söylemiyor muydun?

— Fikrimi değiştirdim.

— Neden?

Arda'nın bakışları defterin son sayfasına kaydı.

— Çünkü Mert'in hatırladığı şey, dosyalarda yok.

Defteri tekrar açtım.

Son sayfaya baktım.

Sayfanın altında daha önce fark etmediğim küçük bir tarih vardı.

18 EKİM.

Tarihin hemen altında tek bir adres yazıyordu.

Eylül adresi okudu.

Sonra yüzü değişti.

— Mert...

— Ne?

— Bu Deniz'in adresi değil.

Arda yaklaştı.

Adrese baktı.

Uzun süre konuşmadı.

Sonunda sadece şunu söyledi:

— Bu K'nın adresi.
SAYFA 12
Arda'nın söylediği cümle odada asılı kaldı.

Deftere tekrar baktım.

Adres gerçekten oradaydı.

Ama anlamadığım bir şey vardı.

— K'nın adresi varsa neden yıllardır onu bulamadınız?

Arda cevap vermedi.

Eylül ona döndü.

— Çünkü K'nın gerçek bir adresi olmadığını söylemiştin.

Arda başını eğdi.

— Öyle sanıyordum.

— Şimdi ne düşünüyorsun?

Arda gözlerini bana çevirdi.

— Artık hiçbir şeyden emin değilim.

Defteri kapattım.

— O zaman gidiyoruz.

Eylül hemen karşı çıktı.

— Üçümüz.

Arda başını salladı.

— Evet.

Koridordan çıkarken telefonuma yeni bir mesaj geldi.

Mesajı açtım.

“ÜÇ KİŞİ GİDERSENİZ, DÖRDÜNCÜ KİŞİYİ BULAMAZSINIZ.”

Altında başka bir cümle vardı.

“MERT TEK BAŞINA GELMELİ.”

Eylül mesajı okudu.

— Hayır.

— Eylül...

— Hayır, Mert.

Bu kez gözlerindeki korkuyu saklamıyordu.

— Seni yine yalnız bırakmayacağım.

Sözleri beni susturdu.

Bir süre birbirimize baktık.

Sonra Arda araya girdi.

— Mesajı gönderen kişi ne istediğimizi biliyor.

— Belki de bizi izliyor, dedim.

Arda başını salladı.

— Büyük ihtimalle.

Tam o sırada koridorun sonunda bir kapı açıldı.

İçeriden eski bir ses kaydı duyuldu.

Cızırtının ardından bir erkek sesi geldi:

— Mert, eğer bunu duyuyorsan...

Donup kaldım.

Bu benim sesimdi.

— ...Eylül'e güvenmeye devam et.

Eylül bana baktı.

Ardından kayıt devam etti:

— Ama Arda'ya değil.

Arda'nın yüzü gerildi.

Sonra kayıttaki ben birkaç saniye sustu.

Ve son cümleyi söyledi:

— Çünkü Arda, Deniz'in nerede olduğunu biliyor.

Kayıt kesildi.

Eylül yavaşça Arda'ya döndü.

— Doğru mu?

Arda cevap vermedi.

— Arda?

Uzun bir sessizlikten sonra Arda başını kaldırdı.

— Evet.

Kalbim hızlandı.

— Deniz nerede?

Arda bana baktı.

— Bunu söylemem için önce sana bir şey anlatmam gerekiyor.

— Neymiş?

Arda'nın sesi iyice alçaldı.

— Deniz hiç kaybolmadı.

O an Eylül'ün elindeki fotoğraf yere düştü.

Fotoğrafın arkasındaki yazıya baktım.

Az önce orada olmayan yeni bir cümle vardı:

“ÇÜNKÜ DENİZ, SİZİN ARANIZDAYDI.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

30okunma 5beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.