15. bölüm · İntikam Oyunu
13.BÖLÜM:ATILAN İMZALAR VE AYNI ÇATI ALTINDA
AYDIN KARAASLAN'DAN;
Allah'ım, ne olur bu bir şaka olsun. Ya da ben kabus görüyorum. Bence ya evet, kesin öyle. Yoksa Poyraz abi beni o kızla evlendirmezdi.
Depodan çıktığımızda Poyraz abiye:
"Poyraz abi, şaka yapıyorsun değil mi?"
Poyraz abi bana döndü:
"Keşke şaka olsa ama ne yazık ki değil."
Gece deponun dışına çıktığında ona baktım. O da o bal renkli gözleriyle bana baktı. Tabi bakmak denirse... sanki beni her an dövecek gibi bakıyor.
"Abi kurban olayım, yapma. Baksana şu kıza, her an üstüme atlayacak gibi bakıyor. Abi bak, beni başka kızla evlendir, razıyım. Ama bu kız olmaz. Gece olmaz."
Poyraz bıkkın bir ifadeyle bana baktı:
"Abartma Aydın."
"Abi nasıl abartmayayım? Kızla aynı evde olacağım ya! Bu kız gece benim boğazıma yapışır vallaha."
"Gerçekten abartıyorsun. Hadi gidiyoruz artık. Yarın imzalar atılacak. Bu gece bekâr olarak son gecen, tadını çıkar."
Hah abi, onu demesen olmuyordu değil mi? Of of...
Tam gideceğim sırada Gece bana:
"Karaaslan, dursana bir."
"Ne oldu?"
Gece bana yaklaştı.
Çok yaklaştı.
Nefesini hissediyordum.
"Şunu bil," dedi dişlerini sıkarak.
"Bu evlilik gerçek falan olmayacak.
Aynı çatı altında olsak bile...
Bana dokunmayacaksın."
Sonra arkasını dönüp gitti.
Tamam, emin oldum. Bu kız evlenmez. Kesin beni boğacak. Hazır olsan iyi olur.
Birden sağ bacağım uyuştu. Galiba üstünde fazla durmuştum. Doktorum "fazla üstünde durma, destekleyicin fazla dayanmaz" demişti.
"Tam zamanlama Aydın," diye mırıldandım.
"Kadın seni dövecek, bir de tek ayak üstünde savunma yapacaksın."
Zorlanarak arabaya yürüdüm. Arabaya bindim. Bekâr olarak son kez evime gidiyordum. Arabayı çalıştırdım ve gaza bastım.
~
Evime geldiğimde ayakta zor duruyordum. Evde kendi başıma yaşıyordum. Anne ve babamla yıllardır görüşüp konuşmuyordum.
Odama geçip sağ bacağımı destekleyen metal destekleyiciyi çıkarıp kenara koydum.
Metal destekleyiciyi yatağın yanına bıraktığımda bacağım sızladı.
Ama canımı yakan o değildi.
"Evleniyorsun Aydın," dedim kendi kendime.
"Üstelik seni öldürmek ister gibi bakan bir kadınla."
Yatağa oturdum.
Başımı geriye yasladım.
Tavana baktım.
Hayatım boyunca kimseye tam bağlanmamıştım.
Kavgaya, yumruğa, kaçmaya alışkındım.
Ama bu...
Bu bambaşka bir savaştı.
Telefonum titredi.
Poyraz abi;
"Yarın imza sonrası Gece'yle aynı evde olacaksın. Aynı ev. Aynı çatı. Hazır ol."
Hazır ol diyor... Neye hazır olacağım abi? Yarınki cenazeme mi?
Gece Günal'a karşı duygularım vardı ama o benden nefret ediyordu. Ve aşk tek taraflı olmazdı.
Bunları düşünürken gözlerim ağırlaştı. Hangi ara uyuduğumu ben bile hatırlamıyorum.
~
ERSTESİ GÜN
Allah'ım, o gün geldi galiba. Bugün cidden imza atacağım. Ya da bu evde o kızla aynı çatı altında cehennemi yaşayacağız. Şu an ilk defa kaçmak istiyorum. Resmen her şeyi bırakıp kaçmak istiyorum.
"Saçmalama lan, bir kızdan mı korkacaksın?" diye sinirle mırıldandım kendi kendime.
Evden çıktığımda nikâh dairesine korkarak gidiyordum. Resmen ayaklarım geri geri gidiyordu.
Nikâh dairesine geldiğimde Poyraz abi ve Mert çoktan gelmişti. O da gelmişti...
Benim kara celladım.
Benim en kötü kabusum.
Benim eşim ve belki de katilim olacak kadın.
Gece.
Onu gördüğüm anda yutkundum.
Tamam, kaçmak için hâlâ çok mu geç? Acaba onlara görünmeden, çaktırmadan kaçsam mı?
Yok, geldim buraya kadar. Artık kaçmak olmaz. Ne yazık ki... Hadi bismillah. İnşallah şurdan sağ salim çıkarım. Allah'ım, sen bana yardım et yâ Rabbî.
Nikâh dairesine girdiğimde korkuyla bekliyordum. Birazdan ölüm fermanımı imzalayacağım galiba.
İki salon vardı. Birinde Gece ve ben, diğerinde Poyraz abiler evlenecektik. Hepimiz birbirimizin şahidiydik.
Tamam, şahitler de hazır. Şimdi o salondan ismim duyulacak ve kabus başlayacak.
"Gece Günal - Aydın Karaaslan."
Allah'ım, bu kadar erken mi? Bari son duamı etseydim. Allah'ım ne olur yardım et, yalvarıyorum. Beni koru Allah'ım ne olur.
Gece bana dönüp:
"Ne o, dua mı ediyorsun? Hızlı ol biraz. Gerçi bana fark etmez, evlenmeden de benim yararıma olur."
"İlk defa aynı fikirdeyiz ama gitmek zorundayız ne yazık ki."
İçeri girdiğimizde...
Nikâh memuru gözlerimizi süzdü, belgeleri uzattı.
Gece yanıma geldi, bakışları hâlâ deli gibi sertti.
Nefesimi tutarak adım attım.
Yanımdaki sandalyeye oturdum, kalbim deli gibi atıyordu.
"Hoş geldiniz öncelikle. Belgelerimize bakarsak evlenmek için önünüzde hiçbir engel görünmüyor."
Dayı, o kâğıtta yazmayan şeyler de var. Mesela bu kızın benden nefret etmesi ve birazdan büyük ihtimalle ölecek olmam.
"Size Aydın Karaaslan, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür hür iradenizle Gece Günal'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Hayır, diye geçti aklımdan.
"Evet," demek zorunda kaldım. Az önce benden nefret eden bu kızla evlenmeyi kabul etmiştim.
"Size Gece Günal, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür hür iradenizle Aydın Karaaslan'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Hayır de, ne olur hayır de. Kendini de kurtar, beni de kurtar. Ne olur hayır de.
Gece derin bir nefes aldı.
Gözleri hâlâ öfke doluydu, ama artık geri adım atacak durumda değildi.
"Evet," dedi. Sesi titriyordu ama kelimeler netti. Evet demişti... ama bu, kalbinden gelmiyordu.
Nikâh memuru belgeleri imzalamamızı istedi.
Ellerim titriyordu, kalbim deli gibi çarpıyordu.
İmzamı attım, ardından Gece'nin imzasını aldım.
Belgeyi katladı, dosyaya yerleştirdi.
Evlilik cüzdanını uzattı.
"Evlilik cüzdanını gelin hanıma veriyorum. Hayırlı uğurlu olsun."
Tabii hayırlı olmaz mı ya? Bu evlilik benim hayatımı mahfedecek. Şimdi sırada Poyraz abinin nikâhı var. Hadi bakalım.
~
LARA DENİZ KOYAL'DEN
Gece ve Aydın'ın nikâhı bitmişti. İkisi artık resmen evliydi.
Şimdi sıra hiç istemesem de bana ve bu Poyraz denen herife geldi.
"Lara Deniz Koyal - Poyraz Ateş Erdem."
İsimlerimiz duyulunca ikimiz de hızlıca nikâh salonuna girdik. İkimiz de bu iş bir an önce bitsin istiyorduk.
Nikâh memuru dosyalara baktı.
Sonra Poyraz'a döndü:
"Size Poyraz Ateş Erdem, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür hür iradenizle Lara Deniz Koyal'ı eş olarak kabul ediyor musunuz?"
Bir an bile tereddüt etmedi:
"Evet."
"Size Lara Deniz Koyal, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi özgür hür iradenizle Poyraz Ateş Erdem'i eş olarak kabul ediyor musunuz?"
"Evet," dedim hızlıca.
Belgeler imzalandı.
Nikâh memuru bana nikâh cüzdanını verdi.
Artık her şey değişmişti. Anlaşmalı da olsa evliydik. Bu her şeyi değiştirirdi.
Artık Poyraz Ateş Erdem'le aynı evde yaşamak zorundaydım.
Bu beni rahatsız etse de başka çarem yoktu.
Gece de Aydın ile evlendiği için mutlu değildi ama onun da başka çaresi yoktu.
İkimiz de bunu intikam için yapıyorduk. Sonra her şeyi bitirecektik.
~
Poyraz Ateş Erdem beni eve getirdiğinde ikimiz de sessizdik.
Sessizliği bozan ben oldum:
"Bana bak, seni uyarıyorum. Benden uzak duracaksın. Temas yok. Anladın mı?"
"Anladım. Zaten ben de bundan mutlu değilim. Babamın işini bitirdiğimizde boşanacağız. Merak etme."
"Emin ol bunu senden çok istiyorum."
Poyraz Ateş Erdem cebinden yüzük çıkarıp:
"Al, tak şunu."
"Bu gerçek bir evlilik değil."
"Diğerleri bunu gerçek sanmalı. Takmak zorundayız."
Hiç istemesem de yüzüğü alıp taktım.
"Senden boşandığım gün bunu yüzüne fırlatacağım emin ol."
"Önce bir işimizi halledelim, sonra yaparsın."
Sözleri mantıklıydı ama içimde öfke vardı.
Daha da kötüsü bunu Gece de yaşıyordu. Acaba o ne yapıyordu?
~
AYDIN KARAASLAN'DAN
Pekala, kazasız belasız eve geldik. Ama evde bir sessizlik vardı ve bu hoşuma gitmemişti.
Gece bana bakıp:
"Bana bak Karaaslan, benim kurallarım var. Onlara uyacağız. Tamam mı?"
"Bana Karaaslan demeyi kes. Senin soyadın artık Karaaslan," diye söylendim.
"Hatırlatmana gerek yoktu," diye mırıldandı.
"Kuralların ne?"
"İlk kural: Temas yok.
İkinci kural: Birbirimize karışmayacağız.
Üçüncüsü: Evli olduğumuz sürece sır ve yalan olmayacak.
Dördüncüsü: Seninle aynı yatakta yatmam, aynı odada durmam."
Gülümsedim:
"Hepsi tamam ama dördüncü kuraldan emin değilim."
"Nedenmiş o?"
"Çünkü diğer odada daha dün kocaman kertenkele gördüm. Eğer kertenkeleyle uyurum diyorsan o oda senin."
"Ne, kertenkele mi?" diye sordu korkuyla.
Yok artık, kertenkeleden mi korkuyordu? Doğrusu ben de korkuyordum, o yüzden sesimi çıkarmayacağım.
"Tamam, şöyle yapalım. Aynı oda olur ama odanda kanepe varsa orada uyurum," dedi.
"Evet, odamda kanepe var. Şanslısın. O zaman anlaştık mı?"
"Anlaştık."
İkimiz de odaya gittiğimizde Gece dolaptan bir yastıkla yorgan alıp kanepeye geçti. Bakışı hâlâ öfkeliyildi ama sanki biraz sakinleşmiş gibiydi.
Yatağa uzandığımda bacağımda bir uyuşukluk hissettim.
Allah kahretsin, yine mi bacağımın üstünde fazla durdum? Gerçekten nefret ediyorum artık bundan.
Sinirle bacağımdaki metal destekleyiciyi çıkarmaya çalıştım. Gece bana bakıyordu, şaşırmıştı.
Bir bana, bir de bacağımdaki destekleyiciye bakıyordu.
"Şey... o ciddi bir şey mi?" deyip bacağımdaki destekleyiciyi işaret etti.
"Biraz öyle," diye mırıldandım. Hâlâ bacağımdaki destekleyiciyi sökmek için uğraşıyordum.
Gece kanepeden kalkıp yanıma geldi:
"Dur, sakin ol. Böyle yaparsan onu kıracaksın," dedi. Sesi sakin çıkmıştı. Hiç bu kadar sakin duymamıştım.
Yavaşça bacağıma uzanıp sağ bacağımdaki destekleyiciyi çıkardı. Sonra bana baktı.
"Şey... neden bunu kullanıyorsun?"
Bunu benden nefret eden o kız mı soruyordu? Yoksa ben mi yanlış duyuyorum?
"4 yıl önce trafik kazası geçirdim. Sağ bacağım topal kaldı. Doktorum bunu kullanmam gerektiğini söyledi. Yani bu olmadan yürüyemem."
Bunu yıllardır herkesten saklamıştım. Şimdi ona söylemiştim. Benden nefret eden o kıza... Gece Günal'a... Hayır, Gece Karaaslan'a... Karıma anlatmıştım. Her ne kadar geçici de olsa, benim bir süreliğine ortağımdı ve öyle kalacaktı.
"Peki ya ailen biliyor mu?" diye sordu.
"Hayır. Bu konuyu konuşmak istemiyorum," diye çıkıştım. Ailem ile ilgili konuşmayı sevmezdim.
"Tamam, zaten soranda kabahat. İyilik de yaramıyor," diye beni tersledi.
Kanepeye geri döndü. Ona baktım. Biraz fazla sert çıkmıştım galiba.
Salak kafam. Bari kıza teşekkür et. O kadar yardım etti sana. Hadi iki kelime. 'Teşekkür ederim.' Hadi Aydın, söyle bitsin.
"Gece..."
"Ne var?"
"Teşekkür ederim... yardım ettiğin için."
"Önemli değil. Bir daha da o şeyi zorlama. Kırarsan hiç yürüyemezsin."
Bu kız benim için mi endişeleniyor? Yoksa bana mı öyle geliyor?
"Sen benim için mi endişelendin?" diye mırıldandım.
"Hayır, ne alaka?"
O zaman neden bana dikkat et diyordu? Neden benim için endişeleniyormuş gibi hissettim? Belki de sadece aynı evde olduğumuz içindir.
Biz sadece o imza yüzünden aynı çatı altında kalmak zorunda olan iki kişiydik. Başka bir şey yoktu.
Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹
