16. bölüm / 27
KARA DOSYA:F-17(16)İZ
Bölümler 27Şu an: (16)İZ
- 1 (1)3 GÜN 3 SAAT665 kelime
- 2 (2)İLK KARŞILAŞMA783 kelime
- 3 (3)YILDIRIM TİMİ589 kelime
- 4 (4)İLK SABAH519 kelime
- 5 (5)İLK İZLER1.038 kelime
- 6 (6)FEKELİ861 kelime
- 7 (7)AYNİ TARAFTA834 kelime
- 8 (8)İLK HABER1.226 kelime
- 9 (9)KARANLIĞIN İÇİNDE792 kelime
- 10 (10)KAPININ ARDINDA477 kelime
- 11 (11)KAYIP İZ1.119 kelime
- 12 (12)3 GÜN525 kelime
- 13 (13)3 SAAT437 kelime
- 14 (14)ESKİ BİR FOTOĞRAF931 kelime
- 15 (15)YARIM KALAN519 kelime
- 16 (16)İZ1.274 kelime · Okuduğun bölüm
- 17 (17)DOSYANIN İÇİNDEKİ SIR794 kelime
- 18 (18)BORA TEK DEĞİLDİ965 kelime
- 19 (19)GEÇ KALDIN1.077 kelime
- 20 (20)F-171.206 kelime
- 21 (21)KORKUT DOSYASI1.563 kelime
- 22 (22)03.171.285 kelime
- 23 (23)GÖRÜNMEYEN İZ1.793 kelime
- 24 BAZEN SESSİZLİK GEREKİR1.250 kelime
- 25 ALIŞILMIŞIN DIŞINDA833 kelime
- 26 KIRIK HATIRALAR2.575 kelime
- 27 1K ÖZEL1.494 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Fotoğrafı avucumun içinde sıktım.
Bora.
Yıllardır adını düşündüğümde içimde aynı boşluk oluşuyordu. Sanki bir insanın adı değil de yarım bırakılmış bir cümleydi.
Başımı kaldırdığımda Demir Alp hâlâ karşımdaydı.
Bakışları fotoğraftan yüzüme kaydı.
“Bir şey buldun.”
Soru değildi.
“Evet, Komutanım.”
Fotoğrafı ona uzattım.
Demir Alp aldı. Önce ön yüzüne, sonra arkasına baktı.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
“Bora,” dedi sonunda.
Sesindeki değişikliği fark ettim.
“Tanıyor musunuz?”
Gözlerini fotoğraftan ayırmadı.
“Hayır.”
Kaşlarımı çattım.
“Yalan söylüyorsunuz, Komutanım.”
Başını kaldırıp bana baktı.
O bakış...
Normalde geri adım attırırdı.
Bu kez attırmadı.
“Bana bunu söyleyecek kadar ne buldun?”
“Fotoğrafın arkasında ağabeyimin adı var. Fotoğraf 2006'ya ait. Ve siz bunu görünce yüzünüz değişti.”
Sessizlik.
Demir Alp fotoğrafı tekrar çevirdi.
“Almıla.”
“Efendim, Komutanım?”
“Bazı şeyleri öğrenmenin zamanı vardır.”
İçimden bir şey koptu.
“Ben sekiz yaşındayken ailem kayboldu, Komutanım. O zamandan beri herkes bana zamanını beklememi söyledi.”
Bir adım yaklaştım.
“Ben artık beklemek istemiyorum.”
Demir Alp'in yüzündeki sertlik bir anlığına kayboldu.
Sonra yeniden yerine oturdu.
“Bora'nın peşine düşersen, sadece geçmişi bulacağını sanıyorsun.”
“Ya geçmiş beni bulduysa?”
Bu kez cevap vermedi.
Elindeki fotoğrafa baktı.
Sonra fotoğrafı bana geri uzattı.
“Bu gece odandan çıkma.”
Şaşırdım.
“Emir mi bu, Komutanım?”
“Evet.”
“Sebebi?”
Demir Alp kapıya doğru ilerledi.
Tam çıkacakken durdu.
Başını hafifçe çevirip bana baktı.
“Çünkü bu fotoğrafın çekildiği yeri bulduk.”
Kalbim duracak gibi oldu.
“Bora da orada mıydı?”
Demir Alp birkaç saniye sustu.
Sonra yalnızca şunu söyledi:
“Bilmiyoruz.”
Kapı kapandı.
Ben ise elimdeki fotoğrafa bakakaldım.
Bilmiyoruz.
Demir Alp'in söylediği o iki kelime, odanın içinde hâlâ yankılanıyordu.
Fotoğrafı masanın üzerine bıraktım.
Bora'nın yüzüne baktım.
Gülümsüyordu.
Ne garipti...
İnsan bazen eski bir fotoğrafa bakarken, içindeki insanın gerçekten orada olduğuna inanıyordu. Sanki biraz daha uzun bakarsam başını kaldırıp bana bakacak, sonra da her zamanki gibi hiçbir şey olmamış gibi gülümseyecekti.
Ama Bora sadece bir fotoğraftaydı.
Ve ben yıllardır onun nerede olduğunu bilmiyordum.
Telefonumu elime aldım.
Demir Alp'in söyledikleri aklımdan çıkmıyordu.
Bu fotoğrafın çekildiği yeri bulduk.
Peki neden bana söylememişti?
Telefonu masaya bıraktım.
Tam o sırada kapı çaldı.
Bir an irkildim.
“Kim?”
“Üsteğmenim?”
Ses genç bir askere aitti.
Kapıya yaklaşıp açtım.
Karşımda nöbetçi askerlerden biri duruyordu.
Elinde küçük, kahverengi bir zarf vardı.
“Komutanım, bu size bırakılmış.”
Kaşlarımı çattım.
“Kim bıraktı?”
“Bilmiyorum, Komutanım. Nöbetçi kulübesinden teslim edildi. Üzerinde adınız olduğu için size getirmemi söylediler.”
Zarfı aldım.
Üzerinde yalnızca adım yazıyordu.
ALMILA AYZIT KORKUT
İçimde açıklayamadığım bir huzursuzluk oluştu.
“Kim teslim etmiş?”
Asker kısa bir tereddütten sonra cevap verdi.
“Teslim eden kişinin kaydı var, Komutanım. Ama zarfı kimin adına bıraktığını bilmiyorum.”
Başımı salladım.
“Tamam. Teşekkür ederim.”
Asker uzaklaşırken kapıyı kapattım.
Zarfı birkaç saniye elimde tuttum.
Sonra açtım.
İçinden tek bir fotoğraf çıktı.
Fotoğrafı gördüğüm anda nefesim kesildi.
Bu kez Bora yoktu.
Ben vardım.
Çocuktum.
Belki sekiz yaşındaydım.
Arkamda çocukluğumun geçtiği ev vardı.
Fotoğrafın köşesinde ise yüzü seçilmeyen bir adam duruyordu.
Fotoğrafı çevirdim.
Arkasında bir tarih vardı.
2006.
Altında ise üç kelime:
O geceyi hatırla.
Parmaklarım uyuştu.
Fotoğrafı tekrar çevirdim.
Ben...
Bu fotoğrafı hiç hatırlamıyordum.
Ama fotoğrafın çekildiği yeri tanıyordum.
Evimizin önündeydi.
O gece.
Ailemizin kaybolduğu gece.
Kapıya doğru baktım.
Bir süre olduğum yerde kaldım.
Sonra hemen telefonumu çıkardım.
Demir Alp'i aradım.
Telefon birkaç saniye sonra açıldı.
“Ne oldu?”
“Komutanım, odama gelmeniz gerekiyor.”
“Bir şey mi oldu?”
“Evet.”
Sesim istemeden titredi.
“Bana bir zarf bırakılmış.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Kim bıraktı?”
“Nöbetçi kulübesinden teslim edilmiş. Ama kimin bıraktığı belli değil.”
“Fotoğraf var mı?”
“Var, Komutanım.”
“Kimseye gösterme. Geliyorum.”
Telefon kapandı.
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Sonunda kapı tekrar çaldı.
Demir Alp içeri girdi.
Bakışları doğrudan bana çevrildi.
“Elindeki ne?”
Zarfı ona uzattım.
“Bana bırakılmış.”
Zarfı aldı.
Önce üzerindeki ismimi inceledi.
Sonra fotoğrafı çıkardı.
Fotoğrafı gördüğü anda yüzündeki ifade değişti.
“Bunu nereden buldun?”
“Ben bulmadım, Komutanım. Nöbetçi kulübesinden bana teslim edildi.”
“Kim teslim etmiş?”
“Bilmiyorlar.”
Demir Alp fotoğrafın arkasını çevirdi.
Yazıyı gördü.
O geceyi hatırla.
Bir süre hiçbir şey söylemedi.
“Komutanım?”
Başını kaldırdı.
“Bu fotoğrafı daha önce gördün mü?”
“Hayır.”
“Emin misin?”
“Evet.”
Demir Alp fotoğrafı tekrar inceledi.
“Güvenlik kayıtlarını kontrol ettireceğim.”
“Kim gönderdiyse?”
“Önce kimin teslim ettiğini bulacağız.”
Bir adım yaklaştım.
“Ya gönderen kişi içerideyse?”
Demir Alp'in bakışları sertleşti.
“İşte onu öğrenmeye çalışıyorum.”
O an içimde başka bir soru belirdi.
“Komutanım…”
“Efendim?”
“Bu fotoğrafı gönderen kişi benim geçmişimi biliyor.”
Demir Alp cevap vermedi.
“Bora'yı da biliyor olabilir.”
Bu kez gözlerini doğrudan gözlerime dikti.
“Bora'nın adını nereden biliyor, onu da öğreneceğiz.”
Bir süre sessizlik oldu.
Sonra fotoğrafa baktım.
Küçük halime.
Evimize.
Ve köşede duran o belirsiz adama.
“Komutanım…”
“Ne?”
“Ben o geceyi hatırlamıyorum.”
Demir Alp'in yüzündeki ifade değişmedi.
“Hatırlamak zorunda değilsin.”
“Hayır.”
Başımı salladım.
“Bir şey hatırlıyorum.”
Demir Alp sustu.
Gözlerimi kapattım.
Zihnimde yıllardır kapalı duran bir görüntü belirdi.
Bora'nın eli.
Benim elim.
Koridordaki karanlık.
Ve kapının önünde duran gölge.
“Bora bana bir şey söylemişti.”
Demir Alp hemen sordu.
“Ne söylemişti?”
Bir süre cevap veremedim.
Sonra çok uzaktan gelen bir ses gibi, çocukluğumdaki o cümleyi hatırladım.
“Ne olursa olsun, Almıla... sakın kapıyı açma.”
Demir Alp'in yüzündeki ifade bir anda değişti.
“Emin misin?”
“Hayır, Komutanım.”
Fotoğrafı elimden aldım.
“Hatırladığım tek şey bu.”
Demir Alp kapıya yöneldi.
“Ben güvenlik kayıtlarını kontrol ettireceğim.”
“Peki ya fotoğraf?”
Durdu.
“Fotoğraf bende kalacak.”
“Niye?”
Bana döndü.
“Çünkü artık bunun sadece senin geçmişin olmadığını biliyoruz.”
Kapıyı açtı.
Tam çıkacakken tekrar durdu.
“Almıla.”
“Efendim, Komutanım?”
“Bu gece yalnız kalma.”
Kapı kapandı.
Ben odanın ortasında kaldım.
Elimde artık fotoğraf yoktu.
Ama ilk kez...
Geçmişimin bana ait olmadığını hissediyordum.
Biri yıllardır kapalı duran bir dosyayı açmıştı.
Ve o dosyanın ilk sayfasında...
Bora'nın adı vardı.
----------------------------------------------------------------
Gece, karargâhın üzerine ağır ağır çökmüştü.
Koridorlar gündüz olduğundan daha sessizdi.
Nöbet değişimi yapılmış, odaların çoğunda ışıklar kapanmıştı.
Ama güvenlik merkezinde hâlâ birkaç ekran açıktı.
Kürşat Karaaslan, sandalyeye yaslanmış, önündeki ekranlara bakıyordu.
Elindeki kahveyi masaya bıraktı.
“Bir daha söyle.”
Karşısındaki görevli dosyaya baktı.
“Zarf, saat 21.43'te nöbetçi kulübesine bırakılmış.”
“Kimin tarafından?”
“Bilmiyoruz.”
Kürşat kaşlarını çattı.
“Bilmiyoruz diye bir şey yok.”
Görevli bilgisayardaki kaydı açtı.
“Görüntüde bir kişi var.”
Ekranda karanlık bir görüntü belirdi.
Bir adam.
Üzerinde koyu renk bir mont vardı.
Yüzü kameraya dönük değildi.
Kürşat ekrana yaklaştı.
“Yaklaştır.”
Görüntü büyütüldü.
Adam zarfı nöbetçiye uzatıyordu.
Nöbetçi zarfı aldı.
Adam arkasını dönüp yürümeye başladı.
Kürşat'ın gözleri adamın üzerinde kaldı.
“Dur.”
Görüntü durduruldu.
“Şuraya bak.”
Görevli ekrana baktı.
“Ne var?”
Kürşat adamın kolundaki küçük işareti gösterdi.
“Bu ne?”
“Seçemiyorum.”
“Ben de.”
Bir süre sessiz kaldılar.
Sonra Kürşat ayağa kalktı.
“Bu görüntüyü Demir Alp'e gönder.”
“Şimdi mi?”
Kürşat ona baktı.
“Şimdi.”
----------------------------------------------------------------
Aynı dakikalarda Demir Alp, odasında tek başına oturuyordu.
Masasının üzerinde Almıla'nın fotoğrafı vardı.
Fotoğrafın arkasındaki tarih...
2006.
Demir Alp parmaklarını fotoğrafın üzerinde gezdirdi.
Bir şeyler biliyordu.
Ama bilmek...
Her şeyi söylemek anlamına gelmiyordu.
Telefonu çaldı.
Ekranda Kürşat'ın adı vardı.
Açtı.
“Konuş.”
“Komutanım, güvenlik kaydını bulduk.”
Demir Alp'in bakışları sertleşti.
“Kim?”
“Henüz kimliğini belirleyemedik.”
“Görüntüyü gönder.”
“Gönderdim, Komutanım.”
Demir Alp telefonu kapattı.
Birkaç saniye sonra bilgisayarına görüntü geldi.
Videoyu açtı.
Adam ekrana geldi.
Demir Alp görüntüyü birkaç kez izledi.
Sonra adamın kolundaki işareti fark etti.
Kaşları çatıldı.
O işareti tanıyordu.
Yıllar önce gördüğü bir işaretti.
Ve onu son gördüğünde...
Fekeli'nin adı dosyalara yeni girmişti.
Demir Alp sandalyesinden kalktı.
Telefonunu eline aldı.
Almıla'yı aramak için numarasını açtı.
Parmağı arama tuşunun üzerinde durdu.
Sonra vazgeçti.
Çünkü Almıla'ya bunu şimdi söylerse...
Geçmişin peşinden gitmeye başlayacağını biliyordu.
Ve Demir Alp'in en son istediği şey buydu.
----------------------------------------------------------------
Almıla ise odasında uyumaya çalışıyordu.
Ama gözlerini her kapattığında aynı görüntüyü görüyordu.
Bora.
Sekiz yaşındaki hali.
Elimi tutuyordu.
Sonra kapıya bakıyordu.
Ve bana dönüp aynı şeyi söylüyordu.
“Sakın kapıyı açma.”
Gözlerimi açtım.
Nefesim hızlanmıştı.
Odanın sessizliğinde telefonuma baktım.
Saat 02.17'ydi.
Yatağımdan kalktım.
Pencerenin önüne geçtim.
Karargâhın ışıkları uzaktan belli belirsiz görünüyordu.
Tam perdeyi kapatacaktım ki aşağıda bir hareket gördüm.
Bir adam.
Karanlıkta yürüyordu.
Durdu.
Başını kaldırdı.
Ve bulunduğum kata baktı.
Geri çekildim.
Perdeyi kapattım.
Kalbim hızla çarpıyordu.
Birkaç saniye sonra telefonum titredi.
Ekrana baktım.
Bilinmeyen numara.
Mesaj yalnızca tek cümleden oluşuyordu:
“Bu kez kapıyı açmak zorunda kalacaksın.”
Bölüm etkileşimi
