23. bölüm · İntikam Oyunu
21.BÖLÜM:BEKLENMEYEN AŞK İTIRAFI
GECE GÜNAL KARAASLAN'DAN
Gözlerimi açtığımda yaylanın sessizliği hâlâ etrafı sarmıştı. Kuş sesleri ve rüzgârın hafif uğultusu dışında hiçbir şey yoktu. Ama içimde bir huzursuzluk vardı; sanki bugün normal bir gün olmayacaktı.
Aydın hâlâ yanımda uyuyordu. Onun varlığı bile bana güven veriyordu ama bir yandan da korkularımı tamamen silmiyordu. Yavaşça kalkıp pencereye yaklaştım. Dışarıda güneş yeni doğuyordu, taş patikaların üzerinden ışıklar yavaşça yaylanın her köşesine düşüyordu.
Dışarıda güneş doğuyordu ama benim içime buradayken güneş doğmuyordu.
Birden belime iki kol sarıldı.
"Kalbim, günaydın. Çok erkencisin."
Hafifçe gülümsedim.
"Günaydın Aydın. Sen de baya erkencisin."
"Sen olmadan uyuyamıyorum. Ne yaptın sen bana Arıza Makinesi?"
"Ben bir şey yapmadım," dedim fısıltıyla, "asıl sen beni bozuyorsun."
Aydın saçlarımın arasına yüzünü gömdü.
"Bozulacaksan da bana bozul," dedi şakayla karışık. "Dünyaya değil."
"Beni sadece sen bozabilirsin. Başka kimse benim kalbimi böyle hızlandıramaz Çaylak Mafya."
Aydın alnımdan öpüp:
"Sen sadece Çaylak Mafya'nın Arıza Makinesi'sin. Aydın'ın Gece'sisin. Sadece benimsin. Sadece benim."
Aydın'ın son cümlesi içimde hem sıcak bir dalga hem de tarif edemediğim bir ürperti bıraktı.
"Bu kadar sahiplenici olma," dedim hafifçe gülerek ama gözlerimin içine bakmasını engelleyemedim. "Ben seninim. Sadece senin. Başka kimsenin olmam. Başka kimseyi böyle sevmem."
Sonra hafif bir şakayla:
"Ama ilerde çocuğumuz olursa o zaman sadece seni sevmem."
Aydın bir an durdu. Gözlerimin içine öyle bir baktı ki, sanki az önce söylediğim o cümle zihninde bir gelecek tasviri gibi canlanmıştı.
"Çocuğumuz ha..." diye mırıldandı, dudaklarının kenarında yumuşak bir gülümseme belirdi.
"Evet," dedim utangaç bir gülüşle. "O zaman seni biraz paylaşmam gerekecek."
Aydın hafifçe kaşlarını kaldırdı, kollarını belimde sıkılaştırdı, beni daha çok kendine çekip:
"Yok," dedi net bir sesle. "Ben paylaşmam."
Gülümsedim.
"Ne demek paylaşmam? Bir çocuğumuz olmasın mı?"
"Elbette olsun isterim," dedi ciddi bir ifadeyle. "Ama bir şartla."
"Ne şartı?" diye sordum merakla.
"Kızım babası olmak istiyorum."
"Neden kız?" diye sordum merakla.
"Kız çocuklarına karşı zaafım var."
"Öyle mi?"
"Öyle."
"Planı da yaptın yani?"
"Çoktan," dedi kendinden emin bir tavırla. "Saçları senin gibi olacak. Gözleri..." bir an durdu, "gözleri de benimki gibi olsun. Açık renkli bal gözleri olsun. Sana benzeyen birini daha kaldıramam, bir tanesi bile aklımı başımdan alıyor."
Gülerek göğsüne hafifçe vurdum.
"Sen gerçekten delisin."
"Senin delinim," diye fısıldadı.
Kapı çalınca irkildik.
"Ula, uyandınız mı daha uşaklar?"
Yengem tam zamanında gelmişti. Kapı açıldığında ikimiz de birbirimizden uzaklaştık.
Yengem bize bakıp:
"Ula siz ne yapıyorsunuz da?"
"Ee... şey... yenge," diye geveledim. Gerçekten fena yakalanmıştık.
"Ağzında geveleme, doğru düzgün anlat ula!"
"Yenge," dedi Aydın boğazını temizleyerek, "Günaydın diyorduk sadece."
Yengem kaşlarını kaldırdı.
"Hee, günaydın diyordunuz ha? Belden sarılarak mı deniliyor o günaydın?"
Ben hemen araya girdim.
"Yenge, yanlış anladın. Ben erkenden uyanmıştım, Aydın da arkamdan geldi işte..."
"Ula ben de genç oldum," dedi gülmemek için dudaklarını sıkıştırarak. "Bana masal anlatmayın."
Aydın'la ikimiz de kızarmıştık. Yengem diğerlerine bakmaya gidince ikimiz de rahatlamıştık.
"Ucuz atlattık galiba," dedim derin bir nefes alıp.
"Az kalsın bizi haşlayacaktı," dedi Aydın.
Pencereyi kapatmak için yöneldiğimde uzaktan bir araba gördüm. Buraya geliyor gibiydi.
Saçmalama Gece, iyice paranoyak oldun.
Diye geçirdim içimden. Gerçekten iyice paranoyak olmuştum.
"Gece, iyi misin Kalbim?"
"Evet canım, iyiyim," deyip geçiştirdim.
Aşağı indiğimizde herkes uyanmıştı. Ya da kimse uyuyamamıştı.
"Günaydın," diye mırıldandım.
"Günaydın," diyen tek kişi Lara'ydı. Diğerleri konuşmuyordu.
Elvan ve Çağlar kahvaltı hazırlıyordu.
"Biraz fazla doğradın. Acaba Sert Şey, kim yiyecek o kadar domatesi?"
"Karışma bana İnsan Sarrafı," diye söylendi Elvan.
Elvan'la Çağlar'ın atışması mutfağın içindeki gergin havayı az da olsa yumuşatıyordu.
Yengem gülerek Elvan'a:
"Kız, yavuklunu dinle. O kadar domatesi kimse yiyemez."
"O benim yavuklum değil," diye mırıldandı Elvan.
Mina kıs kıs gülerek:
"Bana öyle gelmedi."
"Mina!" dedi Elvan uyarır bir sesle.
Yengem onlara dikkatle baktıktan sonra Elvan'a:
"Kız, sen kaç yaşındasın?"
"20."
Sonra Çağlar'a bakıp:
"Uşağım, sen kaç yaşındasın?"
"22."
"E, yaşlarınız da yakın işte. Hem bakışınızdan belli. Âşıksınız siz."
Elvan'ın elindeki bıçak havada kaldı. Çağlar bir anlık afallamayla domates tabağını neredeyse düşürüyordu.
"Ayla Teyze!" diye itiraz etti Elvan, yanakları kıpkırmızı. "Saçmalama Allah aşkına."
Çağlar ise her zamanki gibi sakin görünmeye çalışıyordu ama kulağının kızardığını ben bile buradan görebiliyordum.
Yengem kollarını bağladı.
"Benim gözümden bir şey kaçmaz. Daha sofraya gelmeden birbirinize laf yetiştiriyorsunuz. Laf yetiştirmek aşktan olur."
Mira kahkahayı patlattı.
"Ben demiştim!"
Elvan, Mina'ya ters ters baktı.
"Sen sus."
Gerçekten onca kargaşanın içinde bu küçük kavgalar iyi geliyordu.
Yengem bize bakıp:
"Gece, bugün düğün olacak. Sen de diğerleriyle geleceksin."
Lara itiraz etmeye yelendi ama yengemin bakışı onu susturmaya yetti.
"Ne o?" diye sordum temkinli bir sesle. "Kimin düğünü?"
"Uzak akraba," dedi yengem. "Ama burada kim varsa davetlidir. Hem kalabalık olursunuz, iyi gelir."
Hisar bir anda:
"Şey, ben gelmesem olmaz mı? Ben düğün gibi yerlerde pek rahat edemiyorum."
"Hiç itiraz etme sarışın güzel," dedi Yengem.
Hisar hiç istemese de kabul etti. Bu düğün aslında hepimize iyi gelebilirdi.
~
Düğün yerine geldiğimizde oldukça kalabalıktı. Kalabalık yerler beni çoğunlukla geriyordu.
"Kalbim, iyi misin?" Aydın'ın meraklı ve endişeli sesine gülümseyerek cevap verdim.
"İyiyim. Sadece kalabalık ortam sevmiyorum."
"Bir şey olursa söyle tamam mı? Ben yanındayım güzelim."
"Tamam," dedim gülümseyerek. Sonra endişeli bir sesle ekledim: "Ama fazla ayakta durma. Bacağını yormamaya çalış."
"Tamam kalbim."
Hepimiz aynı masada oturuyorduk. Yengem bana bakıp:
"Kız, hadi horona gitsene. Yoksa horon tepmeyi mi unuttun?"
"Ben mi? Asla!" dedim kendimden emin bir sesle.
Ayağa kalkıp horona katıldım. Gülerek horon tepmeye başladım.
Horon teperken gülüyordum. Yıllardır böyle hissetmemiştim. Bu o kadar iyi gelmişti ki...
Horondan sonra yalnız kalmak için kalabalıktan uzakta bir köşeye geçtim.
"Gece."
Duyduğum sesle tüylerim ürperdi.
Onun sesiydi.
Geçmişimin sesiydi.
Yıllardır kaçtığım seslerden biriydi.
Eylem'in sesi.
"Seni göreli uzun zaman oldu," dedi keskin bir sesle.
"Ne istiyorsun?"
"Mutlu olduğunu görmeye dayanamıyorum. Senin baban benim babamı öldürdü. Sen mutluluğu hak etmiyorsun."
"Bana bak seni—"
Yumruğumu kaldırdığım anda yüzüme bir fotoğraf doğrulttu.
"Bu ölen babamın fotoğrafı. Senin baban olacak o Cemal Erdem benim babamı öldürdü."
Boğazıma bir yumru oturdu. Eylem'in sözleri tokat gibi çarpmıştı.
Bir şey söylemeden oradan uzaklaşıp kendi masama gittim. Aslında kaçmak istiyordum ama o zaman Aydın merak edecekti.
"Gece, kalbim iyi misin?"
'İyiyim' demeye çalıştım ama sesim titrediği için konuşamıyordum.
"Güzelim, ne oldu?"
"Aydın, konuşmak istemiyorum," dedim kısık bir sesle.
"Gel benimle."
deyip beni arka tarafa götürdü.
"Gece, neyin var? Az önce mutluydun, şimdi rengin solmuş. Hadi anlat güzelim, ne oldu?"
"Aydın... ben..."
"Gece, lütfen kalbim. Hadi anlat."
"Eve gidince konuşsak?"
"Tamam. Ne zaman hazır olunca anlat. Tamam mı?"
"Tamam Aydın. Seni seviyorum."
deyip ona sıkıca sarıldım.
Düğün bittikten sonra herkesin üstündeki gerginlik gitmiş gibiydi. Herkes salonda kendi aralarında konuşuyordu. Ben odaya çıktım. Hâlâ o olay yüzünden üzgündüm. Kimse beni böyle görsün istemiyordum.
Aydın içeri girip:
"Gece, Kalbim, gerçekten iyi değilsin. Anlat ne olur, neyin var?"
Derin bir nefes aldım.
"Bugün Eylem geldi. Onunla kavga ettik. O yüzden böyle oldum."
"Sana kötü bir şey mi söyledi?"
"Hayır. Sadece sözleri biraz ağır geldi."
Aydın gözyaşlarımı silip alnını alnıma dayadı.
"Gece, ağlama lütfen. Ben senin gözyaşlarına dayanamam. Ben senin bir damla yaşına kurban olurum be güzelim. Sana ne dedi bilmiyorum ama o sözler senin gözyaşlarına değmez."
"Aydın, iyi ki benimlesin. Teşekkür ederim."
"Her zaman seninleyim."
Tam o anda aşağıdan Mert'in bağıran sesi geldi:
"Ne diyorsun lan sen!"
Aydın'la ikimiz şaşkınlıkla birbirimize baktık. Hızla aşağı indiğimizde Mert Çağlar'ın yakasına yapışmış hâlde gördük.
~
YARIM SAAT ÖNCE-YAZARDAN
Gece ve Aydın yukarı çıktığında diğerleri kendi aralarında sohbet ediyordu. Sadece Elvan ve Çağlar sessizdi.
Elvan su içmek için kalktığında Çağlar onun peşinden gidip:
"Sert Şey, biraz fazla sessizsin."
"Bu seni ne ilgilendiriyor İnsan Sarrafı?" diye söylendi Elvan.
Çağlar biraz sessiz kaldıktan sonra:
"Elvan, seninle konuşmak istiyorum."
Elvan koyu ela gözleriyle ona bakan kahverengi gözlere baktı.
"Ne istiyorsun Çağlar?" diye sordu merakla.
"Bak, ne zaman oldu bilmiyorum ama..." Derin bir nefes aldı Çağlar. "Seni köpek gibi seviyorum Elvan Karaca."
Elvan'ın gözleri şokla açıldı. Bunu beklemiyordu. Kendine itiraf etmiyordu ama o da içten içe Çağlar'a âşıktı. Ama abisinin tepkisini kestiremiyordu.
"Abim ne der bilmiyorum," dedi dürüstçe Elvan.
Çağlar kararlı bir şekilde:
"Tamam. Eğer sorun buysa..."
Dedikten sonra Mert'in yanına geldi.
Elvan onu durdurmaya çalıştı ama Çağlar kararlıydı. Sakince Meltem'le konuşan Mert'in yanına gidip:
"Mert abi, bir şey demeliyim."
"Ne oldu Çağlar?" diye sordu Mert merakla.
"Mert abi, ben senin bu kız kardeşini it gibi, köpek gibi seviyorum."
Mert bir an durdu. Sanki şok olmuş gibiydi. Sonra yüzünü bir öfke kapladı. Çağlar'ın yakasına yapışıp:
"Ne diyorsun lan sen?" dedi öfkeyle.
Herkes oraya dönmüştü. Herkes şok içinde Çağlar'a bakıyordu. Gece ve Aydın bile aşağı inmişti.
"Duydun işte. Ben senin kardeşini seviyorum."
Dediği anda yüzüne sert bir yumruk indi.
"Ne ara sevdin lan sen benim kardeşimi? Kaç gündür tanıyorsun onu?" diye bağırdı Mert.
"Abi, vallaha ben de bilmiyorum ama oldum işte."
"Sen şimdi benden galiba açık açık onay istiyorsun?"
"Şey abi..."
"Onay falan vermiyorum lan! Doğru düzgün tanımadığım adama kardeşimi vermiyorum!"
Ayla yenge öne çıktı Mert'e:
"Delikanlı, bak bu uşak sevdalanmış senin kardeşine. Senin kardeşin de sevdalıdır gözlerinden belli."
Mert Elvan'a döndü:
"Elvan, seviyor musun sen bu herifi?"
Elvan bir an durdu, sonra:
"Evet abi, seviyorum."
Mert Çağlar'ın yüzüne son bir yumruk indirip gülümsedi:
"Bunu yapmasam içimde kalırdı. Bana bak, kardeşimi üzersen kemiklerini kırarım. Anladın mı lan?"
"Anladım abi."
O gece zor şeyler yaşanmıştı ama en güzel şey Çağlar ve Elvan'ın da aşkı bulması olmuştu.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
