11. bölüm · İntikam Oyunu

9.BÖLÜM:SAVAŞ ZAMANI

Uwu Kizi

MERT KARACANIN AĞZINDAN;
Bitmişti
O kadar sene çalışıp didindiğim
Uğruğuna uykusuz kaldığım avukatlığım bitmişti

Buna inanmak zor geliyordu ben bunun için gençliğimi yaşayamamıştım arkadaşlarım dışarda eğlenirken ben evde hukuk kitaplarında maddeler ezberliyordum
“Bir gün değecek” diyordum.

Değmedi.

Demir kapı kapandığında çıkan ses hâlâ kulaklarımdaydı.

O ses…

Bir mesleğin değil, bir hayatın kapanış sesi gibiydi.

Hücreye oturduğumda ellerime baktım.
Bu eller savunma dilekçeleri yazmıştı.
Masum insanları aklamıştı.
Adalete inanmıştı.

Şimdi kelepçeliydi.

Elvan’ı düşündüm.
Mahkeme salonunda titreyen ellerini Gözlerindeki korkuyu gizleyemeyişini.
Benimki güçlü kardeşim bugün sanki gücünü kaybetmiş gibiydi

Derin bir nefes aldım.
Duvarlara baktım.
Soğuk.
Gri.
Sessiz.

Ama içimde bir şey hâlâ susmuyordu içinde hala
Öfke vardı
İntikam isteği daha da körüklenmişti

Cemal Erdem benden mesleğimi almıştı.
Özgürlüğümü almıştı.

Bunu düşündükçe delirecek gibi oluyorum ama sakin olmalıyım eğer öfkelenirsem herşey çığrından çıkar

Cemal Erdemde zaten bunu istiyordu kontrolü kaybetmemi

Bunu yapmamalıyım kontrolü kaybetmemeliyim o herifte istediğini vermemeliyim

LARA DENİZ KOYALDEN;

ESKİ DEPO-19:15
Depoya girdiğimde hava ağırdı.
Sanki duvarlar bile nefes almıyordu.

Herkes buradaydı ama kimse konuşmuyordu.
Elvan bir köşede oturuyordu.
Gözleri şişmişti
Ama ağlamıyordu.
Bu… daha tehlikeliydi.

Hisar ayakta duruyordu.
Kolları göğsünde bağlıydı.
Çenesi kilitlenmişti.
Öfkesini zor tutuyordu.

Gece masaya yaslanmıştı.
Sessizdi.
Ama o sessizlik fırtına öncesi gibiydi.

Kader dizüstü bilgisayarın başındaydı.
Ekrana bakıyordu ama bir şey görmüyordu.

Ben konuşmazsam, kimse konuşmayacaktı.
“Mert’i aldılar,” dedim.
Sesim sandığımdan daha sakindi.

Elvan başını kaldırdı.
Göz göze geldik.

“Bunun adı dava değil,” dedi.
“Bu savaş.”

Başımı salladım.

"Evet onlar savaşı başlattı bizde devam ettireceğiz artık hukuki yola uğraşmayacağız,direkt olarak saldırıya geçiyoruz"

Sözlerim depoda yankılandı.
Kimse hemen karşı çıkmadı.
Bu sessizlik onaydan daha ağırdı.

Elvan ayağa kalktı.
Gözleri kuru ama bakışları paramparçaydı.

“Abimi mahkemeyle bitirdiler,” dedi.
“Sahte belgelerle. Rüşvetle. Yalanla.”
Bir an durdu.
“Biz hâlâ kurallara uymaya çalışırsak… bizi tek tek yok ederler.”

Hisar başını kaldırdı.
“Bu artık adalet meselesi değil,” dedi.
“Bu bir temizlik meselesi.”

Gece ilk kez masadan doğruldu.
Sesini yükseltmedi ama söylediği şey herkesi vurdu.

“Biz zaten hukukun dışına itildik,” dedi.
“Mert’i içeri attıkları an, çizgiyi onlar geçti.”

Kader ilk defa sesini yükselti "O zaman bizde onlara saldıralım artık yoksa o Cemal Erdem hepimizi içeri atıracak" sonra bir an durdu "Merti hapishanede yaşatmazlar orada onu bitirirler"

Elavanın bir anda panik oldu "Kader sen ne diyorsun,ne demek abimi öldürürler"

"Hapishane öyle,birde içerde Cemal Erdemin adamı varsa neler olacağını düşünmek bile istemiyorum"

"Sen nereden biliyorsun hiç hapise girdim mi sanki" diye sordu Elvan

"Evet girdim çünkü annem beni hastanede değil hapishanede doğurdu"

Sessizlik.

Bu seferki sessizlik başka bir şeydi.
Şaşkınlık değil.
Ağırlık.

Elvan’ın dudakları aralandı ama sesi çıkmadı.
Hisar ilk kez kollarını göğsünden çözdü.
Gece’nin bakışları sertleşti.

“Ne demek istiyorsun?” dedim sonunda.

Kader başını kaldırdı.
Gözlerinde korku yoktu.
Alışmışlık vardı.

“Hapishane kurallarını dışardan sanıyorsunuz,” dedi.
“İçerde kural falan yok. Gücü olan yaşar.
Ve Cemal Erdem’in gücü… duvarların içinden de taşar.”

Elvan’ın nefesi hızlandı.
“Yani… abim—”

“—hedef,” dedi Kader net bir şekilde.
“Şu an sadece bir mahkûm değil Cemal Erdem için bir tehdit onu öldürtmek isteyecektir”

O an Elvan çöktü.
Sandalyeye değil.
Gerçek anlamda çöktü.

Hisar yanına gitti, diz çöktü.
“Elvan, bana bak,” dedi sert ama koruyucu bir sesle.

“Şu an ayakta kalmamız lazım.”
Elvan başını kaldırdı.
Gözlerinde yaş yoktu.
Ama gözleri… boştu.
“Onu orada yalnız bırakamayız,” dedi.
“Sakın bana sabırlı ol demeyin.”

Kimse demedi.
Ben masaya doğru yürüdüm.
Ellerimi masaya koydum.

“Dinleyin,” dedim.
“Bu dakikadan sonra iki hedefimiz var.”
Herkes bana döndü.

“Bir: Mert’i içeriden çıkarmak gerekirse kefaletle gerekirse kaçırarak.”
“İki: Cemal Erdem’i,tam anlamıyla bitirmek.”

Elvanın sesi titredi "Abim çok gururludur bunu biliyorsun Lara aklanmadan çıkmayı kabul etmez"

"Evet biliyorum ama onu aklamak haftalar hatta aylar sürebilir belkide yıllar bizim o kadar vaktimiz yok üzgünüm Elvan ama ağbin bu sefer gururunu ezmek zorunda"

"Ölse kabul etmez" dediğinde sesi titriyordu

"Kabul etmezse zaten ölecek" dedi Kader

Elvanın sesi bu sefer çatladı "Ben abimi kaybedemem"

Ayağa kalktım "Adliyenin kapanmasına daha vakit var ben kefalet talebini yazacağım ama mahkeme yarın cevap verecektir"

AYNI ANDA – CEZAEVİ / MERT KARACA
Hücre kapısı tekrar açıldı. İçeri bir gardiyan baktı.

“Yeni koğuşa alınıyorsun,” dedi. Sesi nötrdü. Ama gözleri kaçıyordu.
İçimde bir alarm çaldı.
Bu erken bir sevkti. Ve erken sevkler… tesadüf olmazdı.

Koridordan yürürken duvarlara baktım. Her adımda şunu düşündüm:

Kontrolü kaybetme. Cemal Erdem bunu istiyor.

Koğuş kapısı açıldı. İçeride üç kişi vardı.
Biri başını kaldırdı. Bakışları uzun sürdü.
“Hoş geldin avukat bey,” dedi. Sesindeki alay gizlenmemişti.

Bir sorun vardı
"Neden bu herifker bana böyle bakıyor ki sanırım burada olduğum sürece savunmada olmam gerekecek"

ADLİYE-09:00
Sabahın erken saatinde gelmiştim buraya korkuyla mahkemeden gelecek olan karar kağıdını bekliyordum Elvan da gelmek istemişti ama onu getirenezdim çok kötü durumdaydı eğer karar olumsuz gelirse dayanamazdı

Kapı çalınca bir an içimi korku ve umut sardı

"Gelebilirsiniz"

Görevli içeri gelip "Sayın Savcım beklediğiniz karar çıktı"

"Teşekkür ederim"

Dosyayı alıp kağıdı korkarak açtım

KARAR:MERT KARACANIN KEFALET TALEBİ KABUL EDİLMİŞTİR

Tanrım şükürler olsun şükürler olsun kabul edilmişti

Mert çıkacaktı ama artık eskisi gibi olur muydu bilemiyorum gururu kırılmıştı onuru incinmişti insanlar onu artık bir suçlu olarak görecekti

CEZA EVİ-11:29
Kapının açıldığını duyduğumda ilk tepkim sevinç olmadı.
Bu duvarlar bana bir şey öğrettiyse o da şuydu:
Burada iyi haber diye bir şey yoktur. Sadece daha az kötü haber vardır.

“Karaca,” dedi gardiyan.
“Kefaletin kabul edilmiş. Hazırlan.”
Bir an yerimden kıpırdayamadım.

Hazırlanmak mı?
Neye hazırlanacaktım ki?
Özgürlüğe mi, yoksa dışardaki başka bir savaşa mı?,Yoksa insanların bana olan o bakışkarına mı?

Ayağa kalktım.
Sırtımı dik tuttum.
Buradan başım öne eğik çıkmayacaktım.
Çünkü biliyordum:
Bu bir kurtuluş değildi.
Bu… fırtına öncesi sessizlikti.

ADLİYE BİNASI-12:20
İmza atarken elim titremiyordu.
Ama içimdeki yük hâlâ yerindeydi.

“Kefalet kabul,” demek kolaydı.
Ama Cemal Erdem hâlâ dışardaydı.

Hakim hâlâ görevdeydi.
Ve Mert hâlâ hedefti.

Kapı açıldığında onu gördüm.

Bir gün önceki Mert değildi.
Ama çökmüş de değildi.
Göz göze geldik.

Bir saniye sürdü.
Ama o bir saniyede çok şey geçti.
“Çıkıyorsun,” dedim.

Başını salladı.
Sadece bir kez.

"Sevinmem mı gerekiyor?o herif yüzünden avukatlığım gitti ne yazık ki çıktığıma sevinemiyorum bile, çünkü diğer insanlara göre hala suçluyum ayrıca o herif beni içeri sokmak için bir yol bulur"

Haklıydı Cemal Erdem Merti yine içeri sokmanın bir yolunu bulurdu temkinli olmak zorundaydık

"Bir planın var değil mi" dedi Mert

"Nereden anladın"

"O bakışı nerede olsa tanırım"

"Evet bir planım var"

Birden kapı çalmasıyla ikimizde irkildik Elvan içeri girdi Merti görünce yüzü aydınlandı

"Abi"

"Elvan"

Elvan içeri girip abisine sarıldı anlaşılan onun için gerçekten korkmuş,endişekenmişti abisi onun zayıf noktasıydı

Elvan bana bakıp "Abimi kurtardık sırada ne var"

"Gölgesizkere haber ver silahlarını alsınlar Erdemlerin konağına gideceğiz ve Cemal Erdemi geberteceğiz yoksa daha beter şeyler olacak"

ERDEMLERİN KONAĞI YOLUNDA – 22:10
Elvan arka koltukta oturuyordu.
Silahını kontrol ediyordu ama elleri titremiyordu artık.

Bu… korkunun geçmesi değildi.
Korkunun yerini başka bir şeyin almasıydı.

Hisar direksiyondaydı.
Gözleri yolda ama zihni çoktan konaktaydı.

Gece camdan dışarı bakıyordu.
Yansımasında kendini izliyordu sanki.
Sessizdi ama hazırdı.

Kader kulaklıktaki frekansları ayarlıyordu.
“Çevrede üç güvenlik noktası var,” dedi.
“İkisi aktif. Biri pasif ama tuzak olabilir.”

Mert ön koltukta yanımdaydı.
Yüzü karanlıktaydı.
Ama bu karanlık korkudan değil… karardan geliyordu.

“Bunu yapmak zorunda değiliz,” dedi bir anda.
Sesini yükseltmedi.

Gözlerimi yoldan ayırmadan cevap verdim.
“Yapmak zorundayız.”

“Bu yolun dönüşü yok,” dedi.
“Ben zaten her şeyimi kaybettim.
Ama siz—”

Sözünü kestim.
“Biz çoktan bu yola girdik Mert.”
Sustum.
Sonra ekledim:
“Ve seni bir daha kimsenin içeri atmasına izin vermeyeceğiz.”

Arka koltuktan Elvan konuştu.
Sesi sakindi ama kesin:
“Bu sefer abim için değil,” dedi.
“Bu sefer… hepimiz için.”

ERDEM KONAĞI-22:30
Erdem konağına geldiğimizde hepimiz aynı şeyi düşünüyorduk

Cemal Erdemi bitirmek

Gölgesizkere bakıp "Silahları kontrol edin içeri giriyoruz Kader bizi yönlendir"

"Tamam dikkatli olun kimse yok bu tuzak olabilir" diyen Kaderin sesi geldi kulaklıktan

"Gölgesizler hazır olun 'üç' dediğimde"

Herkes silahını kaldırdı "Bir...İki"

Herkes hazırdı işaretimi bekliyorkardı "Üç"

Hepimiz kapıyı kırıp içeri daldık Cemal Erdem karşımızdaydı bize sırıtıyordu "O kimleri görüyorum Gölgesizler sizinle tanışmak ne büyük şeref"

Sonra bana ve Merte baktı "Savcı hanım,avukat bey sizde buradasınız demek"

Sonra Merte bakarak "Aa pardon unuttum eski avukat bey demeliydim" dedi alaycı bir sesle

Cemal Erdem’in sırıtışı salona yayıldı.
Silahlarımız ona doğrultulmuştu ama o hâlâ kendini üstün sanıyordu.

“Bunca yolu bunun için mi geldiniz?” dedi sakince.

“Bir savcı, bir eski avukat ve birkaç kırık ruh.”

Mert’in omuzları gerildi.
Ama konuşmadı.
Ben bir adım öne çıktım.

“Bu ev, senin son sığınağın Cemal Erdem,”
dedim.
“Bundan sonra hiçbir duvar seni korumayacak.”

Güldü.
Gerçekten güldü.

“Sen hâlâ hukuka inanıyorsun Lara,” dedi.
“Ben hukuku satın alıyorum.”

Elvan silahı biraz daha kaldırdı.
“Abimi mahvederken de mi güldün pislik herif?” diye sordu.
Sesi sakindi ama gözleri… karanlıktı.

Cemal Erdem Elvan’a baktı.
“Demek Karaca’nın kız kardeşi sensin,” dedi.
“Duygusal davranma. Erkek kardeşin kurban seçildi, hepsi bu.”

O an…
Mert konuştu.

“Beni susturabileceğini sandın,” dedi.
Sesi yüksek değildi ama netti.

“Mesleğimi aldın. İsmimi kirlettin.
Ama gerçeği öldüremezsin.”

Cemal Erdem kaşlarını çattı.
“Gerçek mi?” dedi.
“Gerçek dediğin şey… hayatta kalanların anlattığı masaldır.”

Hisar öne çıktı.
“Yanılıyorsun,” dedi.
“Gerçek, korkmayanların bıraktığı izdir"

Kader’in sesi kulaklıktan geldi.
“Lara, dikkat. Üst kat hareketli.”

Aynı anda silah sesi patladı.
Cam kırıldı.

Bir güvenlik görevlisi yere düştü.
“Pusu!” diye bağırdı Gece.

Sonra onu gördüm merdivenlerden inen o sert adımlar o bal gözler acımasız bakışkar

Poyraz Ateş Erdem

Babasıyla aynı gözler…
Ama bakışlarında ondan farklı bir şey vardı.
Öfke değil.
Şaşkınlık da değil.

İhanete uğramış bir oğlun bakışı.

Silahını kaldırmamıştı.
Ama eli belindeydi.

“Durun,” dedi.
Sesi sertti ama titriyordu.

Herkes refleksle ona döndü.
Silahlar hâlâ Cemal Erdem’e doğrultuluydu ama dengemiz bozulmuştu.

Cemal Erdem sırıttı.
“Bak oğlum,” dedi sakince.
“Gölgesizler misafirimiz.”
Poyraz babasına bakmadı bile.
Gözleri direkt Mert’e kaydı.
“Demek doğruymuş,” dedi.
“Her şey…”

Mert bir adım öne çıktı.
Silahı hâlâ aşağıdaydı.

“Baban seni de yaktı,” dedi sakin ama acı bir sesle.
“Benimle birlikte.”

Poyraz’ın çenesi kilitlendi.
“Sus,” dedi.
“Sen benim babamın düşmanısın.”

Elvan bir adım öne atıldı.
“Hayır!” dedi.
“Senin baban hepimizin düşmanı!”

Poyraz’ın bakışları Elvan’da durdu.
Bir anlık tereddüt…

Sonra Cemal Erdem konuştu.
“Oğlum,” dedi.
“Bunlar seni de kullanıyor.
Bak… avukat bozması, savcı hanım…
Hepsi benim düşmanım.”

Mert dişlerini sıktı.
Ama patlamadı.
“Sana yalan söyledi,” dedi Poyraz’a bakarak.
“Beni susturmak için sahte belgeleri kendi adamları düzenledi.
Hakimi satın aldı.
İnsan ticareti yaptı.”

"Yalan" diye bağırdı sonra yukarı seslendi "Yıkıcılar!"

Bir kadın ve dört adam indi aşağı üçünü tanıyordum Aydın karaaslan , Cemal Erdemin kızı Meltem Nisa Erdem ve Soner Doğan diğer ikisini tanımıyordum

"Gölgesizler!" Diye bağırdığımda silahlar kalktı

Savaş zamanı gelmişti ve kan bu sefer dökülecekti ya onlardan biri yada bizden biri

Evet bir bölümün daha sonuna geldik umarım beğenirsiniz düşüncelerinizi yorumlarda yazarsanız sevinirim okuduğunuz için teşekkür ederim ♥️ 🥰 🌹