15. bölüm / 31
KAPAK KIZI ღBİTTİღ❀ KAPAK KIZI | 14
Bölümler 31Şu an: ❀ KAPAK KIZI | 14
- 1 ❀ KAPAK KIZI | PROLOG659 kelime
- 2 ❀ KAPAK KIZI | 11.610 kelime
- 3 ❀ KAPAK KIZI | 22.380 kelime
- 4 ❀ KAPAK KIZI | 31.864 kelime
- 5 ❀ KAPAK KIZI | 41.729 kelime
- 6 ❀ KAPAK KIZI | 51.550 kelime
- 7 ❀ KAPAK KIZI | 61.290 kelime
- 8 ❀ KAPAK KIZI | 71.537 kelime
- 9 ❀ KAPAK KIZI | 82.414 kelime
- 10 ❀ KAPAK KIZI | 91.694 kelime
- 11 ❀ KAPAK KIZI | 101.332 kelime
- 12 ❀ KAPAK KIZI | 111.360 kelime
- 13 ❀ KAPAK KIZI | 121.670 kelime
- 14 ❀ KAPAK KIZI | 131.475 kelime
- 15 ❀ KAPAK KIZI | 142.405 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 ❀ KAPAK KIZI | 151.961 kelime
- 17 ❀ KAPAK KIZI | 161.882 kelime
- 18 ❀ KAPAK KIZI | 172.258 kelime
- 19 ❀ KAPAK KIZI | 181.546 kelime
- 20 ❀ KAPAK KIZI | 192.186 kelime
- 21 ❀ KAPAK KIZI | 201.758 kelime
- 22 ❀ KAPAK KIZI | 212.134 kelime
- 23 ❀ KAPAK KIZI | 221.927 kelime
- 24 ❀ KAPAK KIZI | 232.537 kelime
- 25 ❀ KAPAK KIZI | 242.601 kelime
- 26 ❀ KAPAK KIZI | 252.122 kelime
- 27 ❀ KAPAK KIZI | 261.541 kelime
- 28 ❀ KAPAK KIZI | 272.863 kelime
- 29 ❀ KAPAK KIZI | 283.322 kelime
- 30 ❀ KAPAK KIZI | 291.507 kelime
- 31 ❀ KAPAK KIZI | 30 | FİNAL2.121 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
-14-
Bu sabah yataktan doğrulup kollarımı iki yana açarak özgürce gerindiğimde setim olmadığını hatırladım. Yüzümde geniş bir gülümseme yerini aldı. Aslında yarım saat daha uzanacak kadar şımarabilirdim ama öyle yapmadım. Uyanır uyanmaz spor odasına inip biraz spor yaptım, ter attım. Güzel bir duşun ardından mutfağa döndüm.
Pırpır gelmiş yarınki günlük planımı Ayaz'la paylaşıyordu. Öte yandan onunla muhabbet kurabilmek için "Hiç savaş pilotluğu falan yaptın mı?" gibi sorular soruyordu.
Bakışlarımı ona dikip "Bir kahve." dediğimde başını sallayıp kahvemi yapmak için işe koyuldu. Pırpır'ın Ayaz'la yakından alakadar olması, ona karşı sempatik gülüşü o an beni rahatsız etmişti. Nedensiz.
Pırpır'ı çok severdim ama sanırım Ayaz'a olan dostça yakınlığı bile hoşuma gitmemişti. Kahvemi getirdiğinde yarım bir gülümsemeyle teşekkür ettim. "Tamam, sen bahçeye geçebilirsin. Bizi biraz yalnız bırak."
Yalnız kalma isteğimle sık sık karşılaşan Pırpır bundan herhangi bir anlam çıkarmadan elindeki dosyayı da alıp neredeyse kulağına yapışmak üzere olan ve çalan telefonunu yanıtlayarak bahçeye gitti.
Baş başa kaldığımızda "Günaydın." deme fırsatı bulabilmiştim sonunda.
Dün geceki dertleşmemizden sonra nedense Ayaz'ı kendime daha yakın buluyordum. En yakın arkadaşım Esra'yla bile yeri geliyordu bu kadar yakın sohbetlerimiz olmuyordu. Beni tam olarak anladığını hissetsem onunla da paylaşırdım belki ama o daha çok kestirip atmayı tercih ediyordu. Kendi hayatındaki sorunlara da aynı muameleyi gösteriyordu. Eh, en azından yargılamadan dinliyordu, Esra'ya da haksızlık etmek istemezdim doğrusu. Ayaz ondan biraz daha farklıydı. Derdimi paylaştığını hissedebiliyordum.
Ağır ağır salladığı başıyla "Günaydın." diye karşılık veren adamın gülümsemeye pek benzetemediğim dudak hareketi ciddi yüzüne yapışmış gibiydi.
Az önce bahçeye çıkıp bizi yalnız bırakan kızı işaret ettim. "Pırpır biraz düşük çenelidir, kusuruna bakma."
"Sorun değil."
Samimi bir minnettarlık barındıran bakışlarımı ona diktim. "Dün gece beni dinlediğin için çok teşekkür ederim. Gerçekten buna çok ihtiyacım vardı."
Onaylayan bir yüz ifadesiyle "Size bir faydam olduysa ne mutlu." dedi.
Gözlerimi gözlerine diktiğimde kafam biraz berraklaşmıştı. "Aslında biraz gözlerimi açtın." Beklentiyle bana bakan adama tam bir açıklamada bulunacaktım ki zil çaldı.
Yardımcının kapıyı açmasıyla içeri eve düşen yıldırım gibi Esra'nın düşmesi bir oldu. İyi insan lafın üstüne mi gelmişti yoksa bu konuyla ilgili diğer atasözünü mü geçerli kılmak daha doğruydu bilemedim. Hani şu çomaklı olan.
"Herkese günaydıııın! Ortadoğu ve Balkanların en çok konuşulan özel korumasını kendim tebrik etmek için geldim!"
Esra'nın bu coşkusuyla kaşlarımı çatarak ve gülerek karşılık vermeyi uygun gördüm. "Ne?"
"Canım, Buğra olayını diyorum." Ayaz'a dönüp göz kırptı. "İşini bitirmişsin, tebrikler."
Bunu doğru dürüst kimseyle paylaşmamış olmama rağmen Esra nereden biliyor olabilirdi ki? Anlayamamıştım. "Sen kimden duydun?"
"Taço'dan tabii ki." yanıtını verirken beni çok hafife alıyorsun der gibi gözlerini devirdi. Doğru, Taço'yla kankalık mertebesine ulaştıklarını gözden kaçırmıştım. Elini yumruk yapıp "Sonunda Buğra'ya hak ettiğini veren bir babayiğit çıktı." derken kendini bir boks ringinde sanıyor olmalıydı. Bana iyice yaklaşıp Ayaz'ın duyamayacağı şekilde sesini kıstığında adamı şöyle boydan boya süzdü. "Sana çok büyük olduğunu söylemiştim."
Gözlerimle kaçamak bir bakış atarak "İyi de sen onu başka anlamda söylemiştin." sözüyle açıklamada bulundum Esra'ya.
"Ne fark eder?" Gururdan göğsü kabaran kız, yeniden yanılmadığını bilen bir zaferle tebessüm etti. Ayaz'a sanki kendi askeriymiş gibi gururla bakmaktan vazgeçmiyordu. "En büyük o mu bilmiyorum ama çok büyük."
Konuyu kapatmak ister gibi "Ne içersin?" diye sordum. Zira bunu yapmasaydım oturup akşama kadar bunu konuşurduk.
Bense zihnimde bir travmaya yol açan bu konuyu unutmak istiyordum. Zaten o günden sonra Buğra değil bana asılmak, beş metreden fazla yaklaşamıyordu. Neredeyse kadrajda bile benimle yan yana görünemeyecek kadar korkmuştu. Ayaz onu iyiden iyiye korkutmuştu anlaşılan.
"Valla ben bir Americano'nu alırım hayatım."
Kahve makinasına yöneldiğimde Ayaz'a döndüm. "Sen?" Başını iki yana sallayınca önce Esra için bardak çıkardım. Tam kahvesiyle ilgilenmek üzereydim ki onun coşkulu sesiyle olduğum yerde kaldım.
"Ya da dur, hiç kahve falan yapma! Ben seni çok güzel bir yere götüreceğim. Hem kahvelerimizi içeriz hem de fal baktırırız." İnandığını gözbebeklerine kadar anladığım ifadesiyle gözlerini belertti. "Oranın falcısı her şeyi biliyormuş kızım!"
Gözlerimi devirdim "Saçmalama." derken. Fala inanmazdım. Boş bir safsataydı benim için. Ama Esra inanırdı böyle antin kuntin şeylere.
"Asıl sen saçmalama kızım! Bera evleneceğini tam altı ay önce o falcıdan öğrenmişti, unuttun mu?"
"Esra, Bera zaten nişanlıydı." derken ona ne kadar safsın der gibi baktım. Normalde saf değildi, cin gibiydi ama böyle konularda saflığı tutuyordu işte.
"Peki Serpil'in denizaşırı teknede düğün yapacağını ve onu dalgalar arasında gördüğünü söylemesine ne diyorsun?"
"Serpil'in sevgilisi armatördü ve ilişkilerinin ikinci yıl dönümünde kıza hediye olarak ada satın almıştı diyorum, başka da bir şey demiyorum." Ve küçük bir not, tüm bunlar falcı büyük sırrı bozmadan önce yaşanmıştı.
"Sen de her şeye bir kulp takıyorsun." Boş vermiş gibi kolumdan çekiştirmeye başladı. "Hadi, hadi ceketini al da gidelim."
"Kendin gitsen olmuyor mu?"
"En yakın arkadaşını almadan falcıya gitmek nerede görülmüş?"
Güldüm onun bu saçma şeylere heyecan duyan saf hâline. Açıkçası pek istekli olmamama rağmen onu da kırmak istemedim. Bir şekilde Esra'yla vakit geçirmek bana iyi geliyordu. En büyük sorunları bile ciddiye almadan geçiştirmesi, kestirip atması çoğu zaman beni garip bir biçimde rahatlatıyordu. Sanki her şeyi takmanın bir anlamı olmadığını hatırlatıyor gibiydi. Sonuçta kafamıza taksak da her şey yine olacağına varmıyor muydu?
Her zamanki gibi Esra'nın dediği oldu ve otantik bir görüntüye sahip o mekâna geldik. Hakkını vermek lazımdı ki mekân gözlerden uzak bir yerdi.
Kafe kısmını geçip merdivenlerden yukarı çıktığınızda sizi bir ev konforu karşılıyordu. Koltuklar, yerlerde rengârenk minderler, kokulu mumlar falan. Tam da ruhani bir hava yakalamıştı falcı denen bu kişi. Geleneksel falcılardan farkı, kendine enerji bir şeyleri diyordu. Enerji uzmanı mıydı? Frekans profesörü mü? Enerji Bakanı mı? Yok, o da değil. Enerji zamazingosu işte, anlamıyordum ki.
Kadın Esra'ya "Yeni bir aşk bulacaksın." dediğinde havalara uçmuştu bizimki. Ayran gönüllü arkadaşım daha geçenlerde ortalardan kaybolmasına sebep olan, birkaç gün dışarı çıktığı adamın terk edişinden sonra karalar bağlaması beklenirken soluğu yanında aldığı falcıdan böyle şeyler duyunca yeniden yanmıştı tüm ışıklar. Evet, yeniden. Yedi yüz seksen altıncı kez falan.
Her seferinde olduğu gibi aynı heyecanla gözleri büyüdü Esra'nın. "Peki, nasıl biri bu adam? Esmer mi, sarışın mı, kumral mı?" Biraz daha düşündü. "Uzun boylu mu, kısa boylu mu? Kel mi, saçlı mı? Yoksa hem kel hem fodul mu?"
"Dur kızım, hepsini nasıl aynı anda göreyim fincanda? Aaa! Bir nefes al, ben de bakayım kel mi fodul mu?"
Aralarındaki garip iletişime güldüğümde her ikisi de durumu öyle ciddiye almıştı ki bana gözlerini belerterek baktılar. Biri baktığı fala, diğeri de baktırdığı fala hakaret etmişim gibi bakıyorlardı. Ufak bir öksürükle toparlanıp etrafa bakındım. Şamdanlara, renkli cam şişelere, dekorasyonun parçası olan garip biblolara bakıp durdum. Burada ilgimi çeken başka da bir şey yoktu doğrusu.
"Kumral ve uzun boylu ama bunda da aradığını bulamayacaksın."
"Offff! Nerede bu aradığımı bana verecek herif ya? Trafikte mi kaldı acaba?" Biraz daha uzanıp sanki çok anlayacakmış gibi fincandan içeri baktı. "Görebiliyor musunuz, nerede hayatımın aşkı? Kaçıncısı olacak tam olarak? Ona göre ben diğerleriyle vakit harcamayayım boş yere."
Kadının kaşları havalandı sadece. "Valla o burada görünmüyor ama sen biraz bu falda çıkan çocukla oyalanacaksın. Sonrasına sonra gel, yine bakarız."
Umduğunu bulamayan Esra oflayıp poflayarak fincanını aldığında keyfi kaçmıştı. "Yine bana hüsran, bana yine hasret var. Yine bana esmer güller düştü Lidya."
Her şeyi teatral bir hüzne boğan arkadaşıma gözlerimi devirmekle yetindim. "Abartma istersen Esra." Alayla ekledim. "Hem duymadın mı, esmer değil kumralmış." Dayanamadım ve güldüm, ne yapayım?
"Görmüyor musun, aşksızlıkla lânetlendim! Güzelliğim kimselere yâr olmayacak."
Tam onun bu çocukça tavırlarına gülerken kadın eliyle bana işaret verdi. Başta anlamasam da ver der gibi hareketini tekrarlayınca başımı salladım. "Ha, yok ben kahve içmedim. Fal da baktırmayacağım zaten. Arkadaşım için gelmiştik biz."
Dinlemedi kadın, "Elini ver." dedi. Ben de isteksiz isteksiz uzattım elimi. Sanki elimde ne görecek. Üç vakte kadar sinir krizi görebilirdi ama bak, o mümkündü içinde bulunduğum şu durumda. Elime dokunan, uzun uzun bakan kadın yeniden döndü bana. "Yakın zamanda başına bir musibet gelmiş."
Esra "Mito'dan mı bahsediyor acaba?" dediğinde gözlerimi büyüterek baktım ve sesssizce azarladım onu.
Musibet deyince aklıma ilk gelen şey o sapığın evime yaptığı saldırı gelmişti ama hiçbir şey söylemedim. Tepki vermedim. Kadınsa bakmaya devam ettim. "Hani her şerde bir hayır vardır ya, bu musibet senin hayatına bir güzellik katacak, benden söylemesi." Uzunca incelediği elimde gördüklerini pek ciddiye almasam da "İhanet görüyorum burada." dediğinde donup kaldım.
"Ne?"
"Biri sana karşı ihanet içinde. Sana çok yakın biri. Çok hataları olmuş, hep affetmişsin ama bu sefer affetmeyeceksin. İyi de yapacaksın aslında çünkü o kişi seni hak etmiyor."
Ben tanınan biriydim. Böyle şeyler sallasa tutabilirdi, bu mümkündü. Ama benim takıldığım kısım hâlâ musibet kısmıydı. Çünkü sapığımla ilgili medyaya hiçbir haber sızmamıştı. Kimsenin haberi olmayan bir konuyu elimde görüyor olabilir miydi? Hayır, fala inanmazdım. Ama nasıl tahminleri doğru çıkabilirdi ki? Hepsi değil, Lidya. Henüz bir ihanet yok. Henüz.
"O seni hak etmiyor ama hayatına yeni biri girecek. İşte o yeni giren kişi var ya, o seni mükemmel sevecek. El üstünde tutacak. İşte onu sakın elinden kaçırma. O senin gerçek aşkın."
Falımdakileri dinledikten sonra küskün bir çocuk gibi kaşları çatılan Esra kollarını kavuşturdu. "Ohh, bize gelince ne idüğü belirsiz kumral bir adam, gerçek aşkımız kim belli değil, fala inanmayan Lidya Hanım'a hayatının aşkı şoku! İyi valla! Ben de inanmayacağım bundan sonra fala."
Gözlerimi devirerek baktım arkadaşıma. Mekândan çıkarken bile bozuk atan kızın koluna girdim. "Fala inandığına hâlâ inanamıyorum Esra. Yahu benim hayatımda biri var, kadın gerçek aşkı bulacaksın diyor. Sen de bu kadının söylediklerine inanıyorsun ya pes!"
"Asıl sana pes! Hem fala inanmıyorsun hem de benim kısmetimi çalıyorsun. Hain, gaddar, kalleş!"
Onun durumu bu kadar ciddiye almasına sadece güldüm. Arabaya doğru yürüdüğümüzde Ayaz bile onun neden böyle bozuk attığını anlayamamış bir sorgu ifadesiyle bana baktı. Gülerek "Falcıdan umduğunu bulamadı." dedim sadece.
❝Ayaz❞
Lidya Tanay.
Herkesin âşık olabileceği kadar güzel, alımlı ve ulaşılmaz. Yakın arkadaşı Esra Hanım'la geldikleri mekânın önünde onları görüş açımdan ayırmadan izlerken hakkında düşündüğüm şey bunlar değildi. Bu saydıklarımın tamamı medyanın ve hayranlarının gördüğü şeydi.
Herkesin hayalini yaşayan, ünlü, güzel, zengin, şımarık bir kız. Yaşadığı hayatı hak etmeyen ve sürekli kapris yapan, hiçbir şeyden memnun olmayan, babadan zengin bir kadın. İnsanların gördüğü buydu. Ben de kendisini tanıyana kadar farklı şeyler düşündüğümü söyleyemezdim. Oysa Lidya bunlardan çok daha fazlasıydı.
Onu gördüğüm ilk andan beri farklı bir çekim hissettiğimi inkâr edemezdim. Ancak ondan etkilensem de bunun gerçekleşmesi mümkün olmayan bir hayalden öteye gidemeyeceğini kendime hatırlatıyordum. Her Allah'ın günü, sabahı, akşamı ve gecesi. Hayatında başka biri olduğu gerçeğini es geçsek bile biz olamazdık, bunu biliyordum. O ulaşılmazdı. Her açıdan.
Ona karşı hissettiğim şeyleri tam olarak ne zaman fark etmiştim bilmiyordum ama sette uğradığı taciz beni harekete geçirmişti. Buğra denen o adamın Lidya'ya yaklaşması vücudumda yeni bir ateşi harekete geçirmişti. Beni benden eden bir duygunun ortasında ilk kez onu kıskandığımı hissetmiştim. Ben Lidya Tanay'ı kıskanıyordum. Belki de bu yüzden Buğra denen o oyuncu bozuntusuna yumruğumu tattırırken kıyaslar ötesi bir zevk almıştım.
Dünyalarımız ayrıydı her şeyden önce. Onun standartları, hayattan beklentileri farklıydı. Ünlü, tanınan biri olduğu için mecburiyetleri vardı. Hayatında ona değer vermese de onun değer verdiği biri vardı. Lidya'yı zerre hak etmese de... Lidya onu seviyordu. Gelin görün ki Metin denen o piç kurusu Lidya'yı tam anlamıyla kullanıyordu. Evet, kullanıyordu. Lidya gibi zeki bir kadın bunu nasıl oluyordu da fark edemiyordu bilmiyordum ama olan biten buydu.
Metin denen o futbolcu eskisinden hak etmediği bir muamele görüyordu Lidya. Herkesin sandığının aksine kalabalık bir çevresi olsa da kalabalıklar arasında yalnız bir kızdı. En yakınları bile onu anlamıyor, sadece kullanmak için ona yaklaşıyordu. Nişanlısı, annesi, arkadaşları... Herkes.
Kimse ona ne kadar değerli olduğunu söylemiyordu. Menajeri bile işler yolunda gitsin diye her şey yolundaymış da Lidya boş yere kapris yapıyormuş gibi davranıyor, kızı manipüle ediyordu. Sonunda kendini hiçbir şeyden memnun olmayan biri gibi hissettiği için kendini de sevmez olmuştu bana göre.
Onunla bir ömür geçirmemiş olabilirdim, bu yüzden her tahminim doğru muydu bilemezdim ama çok iyi bildiğim bir şey vardı, o da Metin denen o herifin Lidya'yı sevmediğiydi.
Yolda Lidya'nın arkadaşı Esra Hanım'ı bıraktıktan sonra sessizce etrafa bakınan kız şoföre dönüp "İleriden sola dönelim. Benim her zamanki mağazaya." dedi.
Hayatında ona bir beklentiyle yaklaşmayan ve gerçek bir dosta en yakın kişi Esra Hanım diyebilirdim. O da biraz garip, çatlak biriydi ama en azından Lidya'nın yüzünü güldürüyordu. Gerçek dostlar da böyle olmaz mıydı zaten?
Alışveriş için bir mağazaya geldiğimizde Lidya yine kapılarda karşılandı. Bir sürü kıyafete bakarken bana döndü. "Sıkılmıyorsundur umarım."
Bana dönen gözlerine uzun uzun bakıp tadını almak istesem de etrafa bakınmaya zorladım kendimi. Başımı iki yana sallayarak "Hayır." dedim. Sıkılırdım. Yanımdaki Lidya olmasaydı.
Seçtiği birkaç kıyafetle kabine girdiğinde ben de etrafı inceledim. Boş boş bakındım. Ait olmadığım bir yerde bulunmanın verdiği sıkıntıyla ilgimi çekmeyen bir sürü kıyafetin arasında telefonumla ilgilendim.
Ne kadar zaman geçtiğini bilmiyordum ama kabinin içinden kadının bana seslenişiyle oturduğum yerden kımıldandım. "Ayaz, orada mısın?"
"Buradayım."
"Bir gelir misin?"
Şaşırdım. Doğru anladığıma emin olmak ister gibi "Şu an mı?" diye sordum.
"Evet, evet çabuk gel!" Telaşlı bir sesi olduğu için tekrar sormadan kabinin önünde durdum. Benim bir hamle yapmama gerek kalmadan kabinin kapısı aralandı. Üzerinde siyah, sırt dekoltesi olan müthiş bir kıyafet vardı. Etekleri yerlere seriliyordu ve onun ince vücudunu çepeçevre sarıyordu. Arkasındaki fermuara uzanmaya çalışan kız "Fermuarı sıkıştı galiba, şuna bir baksana." dedi sıkıntıyla. Biraz da öfkelenmişti kendi halledemediği için. "Hay Allah'ım, aksi şeytan!" Hâlâ fermuarı zorladığında nazikçe araya girdim.
Fermuarın üzerindeki eline dokundum kazara. "İzin verin, halledeyim." Elini çektiğinde fermuarı ileri geri ittirdim ama gerçekten de sıkışmıştı. Biraz arkasına baktığımda astarının araya girdiğini fark ettim. "Tamam, sıkışmış ama çözerim şimdi."
Fermuarın dişlerini astardan kurtarmam iki saniyeden az zamanımı almıştı ama ona bu kadar yakın olmanın verdiği etki muazzamdı. Onun kokusu yüzüme çarparken istemsizce gözlerim kapandı. Öyle güzel kokuyordu ki...
Lidya'nın "Çok mu kötü olmuş?" sorusuyla kendime gelip geri çekildim. "Halledebilecek gibi misin?"
"Evet, halloldu."
Mesafeli duruşumla geri adımlayıp "Başka bir şey gerekirse dışarıdayım." dedim ve sanki aklımı okuyabilirmiş gibi aceleyle ekledim. "Fermuarla ilgili yani." Bunu söylediğimde daha komik duruma düştüğümü ise söyledikten sonra fark ettim. Daha fazla göz göze gelmek için kabin kapısını hemen kapattım.
Lidya ise kapının arkasından "Teşekkür ederim!" diye seslendi rahatlamış bir sesle.
Denediği birkaç kıyafeti beğendi ve kasaya gittik. Siparişleri paketlenirken telefonu çaldı. Yanıtladıktan kısa bir süre sonra yüzünde şok olmuş bir ifade baş gösterdi. Onu bu kadar şaşırtan, allak bullak eden neydi? Soramazdım, biliyordum ama o telefonu kapatana kadar bunu düşünmeden duramadım.
...
*
YAZAR NOTU: Hi guys! 💄 Ayyy, Salı akşamına hoş geldiniz! KAPAK KIZI yeni bölümüyle sizlerle! Nasıl, beğendiniz mi bakalım? Buraya yazabilirsiniz. Sizce telefon nereden geldi ve neler oluyor? Tahmin ve teorilerinizi buraya yazabilirsiniz.
Bölümün küçük de olsa bir kısmını Ayaz'dan okumak size nasıl hissettirdi? Benimle burada paylaşabilirsiniz. KAPAK KIZI'nı okurken hangi şarkıları dinliyorsunuz? Merak ettim, onu da isterseniz buraya yazabilirsiniz. Yoğun ilgi olursa hafta içinde ekstra bölüm gelebilir. Sizleri aşırı sevdiğimi biliyorsunuz, bol bol yorumlarınızı bekliyor olacağım. 😍 Sevgiler, bol kokulu öpçükler! 😘
•••
SOSYAL MEDYA
Wattpad: -BuzlarKralicesi
Instagram: buzlarkralicesioffical
Ek Instagram: iambuzlarkralicesi
YouTube: Gülay Sena Dündar
Tiktok: @buzlarkralicesiofficial
Bölüm etkileşimi
