KARA DOSYA:F-17 kitap kapağı

23. bölüm / 27

KARA DOSYA:F-17

(23)GÖRÜNMEYEN İZ

Vaveyla Yazarı: Havva Aksoy

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 27Şu an: (23)GÖRÜNMEYEN İZ

Bazı geçmişler gömülmez. Yalnızca doğru anı bekler.

İnsan, çocukluğuna ait her şeyi hatırladığını sanır. Bir yüzü, yarım kalmış bir cümleyi, yıllar önce unutulduğunu düşündüğü bir günü… Oysa hafıza, bazen insanı korumak için bazı kapıları kapatır. Kapıların ardında ne olduğunu bilmezsin. Yalnızca geceleri neden aynı soruyla uyandığını, bazı isimleri duyduğunda neden nefesinin değiştiğini anlarsın.

Geçmişin en tehlikeli yanı, geri dönmesi değildir. Asıl tehlike, geri döndüğünde yanında kimleri getirdiğidir. Çünkü yıllar önce aynı kareye sığan insanlar, bugün birbirlerinin karşısında durabilir. Birinin hatırlamadığı şeyi diğeri yıllardır saklıyor olabilir. Ve bazen bir fotoğraf, binlerce sayfalık dosyadan daha fazla şey anlatır.

Fekeli'nin elindeki fotoğrafın üç çocuğa ait olması tesadüf değildi. Hiçbir şeyin tesadüf olmadığı bir oyunda, en masum görünen ayrıntılar bile bir gün silaha dönüşebilirdi. Yalnızca tetiği kimin çekeceği henüz belli değildi

Bazı sessizlikler vardır; insanın kulağını değil, doğrudan zihnini rahatsız eder.

O sabah karargâhın koridorlarında yürürken hissettiğim şey tam olarak buydu. Herkes kendi işiyle meşguldü. Bir odadan telsiz sesleri geliyor, diğerinde dosyalar açılıp kapanıyor, uzaktan birkaç askerin konuşmaları duyuluyordu. Her şey normal görünüyordu.

Ama ben normal görünen şeylere güvenmeyi çoktan bırakmıştım.

Özellikle de Fekeli'nin adının geçtiği günlerde.

Gece boyunca doğru düzgün uyuyamamıştım. Kıraç Soyer'den elde edilen bilgiler, eski kayıtlar ve birbirini tamamlamayan ifadeler kafamın içinde dönüp duruyordu. Bir şey vardı. Bütün parçaların arasında, gözümüzün önünde durmasına rağmen göremediğimiz bir bağlantı.

Ve ben o bağlantıyı bulmadan rahat edemeyeceğimi biliyordum.

Elimdeki dosyayı göğsüme bastırıp toplantı odasının kapısını açtım.

İlk gördüğüm kişi Demiralp oldu.

Masanın başında ayakta duruyordu. Önündeki haritaya eğilmiş, bir elini masaya dayamıştı. Siyah tişörtünün üzerine geçirdiği üniformasının kolları bileklerine kadar uzanıyordu. Başını kaldırdığında gözleri doğrudan benimkileri buldu.

Bir saniye.

Belki daha az.

Sonra bakışlarını dosyama indirdi.

"Geç kaldınız, Üsteğmen."

Saatime baktım.

"Toplantının başlamasına üç dakika var, Komutanım."

"Demek ki üç dakika erken gelmemi bekliyordunuz."

Kaşlarımı hafifçe kaldırdım.

"Beklentilerinizi karşılayamadığım için üzgünüm."

Masanın diğer ucundan Nihat'ın boğazını temizlediğini duydum. Ardından yüzüne yerleştirdiği o sırıtış geldi.

"Sabah sabah başladık yine."

Kürşat dirseğiyle onu dürttü.

"Kes sesini."

"Ne yaptım? Ben yalnızca çalışma ortamının huzurunu korumaya çalışıyorum."

"Senin koruduğun tek şey kendi başına bela açma hakkın," dedi Asım, önündeki belgelere bakmayı sürdürerek.

İstemeden gülümsedim. Küçük bir gülümsemeydi ama odadaki gerginliği bir anlığına dağıtmaya yetti.

Demiralp ise gülümsemedi.

"Yerlerinize geçin. Başlıyoruz."

İşte buydu. Bir insanın tek cümleyle odadaki bütün havayı değiştirebilmesi mümkünmüş. Demiralp Karan bunun canlı kanıtıydı.

Dosyamı masaya bıraktım ve boş sandalyeye geçtim. Karşıma oturduğunda bakışlarımız yeniden kesişti. Bu kez ilk gözlerini kaçıran ben olmadım.

Neden kaçıracaktım ki?

Kendime bunu sorarken onun bakışlarını dosyaya indirdiğini gördüm.

Güzel.

En azından bu konuda yalnız değildim.

---

Toplantı başladığında Mehmet, Kıraç Soyer'den elde ettiğimiz bilgileri ekrana yansıttı. Birkaç fotoğraf, bazı isimler ve yıllar önce kapatılmış bir tesise ait eski kayıtlar…

"Bu kayıtların tamamı değil," dedi Mehmet. "Bazı sayfalar eksik. Bazılarıysa sonradan değiştirilmiş gibi görünüyor."

"Kim değiştirmiş?" diye sordu Orhan.

"Şimdilik bilmiyoruz."

"Bilmediğimiz şeyler listesine bir yenisini daha ekledik," dedi Nihat. "Listeyi ayrı bir dosyada mı tutuyoruz, yoksa artık duvara mı asalım?"

Bu kez Adnan bile başını kaldırıp ona baktı.

"Nihat."

"Tamam, sustum."

Gerçekten sustu. Yaklaşık dört saniyeliğine.

Mehmet ekrandaki bir görüntüyü büyüttü. Eski bir yapının girişiydi. Beton duvarlar, dar bir geçit ve yarısı karanlıkta kalmış bir kapı.

"Burası yıllar önce kapatılan bir tesis. Resmî kayıtlarda depo olarak geçiyor. Fakat bazı sevkiyat kayıtları, binanın kullanım amacının bundan farklı olabileceğini gösteriyor."

Kürşat öne eğildi.

"Nasıl bir farklılık?"

"Buraya getirilen bazı malzemelerin depo olarak görünen bir yer için mantıklı bir açıklaması yok."

"Yani birileri binayı başka bir amaçla kullanmış," dedim.

Mehmet başını salladı.

"İhtimal bu."

Ekrana yeniden baktım. Binanın girişini, duvarların konumunu ve fotoğrafın kenarında görünen yolu inceledim.

Bir şey dikkatimi çekmişti.

"Bir dakika."

Herkes bana döndü.

Ekranı işaret ettim.

"Bu görüntüde girişin sağ tarafında görünen tabela var ya… Onu biraz daha büyütebilir miyiz?"

Mehmet görüntüyü yakınlaştırdı. Yazı bulanıktı ama tabelanın altında kalan işaret seçilebiliyordu.

Bir kumarhaneye ait eski bir amblem.

"Bu tesisin kendisi değil," dedim yavaşça. "Burası başka bir yapının altında olabilir."

Demiralp'in bakışları ekrandan bana döndü.

"Neye dayanarak söylüyorsunuz?"

Soruyu bekliyordum. Yine de sesindeki o ölçülü şüphe, içimdeki inatçı tarafı harekete geçirdi.

"Tabelanın yerleşimine. Giriş doğrudan caddeye açılmıyor. Ayrıca sevkiyat kayıtlarında aynı adrese ait iki farklı giriş numarası var. Biri ana bina, diğeri bodrum katına inen servis girişi olabilir."

Asım dosyayı kendine çekti.

"Burada gerçekten ikinci bir giriş numarası var."

"Üstelik," diye devam ettim, "bu kayıtların tarihleri, kumarhanenin faaliyete geçtiği dönemle örtüşüyor."

Odadaki sessizlik değişti.

Bu kez rahatsız edici değildi.

Düşünüyorduk.

Demiralp masanın kenarından doğruldu.

"İyi yakaladınız, Üsteğmen."

Cümle kısaydı. Sıradan bir değerlendirme gibi söylenmişti.

Yine de nedense beklediğimden daha fazla hoşuma gitti.

Bunu yüzüme yansıtmamak için dosyamı açtım.

"Teşekkür ederim, Komutanım."

Nihat başını yana eğdi.

"Ben de bir şey buldum."

Kürşat şüpheyle baktı.

"Ne buldun?"

"Mehmet'in masasında kahve var. Soğumuş. Bu kadar önemli bir toplantıda kahvenin bu hâle gelmesi kabul edilemez."

Asım gözlerini kapattı.

"Allah sabır versin."

Bu kez gülmemek için dudaklarımı birbirine bastırdım.

Demiralp masaya iki kez vurdu.

"Nihat, bir kelime daha edersen kahveyi sen içeceksin."

"Emredersiniz Komutanım."

Nihat sustu.

Bu kez yaklaşık on saniye.

---

Toplantının sonunda görev dağılımı yapıldı. Önceliğimiz eski kayıtların doğrulanması ve tesisle bağlantılı adreslerin incelenmesiydi. Elimizde henüz kesin bir operasyon planı oluşturacak kadar bilgi yoktu. Ama artık elimizde takip edebileceğimiz bir iz vardı.

Bazen ilerlemek, büyük bir kapıyı tekmeyle açmak değildi.

Bazen doğru kapının nerede olduğunu bulmaktı.

Dosyalarımı toplarken Demiralp yanıma geldi.

"Üsteğmen."

Başımı kaldırdım.

"Komutanım?"

"Biraz önceki tespitinizin doğrulanması gerekiyor. Bir ihtimali gerçekmiş gibi kabul etmeyeceğiz."

"Ben de öyle yapmadım zaten."

Kaşlarından biri hafifçe kalktı.

"Öyle mi?"

"Evet. Bir ihtimal sundum. Doğrulanırsa değerlendiririz, doğrulanmazsa başka bir yol buluruz."

Birkaç saniye yüzüme baktı.

"İnatçı olduğunuzun farkındasınız, değil mi?"

"Bu bir şikâyet mi, Komutanım?"

"Henüz karar vermedim."

"Karar verdiğinizde bildirirsiniz."

Yanından geçmek üzereydim ki sesi yeniden duyuldu.

"Almıla."

Olduğum yerde durdum.

Adımı kullanmıştı.

Görev sırasında çoğunlukla rütbemle hitap ederdi. Bazen de yalnızca kısa bir emir verirdi. Ama şimdi adımı söyleyişi, konuşmanın geri kalanından farklıydı.

Yavaşça döndüm.

"Evet?"

Bir an sustu. Sanki söyleyeceği şeyi zihninde yeniden tartıyordu.

"İyi çalıştınız."

Bu kez cevap vermem birkaç saniyemi aldı.

Çünkü bu sözleri beklemiyordum.

"Teşekkür ederim."

Bakışları yüzümde bir an daha kaldı.

"Yalnızca haklı çıktığınızda değil, yanıldığınızda da aynı kararlılıkla hareket etmenizi bekliyorum."

İşte Demiralp buydu. Bir an önce insanın içini ısıtan bir şey söyler, hemen ardından duvarlarını yeniden örerdi.

Ben de o duvarların önünde durup kapıyı çalmaya niyetli değildim.

"Merak etmeyin, Komutanım. Yanılırsam da kabul ederim."

"Öyleyse sorun yok."

Yanımdan geçip odadan çıktı.

Ben de birkaç saniye kapıya baktım.

Sonra kendi kendime kızdım.

Bir adamın iki cümlesini bu kadar düşünmek zorunda değildim. Üstelik o adam, birlikte çalıştığım komutandı. Aramızdaki ilişki görev ve güven üzerine kurulmalıydı. Başka bir şey düşünmek için ne zamanım vardı ne de niyetim.

Dosyalarımı kolumun altına sıkıştırdım.

Kendi kendime bir kez daha hatırlattım.

Buraya hislerimi anlamaya değil, Fekeli'yi bulmaya gelmiştim.

Ve Fekeli, bizim bilmediğimiz bir şey biliyordu.

Bundan emindim.

---

Öğleden sonra gelen yeni belge, bütün düşüncelerimi yeniden dosyalara çevirdi.

Kayıtlar arasında eski bir sevkiyat listesi bulunmuştu. Tarihlerden biri, tesisin resmî olarak kapatılmasından sonraki döneme aitti.

"Bu nasıl mümkün olabilir?" diye sordu Kürşat.

Mehmet kâğıdı masaya bıraktı.

"Ya kayıtlar yanlış ya da tesis kapatıldıktan sonra da kullanıldı."

"İkisi de kötü ihtimal," dedi Adnan.

"Bir üçüncüsü daha var," dedim.

Demiralp bana döndü.

"Nedir?"

"Belki de tesis hiç gerçekten kapatılmadı. Yalnızca kayıtlarda kapatılmış gibi gösterildi."

Asım başını kaldırdı.

"Bu durumda sevkiyatları başka bir adres üzerinden yürütmüş olabilirler."

"Ya da aynı yapının altındaki başka bir bölümü kullanmışlardır," diye ekledi Mehmet.

Demiralp elindeki belgeyi inceledi.

"Henüz hiçbirini kesinleştirmiyoruz. Önce adresleri ve kayıtların kaynağını doğrulayacağız. Sonra hareket edeceğiz."

Başımı salladım.

İçimde bir şey, bu işin sıradan bir kaçakçılık ağı olmadığını söylüyordu. Fekeli'nin yıllardır bulunamaması, arkasında yalnızca saklanmayı bilen birinin bulunmadığını düşündürüyordu.

Birileri onu koruyor olabilirdi.

Birileri onun için çalışıyor olabilirdi.

Ya da daha kötüsü…

Birileri, Fekeli'nin kim olduğunu bizden çok daha iyi biliyor olabilirdi.

Telefonum masanın üzerinde titredi. Ekrana göz attım. Bilinmeyen bir numaradan gelen mesaj değildi; yalnızca sıradan bir bildirimdi.

Yine de bir an için kalbimin hızlandığını fark ettim.

Böyle yaşamak insanı yoruyordu.

Her sesi tehdit, her ayrıntıyı işaret, her sessizliği bir şeylerin habercisi olarak görmek…

Ama bu işte dikkatsizliğin bedeli ağır olabilirdi.

Başımı kaldırdığımda Demiralp'in bana baktığını gördüm.

"Bir sorun mu var?"

"Hayır, Komutanım."

Bir an bekledi.

"Bir şeye ihtiyacınız olursa bildirin."

Sözleri görev gereği söylenmişti. Bunu biliyordum.

Yine de içimdeki bir ses, neden o an bu kadar dikkatli konuştuğunu merak etti.

"Elbette."

Bakışlarını benden çekti ve yeniden dosyasına döndü.

Ben de önüme baktım.

Bu kez kendime kızmadım.

Yalnızca üzerinde durmamaya karar verdim.

---

Akşam olduğunda karargâhın ışıkları birer birer azaldı. Gün boyunca topladığımız bilgiler henüz bir sonuca ulaşmamıştı ama artık elimizde eski tesisle bağlantılı bir adres, doğrulanması gereken sevkiyat kayıtları ve araştırılması gereken bir amblem vardı.

Bunlar Fekeli'yi bulmaya yetmezdi.

Ama doğru yolda olup olmadığımızı anlamak için yeterli olabilirdi.

Koridordan geçerken toplantı odasının kapısının aralık olduğunu fark ettim. İçeride Demiralp vardı. Masanın üzerinde belgeler duruyor, ekranın ışığı yüzüne vuruyordu.

Kapıyı tıklattım.

"Komutanım, hâlâ çalışıyor musunuz?"

Başını kaldırdı.

"Siz de öyle."

"Ben son kayıtları kontrol edecektim."

"Ben de."

İçeri girdim. Birkaç dakika boyunca konuşmadan çalıştık. Kâğıtların çevrilme sesi, klavyenin tuşları ve ara sıra dışarıdan gelen ayak sesleri dışında odada pek bir şey duyulmuyordu.

Garip bir şekilde bu sessizlik rahatsız edici değildi.

Demiralp'le aynı odada bulunmak her zaman gergin hissettirmiyordu. Bunu fark etmek bile istemiyordum ama gerçek buydu.

Bir süre sonra önüme koyduğum belgenin eksik olduğunu anladım.

"Şu sevkiyat listesinin devamı sizde mi?"

Demiralp masanın diğer tarafındaki dosyayı uzattı.

"Son sayfa."

Aynı anda uzandık. Parmaklarımız dosyanın kenarında kısacık bir an birbirine değdi.

İkimiz de durduk.

Sonra dosyayı aldım.

"Teşekkürler, Komutanım."

"Rica ederim."

Hepsi buydu.

Ne bir bakışma uzadı ne de bir şey söylendi.

Ama ben sayfayı incelerken az önceki küçücük anı neden hatırladığımı anlamadım.

Belki yorgundum.

Evet. Kesinlikle yorgundum.

Bundan daha mantıklı bir açıklama olamazdı.

Saat ilerlediğinde belgeleri kapattım ve ayağa kalktım.

"Ben çıkıyorum, Komutanım."

Demiralp başını salladı.

"Yarın devam ederiz, Almıla."

Kapıya yöneldim.

Tam çıkarken arkamdan seslendi.

"Dikkatli olun."

Döndüm.

"Her zaman, Komutanım."

Bu kez yüzünde çok belli belirsiz bir ifade belirdi. Gülümseme denemezdi. Belki yalnızca söylediklerime verdiği kısa bir tepkiydi.

"İyi geceler."

"İyi geceler."

Koridora çıktığımda derin bir nefes aldım.

Fekeli'nin peşindeydik. Geçmişin peşindeydik. Ve ne kadar ilerlersek ilerleyelim, birilerinin bizden önce aynı yollardan geçtiğini hissediyordum.

Henüz bilmiyordum.

Yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafın, bütün bu hikâyenin tam ortasında durduğunu bilmiyordum.

Bora'nın adının neden bazı kayıtlarda silindiğini bilmiyordum.

Ve en önemlisi…

Fekeli'nin bizim gelmemizi beklediğini bilmiyordum.

---

Aynı saatlerde, kimsenin bilmediği bir yerde…

Masadaki fotoğraf yeniden eline alındı.

Üç çocuk.

Üç ayrı hayat.

Yarım kalmış bir geçmiş.

Fotoğrafın arkasındaki yazı, yılların etkisiyle solmuştu. Ancak üç ismin yazılı olduğu bölüm hâlâ okunabiliyordu.

Bora.

Almıla.

Demir Alp.

Fekeli fotoğrafı masaya bıraktı. Telefonunu eline aldı ve daha önce gönderdiği mesajı açtı.

Bırakın gelsin.

Karşı taraftan yeni bir bildirim geldi.

"Ya gerçeği öğrenirse?"

Fekeli'nin yüzündeki ifade değişmedi.

Cevabını yazdı.

"Öğrenmesi için henüz erken."

Telefonu kapattı.

Çünkü bazı gerçekler saklandıkları için değil, ortaya çıktıklarında kimin hayatını değiştirecekleri bilindiği için tehlikeliydi.

Ve Almıla Korkut, henüz kendi geçmişinin kapısını açmamıştı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 136

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan AşkaaskerAskeriaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurgublBüyücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurgugenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgücHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİş Yeri AşkıkaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililiksavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıTeodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18