20. bölüm / 31
KAPAK KIZI ღBİTTİღ❀ KAPAK KIZI | 19
Bölümler 31Şu an: ❀ KAPAK KIZI | 19
- 1 ❀ KAPAK KIZI | PROLOG659 kelime
- 2 ❀ KAPAK KIZI | 11.610 kelime
- 3 ❀ KAPAK KIZI | 22.380 kelime
- 4 ❀ KAPAK KIZI | 31.864 kelime
- 5 ❀ KAPAK KIZI | 41.729 kelime
- 6 ❀ KAPAK KIZI | 51.550 kelime
- 7 ❀ KAPAK KIZI | 61.290 kelime
- 8 ❀ KAPAK KIZI | 71.537 kelime
- 9 ❀ KAPAK KIZI | 82.414 kelime
- 10 ❀ KAPAK KIZI | 91.694 kelime
- 11 ❀ KAPAK KIZI | 101.332 kelime
- 12 ❀ KAPAK KIZI | 111.360 kelime
- 13 ❀ KAPAK KIZI | 121.670 kelime
- 14 ❀ KAPAK KIZI | 131.475 kelime
- 15 ❀ KAPAK KIZI | 142.405 kelime
- 16 ❀ KAPAK KIZI | 151.961 kelime
- 17 ❀ KAPAK KIZI | 161.882 kelime
- 18 ❀ KAPAK KIZI | 172.258 kelime
- 19 ❀ KAPAK KIZI | 181.546 kelime
- 20 ❀ KAPAK KIZI | 192.186 kelime · Okuduğun bölüm
- 21 ❀ KAPAK KIZI | 201.758 kelime
- 22 ❀ KAPAK KIZI | 212.134 kelime
- 23 ❀ KAPAK KIZI | 221.927 kelime
- 24 ❀ KAPAK KIZI | 232.537 kelime
- 25 ❀ KAPAK KIZI | 242.601 kelime
- 26 ❀ KAPAK KIZI | 252.122 kelime
- 27 ❀ KAPAK KIZI | 261.541 kelime
- 28 ❀ KAPAK KIZI | 272.863 kelime
- 29 ❀ KAPAK KIZI | 283.322 kelime
- 30 ❀ KAPAK KIZI | 291.507 kelime
- 31 ❀ KAPAK KIZI | 30 | FİNAL2.121 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-19-
Sabah iğrenç bir biçimde uyanmıştım. Sersem görüntümü bir kenara bırakırsak, kendi midemi bile bulandıracak bir ağız kokusuyla açmıştım gözlerimi. Aynaya baktığımdaysa karşılaştığım şey tam bir fecaatti.
Düğüm düğüm olmuş darmadağınık saçlarımı çözüp duşa girdim ve ayılmaya çalıştım. Bu biraz yenilenmeme ve kendime gelmeme yardımcı oldu. Duştan çıktığımda ise midem bulanıyor ve başım çatlayacakmış gibi ağrıyordu. Duş sadece dış görünüşümün felâketini çözmüştü.
Giyinip aşağı indiğimde bugün setim olmadığı için dua ettim. Pırpır'ı ortalarda göremedim. Normalde bu saatlerde sabah içmem gereken yeşil sebzeli detoks suyumu çoktan hazırlamış olurdu ama... Onu göremeyince dün gece ne hâlde olduğunu hatırladım. Şaşırtıcı olan kısmı ise mutfaktan takır tukur sesler gelmesiydi.
Tahmin ettiğim gibi Pırpır değildi. Arkası dönük bir şekilde bir şeyler hazırlayan Ayaz, merdivenlerden indiğimi duyunca bakışlarını bana çevirdi. "Günaydın."
Bense konuşamayacak kadar kötü hissediyordum. Onun sakin ve kısık sesle söylediği cümleyi bile davullu zurnalı bir gürültü gibi duyup gözlerimi kısmıştım. Sadece başımı sallayarak karşılık verdim. "Acilen ağrı kesiciye ihtiyacım var." dedim fısıldarcasına. "Ve televizyon ekranı büyüklüğünde güneş gözlüklerine."
Güneş gözlüğü hakkında söylediklerime dudağının kenarıyla güldükten sonra uyardı. "Aç karnına içmeseniz iyi olur." Elindeki tavayı tezgâha koydu. "Size omlet yaptım."
"Kahvaltı yapmadığımı biliyorsun. Sebze detoksumu-"
"Bu sabah yapmalısınız." Kaşlarını kaldırırken bana hizmet eden adamın aksine hâkimiyet kuran, kendinden emin biri vardı karşımda. "Dün gece fazla yorucuydu ve mideniz altüst olmuş durumda. Önce güzel bir kahvaltı ve ağrı kesici, ardından bol sıvı tüketerek iyice dinlenmek iyi gelecektir."
Beynimin zonklamasına rağmen merakıma engel olamadım ve kafamın içindeki gürültülü matkap sesiyle savaştım. "Pırpır?"
"O uyuyor. Akşama kadar kendine gelemez. Fazla kaçırmış." Kaşları kalktı. "Sizden bile fazla."
Gözlerim, deviremeyeceğim kadar yerinden çıkacakmış gibi ağrıyordu. O yüzden sadece başımı salladım ve bunu yaparken bile beynimi yere düşürecekmiş gibi hissettim. Şu an Pırpır'ı en iyi anlayan kişi ben olmasaydım basardım yaygarayı ama gelin görün ki kendimi bir gecede manyağa çevirmiştim.
İçki kafası fena bir şeydi. Eh, boşuna demiyorlardı içki bütün kötülüklerin anası diye. Gerçekten de şu an tüm ana sorunlarımın sebebi dün gece geberene kadar içmiş olmamdı.
Daha kötüsünü söyleyeyim, dün gece tuvalet köşelerinde sıkıştırdığım yakın korumama karşı çıkamazdım çünkü söyledikleri baştan aşağı doğruydu. Bu yüzden hiçbir şey söylemeden masaya oturdum ve önüme getirilen omletten zor da olsa minik lokmalar aldım.
Sabah insanca kahvaltı etmek hiç de fena bir şey değilmiş. Tamam, içki yüzünden ağzımın tadı bozulmuş olabilirdi ama sabah mideme normal şeyler girmiş olması hissi beni daha... insan gibi hissettirmişti. Öte yandan mideme bir şeyler girdiği için biraz olsun bulantım da geçmişti.
Ben kahvaltıda yediğim iki lokmayla kendime gelirken Ayaz bana kahve yapıp getirdi. "Ayılmanıza yardımcı olur."
"Teşekkürler." dedim kahvemi ellerinden alırken.
Dün gece ona da çok ayıp etmiştim. Bir yanım hangi akla hizmet tüm bunları yaptığımı sorgularken diğer yanım Ayaz'ı öpmek istediğime hiç pişman değildi. Aslında pişman olmam gerekirdi. Bu işin doğrusu buydu. Ama ben o gizemi keşfe çıkmaktan pişmanlık duymak yerine adamın beni istemeyişine hayıflanmıştım.
İstemeyebilirdi. Belki adamın hayatında biri vardı. Ben böylece hayatında biri olan birini taciz mi etmiş oluyordum? Allah'ım, korkunç. Bu adamın yüzüne nasıl bakacaktım ki artık?
Karşımdaki adam hiçbir şey olmamış gibi öylece dururken ben onun gibi yapamazdım. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazdım. Benim için zor da olsa "Ben... Dün gece için kusura bakma tamam mı? Gerçekten, eğer saçma bir şey yaptıysam unut." diyebildim sadece.
Ayaz ise her şeyden habersiz tek kaşını kaldırdı. "Ne gibi?" Oysa bal gibi biliyordu onu öpmemden bahsettiğini ama bilmezden geliyordu. Bu yok canım, öyle bir şey olmadı hatta yok saymaya olmamış gibi davranarak başlayalım tarzı bir karşılık mıydı yoksa dün gece yaptığım rezillikleri benim ağzımdan mı duymak istiyordu kestiremiyordum doğrusu.
Ben de onun gibi kaçak dövüşmenin daha iyi olacağını düşünüp eveledim geveledim, ne yapacağım başka? "Ya canım, işte... Saçma sapan davrandıysam diye diyorum." Sanki alkollü olduğum için hatırlamıyormuşum gibi davranmak işe yarayabilirdi belki. Bunu denedim. Öpme olayını fazla içmeden önce gerçekleştirdiğimi göz ardı ederek tabii. İyi bir oyuncu olduğumu düşünüyordum ama şartlar böyleyken rol kabiliyetimi sorgular duruma geldim çünkü Ayaz bana dümdüz bakıyordu.
İfadesinde ne hissettiğini asla anlayamadığım bir şey vardı. Tamamen ketumdu diyebilirim. Bu da beni şu an hakkımda ne düşündüğüme dair duymak üzere olduğum endişelere sürüklüyordu. Nerede akşam orada sabah biri olduğumu da düşünüyor olabilirdi. Onun benim hakkımda ne düşündüğü niçin bu kadar önemli olsun o da ayrı bir tartışma konusuydu ya, neyse.
Başını iki yana salladı adam. "Dün gece hiçbir şey olmadı, müsterih olun." Bunu söylerken hiçbir şey hatırlamadığıma inanmış mıydı bilmiyordum. Belki beni utandırmamak için böyle söylemişti ama ben sesinde bir ima seziyordum. Sanki ona rol yaptığımı anlamıştı da yüzlemiyor gibiydi.
Elbette iç sesimdeki soru işaretlerini dinlemedim. Onun tuzağına düşmedim. "İyi." dedim yavan bir sesle. Ayaz'ın göz hapsi eşliğinde kahvemi yudumladım ama yutmakta öyle zorlandım ki. Neredeyse tükürmek üzereyken kendimi zorlayıp yuttum. Çok acıydı. "Bu ne böyle, zift gibi..." diye söylendim.
"Ayılmanıza yardımcı olur." Gerçekten de yardımcı olurdu çünkü daha ilk yudumu aldığımda gözlerim faltaşı gibi açılma noktasına gelmişti.
Zil çaldığında harekete geçip "Ben bakarım." demesi üzerine mutfakta birkaç dakikalığına da olsa yalnız kalmıştım.
Şu Ayaz da ne kabiliyetliydi değil mi? Hem eski asker, hem yakın koruma hem de güzel omlet yapıyordu. Güzel yemekler de yapabiliyor muydu acaba? Esra burada olsaydı kesin o ahlâksız şakasını yapardı. Hani şu sokakta beyefendi, mutfakta aşçı, yatakta bilmem ne olanını... Yapardı, emindim. Onda öyle bir cüretkârlık vardı hep. Ya da belki zihnimin ahlâksız dehlizlerinde ben Ayaz'ı farklı yerlerde hayal ediyordum, kim bilir. Bu da düşük olmakla beraber bir ihtimaldi neticede.
Esra demişken... Tüm bunlar başının altından çıkmasına rağmen nasıl da Ayaz'ın arkadaşını alıp mekândan toz olmuştu? Başımıza bu işleri açıp aradan sıyrılması şaka gibiydi gerçekten. Bu grupta gecesi en iyi geçen oydu zannımca. Tabii ilk karşılaşmamızda bunun sonucunu yüzünden de anlayabilirdim. Ne yapıyordu acaba şu an?
Kafamdaki düşünceleri bir kenara atarken Sertaç girdi içeri. Namıdeğer Taço. Elini kolunu sallayarak salonuma gelip mutfaktaki masada beni buldu. "Neler olmuş öyle Lidya? Hiçbir şey anlatmıyorsun."
Kolumu yanımdaki sandalyeye yaslayıp "Neler olmuş Taço?" diye sorusuna soruyla yanıt verdim. Utanmadan bir de yüzsüzce karşıma geçip hesap soruyordu. Sanki Mito bu haltları yerken hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi. Hadi oradan.
"Kızım, Mito'yu diyorum işte."
"Eee bana ne hesap soruyorsun? Git uçkurunun peşinde koşan arkadaşına sor!"
Ellerini beni sakinleştirmek için kaldırdı adam. Bunlar olurken Ayaz birkaç adım ötede, koltuğa yaslanmış bizi izliyordu. "Bak, tamam, tepki vermekte haklısın ama işler hiç de göründüğü gibi değil."
Artık Taço'nun söyleyeceği hiçbir şey beni ikna etmeyeceği için umursamazca gözlerimi kıstım. "Valla benim baktığım açıdan işler öyle net ve çıplaktı ki, keşke sen de görseydin Mito'yla o kadının günah yuvalarında koltuk tepelerinde yaptıklarını."
"Tabii ki haklısın! Bak, sonuna kadar! Benim kadar kadınların tarafını tutan birini de bulamazsın, biliyorsun." Yo, bilmiyordum. Taço her zaman rüzgâr nereden eserse orada dururdu. Ve Mito'yla yeni reklam anlaşmaları olduğu için -çoğu da çift olarak ikimizle yapıldığı için- kalkıp da ayrıl kız, ben arkandayım diyecek hâli yoktu. Tabii ki erkeğin elinin kiridir, yine sana döner minvalinde konuşacaktı. Ben buna şaşırmazdım. Ama çok sinirlenirdim, orası ayrı. Ha, Taço yine şaşırtmadı. Kalkıp "Bak ben Mito'yla etraflıca konuştum. O kız girmiş kanına. Yemin ederim!" dediğinde benim şalterler iyice attı.
"Taço sus! Sus, sakın bana Mito'yu savunma, sabah sabah da midemi bulandırma benim!" Beynimin zangırdamasını yok sayarak hışımla kalktım yerimden. "İşler yolunda gitmeyince neden hep ayartan kadın oluyor? Mito kendini tutamıyor mu, iradesiz mi?"
"Yapmış bir hata işte."
"Yapmasaydı efendim!"
"Bak, sen ünlü ve güzel bir oyuncusun. Keza Mito da öyle, bir zamanların başarılı, yakışıklı bir futbolcusu. Böyle ünlü çiftlerin çok kıskananı olur, komplo kuranı olur. Belki o kız kafayı sizi ayırmaya taktı, ekmeğine yağ mı süreceksin onun?"
Beni gaza getirmeye çalışan adama sadece acıyarak bakıyordum çünkü ben bu manipülasyonlara gelmezdim. Bu sektörün kurdu olmuştum, kurdu. Beni kandırabilir miydi? Asla. "Valla kız da alsın tepe tepe kullansın Mito'sunu Taçocuğum, ne diyeyim ben şimdi? Hani ben senin arkadaşının ışığını söndürüyormuşum ya, kişiliğine zarar veriyormuşum ya! Benden bu kadar bıktıysa buyursun yol orada, kapı orada! Defolsun gitsin!"
"Öfkelenmekte haklısın ama Mito söylediklerine çok pişman. Sabahtan beri ne diyorum? Siz sıradan çiftler değilsiniz ki! Herkesin gözü sizin üstünüzde. İki tarafın da ünlü olduğu çiftlerde böyle ego savaşları olur, ben bunu anlıyorum. Ama bir anlık öfkeyle her şeyi silip atma. Bak, Mito perişan. Sabahtan beri seni arayıp durmaktan bir hâl oldu. Neden açmıyorsun çocuğun aramalarını?"
"Taço sen benimle dalga mı geçiyorsun? Adam beni aldattı, aldattı! Ayakta uyutuyormuş meğer kaç zamandır. Yetmedi, ben onu basmış olmama rağmen kalkıp orada beni suçlu çıkardı. Sen bana onun neyini savunuyorsun daha?"
"Pişman diyorum, piş-man! İki gözü iki çeşme ağlıyor evde. Bir şans versen, konuşsanız. Bir ilişki böyle kolay bitmemeli. Sonra pişman olmayın."
"Sen onu Mito'ya söyleyecektin. Artık çok geç."
"Haklısın, haklısın tabii ama erkekler biraz şeydir, bilirsin-"
"Ooo o toplara hiç girme bak, sakın!" Ellerimi birbirine vurdum. "Valla hiç boşuna nefesini tüketme, o iş bitti. Yarın öbür gün de bir basın açıklaması hazırlatıp Mito'yla ayrıldığımızı duyururum. Zaten magazin basını şimdiden kaynamaya başlamıştır."
Kaç gündür birlikte post atmıyorduk, birlikte hiçbir davette boy göstermemiştik. Kesin tüm bunlar magazin basınını ayaklandırmıştır. Ama hiçbiri umurumda değildi, ben zaten ayrılık haberini vermenin bir adım ötesindeydim. Bu kaçınılmazdı.
Ayrılık kelimesini duyunca yüzünün rengi bile değişen adam "Ne? Ne ayrılığı Lidyacığım, gözünü seveyim ne diyorsun sen?" derken nasıl da küçülmüştü gözümde bir bilse! "Bu kadar ani karar verilir mi? Bir oturup konuşsaydık-"
"Konuşulacak bir şey yok Taço. Bu iş bitmiştir. Arkadaşına da iletirsin. Bundan sonra hiçbir yerde gözüme görünmesin."
"Marka anlaşmaları ne olacak Lidya? Daha yeni bir mücevherat firmasıyla reklam anlaşması imzaladık. Tazminat bedellerinden haberin var mı senin?"
"Valla ben hiçbir şeye imza atmadım Taço."
"Mito attı ama."
"Onu da kendisi düşünsün. O koltuk tepelerinde beni aldattığı kadınla çıkar reklamını çeker. Ben sana sabahtan beri ne diyorum, bitti bu iş bitti!"
"İyi de Mito seni seviyor!"
"O bencil piç kurusu var ya, hayatta kendinden başka hiç kimseyi sevemez."
Derin bir nefes alırken parmakları burun direğinde geziniyordu adamın. Oysa farkında değildi, kendi suyu da ısınmıştı. "Bak, öfkeyle ani kararlar veriyorsun Lidya. Bu hepimizi büyük zararlara sürükler. En azından bir süreliğine bu ilişki devam ediyormuş gibi davransan-"
"Kimseyi kandıramam Taço, kusura bakma. Hele insanları kandırmak için kendimi yoramam, yıpratamam. Taksın sepeti koluna, herkes kendi yoluna. Kankan işlerin bu raddeye geleceğini bile bile yaptı bunları. O haltları yemeden önce düşünecekti."
"Ama-"
Onun Mito'yu daha fazla savunmasına katlanamadığım için en başta söylemem gereken şeyi en sonda söyledim düşünmeden. "Bana kalırsa artık seninle de çalışmamız sağlıklı değil."
Donup kaldı Taço. Bir süre konuşamadı, tepki veremedi. Şok oldu. "Ne?"
"Duydun işte, hem Mito'nun hem de benim menajerim olarak çalışman benim açımdan hiç etik olmaz. Eee, onu vatanı savunur gibi savunduğuna bakılırsa biricik kankan Mito'yu da bırakamayacağına göre..." Rahatlamış bir biçimde bıraktım nefesimi. "Yolları ayırmanın zamanı geldi artık."
"Sen neler söylüyorsun Lidya, biz kaç yıldır seninle çalışıyoruz? Mito'dan bile önce seninleydim ben. Yapma böyle, lütfen! Öfkeyle çok yanlış kararlar veriyorsun."
"Yanlışı ben en başında yaptım Sertaç." Artık aramıza bu mesafeyi koyduğuma göre ciddi olduğumu fark etmişti adam. Bakışlarında görebiliyordum o şaşkınlığı. "Etrafıma iyiliğimi düşünmek yerine sadece kendini düşünen insanları topladığım için en başta yaptım hatayı. Şimdi şimdi düzeltmeye çalışıyorum."
Sessizce yüzüme bakarken hâlâ söylediklerimin doğruluğunu sorguluyordu. Benden aksi bir tavır göremeyince kararlılığıma karşılık "Son sözün bu mu?" diye sordu.
"Evet, bu."
Öylece suratıma baktıktan sonra salondan çıkıp gitti. İçim burulsa da rahatlamıştı. Hayatımdaki zehirli sarmaşıklardan bir bir kurtuluyordum. Bunun bir gün olması gerekiyordu. Olduğu için mutluydum. Yavaş yavaş iyileşip temizleneceğimi gösteriyordu bu adımlar. Etrafımdaki kötülükleri zor da olsa azalttığımı.
Bugüne kadar başkaları için yaşamıştım da ne olmuştu? Annem, Mito, başkaları... Madalya mı takmışlardı bana? Yo, hiçbir faydasını görmemiştim. Gördüğüm şey sadece nankörlüktü. Bu üzmüştü işte beni.
Sonunda Ayaz'la baş başa kaldığımızda aramızdaki sessizliğin içinden şefkatli gözleri beni süzüyordu. "Üzgün müsünüz?" diye soran adam sessizliği bozduğunda meraklı ve ilgili çıkmıştı sesi.
Aldatıldığım için üzgündüm. Yıllardır içinde bulunduğum alışkanlıkları terk ettiğim, değiştirdiğim için de bir parça üzgündüm. Ama pişman değildim. Üzüntümün de geçici olduğunun farkındaydım. Bu benim iyileşme sürecimdi, her şeyin farkındaydım. Bu yüzden omuz silktim. "Yo..." diye mırıldandım tembelce. "Daha çok huzurluyum."
Onaylayarak salladı başını adam. "Buna sevindim." Bana doğru bir adım atan adam, dürüstlükle yüzüme bakarken yeniden söze girdi. "Belki haddim değil ama... Bana kalırsa en doğrusunu yaptınız."
Gözlerim onunkilerle buluştuğunda güvende hissettiğimi gizlemedim. Onunla aynı dili konuşuyormuş gibi hissederken huzuruma huzur katıyordu bu durum. Belki de Taço'nun hayatıma kattığı en anlamlı şeydi Ayaz. Buruk bir gülümsemeyle başımı sallayıp "Biliyorum." dedim ve hiçbir şey söylemeden usulca merdivenlerden yukarı çıktım.
Doğru olanı yapmıştım. Ve doğru olanlar çoğu zaman insanın canını acıtan zor şeylerdi. Alışkanlıklardan vazgeçmekti, konfor alanından çıkmaktı. Hayatım altüst olur diye korkup göz yumduğum şeyleri bir bir açığa çıkarıyordum artık. Ne demiş Şems-i Tebrizî; Düzenim bozulur, hayatım altüst olur diye endişe etme. Nereden bilebilirsin ki hayatının altının üstünden daha iyi olmayacağını?
Bunları düşünürken her şeyin boş olduğunu hissettiren bir tebessümle kıvrıldı dudaklarım. Ben bugün geçmişteki rahat yaşamıma bir savaş açtığımın farkındaydım. Küçük çapta bir savaştı ama savaştı sonuçta.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 👑 Salı günlerinden çaldığımız KAPAK KIZI saatine hoş geldiniz! Yeni bölümümüzle karşınızdayım efenim! 😍 Nasıl buldunuz bölümümüzü? Lidya ve Ayaz arasında bir şeyler gelişmek üzere, henüz bir şey yok ama Lidya önce hayatındaki ayrık otlarından kurtuluyor. Sizce ikili arasındaki ilişki bağı nasıl güçlenecek? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz. İstek sahneleriniz varsa onları da buraya yazabilirsiniz diyorum ve sizi bölümle baş başa bırakmak istiyorum. ☘️ Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
