Kanlı Hilal kitap kapağı

8. bölüm / 10

Kanlı Hilal

Kusurlu Hasat

Vaveyla Yazarı: Ekrem Efe Özbek

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 10Şu an: Kusurlu Hasat

Kanal binasının yeraltı otoparkı, florasan ışıkların cızırtılı sesi ve ağır bir egzoz kokusuyla doluydu. Defne, topuklu ayakkabılarının betonda çıkardığı yankılı seslerle kırmızı arabasına doğru yürüyordu. Çantasından anahtarını çıkardığı sırada, arkasındaki kalın beton kolonun gölgesinden sessizce sıyrılan o fosforlu yeleği fark etmedi bile.

Yekta, avıyla arasındaki mesafeyi üç adıma düşürmüştü. Nefesi sakindi. Boynundaki dikişlerin sızısını, beynine salgıladığı o hastalıklı adrenalinle bastırmıştı. Hilal uçlu budama çakısını kılıfından yavaşça çekti. Defne'nin o kusursuz, kuğu gibi boynu tam önündeydi. Çakıyı kaldırıp, o pürüzsüz tene estetik, ritüelistik ve kusursuz kavisini atmak için kaslarını gerdi.

Tam o saniyede, otoparkın giriş rampasından acı bir fren sesi koptu.

Siyah, sivil bir polis aracı rampadan aşağı hızla inip, lastiklerini kaydırarak Defne'nin arabasının sadece yirmi metre uzağında çapraz bir şekilde durdu.

Aracın kapısı tekmeyle açılır gibi savruldu. İçinden, elinde parlayan polis rozeti ve yüzündeki o saf öfkeyle Komiser Aylin fırladı.

"Defne Arslan!" diye bağırdı Aylin. Sesi, otoparkın soğuk beton duvarlarında bir silah patlaması gibi yankılandı. "Cinayet Büro! O dosyayı sana teşkilatın içinden kim sızdırdıysa ismini hemen şimdi vereceksin!"

Defne irkilerek arkasını döndü.

Yekta için zaman o an dondu. Ritüeli, o kutsal sessizliği, estetik fırça darbesi... hepsi Aylin'in o kaba saba bağırtısıyla paramparça olmuştu. Yekta gölgelerin içinde, elinde havaya kalkmış çakısıyla kalakalmıştı. Aylin'in arabasının farları, Yekta'nın bulunduğu kolonu teğet geçiyor, onu zifiri bir karanlığa hapsediyordu.

Plan bozulmuştu. Geri çekilmesi gerekiyordu.

Ama Yekta’nın kibri, mantığını ezip geçti. Bu kadın sadece bir kurban değildi; o, Aylin'in kibrine verilecek bir cevaptı. Üstelik avcı, avını asla yarı yolda bırakmazdı.

Defne, Aylin'in öfkeyle kendisine doğru yürüdüğünü görüp şaşkınlıkla "Ne diyorsunuz siz komiserim?" derken; Yekta karanlığın içinden vahşi bir hayvan gibi ileri atıldı.

Estetik yoktu. Kusursuz bir cerrahi kavis yoktu. Sadece saf, kaba ve ilkel bir vahşet vardı.

Yekta sol koluyla Defne'nin boğazını arkadan mengeneye alıp, sağ elindeki çakıyı panikle ve hızla kadının boynuna savurdu. Çakı, şahdamarını kesti ama bu o pürüzsüz yarım ay şeklinde değil; düzensiz, yırtık ve kanı her yere fışkırtan kaba bir kesikti.

Defne'nin çığlığı boğazında boğuk bir hırıltıya dönüştü. Kan, anında bir şelale gibi fışkırarak Yekta'nın suratına, kollarına ve Defne'nin o şık siyah trençkotuna sıçradı.

Aylin, yirmi metre öteden farların aydınlattığı o korkunç anı gördü. Karanlık bir gölge (fosforlu yelek karanlıkta sadece siyah bir kütle gibi görünüyordu), Defne'yi arkadan yakalamış ve boynunu parçalamıştı.

"Polis! Bırak silahını!" diye kükredi Aylin, belindeki beylik tabancasını saniyeden kısa bir sürede çekip doğrulturken.

Ama Yekta'nın işi henüz bitmemişti. Üçüncü kupa...

Kanlar içindeki elleriyle Defne'nin kulağına uzandı. İnci küpeyi nazikçe çıkarmak için zamanı yoktu. Küpeyi asılıp, kadının kulak memesini yırtarak vahşice kopardı. Avucuna dolan o ufak inci tanesi ve sıcak kanla birlikte, kadının cansız bedenini yere doğru fırlattı.

Aylin ateş etti. Kurşun, Yekta'nın başının sadece birkaç santim yanındaki beton kolonu parçaladı. Beton parçacıkları Yekta'nın kasketine sıçradı.

Yekta, otoparkın daha da derinlerine, araçların arkasındaki havalandırma boşluklarının olduğu zifiri karanlık tarafa doğru bir kedi gibi sessizce atıldı.

Aylin, silahı iki eliyle kavramış halde hızla olay yerine koştu. Gözleri karanlıkta katili arıyordu ama yerde kanlar içinde titreyen, şahdamarından oluk oluk kan fışkıran Defne'yi görünce durmak zorunda kaldı. Silahını indirip, dizlerinin üzerine çökerek elleriyle kadının boynuna umutsuzca baskı yapmaya başladı.

"Dayan... Dayan, ambulans çağıracağım!" diye bağırıyordu Aylin. Rengi bembeyaz olmuştu. Telsizine uzanıp mandalına bastı. "Merkez! Kanal binası kapalı otoparkındayım, acil ambulans! Memur müdahalesi var, şüpheli silahlı ve yaya olarak kaçıyor! Otoparkın tüm çıkışlarını kapatın!"

Sadece beş metre ötede... Otoparkın devasa havalandırma fanlarından birinin arkasındaki karanlık boşlukta, Yekta sırtını duvara yaslamış duruyordu.

Göğsü hızla inip kalkıyordu. Nefes nefeseydi. Yüzü, elleri, yeleği Defne'nin kanıyla sırılsıklamdı. Ancak gözleri, parmaklıkların arasından hemen karşısında, dizlerinin üzerinde çaresizce Defne'yi kurtarmaya çalışan Komiser Aylin'deydi.

Yekta, elinde sımsıkı tuttuğu o kanlı inci küpeye baktı. Kusursuz bir tablo değildi bu. Macun sürememişti, kesik iğrençti ve avını kan gölünde bırakmak zorunda kalmıştı. Ama bir yandan da... En büyük düşmanı sadece birkaç adım ötesinde can çekişen bir orkideyle çaresizce boğuşurken, o görünmez bir hayalet gibi onu izliyordu.

İzmir polisi otoparkın çıkışlarını kapatmak üzereydi. Kameralar her yerdeydi. Yekta'nın o binadan sokağa adım atması imkansızdı. Otoparkta kapana kısılmıştı. Ama dudaklarında o hastalıklı, kanlı tebessüm yeniden belirdi. O, bu şehrin alt yapısını, otoparkların tahliye rögarlarını ve lağım tünellerini Emniyet Müdüründen bile daha iyi bilen adamdı.

Aylin'in telsizinden ambulans sirenleri yankılanmaya başlarken Yekta, cebindeki maymuncuğu çıkardı ve arkasındaki devasa atık su tahliye kapağının kilidine doğru yavaşça uzandı. Karanlık sular, onu evine götürmek için bekliyordu.