13. bölüm · ÎKLA
14. Bölüm: Merhametin Geri Çekildiği Gün
Sarayın kapıları o sabah açılmadı.
Bu, bir tören değildi.
Bir uyarıydı.
İkla’da halk ilk kez şunu hissetti:
Devlet artık kendini koruyordu, insanları değil.
Sultan Alpar, taht salonuna zırhla girdi.
Ne tören kıyafeti vardı ne de semboller.
Sadece savaşta giydiği o soğuk demir.
Meclis ayaktaydı.
Kimse oturmadı.
Çünkü bugün alınacak kararlar,
oturarak dinlenecek türden değildi.
Bilge Tarkan konuşmak istedi.
Alpar elini kaldırdı.
> “Artık yeter,” dedi.
“Merhametle bekledik.
Sabırla sustuk.
Karşılığında ne aldık?
İsyan. Ateş. Çözülme.”
Salon sessizdi.
> “Bugünden sonra,” diye devam etti,
“İkla’da düzen,
korkuyla değil
itaatle sağlanacak.”
Bu söz, devletin yön değiştirdiği andı.
Şehirde yeni emirler ilan edildi.
Çanlar bu kez net çaldı.
Toplanmalar yasaklandı
Sözlü kışkırtma suç sayıldı
Şüphe, yeterli delil kabul edildi
Asker, sorgusuz müdahale yetkisi aldı
Halk dinledi.
Ama anlamadı.
Çünkü bu dil,
devletin diliydi;
insanın değil.
İlk gün on kişi tutuklandı.
İkinci gün elli.
Üçüncü gün sayı sayılmadı.
Bazıları suçluydu.
Bazıları sadece oradaydı.
Ve İkla şunu öğrendi:
Acımayan bir düzen, ayırt etmezdi.
Bir kadın saray kapısında diz çöktü.
Oğlu alınmıştı.
Suçu bilinmiyordu.
Kapılar açılmadı.
Bir grup asker tereddüt etti.
Alpar bunu öğrendi.
Tereddüt edenler görevden alındı.
Yerlerine gençler getirildi.
Henüz soru sormayı öğrenmemiş olanlar.
Bilge Tarkan o gece Alpar’ın karşısına çıktı.
> “Devleti kurtarıyorsun,” dedi.
“Ama halkı kaybediyorsun.”
Alpar cevap vermedi hemen.
Sonra yavaşça konuştu:
> “Halk devleti yıktığında
onu kurtarmaya çalışan
biri acımasız görünür.”
Bu bir savunma değildi.
Bu bir kabullenişti.
Şehir sustu.
Ama bu sessizlik,
9. Bölümdeki gibi yorgun değildi.
Bu sessizlik
korkuydu.
Ve korku,
itaat getirirdi.
Ama sadakat getirmezdi.
İkla artık ayaktaydı.
Ama eğilerek.
Ve eğilen bir devlet,
bir gün
ya doğrulurdu
ya da kırılırdı.
