20. bölüm / 27
KARA DOSYA:F-17(20)F-17
Bölümler 27Şu an: (20)F-17
- 1 (1)3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 (2)İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 (3)YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 (4)İLK SABAH519 kelime
- 5 (5)İLK İZLER1.038 kelime
- 6 (6)FEKELİ861 kelime
- 7 (7)AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 (8)İLK HABER1.226 kelime
- 9 (9)KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 (10)KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 (11)KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 (12)3 GÜN525 kelime
- 13 (13)3 SAAT437 kelime
- 14 (14)ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 (15)YARIM KALAN519 kelime
- 16 (16)İZ1.274 kelime
- 17 (17)DOSYANIN İÇİNDEKİ SIR794 kelime
- 18 (18)BORA TEK DEĞİLDİ965 kelime
- 19 (19)GEÇ KALDIN1.077 kelime
- 20 (20)F-171.206 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 (21)KORKUT DOSYASI1.563 kelime
- 22 (22)03.171.285 kelime
- 23 (23)GÖRÜNMEYEN İZ1.793 kelime
- 24 BAZEN SESSİZLİK GEREKİR1.250 kelime
- 25 ALIŞILMIŞIN DIŞINDA833 kelime
- 26 KIRIK HATIRALAR2.575 kelime
- 27 1K ÖZEL1.494 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Anahtar avucumun içinde soğuktu.
Parmaklarımı etrafında sıktıkça metalin keskin kenarları tenime batıyordu. Acısını hissetmem gerekiyordu belki. Gerçekten burada olduğumu, bütün bunların bir kâbus olmadığını anlamam için küçük bir acı yeterli olabilirdi.
Ama hiçbir şey hissetmiyordum.
Gözlerim yalnızca karanlığın içindeydi.
Arabanın dışında kimse görünmüyordu. Birkaç saniye önce camın önünde duran gölge yok olmuştu. Sanki hiç gelmemiş, hiç konuşmamış, hiç o saati göstermemişti.
Ama anahtar buradaydı.
Ve üzerindeki işaret de.
F17.
Demir Alp anahtarı elimden aldı.
Yüzüne baktığımda ilk kez onun da ne yapacağını bilmediğini düşündüm. Normalde her hareketi ölçülüydü. Ne zaman konuşacağını, ne zaman susacağını bilirdi. Yanında insan ister istemez kendini güvende hissederdi.
Şimdi ise gözlerinde başka bir şey vardı.
Korku değildi.
Daha kötüsüydü.
Tanıma.
Sanki yıllardır unutmaya çalıştığı bir şey, karşısına yeniden çıkmıştı.
“Bu anahtarı daha önce gördün.”
Sesim neredeyse fısıltı hâlindeydi.
Demir Alp cevap vermedi.
Başını önüne eğdi.
O sessizlik, içimdeki bütün şüpheleri büyüttü.
Bir insan bir şeyi bilmediğinde susmazdı.
Hatırlamak istemediğinde susardı.
Ve ben artık onun bir şey hatırladığını biliyordum.
Aklıma yıllardır cevabını bulamadığım sorular üşüştü.
Fekeli.
Ailem.
Bora.
On yedi yıl.
F17.
Hepsi birbirinden kopuk parçalar gibiydi.
Ama ilk kez, o parçaların aynı yere ait olabileceğini hissediyordum.
Başımı koltuğa yasladım ve gözlerimi kapattım.
Çocukluğumdan kalan bazı görüntüler zihnimin içinde birbirine karıştı.
Karanlık bir oda.
Kapının arkasından gelen ayak sesleri.
Bora'nın sesi.
Sonra…
Hiçbir şey.
Kaşlarımı çattım.
Bir görüntü daha geldi.
Bir adamın eli.
Bileğinde siyah bir saat.
Gözlerimi aniden açtım.
Nefesim kesilmişti.
“Demir Alp…”
Bu kez sesimdeki titremeyi saklayamadım.
Bana döndü.
“Ne oldu?”
Cevap vermeden önce birkaç saniye bekledim.
Çünkü söyleyeceğim şeyin doğru olduğundan bile emin değildim.
“Ben… o saati daha önce gördüm.”
Demir Alp'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Ne zaman?”
Gözlerimi tekrar kapattım.
Hatırlamaya çalıştıkça başımın içinde ağır bir uğultu oluşuyordu.
“Bilmiyorum.”
Sonra bir görüntü daha belirdi.
Bu kez daha netti.
Bir kapı.
Üzerinde aynı işaret.
F17.
Ve kapının önünde duran küçük bir çocuk.
Ben.
Gözlerimi açtığımda Demir Alp hâlâ bana bakıyordu.
Ama artık yüzündeki şaşkınlığı gizlemiyordu.
“Almıla…”
Sesi çok alçaktı.
“Sen oraya daha önce gitmişsin.”
Kalbim göğsümün içinde sertçe çarptı.
“Ne?”
Demir Alp anahtarı avucunda sıktı.
“F17'ye.”
Dışarıdaki karanlığa baktı.
Sonra yeniden bana döndü.
“Ve sanırım…”
Bir an durdu.
“…Bora da seninle birlikteymiş.”
Arabanın içinde uzun bir sessizlik oluştu.
Demir Alp'in söylediği son cümle hâlâ kulaklarımdaydı.
“Bizi oraya çağırıyorlar.”
F17.
Bu iki karakter artık yalnızca bir dosya numarası değildi. Çocukluğumdan kopup gelen, yıllardır hatırlayamadığım bir gecenin kapısına dönüşmüştü.
Ve ben o kapının ardında ne olduğunu bilmiyordum.
Belki de bilmek istemiyordum.
İnsan bazı anıları unutmazdı. Onları yalnızca zihninin ulaşamayacağı kadar uzağa saklardı. Benim de yaptığım buydu belki. Çocukluğumun bazı parçaları neden bulanıktı, neden bazı geceler uyandığımda nerede olduğumu anlamakta zorlanıyordum, bilmiyordum.
Ama artık bir şeyden emindim.
Unuttuğum şeyler tesadüf değildi.
Demir Alp anahtarı avucunda çevirirken dışarı baktı.
“Hazır mısın?”
Sorusuna hemen cevap veremedim.
Hazır değildim.
Bunu ikimiz de biliyorduk.
Ama başka bir seçeneğim de yoktu.
Bora'nın adını duyduğum anda içimde yıllardır susan o ses yeniden uyanmıştı. Kardeşimi bulmadan geri dönemezdim.
Başımı kaldırdım.
“Gidelim.”
Demir Alp motoru çalıştırdı.
Araba yeniden hareket ettiğinde dışarıdaki sokak lambaları camdan kayıp gidiyordu. Her ışık yüzüme birkaç saniyeliğine vuruyor, sonra karanlık yeniden her şeyi yutuyordu.
Bir süre sonra şehir geride kaldı.
Yollar daraldı.
Ağaçların arasından ilerlemeye başladık.
Demir Alp tek kelime etmiyordu.
Ben de konuşmadım.
Çünkü kafamın içinde aynı soru dönüp duruyordu.
Bora neden F17'deydi?
Sonra başka bir soru geldi.
Ben neden oradaydım?
Ve en kötüsü…
Demir Alp bütün bunları ne zamandır biliyordu?
Aradan yaklaşık yarım saat geçtiğinde araç yavaşladı.
Demir Alp farları kapattı.
“Buradan yürüyeceğiz.”
Camdan dışarı baktım.
Önümüzde eski, kullanılmayan bir yol uzanıyordu. Yolun sonunda ise karanlığın içinde belli belirsiz bir bina görünüyordu.
İçimde tuhaf bir his oluştu.
Sanki daha önce buraya gelmiştim.
Sanki bu yolu biliyordum.
Ama mümkün değildi.
Arabadan indiğimde soğuk hava yüzüme çarptı.
Demir Alp bagajdan küçük bir fener aldı.
“Yanımdan ayrılma.”
Başımı salladım.
Ormana doğru yürümeye başladık.
Her adımda kalbimin daha hızlı attığını hissediyordum.
Sonunda ağaçların arasından paslanmış demir bir kapı çıktı.
Kapının üzerinde silinmeye yüz tutmuş bir yazı vardı.
F-17
Olduğum yerde kaldım.
Gözlerim yazıya kilitlendi.
İçimde bir şey, burayı tanıyordu.
Bir görüntü zihnimde aniden parladı.
Küçük bir el.
Bora'nın eli.
Benim elim.
Koşuyorduk.
Arkamızdan biri bağırıyordu.
Görüntü kayboldu.
Nefesimi tuttum.
“Almıla?”
Demir Alp'in sesiyle kendime geldim.
“Burayı biliyorum.”
“Emin misin?”
Cevap vermek istedim.
Ama kapının diğer tarafında bir ses duyuldu.
Metal bir şey yere düştü.
İkimiz de sustuk.
Demir Alp hemen önüme geçti.
Bir süre hiçbir şey olmadı.
Sonra kapının arkasından çok hafif bir ses geldi.
Bir çocuk sesi.
Neredeyse fısıltı gibiydi.
“Almıla…”
Kanım dondu.
O sesi tanıyordum.
Yıllardır duymadığım hâlde tanıyordum.
Gözlerim doldu.
Dudaklarım titredi.
“Bora?”
Demir Alp bana döndü.
Ama ben artık onu dinlemiyordum.
Çünkü kapının ardından aynı ses bir kez daha geldi.
Bu kez daha netti.
“Almıla, sakın kapıyı açma.”
Elim kapının koluna uzanmıştı.
Donup kaldım.
Çünkü ses Bora'ya aitti.
Ama o ses…
çocukluğumdaki Bora'nın sesiydi.
“Almıla, sakın kapıyı açma.”
Ses kesildi.
Bir an boyunca hiçbir şey olmadı.
Ne içeriden bir hareket geldi ne de dışarıdan bir ses.
Sadece kalbimin sesi vardı.
Göğsümün içinde öyle sert çarpıyordu ki Demir Alp'in bile duyabileceğini düşündüm.
Elimi kapı kolundan yavaşça çektim.
Bora'nın sesiydi.
Bundan emindim.
Ama aklım bunu kabul etmek istemiyordu.
Çünkü o ses, yıllardır hatırladığım Bora'nın sesiydi. Çocukken bana seslenirken kullandığı o ton. Korktuğunda sesinin nasıl inceldiğini bile hatırlıyordum.
Fakat Bora artık çocuk değildi.
Ben de değildim.
Demir Alp yanıma geldi.
“Geri çekil.”
Bu kez itiraz etmedim.
Bir adım geriye çekildim.
Tam o sırada kapının arkasından hafif bir sürtünme sesi geldi.
Sanki biri içeride ağır bir şeyi yere çekiyordu.
Demir Alp elini beline götürdü.
Ben ise gözlerimi kapıdan ayıramıyordum.
Bir şey bana bunun yalnızca bir tuzak olmadığını söylüyordu.
Bizi buraya getiren kişi benim geçmişimi biliyordu.
Bora'nın adını biliyordu.
F17'yi biliyordu.
Ve en korkuncu, çocukluğumdaki bir sesi taklit edecek kadar çok şey biliyordu.
Aklımın içinde bir soru belirdi.
Beni ne kadar zamandır izliyordu?
Demir Alp kapıya yaklaştı.
Tam elini kapıya uzatacakken içeriden bir kâğıt kaydırıldı.
Kâğıt kapının altından dışarı çıktı ve ayaklarımın önünde durdu.
Demir Alp benden önce eğilip almak istedi.
Ama bu kez onu durdurdum.
“Ben okuyacağım.”
Kâğıdı yerden aldım.
Üzerinde yalnızca bir tarih vardı.
17 yıl önce.
Altında ise tek bir saat.
03.17
Tarihe baktığım anda başımın içinde keskin bir ağrı oluştu.
Bir görüntü.
Karanlık bir koridor.
Duvarın kenarında duran bir saat.
03.17.
Bora'nın elini tutuyordum.
Koşuyorduk.
Sonra bir kapı.
F17.
Ve kapının önünde duran biri.
Yüzünü göremiyordum.
Ama bileğindeki siyah saati görüyordum.
Nefesim kesildi.
Kâğıt elimden kaydı.
Demir Alp hemen bana döndü.
“Hatırladın mı?”
Başımı kaldırdım.
Gözlerim dolmuştu.
“Bir şey hatırladım.”
Demir Alp sustu.
“Bora benimleydi.”
Sözler ağzımdan çıkınca içimde garip bir boşluk oluştu.
“Ve biz bu kapının önündeydik.”
Demir Alp'in yüzündeki ifade değişti.
Ama daha soru soramadan içeriden bir ses geldi.
Bu kez çocuk sesi değildi.
Yetişkin bir erkek sesiydi.
Sakin.
Soğuk.
Ve fazlasıyla tanıdık.
“Geç kaldınız.”
Demir Alp'in bakışları kapıya kilitlendi.
Ben ise olduğum yerde donup kaldım.
Çünkü o sesi daha önce duymuştum.
Sadece nerede duyduğumu hatırlayamıyordum.
Sonra içeriden ikinci cümle geldi.
“Almıla, kardeşini arıyorsan…”
Kısa bir sessizlik oldu.
“Önce Demir Alp'e sorman gereken bir soru var.”
Demir Alp'in yüzüne baktım.
Bu kez gözlerini kaçırdı.
İçimdeki bütün şüpheler tek bir noktada birleşti.
Ve ilk kez ondan korktum.
“Sen o gece neredeydin?”
Demir Alp cevap vermedi.
Kapının arkasındaki adam ise güldü.
Çok hafif.
Ama o küçücük ses bile karanlığın içinde yankılandı.
Sonra kapının kilidi açıldı.
Bölüm etkileşimi
