22. bölüm · İntikam Oyunu

20. BÖLÜM: HER ŞEYDEN UZAKTA

Uwu Kizi

Birkaç saat yolculuktan sonra Ordu'ya gelmiştik.

Denizin tuzlu kokusu daha camı açmadan içeri doluyordu.

Karadeniz sabahı griydi. Sessizdi. Sanki hiçbir şey olmamış gibi sakindi.

Ama biz sakin değildik.

Her şeyden uzağa kaçmıştık.

Ya da öyle sanıyorduk.

Gece'ye baktım, huzursuz görünüyordu. Aydın da bunu fark etmişti.

"Gece, bir sorun mu var?" diye sordu.

Gece başını ona çevirdi. Zoraki bir gülümseme yerleştirdi yüzüne.

"Hayır. Her şey yolunda."

Ama hiçbirimiz ikna olmamıştık.

Aydın kaşlarını hafifçe çattı.

"Beni kandırmayı iki ay önce bırakman gerekiyordu."

"Kandırmıyorum, gerçekten iyiyim."

"O zaman neden gergin gibisin? Hadi anlat bana güzelim," dedi Aydın yumuşak bir sesle.

"Aydın haklı. Gece, çok gerginsin. Neyin var?" diye sordum.

Gece bir süre cevap vermedi.

Bakışlarını camdan dışarı çevirdi.

Deniz görünüyordu.
Dalga sesleri arabaya kadar geliyordu.

Ama onun yüzü...
Sanki o manzarayı değil, yıllar öncesini görüyordu.

Parmakları Aydın'ın koluna sıkıca tutundu.
Farkında bile olmadan.

"...Ordu," diye fısıldadı.

Aydın dikkatle baktı.

"Ne var Ordu'da?"

Gece dudaklarını ısırdı.
Gözleri bir anlığına donuklaştı.

"Ben buradan nefret ediyorum," diye mırıldandı.

"Ne?" dedim şaşkınlıkla.

Arkada sessiz kalan Mira Gece'ye:

"Anlatmak ister misin Gece abla? Rahatlarsın, iyi gelir."

Gece başını salladı.

"Burası bana güzel şeyler hatırlatmıyor. Ben burada sevilmediğim zamanları hatırlıyorum. Dayım hariç kimse sevmezdi beni. Annem ve ablam Eylem bile."

Aydın'ın yüzündeki ifade değişti.
Şaka yapan, hafif alaycı hâli tamamen silinmişti.

Yavaşça elini Gece'nin parmaklarının üzerine koydu.

"Kimse sevmezdi... derken?"

Gece gözlerini kapattı.

Sanki söyleyeceği her kelime boğazına batıyordu.

"Ben... istenmeyen çocuktum," diye fısıldadı.

Kimse konuşmadı.

Ben bile.

Çünkü bazı cümleler soru kaldırmazdı.

Gece devam etti.

"Annem hep ablamı severdi. Eylem ne yapsa doğruydu. Ben ne yapsam eksik."

Hafifçe güldü ama o gülüşte zerre mutluluk yoktu.

"Konuşursam çok konuşuyorsun derdi. Susarsam bu sefer trip atıyorsun."

Aydın'ın eli yavaşça yumruğa dönüştü.

Gece devam etti:

"Okuldan gelirdim... kimse 'nasılsın' demezdi."

Gözleri denizdeydi ama bakmıyordu.

"Hasta olurdum, ablamın sınavı var diye doktora bile götürülmezdim."

Gece bir an durdu, sonra devam etti:

"Sonra bir gece annem bana çok bağırdı. Bana 'yük' olduğumu söyledi. O gece dayım gelip beni yanına aldı."

Birden Gece'nin gözleri doldu.

"Annem bana hiç 'kızım' demedi."

Bunu duyduğumuz anda nefesimiz kesildi sanki. Kimse nefes almıyordu. Aydın'ın içinde bir öfke olduğuna emindim ama Gece'yi incitmekten korkuyordu.

Gece boğuk bir sesle konuştu:

"Dayım beni kurtardı... ama o da çok kalamadı."

Aydın hemen sordu:

"Ne oldu?"

Gece gözlerini kapattı.
Bu kez anlatmak daha zordu.

"Öldü."

Tek kelime.
Ama arabada yankılandı.

"Onun ölümünden sonra onun karısı Ayla yenge bana bakmak istedi ama kadın zaten hastaydı. O yüzden annem beni geri almak zorunda kaldı... ama istemeyerek."

Parmakları istemsizce titremeye başladı.

Aydın bunu fark eder etmez elini daha da sıkı tuttu.

Gece devam etti, sesi neredeyse fısıltıya dönüşmüştü:

"Eylem hep 'neden hâlâ buradasın' derdi."

Aydın'ın gözlerinde öfkeyi gördüm ama Gece'yi kırmaktan, incitmekten korkuyordu.

Aydın derin bir nefes aldı.

Sonra başını hafifçe eğip Gece'nin alnına yasladı.

"Sen benim eşimsin... ama aynı zamanda bu dünyada gördüğüm en güçlü kadının ta kendisisin."

Gece sessizce ağlayıp Aydın'a sarıldı. Aydın ona sarılıp saçlarından okşadı.

"Artık seni seven biri daha var."

"O kişi de sensin değil mi?" diye sordu Gece.

"Evet."

Arabayla biraz daha ilerledikten sonra yayla gibi bir yerde durduk. Gece arabadan indiğinde:

"Ordu'nun tek bu yönünü seviyorum. Yaylaları insana huzur veriyor."

Küçük bir moladan sonra yola devam ettik.

Gece'nin yengesinin evine gidiyorduk.

Gece camdan dışarı bakıyordu.

Yüzünde biraz önce anlattıklarının yorgunluğu vardı ama yaylanın havası onu bir nebze sakinleştirmişti.

"Az kaldı..." diye mırıldandı.
"Yengemin evi şu tepeden sonra."

Araba yavaşça taş kaplı dar bir patikaya girdi.

Sonunda ahşap, eski ama bakımlı bir ev göründü.

Bahçesinde küçük bir fındık ağacı, kenarda odun yığını vardı.

Gece derin bir nefes aldı.

"Hazır mısınız?"

Kimse tam hazır değildi.
Ama başka çaremiz de yoktu.

Arabadan ilk Gece indi.
Ayakları toprağa değer değmez bir an durdu.
Sanki geçmişiyle aynı zemine basmış gibiydi.

Kapıya doğru yürüdü.
Biz de arkasından.

Tam Gece kapıyı çalacakken kapı aniden açıldı.

Kapıda orta yaşlı, başında yazması olan bir kadın belirdi.

Bir saniye dondu.
Gözleri önce Gece'ye, sonra arkasındaki kalabalığa kaydı.

Sonra yüzü bir anda değişti.

"...GECE?!"

Gece hafif gülümsedi.

"Yenge—"

Kadın bir anda içeri döndü.
Biz ne olduğunu anlayamadan içeriden bir ses duyuldu:

"Durun orada!"

Bir saniye sonra elinde koca bir sopa ile geri çıktı.

"Ula utanmadan bir de kaçıp adamlarla kapıma mı geldun sen?!" diye bağırdı.

Gece'nin gözleri büyüdü.

"Yenge, dur—"

"Sus! Ula! Sus! Mahalleye rezil edeceksin beni!"

Kadın sopayı havaya kaldırıp Gece'nin üstüne yürüdü.

"YENGE DUR AÇIKLAYABİLİRİM!"

Gece refleksle geri sıçradı.

"Ben bir şey yapmadım!" diye bağırarak kaçmaya başladı.

Kadın arkasından koşturuyordu.

"El kadar kızsın, bir de erkeklerle yaylaya geliysen! Tövbe estağfurullah!"

"Yenge dur da açıklayayım!"

"Ne açıklayacaksun Ula? Ne açıklayacaksun? 12 kişiydi de peşine takıp gelmişsin!"

"Yenge, yalnız ben evliyim! Lütfen ama!" diye bağırdı Gece.

"Ne dedun sen? Uy başıma gelenler! Yeğenim evleniyi ve bana haber vermiyi! Oy kurban olduğum Allah'ım, bana bir şey oluyor!"

Kadın bir anda elini göğsüne götürdü.
Sopa yere düştü.

"Uyyyy başum dönüy..." diye sendeledi.

Gece panikle koşup koluna girdi.

"Yenge tamam, sakin ol! Bak iyiyim, kaçmadım, kaçırılmadım, evlendim sadece!"

Aydın hızlıca yanlarına geldi.

"Elinizi verin teyze... düşeceksiniz."

Kadın Aydın'a şöyle bir baktı.
Baştan aşağı süzdü.
Sonra gözlerini kıstı.

"Sen misun o evlendiği?"

Aydın hafifçe başını eğdi.

"Evet teyze. Ben Aydın. Resmî nikâhlı kocasıyım."

Kadın bir an sustu.

Sonra gözleri doldu.

"Ula sen... gerçekten evlendun ha?"

Gece başını salladı.

"Evet yenge. Sana söylemek isterdim ama şartlar..."

Kadın bir anda Gece'yi tuttuğu gibi sarıldı.

Sertti ama şefkatliydi o sarılış.

"Ula deli kız... sevdiysen niye korktun söylemeye? Ben senin düşmanın mıyım?"

Arkadaki kalabalığa tekrar baktı.
Kaşlarını kaldırdı.

"Eee... madem evlendun... bu kadar adam niye yanında?"

Mina hafifçe öksürdü.

"Şey... biz biraz kalabalık geldik."

Kadın iki elini beline koydu.

"Kalabalık değil, düğün alayı gibisiniz maşallah."

"İzin verin anlatayım," dedim.

Kadın bana baktı, sonra gülümseyip:

"Uy sen ne güzel kızsındur ama gözlerin ne renk senin anlamadım."

Hafifçe güldüm.

"Şey, teşekkür ederim. Göz rengine gelince onu ben de anlayamıyorum. Yeşille mavi arasında bir renk."

Kadın bana baktıktan sonra yanımda duran Poyraz'a baktı, sonra yüzükleri fark edince:

"Uy siz de mi evlüsunuz? Vallaha çok ta yakışıyorsunuz."

"Teşekkürler," diye mırıldandı Poyraz.

Kadın Poyraz'a dikkatle bakınca bir şey fark etti.

"Ula sen o adamın oğlusun!"

Poyraz'ın yüzü düştü.

"Ne yazık ki evet. Keşke olmasaydım."

Kadın öfkeyle mırıldandı:

"O herifin bir de kızı vardı diye biliyorum."

Meltem öne çıktı, o da üzgün bir şekilde:

"Ne yazık ki kızı benim. Keşke o adamın kızı olacağıma hiç olmasaydım."

Kadın Poyraz ve Meltem'e baktıktan sonra:

"Siz o herifin kanı olabilirsiniz ama sizde onda olmayan bir şey vardır."

Elleriyle ikisinin kalbine dokunup:

"Ha... burada sizin kalbiniz ve vicdanınız vardır. O herifte ikisi de yoktu."

Kadının sözleri bir anlığına hepimizi susturdu.
Rüzgâr yayladan esip saçlarımızı savururken o, Poyraz ve Meltem'in göğsüne dokunduğu elini yavaşça geri çekti.

"Kan başka şeydur," dedi kararlı bir sesle. "İnsan olmak başka şeydur. Siz onun gibi bakmıyorsunuz. Gözünüzde hırs yok... acı var."

Poyraz ilk defa bir büyüğün karşısında çocuk gibi görünüyordu.
Başını hafifçe eğdi.

"Biz onun gibi olmayacağız," dedi kısık ama net bir sesle.

Meltem'in gözleri dolmuştu ama ağlamadı.

"Olmadık da," diye ekledi.

Kadın gülümsedi, sonra diğerlerine de baktı.

Hisar ve Soner'i görünce:

"Siz ikiniz yavuklu falan mısınız?"

"Yavuklu?" Hisar anlamaz gözlerle baktı.

"Sevgili misiniz diyrem da," diye açıkladı kadın.

Hisar bir an dondu.
Soner'le göz göze geldiler.
Soner kaşlarını kaldırdı.

"Yok artık..." diye mırıldandı.

Hisar hemen atıldı:

"Yok! Asla! Biz sadece mecburiyetten yan yana oturduk!"

Kadın gözlerini kıstı.

"He he... mecburiyet ha?"

Soner hafifçe sırıttı.

"Vallahi teyze ben de istemezdim ama kader bizi aynı koltuğa attı."

"Kes!" diye fısıldadı Hisar dirseğiyle ona vururken.

Kadın kahkaha attı.

"Ula belli belli... daha yolun başındasınız siz."

Hisar'ın yüzü kızardı.

"Yol yok! Bizim öyle bir şeyimiz yok!"

Kadın elini salladı.

"Tamam tamam... ben bir şey demedum."

Sonra Elvan ve Çağlar'a baktı.

"Siz?"

Çağlar gülümsedi.

"Yok teyze, sadece arkadaşız."

Elvan da gülümseyip:

"Aynen öyle."

Kadın gülerek:

"Yakında siz de olursunuz."

Elvan'ın yanakları hafif kızardı.

Kadın bakışlarını sonra Mert ve Meltem'e kaydırdı.

"Peki ya siz?"

Meltem hafifçe omuz silkti.

"Bizde bir şey yok."

Mert kısa bir cevap verdi.

"Aynen."

Kadın güldü.

"Siz zaten birbiriniz için yaratılmışsınız."

Meltem ve Mert bir an birbirine baktı.

Kadın Kader ile Fırat'a baktığında ise gözleri parladı.

"Siz kesin kavga ederek âşık olan tiplerdensiniz."

"NE?!" diye aynı anda bağırdılar.

Fırat homurdandı.

"Ben bununla mı—"

"Ben bu hayvan herifle mi? Asla!" diye araya girdi Kader.

Kadın yine güldü.

Kadın bizi içeri aldı. Ona Cemal Erdem'den kaçtığımızı söylediğimizde kadının yüzü sertleşti. O Cemal Erdem'den anlaşılan o da nefret ediyordu. Bir süre kalmamıza izin verdi.

Akşam bazı çocuklar gelmişti. Sebebiyse bu kapının önündeki çiftli salıncağa binmek istemeleriydi. Bir çocuk yanıma gelip:

"Aba, beni sen sallar mısın lütfen?"

Benim yerime Poyraz cevap verdi:

"Abim bence sen Gece ablama falan git. Bu ablam biraz sakar, ikiniz de düşersiniz."

"Tamam," çocuk Kader'in yanına yöneldi.

Ben Poyraz'a bakıp:

"Neden izin vermedin?"

"Sen birden kesin çocukla düşerdin. Hem sen hem çocuk sakatlanırdı."

"Hadi be oradan," diye söylendim. Cidden hâlâ çok sinir bozucuydu.

~

KADER KAYADAN

Bir çocuk yanıma gelmiş ve benimle salıncağa binmek istemişti. Kesin bir dille reddetmiştim.

"Aba, beni sen sallar mısın lütfen?"

"Hayır."

"Lütfen."

"Hayır."

Ama başka çocuklar da etrafımı sarmıştı. Galiba başka çarem kalmadı.

"Gel hadi," deyip çocuğu büyük salıncağa bindirip karşı kısma geçtim.

Tek ayağımla salıncağı hızlandırdım.

"Aba dur, çok hızlı yapıyorsun," diye mızmızlandı çocuk.

"Bak, böyle daha eğlenceli," dedim ama çocuk dinlemedi.

"İyi tamam," deyip salıncağı durdurup onu indirdim.

Diğer çocuklar hemen:

"Aba beni de, beni de!" diye başıma toplandılar.

"Gidin başkasını bulun. Sallayacak, hızlı olunca ağlıyorsunuz."

"Aba ağlamayız söz. Lütfen."

"Hayır."

Çocuklar dağılmak yerine çoğalınca kabul etmek zorunda kaldım.

Ama çocuklar kavga ediyordu.

Tam o sırada o hayvan herifi gördüm.

"FIRAT! Gel şunları sıraya sok! Kavga ediyorlar!"

Fırat sırıtarak geldi.

"Bakın bakalım! Önce en küçüğünüz binecek!"

Çocuklardan biri itiraz etti.

"Sen kimsin?"

"Ben mi? Ben bu ablanın yardımcısıyım."

Ters ters baktım.

"Kimsenin yardımcısı değilsin."

"Yardım etmeyeyim mi?"

Bir an durdum.

"...Et."

Fırat'ın yüzündeki sırıtış genişledi.

Çocukları sallarken yine yavaş olmam için ağladıklarında dayanamadım:

"Yavaş istiyorsanız Fırat abinize söyleyin. O sizi yavaş yavaş sallar."

Fırat bana baktı.

"Gel istersen sen bin benimle."

"Hayvan herif, sence bu salıncak ikimizi birden taşır mı?"

"Ne o, korktun mu?"

"Asla. Hadi bin."

İkimiz de salıncağa bindiğimizde salıncak ufak gıcırdadı.

"Asi Şey, sen hep böyle misin? Yani herkese karşı asi misin?"

"Kes."

"Bir de tek tip kelime biliyorsun galiba. Seni sinir ettiğimde 'kes' diyorsun."

"Bana baksana s—"

Birden salıncağın ipleri kopunca ikimiz de kendimizi yerde bulduk. Fırat kafamı çarpmamış için elini başımın altına koymuştu ve tam üstüme düşmüştü.

Kalp atışlarını duyabiliyordum. Çok hızlı atıyordu. Yoksa bu benim kalp atışım mıydı?

"Asi Şey, iyi misin?"

"İyiyim. Teşekkür ederim."

Ne?! Lan, ne diyorum ben? Adamı terslemem gerekirken teşekkür ediyorum. Ne oluyor bana?

Birden ayağa fırlayıp oradan uzaklaştım.

~

GECE GÜNAL KARAASLAN'DAN

Gece yarısı çökmüştü. Yatma zamanı gelmişti. Kolyemi çıkarırken birden Aydın arkadan belime sarıldı.

Hafifçe güldüm.

"Ne yapıyorsun sen Aydın?"

"Karıma sarılıyorum."

"Ama evde insanlar var."

"Yoksa özlemedin mi beni?"

"Her şeyden çok özledim."

Aydın boynumdan öpüp:

"Çok özlemişim bu kokuyu Kalbim."

"Kalbim mi?" diye sordum hayretle.

"Evet. Daha önce de söyledim. Sen benim kalbimsin."

"Sen de benim hayatımsın."

Aydın bana sarılıp:

"Daha 3 ay önce beni öldürmek isteyen kişi şu an kollarımda. Harika bir şey bu."

"Aynı fikirdeyim."

Aydın birden beni kucağına aldı. Ben de onun koynuna sokuldum.

Bir süre o Cemal Erdem'den uzak kalıp toparlanacaktık. O zamana kadar her şeyden uzak kalacaktık.

Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹