5. bölüm / 31
KAPAK KIZI ღBİTTİღ❀ KAPAK KIZI | 4
Bölümler 31Şu an: ❀ KAPAK KIZI | 4
- 1 ❀ KAPAK KIZI | PROLOG659 kelime
- 2 ❀ KAPAK KIZI | 11.610 kelime
- 3 ❀ KAPAK KIZI | 22.380 kelime
- 4 ❀ KAPAK KIZI | 31.864 kelime
- 5 ❀ KAPAK KIZI | 41.729 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 ❀ KAPAK KIZI | 51.550 kelime
- 7 ❀ KAPAK KIZI | 61.290 kelime
- 8 ❀ KAPAK KIZI | 71.537 kelime
- 9 ❀ KAPAK KIZI | 82.414 kelime
- 10 ❀ KAPAK KIZI | 91.694 kelime
- 11 ❀ KAPAK KIZI | 101.332 kelime
- 12 ❀ KAPAK KIZI | 111.360 kelime
- 13 ❀ KAPAK KIZI | 121.670 kelime
- 14 ❀ KAPAK KIZI | 131.475 kelime
- 15 ❀ KAPAK KIZI | 142.405 kelime
- 16 ❀ KAPAK KIZI | 151.961 kelime
- 17 ❀ KAPAK KIZI | 161.882 kelime
- 18 ❀ KAPAK KIZI | 172.258 kelime
- 19 ❀ KAPAK KIZI | 181.546 kelime
- 20 ❀ KAPAK KIZI | 192.186 kelime
- 21 ❀ KAPAK KIZI | 201.758 kelime
- 22 ❀ KAPAK KIZI | 212.134 kelime
- 23 ❀ KAPAK KIZI | 221.927 kelime
- 24 ❀ KAPAK KIZI | 232.537 kelime
- 25 ❀ KAPAK KIZI | 242.601 kelime
- 26 ❀ KAPAK KIZI | 252.122 kelime
- 27 ❀ KAPAK KIZI | 261.541 kelime
- 28 ❀ KAPAK KIZI | 272.863 kelime
- 29 ❀ KAPAK KIZI | 283.322 kelime
- 30 ❀ KAPAK KIZI | 291.507 kelime
- 31 ❀ KAPAK KIZI | 30 | FİNAL2.121 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-4-
Evin neredeyse tamamını gezdirdikten sonra tüm çıkışları gösterdiğim adam kapının önünde inşaat kepçesi izleyen halk gibi her yere büyük bir dikkatle bakıyordu. Bunu sanki açık beyin ameliyatı yapıyormuş gibi bir ciddiyetle sürdürdüğü için dikkatini dağıtmak istemedim. Bir süre sessiz kalmayı başardım ama bu kadar zaman bile benim gibi birinin sessiz kalması için uzun bir süreydi.
Çenemi tutamayıp sonsuzluğa kadar sessiz kalabilecek adama döndüm. "Şimdi planımız ne?"
İstifini bozmadan kolundaki saate baktı adam. Kolunu bükerken çıkan pazılarının büyüklüğü Johnny Bravo'nunki kadar abartılı görünüyordu. O an eğilip onlara dokunmak için garip bir merak hissettim. Göründükleri kadar sert miydiler? Kafamda ilk oluşan bu soru olmuştu. Saçma, biliyordum ama kafamın içindeki birbirinden absürt düşüncelere engel olamıyordum.
Artık yanıt vereceğine dair ümidimi yitirdiğim sırada gözlerini saatinden ayırıp "Birini bekliyoruz." cevabını verdi.
Kafamın içinde neyi veya kimi beklediğimize dair sorularımı döndürüp dursam da henüz yeni tanımış olmama rağmen bana güven aşılayarak aslında kötülük eden adamın bir bildiği olduğunu düşünüyordum. Neden mi bana kötülük ediyordu? Çünkü bu güvenilirlik personası yüzünden herkese karşı yönelttiğim kalkanlarımı indirmeme sebep oluyordu. Öte yandan her şeyi en ince ayrıntısına kadar düşünen birine benziyordu. Onun her zaman bir b plana sahip zeki insanlardan olduğunu düşünüyordum.
Kaşlarım çatılı bir biçimde ona baktığımda sanırım bu çok sorgulayan yanımdan hoşlanmadığını gizlemeyen bir ifade sezdim dudağının kenarını bükerken. Ben sorular sorup kafasını şişirmeden yanıtlamak zorunda hissediyormuş gibi yüzüme baktı. "Hacker bir arkadaşımla irtibata geçtik, buraya geliyor."
"Neden?"
"Telefonunuza takip programı yükleyecek. Ve aracınıza da. Böylece sizi her nerede olursanız olun takip edebileceğim. Bu sizi daha temkinli bir biçimde korumama yardımcı olacak."
Çok basit bir şeyden bahseder gibi konuştuğu şeyleri tam olarak anlamadığım için onun tarafından aptal sarışın ilân edilir miydim? Bu sorunun cevabını tam olarak bilemediğim için sessiz kalmayı tercih ettim. Ve tabii o yüzümdeki ebleh ifadeyi silmeyi.
Üzerinden fazla zaman geçmeden bahsi geçen arkadaşı geldi. Koltuğunun altındaki çantadan bir laptop çıkarıp bir masaya kuruldu ve sanki dünyayı kurtarıyormuş gibi havalarla bir şeyler yaptı.
Benim bunları izlemek yerine akşamki yemeğe hazırlanmam gerekirken masada adamın arkasında dikilmiş misafir çocuğu gibi ne yaptığını izliyor ve zerre bir şey anlamıyordum. Şu an ikisi birlik olmuş beni veya dünyayı yok ediyor bile olabilirdi. Bilmiyordum. Teknolojiye biraz cahildim. Sosyal medya hesaplarımı bile Pırpır yönetiyordu.
Tamamen işlerinin bittiğini çocuk çantasını toparlamaya başladığında anlamıştım. Adının Çağlar olduğunu öğrendiğim çocuk Ayaz'a bir şeyler anlattı. Hiçbiri gizli değildi ve duyuyordum ama benim anlayamadığım bir dilde konuşuyor gibiydiler. Yabancı terimler ve program isimleri havada uçuşuyordu.
Sonunda her ikimize de bakarak "Böyle bir şeye ihtimal vermiyorum ama programların çalışmadığını düşünürseniz ya da bir sorun yaşarsanız beni arayabilirsiniz." dedi ve Ayaz'da bulunduğuna emin olduğum iletişim bilgilerini içeren kartından bir tane de bana uzattı.
Karmaşık yüz ifademe yakışmayan yarım bir tebessümle kartı aldım ve teşekkür ettim. Bu iki arkadaşın yanında kendimi etkisiz eleman gibi hissetmiştim. Ta ki Çağlar balkon kapısından çıkmak üzereyken bana dönene kadar.
"Bu arada..." Çantası hâlâ koltuğunun altında dururken bana baktı ve az önceki dâhi bilim adamı bakışlarının aksine gülümsedi. "Televizyondakinden daha güzelmişsiniz."
Bu tür sözleri çok duyduğumdan olsa gerek, geçiştiren nazik bir tebessümle başımı salladım. "Teşekkür ederim."
Salonun balkona açılan kısmında yeniden baş başa kaldığımızda üzerimden büyük bir yük kalkmış gibi nefesimi bıraktım. "Sonunda... Her şey yolunda." Emin olmak ister gibi Ayaz'a döndüm. "Değil mi?"
Kendinden emin bir ifadeyle ve sıradan bir ses tonuyla "Evet, öyle." dedi ancak öyle suskun biri olarak bu cevabı bile kelime israfıymış gibi davrandı.
Her şeyin yolunda olduğunu teyit etmenin verdiği rahatlıkla yukarı çıkan merdivenlere doğru ilerledim. "O zaman akşamki yemeğe gönül rahatlığıyla hazırlanabilirim."
"Hangi yemeğe?"
Peşimden merdivenin başına kadar gelen adama baktım ve sıradan bir bakışla yanıt verdim. "Bu olaylar olmadan önce akşam Mito'yla yemek yiyecektik, sözleşmiştik."
Bu plandan pek memnun değilmiş gibi bana bakarken ılımlı ifadesiyle karşıladı durumu. "Bana kalırsa bugün evde kalmanız sizin için daha iyi olacaktır. Hem dinlenirsiniz hem de bu olay sonrasında daha fazla dikkat çekmemiş olursunuz."
"Kendini bilmez bir sapık yüzünden hayatımı sekteye uğratamam. Ayrıca kimsenin bu saldırıdan haberi yok."
"Sapığın var ama." Tek eli cebine giren adam ilk defa biraz olsun gayriresmi görünmüştü gözüme. "Sonuçta saldırıyı kendisi yaptığı için..." derken sesindeki ince alaycılığı da seziyordum doğrusu.
Ayaz'ın uzman görüşüyle şu an için ilgilenmiyordum. Eğer bu tür olaylarda hemen korkup sineceksem ya da eve saklanacaksam neden yakın korumam vardı ki? "Saldırıdan haberleri olmasa da cemiyette söylentiler olacaktır. Benim eve saklanmam söylentileri tetikler. Üstelik Mito'yla sözleştik o kadar." Akıllıca bir bakışla ekledim. "Hiçbir şey olmamış gibi davranmalıyım yoksa dikkatler daha çok üzerime çekilir."
Kararımı değiştiremeyeceğini kesin bir şekilde anlayan adam memnuniyetsizce başını salladıktan kısa süre sonra aklına yeni gelmiş gibi bana döndü. "Bu arada Lidya Hanım, bundan sonra her gün için özel olarak günlük programınızı bir gün önceden yazılı olarak rica etmek durumundayım. Kişisel asistanınıza bildirirseniz sevinirim."
Son derece profesyonel ve resmi prosedürlerin içinde boğulurken sıkıntıyla nefes verdim. Acaba bu yazılı listede tuvalete gitme aralıklarım da bulunmalı mıydı? Emin değildim. Daha şimdiden bu kısıtlı yaşam durumundan bunalmaya başlamıştım. Esra'ya sorarsanız iş değişirdi tabii. Bana söyleyeceği ilk şey bebeğim eğer sen istemiyorsan Ayaz'ın beni olmayan düşmanlarımdan korumasına seve seve talibim falan derdi herhâlde. Hayatı bir oyun olarak gören arkadaşımın son derece mantıklı çıkarımlarından sadece biri.
Yukarı çıkıp hazırlandım. Ekru rengi v yaka, vücuduma yapışan çizgili, uzun elbisemi giydim. Son derece sade. Mücevherlerle parlatılacak şıklıkta bir sadelik. Makyajımı özenli bir biçimde yaparken turkuaz rengine ağırlık vermeyi tercih ettim. Saçlarımı tepeden at kuyruğu yaptım. Topuklu ayakkabılarımı da giydikten sonra hazır sayılırdım. Üzerinde ışıltılı harflerle the world is my playground yazan boy aynamdan bir düz bir de yan durup ne kadar güzel durduğuma baktım.
Merdivenlerden aşağı inerken Ayaz'ın karşıdaki koltukta oturup telefonundan bir şeylerle ilgilendiğini gördüm. Topuklu ayakkabılarımın sesiyle bakışları merdivenlere döndü, bir süre üzerimde takılı kaldı. Yerinden usulca kalkarak bana yaklaşırken bakışları hâlâ üzerimdeydi. "Hazırsanız..."
O kapıyı gösterecek gibiyken verdiği tepkiyle kendimden çok emin olamadım. Acaba üzerim çok mu günlük kaçmıştı? Özensiz olacak kadar kötü mü duruyordu ya da hazır görünmüyor muyum diye düşündüm. Ellerim vücuduma yapışan kumaşın eteklerinde dolaşırken Ayaz'a baktım. "Olmamış mı?"
Kısa bir duraksamanın ardından onaylayan bir baş işaretiyle "Olmuş. Çok güzel olmuş." dedi sadece. Elleri ceplerindeyken dalgın dalgın bana bakıyordu. Ben de üzerimde bir aksesuarın eksik olup olmadığını düşünüyordum. Telefonumun zil sesi düşüncelerimi böldü.
Çantamdan çıkarıp ekranına baktığımda arayanın Mito olduğunu görünce memnuniyet duydum. Bekletmeden açtım. "Mito, hazır mısın? Toplantı bitti mi?"
"Bitti, bitti güzelim de... Ben yetişemeyeceğim galiba ya. Çok trafik var, şimdi boşuna karşıya geçmeyeyim."
"Nasıl yani?" Kısa bir an anlamaya çalışırken duraksadım. "Ben mi geleyim, onu mu demek istiyorsun?"
"Yok, başka zamana mı ertelesek diyordum. Hem şimdi buradan Taço'yla yeni bir markanın görüşmesine gideceğiz, buraya da çok yakın. Bir restoranda yemek yiyip iş konuşacağız. Sana gelirsem ve tekrar dönersem yetişemem."
Sinirle ofladım ama biraz sessiz kalıp sakinleşmeye çalıştım. Boşta kalan elim alnımda gezinirken "Peki bunu bana neden daha önce söylemiyorsun? Ben giyindim, hazırlandım, seni bekliyorum. Sen son dakika gelemeyeceğini söylüyorsun!" diye söylendim. Onun benim dırdırlarımdan hiç mi hiç hoşlanmadığını biliyordum ama bu kez haklıydım ve kızgındım. Ve küçük bir not, kızgınken haklı olup olmadığımı da pek önemsemezdim.
"Güzelim, kızacak ne var şimdi bunda? Daha yeni saldırıya uğradın. Otur evde dinlen biraz. Sonra yaparız yemek planımızı da. Olmaz mı?"
Sanki olmaz desem çok şey değişecekmiş gibi. Daha fazla dil dökmek istemediğim için "Tamam Mito, görüşürüz." diyerek telefonu kapattım.
Yaşadığım bu gergin olayın ardından akşamı iple çekiyordum. Mito'yla kaliteli zaman geçireceğimiz, onun beni kollarına alıp teselli edeceği, güven vereceği dakikalara ihtiyacım vardı. Bu dışarıda bir akşam yemeği olmasa da olurdu. İşi bitince bana gelseydi, şu koltukta kıvrılsaydık ve bana sarılsaydı da yeterdi. Her şey geçti deseydi. Ama o çok önemli işlerini tercih etti.
Normal şartlarda ben, Lidya Tanay, böyle şeylere tahammül edecek insan değildim. Ama Mito'nun son dönemlerde ne kadar zor zamanlardan geçtiğini biliyordum. Gerçek karakterinin bu olmadığını da. O büyük bir travma yaşamıştı ve bunalımdaydı. Ona destek olmalı ve gerekiyorsa anlayış göstermeliydim. Ama bu anlayışımın ve sabrımın da bir sonu vardı ve küçük bir sır, o sabrımın sonuna gelmek üzereydim.
Karşımda dikilmiş ne olacağını bekleyen adam öylece yüzüme bakıyordu. "Gidiyor muyuz, kalıyor muyuz?" diye sorduğunda işaret parmağımla onu durdurdum.
Esra'yı aradım ve durumu anlattım. "Yakınlardaysan bana gelsene." Evde yalnız kalmak istemiyordum. Gerçi hiçbir zaman tam anlamıyla yalnız kaldığım söylenemezdi ama bu yaşananların ardından tanıdığım, sevdiğim birilerinin yanımda olmasına ihtiyacım vardı. Bu kişi nişanlım olmalıydı ama maalesef kendisi şuan servis dışıydı. Kendi sorunlarıyla o kadar meşguldü ki beni gözü görmüyordu.
Eh, ne yapalım... Pekâlâ yanımda olması gereken bu kişi arkadaşım da olabilirdi. Esra ise reddetmek ya da kabul etmek yerine başka bir teklifte bulundu. "Ben gelemem, kızlarla planım vardı ama madem Mito seni ekti, sen de gelsene bizimle. Yemek yer, sohbet ederiz. Kafan dağılır biraz. Olmaz mı?"
İçinde bulunduğum durumu daha acınası bir şekilde dile getiremezdi herhâlde. Evet, Mito beni ekti. Gerçek buydu. Neyse ki bu ilk defa başıma gelmiyordu. Ve Esra bir noktada haklıydı. Her ne kadar o arkadaş ortamında hoşuma gitmeyen tipler olsa da biraz sohbet kafamı dağıtmama yardımcı olabilirdi. "E tamam o zaman, olur. Her zamanki yerde mi?"
"Aynen, Collines'de."
"Tamam, yarım saate görüşürüz."
"Şşşt... Bir şey soracağım, Bay Büyük de geliyor mu?" Cevabını adından bile iyi bildiği bu soruyu sorarken sesi öyle flörtöz çıkmıştı ki artık Ayaz için endişelenmeye başlamıştım. Bir yerde çocuğu kıstırıp mıncırmasından falan endişe etmiştim.
Onun adama taktığı lakapla gözlerimi devirdim. Bu kız beni her yerde rezil etmek zorunda mıydı? Adamın yanında ağzından kaçırsa ne biçim rezil olurduk göremiyor muydu acaba?
Aptalca sorusuna cevap vermek yerine uyarıcı bir ses tonuyla "Görüşürüz Esra." deyip telefonu kapattım. Beklentiyle bana bakan Ayaz'a döndüm. "Collines'e gidiyoruz."
Onaylayarak başını salladı ve kapıya kadar beni takip ettikten sonra kapıyı açtı. Ceketini ilikleyerek beni dışarı buyur etti. O an düşündüğüm tek şey, salak arkadaşım Esra yüzünden bir gün bu adama rezil olma ihtimalimdi. Düşünsenize, ülkece ünlü oyuncu Lidya Tanay'la tanışıyorsunuz hatta onun korumalığını yapıyorsunuz ama belki de o ana kadar çok havalı bulduğunuz kızın arkadaşı böyle biri çıkarak tüm karizmayı yerle bir ediyor. Allah'ım beni nelerle sınıyorsun bilmiyorum ama ben bu sınavdan geçebileceğimi sanmıyorum.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 👑 Salı gününün starı KAPAK KIZI yeni bölümüne hoş geldiniz efenim! Nasılsınız, iyi misiniz? Umarım günün yorgunluğunu atabileceğiniz kısa bir mola olur bu bölüm sizler için. Buraya bölüm hakkındaki yorumlarınızı bekliyor olacağım. Sizce yemekte neler olacak? Ve Lidya ile Ayaz arasındaki yakınlaşma süreci nasıl ilerleyecek dersiniz? Arada bir de Mito varken. Bakalım, göreceğiz. İstek sahneniz varsa buraya yazabilirsiniz. Şimdilik bana müsaade, çok çene çalmayayım, nasılsa ilerleyen bölümlerde bol bol dedikodu yapacağız. Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
