33. bölüm · İntikam Oyunu

30.BÖLÜM=SEVİNÇ VE ACI

Uwu Kizi

MİRA AKSOY'DAN;
Gözlerimi zorlanarak açtım,ne olduğunu hatırlamıyorum Üniversiteden çıktıktan sonra bir dakikalığına Minaya uğrayacaktım sonra biri arkamdan vurdu,sonrasını hatırlamıyorum

"Uyandın mı küçük kardeşim?" Dedi tanıdık bir ses

Başımı kaldırdığımda onu gördüm,ağbim Murat Aksoy

"Benden ne istiyorsun?" Diye sordum sesimi sakin tutarak

"Diğerlerini yakalayabilmek için sana ihtiyacım vardı küçük kardeşim"

Sinirle gülüp yüzüne yeşil gözlerimle dik dik baktım "Bana hep 'en sevdiğim kardeşim sensin' derdin hatırlıyor musun?"

Murat'ın yüzünde bir anlık gölge dolaştı. Ama hemen toparlandı. O her zamanki sinsi sırıtışıyla baktı bana.

"O zamanlar farklıydı Mira. Sen daha masumdun. Bu işlere bulaşmamıştın."

"Ben neye bulaştım?" dedim sesim titreyerek. "Ben sadece okula gidiyorum, psikoloji okuyorum. Ne yaptım ben size?"

"Dayımı bitirdiniz!" diye bağırdı Murat. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. "Hepiniz! O Poyraz denen hain, o savcı karısı, hepiniz! Dayım şimdi ölümle pençeleşiyor!"

"Baban öldürdü!" diye haykırdım. "Cemal Erdem yıllarca masum insanları öldürdü! Kader'i öldürdü, Fırat'ı öldürdü, Gece'nin bebeğini öldürdü, Lara'nın bebeğini öldürdü! Kaç can aldı o pislik?"

Murat bir adım öne çıktı. Elini kaldırdı. Tokat atacak gibiydi. Ama vurmadı.

"Sen hâlâ onları savunuyorsun," dedi dişlerinin arasından. "Seni seviyorum Mira. Ama karşıma çıkarsan..."

"Ne yapacaksın ağbim?" dedim gözlerimin içine bakarak. "Beni de mi öldüreceksin? Tıpkı dayının öldürdüğü herkes gibi?"

"Mira yeter!"

"Ne yapacaksın vurscak mısın hadi vur! Vur da görelim hadi!" Diye bağırdım

Murat'ın eli havada kaldı. Titriyordu. Gözlerinde öfke, nefret ve... acı mıydı o? Tereddüt mü?

"Vur!" diye bağırdım tekrar. "Vur da görelim! Sen de tıpkı onun gibisin! Tıpkı Cemal Erdem gibi! Ailenin canını hiçe sayan bir pisliksin!"

"Mira, sus!" diye bağırdı.

"Ne susması?!" diye haykırdım. "Sen beni öldüreceksen öldür! Ama bil ki, bu dünyada seni seven tek kişi bendim! Mina ablam da seni severdi! Ama sen bizi hiç sevmedin ki! Sen sadece o pisliğin köpeği oldun!"

"MİRA SUS DEDİM!" Diye bağırıp yüzüme sert bir Tokat attı

Sinirle gülüp ona baktım,gülmeye başladım oba bakıp "Sen de o adam gibi oldun o adam gibi canavarsın sen! Tekrar edeyim mi sen bir CANAVARSIN!"

Murat bana sinirle baktıktan sonra kapıya yürüdü,kapıyı sertçe çarpıp çıktı

Kapı çarpıldığında odada yalnız kaldım.

Yanağım hâlâ acıyordu. Murat'ın tokadı, kanepenin sert yüzeyi, bağlı olan ellerim... Ama en çok canımı yakan, ağabimin gözlerinde gördüğüm o karanlıktı.

Eskiden o gözler bana gülerdi.

"En sevdiğim kardeşim sensin Mira," derdi.

Şimdi ise bana vurmuştu.

Gözlerim doldu ama ağlamadım. Ağlarsam kazanacaklardı. Ve ben kaybetmeye niyetli değildim.

Yavaşça ellerimi arkamda oynattım. İpler sıkıydı ama tamamen çözülemez değildi. Parmaklarımı zorlayarak hareket ettirdim. Bileklerimi acıtıyordu ama umurumda değildi.

Dişlerimi sıktım,hadi az kaldı ellerimi daha fazla zorladım en sonunda ipler koptu ellerindeki iplernden kurtulup ayaklarımdaki ipleri çözdüm bileklerim fena morarmıştı

Bileklerimi umursamayıp kapıya yöneldim ses yoktu,dikkatlice kapıyı açıp dışarı çıktım tam o anda bir ses duydum "HEY KAÇIYOR,KAÇIYOR MURAT BEYE HABER VERİN KIZ KAÇIYOR!"

Hızla koşmaya başladım,yakalanmayı göze alamazdım ama adamlar hızlıydı ve sayıca benden üstünlerdi kaçarak kurtulmak imkansız gibi birşeydi ama daha şiddet uygulamanın vakti gelmemişti

Adamları atlatmak için daha hızlı koştum bir an durup arkama baktım kimse yoktu şimdilik izimi kaybettirmiştim,önümde iki yol vardı adamların sesini tekrar duyunca soldaki yola sapıp duvara yaslandım

"NEREYE GİTTİ LAN BU KIZ!? İKİ SANİYEDE KAYBOLDU!"

"Sen sola bak ben sağdaki yoldan gidiyorum" dedi adamlardan biri ve hızla sağ yola gitti

Diğer adsm benim olduğum tarafa gelince kalbim hızlandı pekala artık şiddette başvurmanız zamanı geldi

Adam adımlarını yavaşlatarak benim saklandığım duvara doğru yaklaşıyordu. Nefesimi tutmuştum. Ellerim hâlâ titriyordu ama korkudan değil, öfkedendi.

"Neredesin küçük kız?" diye mırıldandı adam. Sesinde alay vardı. "Saklanmanın bir anlamı yok. Murat Bey seni istiyor."

Tam önümden geçtiği anda harekete geçtim.

Bir adım öne çıkıp sağ elimle adamın bileğini kavradım, sol elimle ensesine sert bir darbe indirdim. Adam sendeleyip duvara yaslandı. Şaşkınlıkla bana baktı.

"Seni küçük..."

Lafını bitiremeden dizimi karnına geçirdim. Adam yere yığıldı. Nefes nefese kalmıştı. Eğilip cebindeki telefonu ve anahtarları ve belindeki silahı vr şorjörleri aldım

Adama gülerek "Murat abiye selamımı iletirsin!" Deyip tekrar koşmaya başladım

Ama diğer adam arkadaşının sensin duymuş olacak ki beni bulmuştu ve peşimden geliyordu

"DUR SENİ KÜÇÜK BAŞ BELASI!" Diye bağırıyordu ben daha hızlı koşmaya başlayınca adam bu sefer silahını çıkarıp ateş etmeye başladı aynı şekilde bende silaha şarjörü takip ateş ettim

Tam isabet adamı bacağından vurmuştum bu bana zaman kazandırabilir

İzimi kaybwttirdikten sonra bir duvara yaslanıp nefes almaya çalıştım birden karın bölgemde bir ağrı hissettim çok acıyordu

Hırkamı hafifçe araladım ve dehşet gördüm o adamın attığı kurşunlarla biri bana denk gelmişti

Gözlerim yavaştan kararıyordu uyanık kalmaya çalıştım zorlukla telefonu cebimden çıkarıp Tayfunun numarasını çevirdim

Telefon çalıyordu. Her çalışında kalbim daha hızlı atıyordu. Lütfen aç, lütfen aç...

"Alo?" Tayfun'un sesi. Tanıdık, sıcak, güven veren sesi.

"Tayfun..." dedim zorlukla. Sesim çıkmıyordu. "Tayfun, ben..."

"Mira?! Mira, sesin neden böyle? Neredesin? İyi misin?"

"Tayfun... ben..." Nefesim kesiliyordu. "Beni vurdular..."

"Ne? Ne dedin? Neredesin? Konum gönder hemen!"

"Tayfun... çok kan kaybediyorum... sanırım..."

"SAKIN KAPATMA SAKİN OL,BEN ŞİMDİ MİNAYA DA HABER VERİYORUM TAMAM MI? DAYAN BİRAZ LÜTFEN DAYAN"

"Tayfun...Çok acıyor..."

"Dayanmaya çalış tamam mı? Şimdi konumu aç ve bsna gönder gelip seni alacağız" sonra "Poyraz ağbi buldum! Ama vurulmuş!" Deyince Poyraz abinin yanında olduğunu anladım

Poyraz abinin sesi geldi "MİRA! NEREDESİN!"

Etrafıma baktım sadece bir tabela vardı 'ŞÜKRÜPAŞA ECZANESİ'

"Poyraz abi... Şükrüpaşa Eczanesi'nin önündeyim... ama..." Nefesim kesildi. "Kan... çok kan kaybediyorum..."

"Dayan Mira! Dayan! Sakın gözlerini kapatma! Geliyoruz!"

Telefonu kapatmak istemedim. Sesini duymak istiyordum. Onların sesi beni hayatta tutuyordu.

"Tayfun..." diye fısıldadım. "Tayfun, burada mısın? Beni duyuyor musun?"

"Buradayım Mira! Buradayım! Sakın kapatma telefonu! Ben seninle konuşacağım, tamam mı? Sadece konuşmaya devam et!"

"Tayfun... sana bir şey söylemek istiyorum..."

"Sonra söylersin! Şimdi söyleme! Kurtulduktan sonra söylersin!"

"Hayır..." dedim zorlukla. "Şimdi söylemeliyim... Ya sonra fırsatım olmazsa..."

"OLUR! Fırsatın olacak! Söz veriyorum!"

"Ama..."

"LÜTFEN MİRA! Sadece dayan! Lütfen!"

Gözlerim kapanmaya başlamıştı,Tayfunun sesi boğuk geliyordu

"Tayfun..." dedim son kez sonrası karanlık

~

Gözlerimi açtığımda ilk başta herşey bulanıktı,yavaş yavaş herşey netleşti,hastanedeydim

"MİRA!" Ablam Minanın sesini duyunca kapıya baktım endişeyle bana bakıyordu

Yanıma gelip serumu kontrol ederken "Daha iyi misin?"

"Mina..." dedim zorlukla "Bsna ne oldu?"

"Çok kan kaybetmiştim kurşun karnının alt kısmına saplanmış neyseki hayatı organa zarar vermemiş"

"Ne zamandır uyuyorum?" Diye sordum merakla

"5 gündür" dedi Mina sesinde yorgunluk vardı "Tam 5 gündür uyuyorsun"

Beş gün mü? O kadar uzun mu uyumuştum? En son hatırladığım Tayfunun sesiydi

"Tayfun nerede?" Diye sordum merakla

"Karakolda,kaç gece burada kaldı dün seni vuran adamlardan birine saldırmış adam şikayetçi olunca Tayfun nezarete girdi"

"NE!" Diye haykırıp doğrulayan çalıştım Mina beni tutu

"Dur sakin ol daha yeni uyandın!"

"Tayfun nasıl içeri girdi!?" Dedim endişeyle

"Şey seni vuran adamı Tayfun hastanede görmüş dayanamayıp iyice dövmüş adamda şikayetçi olunca nezarete girmiş"

Benim yüzümden girmişti,bunu bilmek beni üzüyordu

Mina sanki aklımı okumuş gibi "Senin suçun yok,ayrıca merak etme Elvan'a konuştum yakında çıkacakmış"

"İnşallah çıkar" diye mırıldandım

~

TAYFUN GÜNAL'DAN;
"Ya ağbiciğim çıkarın artık beni ya!" Diye yalvardım

"Lan adamın burnunu kırdın ya! Şimdi otur oturduğun yerde!" Diye kızdı polis memuru

"Burnunu kırdım diye ömür boyu hapiste mi kalacağım?"

"Burnunu kırmakla kalmadın, iki kaburgasını da çatlattın, bir de kolunu çıkardın herifin."

"Sinirden yaptım ağbi. Adam benim sevdiğim kızı vurmuş!"

"Avukatın gelince çıkarsın!" Tsm o anda Elvan geldi

Polis ona "Sen kimsin ufaklık"

Elvan kimliğini ve meslek kartını çıkardı polis meslek kartını alıp "Ceza avukatı Elvan Karaca"

Elvan polise "Aynen öyle,müvekkilimin tahliyesi için geldim"

"Önce dosyaları tamamlayın"

Elvan çantasından dosyaları alıp masaya fırlattı "Dosyalar tamam"

Polis dosyalar bakıp ayağa kalktı kapıyı açıp "Tamam gidebilirsin,bir daha kavga istemiyorum" dediğinde başımı sallayıp dışarı fırladım,hastaneye gitmeliydim

Elvan arkamdan "Saol ya hiç teşekküre gerek yoktu!" Dedi kinaye yaparak

"Elvancığım çok teşekkür ederim Çağlar alınmayacaksa ben bir ara ikinize birden yemek ısmarlarım" deyip karakoldan fırladım

Aklımda tek bir şey vardı: Miraya gitmeliyim

~
MİRA AKSOY'DAN;
Hastane'deki yatakta endişeyle oturuyordum acaba Tayfun iyi miydi? Çıkmış mıydı?

Ben bunları düşünürken birden kapı açıldı,içeri elinde bir tepsi yemekle Tayfun geldi

Uyanık olduğumu görünce gülümseyip "Günaydın nasılsın bakalım? Ağrın var mı? Daha iyi misin?"

Gülümsedim "Önce sen benim soruma cevap ver ,Neden adamı dövdün?"

"Seni vuran adamı görünce dayanamadım" dedi dişlerini sıkarak

"Soru iki nasılsın?"

"İyiyim"

"Soru üç bu yemekler nereden çıktı?"

"Hastane kafetaryasından aldım,şimdi sıra bende soru bir,nasılsın"

"İyiyim" dedim gülümseyerek

"Soru iki,Ağrın var mı?"

"Yok"

"Son soru,daha iyi misin?"

"Evet"

"Şimdi yemek yeme zamanı hadi bakalım bak sana çorba getirdim makarna ve yoğurt ta var sen seversin,önce çorba hadi bakalım aç ağzını"

Yüzümü buruşturdum "Ne çorbası bu?"

"Sizin Erzurum'daki,hani şu yoğurt falan koyulan çorba var ya Aşatu çorbası"

Kaşlarımı kaldırıp güldüm "Aşotu olmasın o"

"Bende öyle dedim ya Aşatu çorbası"

"Hala yanlış söylüyorsun onun ismi Aşotu"

Tayfun kaşlarını çattı, elindeki kaşığı havada tutuyordu.

"Aşotu mu? Emin misin? Bana öyle söylemediler ki."

"Aşotu," dedim gülerek. "A-şo-tu. Aşatu değil. Erzurum'da yaşamadın belli."

"Erzurum'da yaşamadım ama bir Erzurumluya âşık oldum," dedi hiç tereddüt etmeden.

Yanaklarım kızardı. Anında sustum. Tayfun sırıtarak kaşığı ağzıma doğru uzattı.

"Aç ağzını."

"Kendi yerim ben!" dedim utanarak.

"Aç ağzını dedim," dedi bu sefer daha yumuşak ama kararlı bir sesle.

İstemeye istemeye ağzımı açtım,çorbayı yatarken onun gözlerine baktım o kahverengi güzel gözlerine

"Sana bir şey söyleyeceğim Tayfun"

"Söyle bakalım psikolog hanım?"

Gözlerimi kapattım,yanaklarım kızardı şimdi itiraf zamanıydı

"Seni seviyorum Tayfun Günal" diye mırıldandım

"Duymadım bir daha söyle"

"Seni seviyorum Tayfun Günal!" Diye bağırdım

Tayfunun yüzünde bir gülümseme belirdi yanağımdan öpüp "Bende seni seviyorum Mira Aksoy!" Diye haykırdı kendime inanamıyordum ben resmen bu karadrnize erkeğine aşık olmuştum

~
GECE GÜNAL DAN-YETİMHANE 18:30
Dilek hanımın isteği üzerine yetimhaneye gelmiştik gergin bir şekilde Aydın baktım

"Sence evlatlık işlemleriyle ilgili bir sorun mu çıktı?"

"Bilmiyorum güzelim"

Dilek Hanım içeri girip "Merhaba hoş geldiniz,direkt konuya giriyorum kinu bebekle ilgi,annesini bulduk ama kızını istemediğini söylüyor,bebeğin ismi Pera'ymış"

Pera,çok güzel bir isimdi anlamı öte tarafa geçmek yada peri demekti

Melek Pera

Kızımıza çok yakışacak bir isimdi bizim kızımıza,bizim minik kızımıza

Dilek Hanım devam etti "annesi bebeği istemiyor,Daha çok genç olduğunu bu bebeğin bir hata olduğunu söylüyor"

Dilek Hanım'ın sözleri odada yankılandı gözlerimin dolduğunu hissettim ama ağlamadım Aydın'ın elini sıktım o da sımsıkı tuttu.

"Peki," dedim sesim titriyordu ama kararlıydı. "Bebeği hala evlat edinmek istiyoruz ne yapmamız gerekiyorsa yapacağız."

Dilek Hanım gülümsedi, gözlerinin nemlendiğini gizlemiyordu.

"Zaten sizin için her şeyi hazırladım. Evlat edinme başvurunuzu tamamladım. Sadece birkaç imza ve bebek sizin."

Aydın derin bir nefes aldı elini omzuma koydu.

"O zaman imzaları atalım da kızımızı eve götürelim."

Dilek Hanım dosyaları masaya koydu. Ben ve Aydın sırayla imzaladık her imzada elim biraz daha titriyordu. Ama son imzayı attığımda, içinde bir şey yerine oturdu. Tamamlanmıştım

Melek bizim meleğimiz yanımızda olacaktı,16 dakika sonra görevli 3 aylık olan bebeğimiz Melekle gelip onu kucağıma verdi

"Melek" dedim sesim titriyordu "Kızım"

"Melek" diye beni onayladı Aydın "babasının meleği"

Tamamlanmıştık

~
Eve gittiğimizde akşam çökmüştü Aydın eve gelir gelmez beşiği depodan çıkarıp temizleyip odaya götürdü,dolaba kaldırdığı beyaz tulumu çıkardıp yanıma geldi

"Kendi mesleğimize giydiremedik,bu minik bebeğimize giydirelim mi?"

"Giydirelim" dedim gülümseyerek

Akşam boyunca,bebeğimiz sürekli Aydının kucağındaydı,Aydın onu bir saniye bile bırakmıyordu

Telefonu çalınca bebeğin gözleri açıldı tam mızmızlanacakken Aydın onu sallayarak sakinleştirir telefonu açtı

"Efendim Poyraz ağbi?" Bir süre sesiz kaldı sonra derin bir nefes alıp "Tamam ağbi birazdan oradayım"

Aydın istemeye istemeye bebeği bana verip "Güzelim ben birazdan geleceğim tamam mı?"

"Nereye gidiyorsun?" Dedim endişeyle

"Poyraz ağbi aradı küçük bir sorun çıktı ben hemen halledip geliyorum tamam mı?" Deyip alnımdan öptü "Seni seviyorum" sonra bebeğimizin alnından öpüp "Seni de seviyorum minik bebeğim babacık birazdan gelecek tamam mı? Anneyi zorlamak,üzmek yok" deyip kapıdan çıkmadan önce son bur kez daha baktı son bir defa gülümseyip evden çıktı

~
POYRAZ ATEŞ ERDEM'DEN;
Babsm olacak Cemal Erdem ilaçlar yüzünden kontrolden çıkmıştı,herkese haber verdim

Sadece yarım saat sonra hepsi gelmişti,Tayfun sinirle "Ne yaptı bu herif?"

"İlaçlar yüzünden kontrolden çıktı,ilaçların yan etkisi anlaşılan" Dedim

Mert soğukkanlı bir şekilde "Ne yapacağız,nasıl kontrol edeceğiz bu herifi"

Tahjre döndüm "Minadan ne olur ne olmaz sakinleştirici almıştın değil mi?"

Tahir cebinden iğne çıkardı "Tabi ki de aldım"

"Hadi o zaman içeri giriyoruz!" Diye bağırdım herkes peşimden geldi

Cemal Erdem delirmiş gibi elini başının arasına almış ileri geri sallanıyordu

"Merhaba babacığım!" Dedim sahte bir neşeyle tsm önünde durdum

"Acı çekmek nasıl bir duyguymuş bakalım?" Dediğimde artık dişlerimi sıkarak konuşuyordum

Cemal Erdem başını kaldırdı gözü kan çanağı gibiydi,ben daha ne olduğunu anlamadan arkasında sakladığı iğneyi çıkarıp bana saldırmaya niyetlendi

İğneyi tam sağlayacağı sırada biri benim önüme geçmişti,başımı kaldırıp baktığımda şok oldum

Aydın tam önüme geçmişti ve babam iğneyi ona saplamıştı

Diğerleri Cemal Erdemin elindeki iğneyi kapıp onu zaptederken Aydın yerde acıyla kıvranıyordu

Babam yine yapacağını yapmış ve masum bir insana zarar vermişti

Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim 🥰🌹❤