9. bölüm · ÎKLA
10. Bölüm: Sessizlikte Gizlenen
Sessizlik üçüncü gününde
artık doğal değildi.
Kuşlar surlara konmuyor,
köpekler havlamıyordu.
Şehir, kendi nefesini dinler gibi
hareketsizdi.
Bilge Tarkan ilk söyleyen oldu:
> “Bu sessizlik…
korunmak için değil,” dedi.
“saklanmak için.”
Alpar cevap vermedi.
Ama zırhını giydi.
Surlar güçlendirilmedi.
Çünkü düşman, surların önünde değildi.
Gecenin ilerleyen saatlerinde kuzey kapısı açıldı.
Sessizce.
Hiçbir zorlanma yoktu.
Kapıyı açan asker, İkla’nın askeriydi.
Ne bağırdı
ne kaçtı.
Sadece geri çekildi.
Arkhon öncüleri şehre girdi.
Bayrak açmadılar.
Borazan çalmadılar.
Bu bir savaş değildi.
Bu bir kesmeydi.
İlk darbe, doğu mahallesine indi.
Zaten yorgun,
zaten dağınık olan halk
ne olduğunu anlayamadan geri çekildi.
Yangınlar yeniden yükseldi.
Ama bu kez rastgele değil,
bilerek.
Alpar atına atladığında çanlar çaldı.
Bu kez geç kalınmıştı.
> “Kapılar kapatılsın!” diye bağırdı.
“Merkez tutulacak!”
Askerler toparlandı.
Ama sayı değil,
zaman kaybedilmişti.
Sokaklar daraldı.
Çarpışmalar kısa sürdü.
Sessiz, hızlı ve acımasızdı.
Bilge Tarkan sarayın merdivenlerinde durdu.
> “İhanet bitmedi,” dedi.
“Sadece sustu.”
Şafak söktüğünde Arkhon geri çekildi.
Şehri almak için değil,
yoklamak için gelmişlerdi.
Geriye yanan mahalleler,
boş evler
ve cevaplanmamış sorular kaldı.
Alpar surların üstünde durdu.
Şehir yaralıydı.
> “Bu bir saldırı değildi,” dedi.
“Bu bir mesajdı.”
Mesaj açıktı:
> İkla savunmasız.
İkla içeriden açık.
Sessizlik yeniden çöktü.
Ama artık kimse buna aldanmıyordu.
Çünkü herkes biliyordu:
> Bir pusu açığa çıktığında,
asıl savaş
çok yakındı.
---
Sessizlik, o gün farklıydı.
İkla bunu hissetti.
Kuşlar uçmuyordu.
Köpekler havlamıyordu.
Rüzgâr bile sur diplerinde dolaşmaktan vazgeçmişti.
Bu, barış sessizliği değildi.
Bu, bekleyen bir şeyin sessizliğiydi.
Surların nöbetçileri birbirine bakıyordu.
Kimse konuşmuyor,
ama herkes aynı soruyu düşünüyordu:
> “Bu kadar sessizlik normal mi?”
Şehir hâlâ yorgundu.
İsyandan sonra insanlar konuşmamayı öğrenmişti.
Ses çıkarmak, hedef olmak gibiydi.
Ama düşman,
en çok bu hâli severdi.
Alpar o sabah erken kalktı.
Zırhını giymedi.
Kılıcını da almadı.
Çünkü bazen en tehlikeli anlar,
savaş beklemediğin anlardı.
Surların doğu hattında bir asker yaklaştı.
> “Komutan,” dedi kısık sesle,
“Arkhon ateşleri…
sönmüş gibi.”
Bu cümle,
bir çığlıktan daha yüksek geldi.
Alpar hemen kuleye çıktı.
Ufka baktı.
Gerçekten de…
Ateşler yoktu.
Ne duman,
ne hareket,
ne bayrak.
> “Geri çekildiler mi?” diye sordu biri umutla.
Alpar cevap vermedi.
Çünkü savaşta geri çekilme,
böyle olmazdı.
Öğleye doğru şehirde garip şeyler başladı.
Bir kapı kendi kendine açıldı.
Bir muhafız yerinde yoktu.
Bir kulede nöbet değişimi yapılmamıştı.
Küçük eksikler…
Ama bir araya gelince
bir tuzak kokuyordu.
Bilge Tarkan fısıldadı:
> “Sessizlik, bir kalkan değildir,”
“Bir örtüdür.”
Ve örtünün altından ilk darbe geldi.
Batı kapısında bir patlama oldu.
Yüksek bir ses değil…
Boğuk, bastırılmış bir çöküş.
Kapı yıkılmadı.
Ama açıldı.
Arkhon askerleri bağırarak girmedi.
Koşmadı.
Saldırmadı.
Sessizce aktılar.
Sokaklara yayıldılar.
Karanlıktan çıktılar.
İsyandan kalma kaosu kullandılar.
Bu bir savaş değildi.
Bu bir sızmaydı.
İkla’nın askerleri ne olduğunu anlayana kadar
ilk mahalle düşmüştü bile.
Alpar’a haber ulaştığında şehir uyanmıştı.
Ama çok geç bir uyanıştı.
> “Bu bir cephe savaşı değil!” diye bağırdı.
“Bu bir pusu!
Şehir içi savunmaya geçin!”
Ama şehir içi savunma,
birbirine güvenen asker isterdi.
Ve İkla,
o güveni kaybetmişti.
Bazı askerler geri çekildi.
Bazıları emir bekledi.
Bazıları hiç gelmedi.
Arkhon bunu biliyordu.
İhanetle açılan yaraya,
sessizlikle girmişlerdi.
Sokaklarda çatışmalar başladı.
Ama kısa,
kararsız,
dağınık.
Halk kapılarını kilitledi.
Işıklar söndü.
Nefesler tutuldu.
İkla,
kendi şehrinde yabancı gibi saklanıyordu.
Alpar atına atladı.
İlk kez bu kadar yakından
şehrinin düştüğünü gördü.
> “Bu sessizlik…” dedi dişlerinin arasından,
“bizi susturmak içinmiş.”
Akşama doğru Arkhon bayrağı,
bir kulede göründü.
Tam değil.
Yarı açık.
Bir mesaj gibiydi:
> “Henüz bitirmedik.”
Ve o an herkes anladı:
Büyük sessizlik,
bir son değil…
Bir başlangıçtı.
İkla,
artık pusuya düşmüştü.
