10. bölüm / 31
KAPAK KIZI ღBİTTİღ❀ KAPAK KIZI | 9
Bölümler 31Şu an: ❀ KAPAK KIZI | 9
- 1 ❀ KAPAK KIZI | PROLOG659 kelime
- 2 ❀ KAPAK KIZI | 11.610 kelime
- 3 ❀ KAPAK KIZI | 22.380 kelime
- 4 ❀ KAPAK KIZI | 31.864 kelime
- 5 ❀ KAPAK KIZI | 41.729 kelime
- 6 ❀ KAPAK KIZI | 51.550 kelime
- 7 ❀ KAPAK KIZI | 61.290 kelime
- 8 ❀ KAPAK KIZI | 71.537 kelime
- 9 ❀ KAPAK KIZI | 82.414 kelime
- 10 ❀ KAPAK KIZI | 91.694 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 ❀ KAPAK KIZI | 101.332 kelime
- 12 ❀ KAPAK KIZI | 111.360 kelime
- 13 ❀ KAPAK KIZI | 121.670 kelime
- 14 ❀ KAPAK KIZI | 131.475 kelime
- 15 ❀ KAPAK KIZI | 142.405 kelime
- 16 ❀ KAPAK KIZI | 151.961 kelime
- 17 ❀ KAPAK KIZI | 161.882 kelime
- 18 ❀ KAPAK KIZI | 172.258 kelime
- 19 ❀ KAPAK KIZI | 181.546 kelime
- 20 ❀ KAPAK KIZI | 192.186 kelime
- 21 ❀ KAPAK KIZI | 201.758 kelime
- 22 ❀ KAPAK KIZI | 212.134 kelime
- 23 ❀ KAPAK KIZI | 221.927 kelime
- 24 ❀ KAPAK KIZI | 232.537 kelime
- 25 ❀ KAPAK KIZI | 242.601 kelime
- 26 ❀ KAPAK KIZI | 252.122 kelime
- 27 ❀ KAPAK KIZI | 261.541 kelime
- 28 ❀ KAPAK KIZI | 272.863 kelime
- 29 ❀ KAPAK KIZI | 283.322 kelime
- 30 ❀ KAPAK KIZI | 291.507 kelime
- 31 ❀ KAPAK KIZI | 30 | FİNAL2.121 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-9-
Odadaki sessizlik canımı sıkınca uyku tutmadı bir türlü. Yatakta uyuyan Mito'yu bırakıp sessizce odadan çıktım. Uyku tutmayan gecelerde çabuk uykum gelsin diye spor yapardım. Bu beni yorar ve uykumu getirirdi. Merdivenlerden aşağı inip spor odasına doğru yürürken de aklımda bu vardı.
İçeri girmeden önce aralık kapıdan onu gördüm. Ayaz. Oradaydı. Dudaklarını sertçe birbirine bastırmış, ağırlık kaldırıyordu. Ağırlıkları indirip kaldırdıkça şişen kasları devasa bir boyut kazanıyor, sonra normale dönüyordu. Çıplak gövdesinde yolunu bulmaya çalışan ter damlaları vücudunu parıltılı gösteriyordu.
Hiç yorulmadan ağırlıklarla yaptığı egzersizleri disiplinli bir tempoyla sürdürürken bakışlarımın onda kilitlendiğini görüp gözlerimi kapattım. Saçmalama. Saçmalamanın sırası değil. Burada olmamam gerektiğini düşündüm. Şu an onun burada spor yaparken ne kadar seksi olduğunu, sert görünümlü kaslarının üzerindeki ter damlalarının çekiciliğini düşünmenin ne kadar yanlış olduğunu düşündüm.
Bunun bir anlamı yoktu. Bu sadece hormonlarla ilgili bir şeydi, hepsi bu. Tam arkama dönüp gidecekken onunla göz göze geldik. "Lidya Hanım." Elindeki ağırlığı usulca yere bırakırken tamamıyla bana odaklanmış durumdaydı. "Bir arzunuz mu vardı?"
Yutkundum başımı iki yana sallarken. "Yo, hayır. Ben..." Duraksadım. Burada sapık gibi onu izliyor görünmektense asıl amacımı söylemenin daha mantıklı olduğunu düşündüm. "Uyku tutmadı, spor yapmaya gelmiştim."
Ağırbaşlı bir ifadeyle başını salladı. "Buyurmaz mısınız?" Hemen alelacele üstünü giyinmek üzere tişörtüne uzandı.
Rahatını bozduğum için küçük bir vicdan azabı yaşadım. "Lütfen, zahmet etme. Rahatına bak." Sözlerim üzerine tişörtünü geri bırakıp ağırlıklarına abanmaya devam etti.
Sessizce koşu bandına doğru yürüdüm. Onun "Siz de geceleri spor yapmaktan hoşlanıyorsunuz anladığım kadarıyla." sorusu üzerine nefes alıp gülümsedim. Sanırım bu daha karmaşık bir durumdu. Spor sadece uykumu getiren değil beni düşüncelerimden sıyıran da bir şeydi aynı zamanda.
"Evet." dedim kısa kesmek adına. "Uykum kaçtığında iyi geliyor. İyice yoruyor ve güzel bir uyku çekmemi sağlıyor."
Bana doğru dönerek çalıştığında düz bakışlarında garip bir ifade vardı. "Metin Bey..."
"O uyudu." Boş vermiş bir edayla gözlerini devirdi. "Gecelere akmadığı zamanlar tavuk gibi erkenden yatağa yatar." Alaycı bir biçimde ekledim. "Sanırım sonraki geceye iyice güç toplamak için."
Dudakları düzleşen adam, nezaketen de olsa tatsız bir gülüş sergiledi. Mito ve Ayaz'ın daha ilk anda birbirilerinden hoşlanmadığını anlamıştım. Nedendir bilmem, yıldızları barışmamıştı. Mito'nun normal şartlarda herkesi büyüleyen bir şeytan tüyü vardır. Annemin gözüne de o flörtöz ve ağzı iyi laf yapan eğlenceli hâliyle girmişti ya zaten.
Çocukluktan beri arkadaş sayılırdık Mito'yla. Bir süre yollarımız ayrıldı. O yabancı bir takıma transfer olmuştu sakatlanmadan çok önce. Sonra buralara döndüğünde yolumuz yeniden kesişti. Sürekli benim olduğum mekânlara geliyor, bunun tesadüf olduğuna inandırıyordu ama işin aslı öyle değildi, ben biliyordum. İlişkimiz başladığında karşılaşmalarımızın tesadüf olmadığını itiraf ettiğindeyse bunu bildiğimden habersizdi. Benden kaçmazdı böyle şeyler. Birinin bana ilgisi varsa anlardım.
Yeniden sohbet edip arkadaşlığımızı ilerlettiğimizde her şey çok güzeldi. Flörte başladığımız sıra annemle yeniden karşılaştıklarında annemin buralardan giden ve gençliğe yeni yeni adım atan küçük Mito olduğuna inanamamıştı. Onun hoş sohbetiyle, tatlı dili ve iltifatlarıyla mest olmuştu. Bu çocuğu kaçırma demişti annem. Mito'nun önü parlak.
Şimdi parlak olan son şeyimiz geleceğimizdi bana soracak olurlarsa. İşin kötüsü, nasıl bu noktaya geldiğimizi de bilmiyordum. Her şey o kadar güzel başlarken nasıl böylesine kötü olabilirdi? Nasıl böyle dönüşebilirdi? Nefesim daralıyordu düşündükçe.
Bu çalkantılı düşünceler kafamı öyle karıştırmış olacak ki neredeyse koşu bandından düşecektim. Havalandığım an sert kolların arasında buldum kendimi. Atik bir hamleyle beni kollarının arasına alıp düşmemi engelleyen adamla bu kadar yakın olmayı beklemiyordum. Onun da beklemediği açıktı. İlk defa sert kaslarının çıplak varlığıyla böyle yakından tanışıyordum. Beni sarıp sarmalarken sıcak sertliklerinin içinde pamuk gibi hissetmiştim.
Öyle beklenmedik bir anda öylesine yakındım ki erkeksi kokusunun burnuma dolmasına hiç hazır değildim. Kontrolüm dışında bir iç geçirmeyle kendime geldim. Kollarından yavaşça sıyrılırken nezaketen gülümsedim. "A, şey... Teşekkür ederim."
"İyi misiniz?"
Çoktan üstünden kurtulduğum bandı tek düğmeyle durdurdum adama dönerken. "Kafam biraz dalgın. Sanırım ondan... Konsantrasyonumu toplayamıyorum."
"Fark ettim." dedi onaylayarak. "Bugün çekimlerde de bir hayli aklınız karışık görünüyordu. Dört tekrar aldınız."
Başımla onaylar onaylamaz kaşlarımı çattım. "Benim hakkımda bu kadar şeye nasıl dikkat edebiliyorsun? Ben çekimdeyken yemeğe çıkmamış mıydın sen?"
"Yemek saatler sürmüyor, alıp hemen yanınıza döndüm. Sizi uzun uzadıya yalnız bırakmam hiçbir zaman."
Bu güven duygusu, garip hissettirmişti. Karşımdaki bu adama Mito'dan daha fazla güvenmek vicdanımı sızlatmış, suçlu hissettirmişti. Neden suçlu hissettiğimi de bilmiyordum. Ne yani, derdimi bile dinlemekten aciz, umursamaz adama değil de Ayaz'a güvendiğim için kendimi suçlu mu hissetmeliydim? Kendime kızdım.
Mantıklı yanım hemen savunmaya geçti. Ama o seni korumak için para alıyor. Evet, doğru, alıyor olabilirdi. Ama yine de birini sevdiği kişilerden daha fazla düşünemezdi kimse. Ben Ayaz'ın bu işten para aldığını bilsem de beni koruma görevine kendini adadığını görebiliyordum.
Kafam dalgın olduğu için fazladan dört tekrar yaptığımızı bilmesi görev tanımında yoktu mesela. Ya da kahvatılarımla, detoks sularımla ilgilenmek Pırpır'ın göreviydi, Ayaz'ın değil. Prova yaparken bana yardım etmek zorunda da değildi. Ama o bu işi gönülden yapıyordu. Her şeyi gözden geçiriyor, fazla fazla ilgileniyordu.
Ben onu yakın korumam olarak değil, dostum olarak görüyordum. Onunla daha rahat konuşabiliyordum. Mito'dan ve etrafımdakilerden farklı olarak beni anladığını hissediyordum. Bana ve sorunlarıma hassasiyet gösterdiğini.
Uzun sessizliğimizin ardından yine beni şaşırtmadı ve "Lidya Hanım, iyi misiniz?" diye sordu samimiyetle. "Bakın bir sorun varsa benimle paylaşabilirsiniz." Durup düşündü etrafı düz bakışlarla seyrederken. "Eğer Buğra denen o herif canınızı sıktıysa-"
"Hayır, önemli değil." diyerek kısa kestim. "Halledemeyeceğim bir şey değil." Aslında gerçekten canımı sıktığı doğruydu. Beni çok rahatsız etmişti gereksiz laubali tavrı. Mito'ya da anlattığımda ne demek rahatsız ediyor, öyle şey olmaz, ben halledeceğim gibi bir destek beklemiştim. Sorunlarını kendi halledemeyen aciz bir kadın değildim, pekâlâ halledebilirdim ama insan yanındaki kişinin desteğini bekliyordu. Değer verdiği kişiden değer görmek istiyordu. Hayatındaki kişinin seni düşündüğünü, önemsediğini hissetmek istiyordun bazen. Biraz daha özen ve hassasiyet. Daha fazlası değil.
Eğer her sorunu tek başımıza göğüsleyeceksek, kimseyle derdimizi paylaşamayacaksak hayatımıza neden birilerini alıyorduk ki? En azından akşam yalnız yemek yememek için, günümüzü paylaşıp güzel şeyleri de olumsuz şeyleri de konuşup çözmek için, birlikte mutlu olup yine birlikte üzülmek için. Mito bunu yapmıyordu. Kendi sorunları olduğunda da içine kapanıyordu, benim sorunlarımı da sahiplenmiyordu. O her şeyini Alman usulü yapmıştı, herkesin derdi kendineydi ona göre. O zaman birlikte olmamızın ne anlamı vardı ki?
İçim çok dolmuştu. Omuz silktim itiraf edercesine. "Sadece Mito'nun derdimi biraz daha sahiplenmesini beklemiştim. Sonuçta..."
"Değer verdiğimiz insanlardan değer görmeyeceksek neden hayatımızdalar değil mi?"
Tam olarak aklımdan geçenleri söylediği için parlayan bakışlarımı ona diktim. Nasıl bu kadar aklımı okuyabilirdi? Tam şımarıklık yaptığımı, bencilce davranıp konuyu abarttığımı düşünmeye eğilimliyken Ayaz'dan destek görmek çok iyi gelmişti. "Ben abartmıyorum değil mi? Haklıyım bu konuda yani." diye sordum hesapsızca. Medya tarafından sürekli şımarık, kaprisli, herkesi azarlayan, nişanlısına çantacısı gibi muamele eden o aptal sürtük gibi görünmek beni çok yormuştu. Çoğu şeyi içime atar olmuştum.
"Ne alakası var canım?" Şiddetle karşı çıkan adam dudak büktü. "Sözlü tacize uğramışsınız." Burnundan soludu o an. "Ah, o iki dakika yanınızdan ayrılmayacaktım." Dudaklarını birbirine bastırırken yüzü ilk defa her zamankinden sert, gözleri alev saçar hâldeydim.
"Saçmalama sen de canım, çişin gelse altına mı yapacaksın?"
Bakışları bana odaklanan adamın gözlerinde cesaret görüyordum, dürüstlük ve kararlılık görüyordum. "Lidya Hanım, size gerçekten değer veren biri mutluluğunuzla mutlu olur, üzüntünüzü de paylaşır. Boşuna evlilik yeminlerinde iyi günde kötü günde demiyorlar." Hafif çekingen, her zamanki mesafeli tavrıyla başını salladı. "Elbette yorum yapmak benim haddime değil ama... Eğer hayatınızdaki kişi sizi her şeyinizle sahiplenmiyorsa orada bir sorun var demektir."
Dalgın bir biçimde salladım başımı. Orada kesinlikle bir sorun olduğu aşikârdı. En azından birinin benim tarafımdan bakması güzeldi. Taço'ya danışsam iki tarafın da gönlü olsun diye yuvarlak konuşurdu. İkimizin de menajeriydi, Mito'yla ortak iş anlaşmalarımız vardı, yıldız çifttik ve ayrılırsak çok kötü olurdu. O da hem ayranım dökülmesin hem de tatsız olaylar yaşanmasın diyerek ikimizi de yatıştırma yoluna gidecekti. Bu yolda beni abarttığıma dair manipüle de edebilirdi. Ama Ayaz'ın böyle bir mecburiyeti yoktu. O dürüst bir pencereden bana haklı olduğumu söylüyordu işte.
"Bu konuda haklı olan taraf sizsiniz. Açıkçası haklılığınızı sorgulamanıza bile şaşırdım. Ne demek benim kız arkadaşım tacize uğrayacak da ben boş ver diyeceğim, kayıtsız kalacağım?" Bunları söylerken bile yeniden öfkelenmiş görünüyordu.
O an şunu anladım ki ben etrafımdaki insanlar tarafından doğruyla yanlışı ayırt edemeyecek kadar şiddetli bir biçimde manipüle ediliyordum. Sadece yanımda çalışanlar da değil, medya, hakkımda konuşan çoğu kişinin tavrı... Her şeyi fazla kafama taktığım gibi beni tanımayan insanların yorumlarına göre yaşıyordum. Bana yapılan haksızlığa bile sesimi çıkaramaz hâle gelmiş, bir zavallıya dönüşmüştüm. "Haklısın. Ben kendime bunu nasıl reva gördüm, onu sorguluyorum şu an." derken çaresizce iç geçirdim.
"Sizin gibi değerli bir insanın böyle bir duruma maruz kalmasına öfkeliyim. Kendime de öfkeliyim. Bundan sonra çok daha dikkatli olacağım."
Arkadaşça eline dokunarak "Senin bir suçun yok canım, bu tamamen benimle alakalı bir durum." dedim sadece. Bakışları eline dokunan elime dikkat kesilince ateşe değmiş gibi geri çektim kendimi. "Neyse, ben artık yatsam iyi olacak. Sana iyi geceler."
Mırıldanır gibi "İyi geceler." diyen adam ben kapının ardından çıkarken yüzüme bakıyordu.
Spor odasından çıkıp koridorda yürümeye başladığımda kalbimin gereksiz yere hızla attığını hissettim. Sporu fazla abartmamıştım ama az önce düşme tehlikesi gibi bir durum geçirmiştim. Bu sebeple kalp atışlarım hızlanmıştı. Kesinlikle ve kesinlikle bu sebeple.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 👑 Son bir haftadır yeni bölüm bildirimleri gelmediği için canım sıkılmıştı açıkçası. Siz okurlarım yeni bölümleri kaçırmayın diye 750 kere hem Wattpad duvarımda hem de Instagram hesabımda paylaşır olmuştum. Wattpad cidden biraz garip son günlerde. Ama neyse ki dün siz okurlarımdan öğrendiğim kadarıyla bu durum düzelmiş, sevindim.
Yeni bölümümüze hoş geldiniz! Salı günleri Kapak Kızı sayesinde biraz olsun keyifli geçiyor mu? Lidya ve Ayaz'ın maceralarını merak ediyor musunuz? Kafanızda istek sahneler canlanmaya başladı mı? Buraya istek sahnelerinizi yazabilirsiniz, hepsini okuyorum. 🤎
Çoğunuz Lidya'nın Mito'ya karşı neden bu kadar kör olduğunu düşünüyorsunuz, kızıyorsunuz haklı olarak. Ayrıl kız, ayrıl ben arkandayım diyorsunuz üçüncü bir göz olarak ama bilirsiniz, bazen uzun süreli bir ilişkinin içindeyken buz gibi ortada olan gerçekleri görmek o kadar kolay olmuyor. İnsanın gözüne inen perde, verilen emekler, geçirilen uzun yıllar, duygular, alışkanlıklar işin içine girdiğinde pekâlâ sağlıksız düşünebiliyoruz. Peki, sizce Lidya'nın nasıl bir olay sonucu gözleri açılacak dersiniz? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz.
Lidya ve Ayaz cephesine gelirsek... Ayaz cayır cayır yanmaya başladı bile. Sizce ilk duygularını itiraf eden, ortalığı ateşe veren kim olur? Buraya yazabilirsiniz.
Bu hikâyenin çok uzun olmasını planlamıyorum, mini bölümler uzunluğunda 40 bölüm falan sürebilir. Biraz yaz esintisi yaşatmak istedim hem size hem kendime. Umarım beğenerek okumaya devam edersiniz. Bol yorumlarınızı bekliyorum. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
