19. bölüm · İntikam Oyunu

17. BÖLÜM: SAKLANAMAYAN DUYGULAR VE CEMAL ERDEM'İN İLK HAMLESİ

Uwu Kizi

LARA DENİZ KOYAL ERDEM'DEN
Arabada giderken hâlâ onun bu teklifini düşünüyordum.

Arkadaşlık.

Evli olmaya alışamazdım ama arkadaş olursak belki biraz olsun her şey daha iyi olurdu.

"Her şey yolunda mı Sakar Şey? Kabul ettin ama tuhaf görünüyorsun."

"İyiyim, sorun yok."

"Madem arkadaşız, sana bir şey söyleyebilir miyim?"

"Söyle."

"Aslında çok güzelsin."

"Ne?"

Ne? Yok artık. Az önce bu herif bana iltifat mı etti? Yoksa bana mı öyle geldi?

"Arkadaş olduk ya. Artık sana iltifat edeyim dedim. Diğer türlü söyleyemiyordum. Ne yapacağını tahmin edemezdim. Şimdi boğazıma yapışmayacaksın değil mi?"

"Yok hayır. Teşekkür ederim."

Ne?! Ne söylüyorum ben? Allah'ım, benim şu anda adamın boğazına yapışmam ya da laf etmem gerekirken teşekkür ediyorum!

Yanaklarım hafiften kızardı, vücudum terlemeye başladı. Allah'ım, ne oluyor bana? Şu anda neden böyle oldum ki?

"Ne o Sakar Şey? Yanaklar domates gibi oldu."

"Yok ya, biraz terledim."

Ne diyorum ben? Poyraz'ı tersleyeceğime açıklama yapıyorum.

"Bu arada söylemeden geçmeyeyim... Gözlerin çok güzelmiş."

"Ne?"

"Yanlış anlama, sadece içinden söylemek geldi."

Bir an sessizlik oldu. Arabadaki motorun homurtusu ve rüzgâr sesi dışında hiçbir şey duyulmuyordu. Poyraz, gözlerini yoldan ayırmadan hafifçe gülümsedi.

"Sen neden böyle sustun Sakar Şey?" dedi.

"Sustum, çünkü ne diyeceğimi bilmiyorum," dedim istemsizce.

"Bu arada gözlerin tam olarak ne renk?"

"Neden soruyorsun?"

"Merak ettim. Göz rengini hâlâ tam çözebilmiş değilim. Yeşil desem olmayacak, arada mavi renk var."

Bir an ne diyeceğimi bilemedim. Çünkü ben de göz rengimi tam olarak bilmiyordum. Gerçekten karmaşıktı.

"Şey... aslında ben de tam emin değilim. Dediğin gibi karmaşık bir renk."

"Anladım."

Bir süre sessiz kaldık. İkimiz de konuşmuyorduk. Sadece dışarıdaki yağmurun sesi ve çalan radyonun sesi duyuluyordu.

Arkadaşlık böyle bir şey miydi? Arkadaşlar birbirleriyle ilgili her şeyi bilir miydi? O yüzden benimle ilgili böyle sorular sorup bana iltifat ediyordu? Yoksa başka bir şey mi vardı? Bilemiyordum.

Eve kısa sürede gelmiştik. Ya da ben çok düşündüğüm için öyle geliyordu.

Arabadan indiğimizde Poyraz kapıyı açarken ben yağmurun altında ıslanıyordum. Poyraz bana bakıp:

"İçeri mi gireceksin yoksa orada durup ıslanacak mısın?"

"Sanırım biraz ıslanmak istiyorum."

"Saçmalama, hasta olursun."

Omuz silktim. Yağmurda ıslanmayı çoğu insan sevmezdi ama ben severdim.

"Olsun. Ben yağmurda ıslanmayı severim. İnsanı kötülükten arındırıyor bence."

Yağmur damlaları yüzüme değerken gözlerimi kapattım. Soğuk ama bir o kadar ferahlatıcıydı. Poyraz yanıma geldi, adımlarını yavaşça bana doğru attı.

"Gerçekten ıslanmak istiyorsun," dedi, sesi hafif alaycı ama yumuşaktı.

"Evet," dememle hapşırmam bir oldu.

Poyraz yanıma gelip kolumdan nazikçe tuttu.

"Gel buraya başımın belası. Hasta olacaksın sonra."

"Yaaa, bırak da biraz ıslanayım."

"Hasta olacaksın."

"Olmam."

"Offff, şu anda çocuk gibi olduğunun farkında mısın Lara?"

"Belki de biraz çocuk olmak istiyorum. Ben hiç çocuk olmadım. Bırak da 5 dakikalığına çocuk olayım. Lütfen Poyraz."

Bir sustu, biraz düşündükten sonra gözlerini devirdi.

"5 dakika sonra içeri geçiyoruz."

"Teşekkür ederim."

Birden üstümdeki montu çıkarıp Poyraz'a fırlattım.

"Lara, giyer misin şunu?"

Ama onu dinlemiyordum. Sadece biraz olsun çocuk gibi olmak istiyordum. Yağmur bastırınca yüzümde belli belirsiz bir gülümseme oldu.

Yağmurun altında ıslanarak etrafımda dönmeye başladım. Kendi etrafımda dönerken kahkaha atıyordum. Bunu hiç yapmamıştım ve şu an bu his çok güzel bir histi.

"Sakar Şey, sen deli misin?" diye söylendi Poyraz.

"Deli değilim, sadece hayatımda ilk kez gerçekten yaşıyorum!" diye bağırdım.

"Tamam, yeter bu kadar. İçeri girelim artık. Bak, hasta olacaksın."

"Poyraz, bak gerçekten çok mutluyum. Bu duyguyu saklayamıyorum ve saklamak da istemiyorum. Ne olur, sadece 1 dakika daha izin ver."

"Sen gerçekten çok fenasın. Tamam ama sadece 1 dakika daha. Söz mü?"

"Söz," dediğim anda hapşırmam bir oldu.

"Bak, hapşırıyorsun. Yetmez mi artık?"

"Ya Poyraz, lütfen ama."

"Asıl sana lütfen. Geç içeri," dedi net bir sesle.

Dudak büzdüm. Bu son kozumdu.

"Deneme bile Sakar Şey. Eski hâlin daha iyiydi. Bu ne Allah aşkına? Fabrika ayarlarına geri döner misin? En azından o zaman böyle yağmurda ıslanmazsın."

"Ne olmuş biraz çocuk gibi yağmurda oynadıysam?"

"Yeter bu kadar yağmurla oynamak. Geç içeri, üstünü değiştir."

"İyi tamam."

İçeri girdiğimde fark ettim. Gerçekten fena halde ıslanmıştım. Kıyafetlerim sırılsıklamdı.

Odaya gidip üstümü değiştirdim. Tam o sırada bir şey gördüm. Tek korkum olan şeyi.

"AAAAA!"

Bu attığım çığlık belki de attığım en büyük çığlıktı. Korkudan yatağa çıkmıştım.

Poyraz bu çığlığı duymuş olacak ki koşarak geldi.

"Lara!"

"Poyraz, orada! Orada!"

"Ne orada?"

"Hamam böceği!!!!!"

"Ne?"

Poyraz da birden benim yanıma çıktı.

"Hani nerede o böcek?" diye sordu panikle.

"Orada işte! Görmüyor musun?" diye bağırdım.

Poyraz da böceği gördüğü anda çığlık attı.

"AAAA!"

"Poyraz, ne bağırıyorsun? Gidip alsana böceği!"

"Yok, alamam."

"Yahu al işte, ısırmaz ya!"

"Çok biliyorsan sen al!"

"Ben korkuyorum, sen al!"

"Ben de korkuyorum!"

"Sen benim kocamsan, kocalığını yap ve al o böceği!"

"Zora gelince kocan oldum değil mi? Hayatta olmaz. Git sen al!"

"Poyraz, vallaha orada bize bakıyor! Bu bir şey yapacak!"

"Ne yapayım? Onu nazikçe evden mi kovayım?"

"POYRAZ, VALLAHA GELİYOR BU!" diye çığlık attım.

Poyraz aniden ayağındaki terliği fırlatıp böceğe fırlattı. Son anda sekti.

"Lan, bir doğru düzgün atamadın ya!" diye bağırdım.

Birden odaya Meltem girdi.

"Ne oluyor burada?"

"Abla, orada böcek var!" diye bağırdı Poyraz.

"Siz küçücük böcekten mi korkuyorsunuz?"

"Evet," dedim panikle.

"Ne böceği?"

"Hamam böceği," diye araya girdi Poyraz.

Meltem anında:

"Ben kaçtım!"

deyip odadan kaçtı.

"Abla, al şu böceği!" diye bağırdı Poyraz.

Sonra pencereye baktı.

"Şimdi pencereyi açacağım, böcek de inşallah çıkar."

Yataktan inip hızla pencereyi açtı. Birkaç dakika sonra böcek çıktığında ikimiz de rahatlamıştık.

"Sonunda," diye mırıldandı Poyraz.

"Sonunda gitti. Oh be."

Poyraz bana bakıp:

"Bir böcekten bu kadar korkacağını bilmiyordum."

"Sanki sen farklısın."

"Ne yalan söyleyeyim, tek korkum şu hamam böcekleri."

"Ben de aynı durumdayım."

Birden Poyraz'ın telefonuna mesaj gelince ikimizin de yüzündeki gülümseme silindi. Kim olduğunu ikimiz de tahmin ediyorduk.

İkimiz de mesaja baktık.

Cemal Erdem:
"Poyraz, demek evlendin. Hem de o Savcı'yla. Buna pişman olacaksın. Bunu neden yaptığını biliyorum. Onu korumak için yapıyorsun, biliyorum."

Poyraz Ateş Erdem:
"Ona dokunmayı aklından bile geçirme."

Cemal Erdem:
"Galiba tüm Gölgesizler'i araştırdın. O zaman sevgili kızımı, yani kız kardeşin Gece'yi öğrenmişsindir."

Bunu okuyunca ikimizin de nutku tutuldu. Bunu zaten biliyorduk ama Gece'ye bunca acı yaşattıktan sonra ona nasıl "kızım" diyebiliyordu?

Poyraz Ateş Erdem:
"Senin amacın ne?"

Cemal Erdem:
"Küçük bir ders vereceğim. Bana bulaşan hayatta kalmaz. Ve bunu ilk yaşayan Gece olacak. Duyduğuma göre o da evlenmiş. Bu kadar erken yaşta dul kalması çok üzücü."

Poyraz Ateş Erdem:
"Ne saçmalıyorsun sen?"

Cemal Erdem:
"Yakında anlarsın oğlum."

Tam o anda telefonum çaldı. Gece arıyordu. İçimde bir korkuyla açtım telefonu.

"Gece?"

"Lara... çok kötü bir şey... oldu." Konuşurken sesi titriyordu.

"Gece, ne oldu?" diye sordum panikle.

"Lara... Aydın..."

Daha fazla konuşamadı. Telefonun diğer tarafında ağlıyordu.

Ne olduğunu düşünmek bile istemiyordum.

~

YARIM SAAT ÖNCE - GECE GÜNAL (KARAASLAN)

Eve geldiğimizde Aydın'la ikimiz de konuşmuyorduk. Konuşacak bir şey yoktu zaten.

En sonunda Aydın konuştu:

"Sana boşuna Arıza Makinesi demiyorum."

"Kes sesini, yoksa acımı senden çıkaracağım Çaylak Mafya."

"Senin dayağın sert olur. Ben en iyisi susayım, dayak istemem."

Aydın gittiğinde salonda tek başıma oturdum. Birden o gece geldi aklıma. Aydın'ın kulağıma beni sevdiğini söylediği gece.

Kafam karışıktı. Ne yapacağımı bilmiyordum. Onu seviyor muydum?

Yoksa nefret mi ediyordum?

Belki de beni seven bir adamı kaybetmek istemiyordum?

Aydın yanıma geldiğinde daha sakindim.

"Her şey yolunda mı Arıza Makinesi?"

"Aydın, ben..." Devamını getiremedim.

"O gece söylediklerimi duydun değil mi?"

"Evet."

"Sana tek bir şey soracağım. Cevabına göre ya seni seveceğim ya da seni bırakacağım. Şimdi söyle bana... Beni seviyor musun, yoksa sevmiyor musun?"

Bu sorunun cevabını bilmiyordum. Ben hiç sevgi görmemiştim. Sevgi korkutur muydu? Çünkü ben korkuyordum.

"Aydın, bu sevgi değil. Ben korkuyorum. Sevgi korku olamaz."

"Gece, bazen sevgi korkutur."

O zaman cevap belliydi. Ne zaman oldu bilmiyorum ama ben Aydın'a âşık olmuştum. Onu seviyordum ve korkum çok büyüktü. O zaman ben onu deli gibi seviyordum.

"O zaman seni seviyorum Aydın Karaaslan. Ben seni deli gibi seviyorum."

Bir anda Aydın bana sarılmıştı. Saçlarımdan öperek:

"Seni çok seviyorum Gece. Sen benim kalbim olmuşsun."

"Sen de benim canım olmuşsun Aydın."

O an kapı çaldı.

İkimiz de durduk.

Gece yarısına yakındı.

Aydın kaşlarını çattı.

"Kim bu saatte?"

"Belki komşu—"

"Komşu böyle çalmaz."

Kapı ikinci kez çaldı. Daha sert.
Aydın refleksle ciddileşti. Bana döndü.

"Odana geç."

"Hayır."

"Gece."

Bu seferki tonu tartışmaya kapalıydı.

Aydın yavaş adımlarla kapıya yürüdü. Ben de arkasında kaldım.

Kapıyı açtığı an…

Her şey saniyeler içinde oldu.

Kapı aralığından içeri sert bir itiş.
Maskeli iki adam.

"Yere yat!" diye bağırdılar.

Aydın beni arkasına aldı. Silahını çekti ama geç kalmıştı.

Silah sesi evin içinde yankılandı.
Bir.

Sonra bir tane daha.
Kulaklarım çınladı, nefes alamadım.

"Aydın!" diye bağırdım.

O an zaman yavaşladı.
Aydın bana baktı.
Gerçekten bana baktı.

Sanki bir şey söylemek ister gibi.
Sonra dizleri çözüldü.
Yere düştü.

"Hayır, hayır, hayır, hayır!"

Adamlar kaçmıştı. Kapı açık. Soğuk hava içeri doluyor.

Ben yerdeydim. Ellerim titreyerek Aydın'ın yüzünü tuttum.

"Gözünü aç! Aydın, bak bana! Şaka yapıyorsun değil mi?"

Göğsünden kan akıyordu.

"Ge... ce..." diye fısıldadı.

"Buradayım! Buradayım ben!"

"Elimi... bırakma..."

Sonra bilinci kaydı.

"AYDIN!!!"

Çığlığım odada yankılandı.

Ellerim titreyerek önce ambulansı aradım. İkinci aradığım kişi Lara'ydı. Ona ağlayarak anlatmıştım olanları.

Ben sevemez miydim?
Lanetli falan mıydım?
Neden sevdiğim herkes gidiyordu?
Ben sadece sevmiştim. Eğer suçsa, cezasını neden bana değil Aydın çekiyordu?

Allah'ım, ne olur Aydın'a bir şey olmasın. Lütfen.

Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenmişsinizdir düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ❤️🥰🌹