19. bölüm · İkiz | BxB

18 bölüm | Karanlık |

Viri ..

İyi okumalar

Yorum ve oylarınızı görmek isterim ⭐️

-

Sakince oturmuş Devran'ı izliyordum.

Bir sağa bir sola gidip geliyordu.

"Başım döndü otur artık" sitem ettim. Zaten canım burnumdaydı bir de bu canımı sıkıyordu.

Maran'dan haberi aldığım da sanki kafamdan aşağı kaynar su dökülmüştü. Karıncayı bile incitemeyen kardeşim katiller ailesinin başını öldürmüştü.

Ya da bu işte başka iş vardı.

"Bu işte bir iş var. Bu kız karıncaya bassa özür diler" çenesini sıvazladı. Sıvazlamaktan da çenesi kızarmıştı.

Ne olmuştu, nasıl olmuştu bilmiyordum.

"Onu ben de biliyorum herhalde. Şimdi otur şuraya ve planımı dinle" sinirle yüzüne baktım. Şu gergin anlarda hep ayağa kalkar o taraf bu tarafa yürümesi sinirime dokunuyordu.

Gıcık ediyordu beni.

"Ya bırak ya planmış. Oğlum burda planları ben yaparım" gözlerini devirdi.

Harbi sinirleniyordum.

Ayağa kalktım. Ensesine yapışıp koltuğa ittim.

"Otur lan şuraya. Dün zırlayan bu gün kafa tutuyor. Zaten derdim başımdan aşkın" yanına oturdum.

"Abart"

Yüzüne baktım gergince. Gözlerini devirip arkasını döndü bana.

"Ben mi yaptım Devran? Bana ne tripleniyorsun? Ben mi öldürdüm de sana haber etmedim?" Bıkkınlıkla ofladım.

"O da doğru şimdi. Keşke ben yapsaydım" üzgün sesle ve ki bu alaycıldı biliyordum bana döndü.

"Ee şimdi ne yapacağız? Lara orda güvende değil. Onu nasıl kurtaracağız?" Elini omzuma koydu.

Omzumu silktim. "Bilmiyorum planım vardı ama patronu öldürdü. Şimdi nerde nasıl bilmiyorum"

"Neydi ki planın?" Sordu.

"Seni Kika'ların evine gönderecektim. Evin planını öğrenip bana söyleyecektin ve sana ekip verecektim. Ekiple kardeşimi kurtarıcaktın" burub kemerimi sıktım.

"Ne ekibi lan?" Şaşkınlıkla kafamı tuttu. Kendine çevirdi başımı.

"Ya işte bu evdekiler. Bora'ya gittim. Ekip ver yoksa satarım seni, öldürürüm gibi şeyler. Biliyorsun işte konuşdurtma beni" dedim.

Kahkaha attı "Küçük Ali büyümüşte tehdit ediyor. Ay yerim seni küçük bok" kafamı öptü. İttim "Öf be".

"Tamam o zaman ben de planını detaylandırayım" ayağa kalktı.

Gözlerimle onu takip ettim.

Mavi masanın arkasından uzun pano tarzı tahta çıkardı.

Üstün de nerdeyse Maran'ın ailesi dahil muhattap olacağımız her insanın fotoğrafı, hakkında bilgi ve benzeri yazılar vardı.

"Ne ara yaptın bunu?" Ayağa kalkıp panoyu süzdüm. Bilgileri okudum.

"Geceleri"

Bora'nın karısıyla nikah zamanı çekilmiş fotoğrafları, Enis'in ameliyat fotoğrafları, Edis'in paraların sevkiyatı zamanı eli belinde çekilmiş bir sürü fotoğrafı, hatta Maran'ın birinin kafatasını parçalarken ki fotoğrafı.

Nerdeyse bütün aile vazifesi başında fotoğraflanmıştı.

Aniden Maran'ın dövmesini hatırladım.

"Peki dövme?" Diye sordum incelemeye devam ederken.

"Ne dövmesi?" anlamaz gözlerle bana baktı.

"Sana anlatmıştım ya. Maran'ı ilk gördüğüm de elinin üstün de kurt kafası dövmesi vardı. Ama sonra hiç görmedim"

Elini çenesine attı ve panoya baktı. "Bilmiyorum ki, hiç öyle bir bilgi almadım. Ya da fotoğraflar da hiç rastlamadım. Sadece kod adı Signatus o kadar. Onu da kurtla ilişkilendirmeli miyiz emin değilim"

"Yanlış görmüş olamam. Çünkü dövme hala daha gözümün önende. Neden kayboldu? Neden öyle bir dövme vardı? Neden?" Kafamı ellerimin arasına aldım.

Artık beynim neden? Sorularıyla çatlayacaktı.

"Neden ya neden" gözlerim yanmaya başladı.

Koltuğa attım kendimi.

Devran hemen bacaklarımın arasına girdi. Başını karnıma yasladı. Kollarını belime sardı.

"Neden ben? Neden ailem paramparça? Niye ya" ağzımdan bir hıçkırık kaçtı. Göz yaşlarım Devran'ın yüzüne düşüyordu. "Bıktım ya. Neden sevdiklerim zarar görüyor?"

Yanaklarımdaki damlaları yavaşca sildi. "Ağlama" dedi sakince. O da ağlıyordu. Sesi çatlamıştı.

"Yüzüne göz yaşı hiç yakışmıyor. Çok çirkin oluyorsun" dediğin de burnumdan güldüm. "Sensin lan çirkin bana diyene bak" o da kıkırdadı.

"Sen gül de ben çirkin olmaya razıyım. Sen gül tamam mı? Sen güldüğün müddetçe ben de rahat yaşarım" ayağa kalktı ve kafamı tutarak kaldırıp göz kontağı kurdu.

Yanağımı sildi tekrar. "Ağlama sakın. Dik dur. Ben her zaman arkandayım"

Gözleri parlıyordu.

"Hep arkamdasın zaten de peki sen benim neyimsin?"

"Gölgen"

Güldü.

"Sakinleşte adam akıllı plan yapalım. Ben giderim, bu gece girerim eve. Peki sonra?" Yanıma geçip oturdu. Saçımı okşamaya başladı.

Küçüklüğümden bu yana yaptığım gibi, kanepede kaydım ve başımı dizlerine yasladım. O saçımı okşarken ben de anlatmaya başladım.

"Sen bu gece eve gireceksin. Önce bir ev de hangi oda nerde, merdiven nerde, yangın çıkışı var mı gibi gibi detayları öğreniceksin. İllaki kamera kaydı vardır, yok edilmeden ulaşman ve Lara ile bir ilgisi var mı incele"

Başımı kaldırıp alttan yukarı ona baktım.

Alttan da yakışıklıydı.

"Bana bak. Eğer birileri ile iletişimleri varsa not al. Sonra unutuyorsun isimleri" güldü dediğime. Başını salladı usulca.

"Başka arzun?" dedi alayla.

Ama ben ciddiyetle "Maske tak. Ve kardeşim ordaysa al onu ordan buraya getir" gözlerimi kapattım.

"Merak etme. Sen söylemesen bile yapacaktım zaten"

Omzumla bacağını dürttüm.

"Bir şey soracağım" sesi ciddileşmişti.

"Hı"

"Maran'la daha ne kadar ilerleteceksin bu cinselliği?" Dediğinde gözlerim kocaman açıldı.

"Sana ne lan aa" sitem ettim ama morali bozulmuş gibiydi.

"Rahatsız oluyorum. Onu daha sevmiyorsun ve bu bir ilk tamam mı? İlk defa bir erkekle yakınlaştın" üzgün çıkıyordu sesi.

"İlk ben de rahatsız oldum ama o farklı. Bana karşı hiç olumsuz davranışı yok. Beni sevdiğini düşünüyorum" gülümsedim istemsizce.

"Ama onu kullanıyorsun. Peki sonra? Planın en önemli parçası olduğunu öğrendiğin de ne yapacaksın?" Eli durdu.

İç çektim.

"Ben de ona tutuluyorum. Bu bir gerçek ki, biliyorsun. Öğrendiğin de düşünürüm onu da şimdi ona yer yok kafamda" dedim. Geçiştirmiştim. Anlamıştı ama üstelemedi.

"Tamam. Nasıl istiyorsan öyle" saçımı okşamaya devam etti.

Uykum geliyordu, mıyışıyordum.

"Uyu istersen biraz. Duygusal yoğunluk yaşadın demin. Toparlanırsın" eğilip kafama öpücük kondurdu.

Kafamı salladım ve dizini öptüm. Gözlerimi tekrar kapatıp kendimi ona bıraktım.

Karanlığa gömüldüm.

-

Gözlerim kendiliğinden açılmaya başladı.

Heryer karanlıktı.

Ağzımda garip bir tat vardı, yutkunup oturur pozisyona geldim.

Etrafa baktım.

En son Devran'a yaslanmış uyumuştum. Şimdiyse etraf karanlıktı. Belli ki uzun süredir uyumuştum.

Ayağa kalktım ve işığı açtım.

Cebimden telefonu çıkarıp baktım. Saati, gelen bir sürü aramalar ve mesajlarla kalbim tekledi.

Saat sabahın 5 idi ve Maran nerdeyse 200 defa aramıştı ve bir sürü mesaj vardı. Etrafa baktığım da Devran'ı göremedim.

Kanepenin üstünden ceketimi aldım ve kapıya yöneldim. Eve gitmeliydim. Maran deliye dönmüştü. Daha ona açıklama yapacaktım.

İstemeden de olsa ona yalan söyleyecektim. Başka çarem yoktu.

Kapıya ulaştığım da yerde duran sarı kağıda çarptı gözüm. Eğilip yerden aldım.

Kağıtta "Uyandırmaya kıyamadım. Lara öldürmemiş ve ev de kimse yoktu. Flashbellek masanın üstünde. Zümrüt diye birinin ismi geçiyor bir çok kayıtta ama pek bir şey bulamadım. Evde dikkatli ol. Seni seviyorum"

Masanın üstüne baktım. Küçük bir bellek vardı. Hemen alıp cebime attım ve kapıyı açıp evden çıktım.

Kapıyı kilitleyip anahtarı saksının altına yerleştirdim.

Acele edip ordan ayrıldım ve nerdeyse yarım saate Maran'ın evine vardım.

Camdan gördüğüm kadarıyla Maran odamdaydı ve sırtını camlara yaslamış oturuyordu.

Hemen eve girip odama koştum.

Allahtan ne koridorda ne de ortalıkta kimse yoktu. Kimseyle muhattap olmak istemiyordum şu an. Odamın kapısını açıp içeri girdim. Oda berbat haldeydi. İçki şişeleri, kağıt parçaları, kırık cam parçaları. Yerler de kan damlaları vardı ve kurumuştu.

Kapının sesini duyan Maran eğdiği başını hemen kaldırdı.

Kollarını kaldırıp bana taraf uzattı. Vücudu titremeye başladı. Dudakları aralandı.

Gözlerinin altı çökmüş, saçı başı dağılmış ve beyaz gömleği kanlar içindeydi.

Şokla gözlerim açıldı.

Ne olmuştu böyle?

Hemen yanına koştum, dizlerim üstüne çöküp kollarından tuttum.

"Döndün" yüzünde salak saçma bir gülümseme belirdi. Sarhoştu.

"Maran noldu? Bu halin ne?" Vücunu yokladım.

Yarası falan yoktu, kan onun değildi. Bunu anladığım da rahat nefes verdim.

Maran gözlerime baktı ve aniden yerinden kalkarak boynuma sarıldı. Ben sarılması şokunu atlatamamışken duyulan hıçkırıkla ne yapacağımı bilemedim ve dondum kaldım.

Maran bana sarılmış, hıçkırarak ağlıyordu.

"Sana bir şey oldu sandım. Seni de kaçırdılar sandım" boynumdan ayrılıp yüzümü avuçladı. Ellerin de kan vardı ve o kan ellerin de kurumuştu. Durmadan yaş akan gözlerini gözlerime dikip "Öldün sandım" dedi. Sesi titredi.

Tekrar sarıldı.

Bu defa ben de sarıldım. Sıkıca sardım onu.

O bana, ben de yaşadığım her şeye ağladım.

İkimizin de hıçkırıkları odayı doldurmuştu.

Bir müddet sonra ikimiz de sakinleşmiş sadece sarılarak odanın ortasında duruyorduk. Kollarını asla gevşetmiyor sanki bıraksa gidecekmişim gibi sıkıyordu. Sırtını sıvazladım. Boynuna bastırdım dudaklarımı.

"Maran iyi misin?" Fısıltı gibi çıkıyordu sesim.

"İyiyim" kolları gevşedi. Fırtası kullanarak onu bırakmadan ayağa kaldırdım. Burnunu çekti. Burnunun ucu kızarmıştı ağlamaktan.

Yatağa taşıdım ve yattığın da hemen yanına sokuldum. Saçını öpüp tekrar sarıldım.

"Nerdeydin Atlas?" Çatallaşmış sesiyle sordu.

"Bir arkadaşımdaydım. Uyuya kaldığım için saatin farkına varamadım özür dilerim" dedim. Gözlerini gözüme dikti.

"Bir daha yapma" dedi ciddi ses tonuyla. Başımı salladım hemen.

Bu adam gerçek anlamda bana tutulmuştu ki ben de ondan farksız değildim. Kanı gördüğüm de aklım başımdan gitmişti.

"Gece bir şeyler oldu" burnunu çekip doğruldu ama yinede bırakmadı beni. Göğüsüne bastırdı.

İtiraz etmedim ve biraz daha sokuldum ona.

"Ne gibi şeyler?" sordum.

"Kika'ların evine gitmiştim. Olayı anlamak için" dediğin de stress oldum.

Ya Devran'ı gördüyse?

"Ekiple falan mı gittin?" Yutkundum.

"Hayır tek. Gözlem yapacaktım sadece" bana çevirdi bakışlarını. Devam etmesini söyler gözlerle baktım.

"Gece yarısına yakın biri geldi. Simsiyah giymiş yüzüne maske takmış. Sadece gözleri görünüyordu. Önce etrafı halletti, herkesi öldürdü. Sonra eve girdi ne yaptı bilmiyorum ama yarım saatte çıktı ve elinde bir sürü kağıt, leptop ve kutular vardı" dedi.

Dediklerinden anladığım Devran eve girmeden ortalığın anasını ağlatmış, evin de anasını ağlatmış ve gerekli ne varsa alıp çıkmış. Ama anlamadığım o söylediklerini evde göremedim. Sadece not ve bellek vardı. Belki de belleğe aktarmıştı. Bilemiyordum.

"Peki kardeşim?" Cevabını bildiğim soruyu bu kadar rahat sormam umarım onu işkillendirmezdi ama şu an rol yapacak halim yoktu.

"Lara'yı patronu vurduktan sonra başka eve almışlar. Korumalardan birini konuşturdum ama nereye götürmüşler bilmiyorum. Çocuklar arıyor" iç çekti.

Saçını okşayıp yanağına öpücük kondurdum.

"Üstünü değiştir sonra da gel biraz uyuyalım. Çok kötü görünüyorsun" desem de hemen başını salladı olumsuz anlamda.

Sıkıca sarıldı ve başını boynuma gömdü. "İstemiyorum"

"Ama Maran üstün başın kan içinde" desem de dinlemedi ve daha fazla sokuldu bana. Ben de uzatmadım.

Çok geçmeden uykuya daldı.

Ben de cebimden belleği çıkarıp çekmeceye koydum. Uyanınca kontrol edecektim.

Artık kardeşime bir adım daha yakındım.

Onu bulacak ve bu kabusa bir son verecektim.

Vücudum ağrıyordu, yorgunluktan gözlerim kapandı.

Maran'la beraber, onun o sakinleştirici, alkolün bile bastıramadığı kokusuyla uykuya daldım.

-

Bacak bacak üstüne atmış sakince yerde ölü yatan adamlara bakıyordum.

Saat sabahın 4 idi ve vücudum yorgunluktan ağrıyordu.

"Ne yapmamızı istersiniz Efendim?" Halil miydi Hamdi miydi adını karıştırdığım eleman bana döndü.

"Hiç bir şey. Kamera kayıtlarını temizle" ayağa kalkıp kapıdan çıktığım da ayağımın altın da hışırtayan kağıt dikkatimi çekti. Eğilip aldığım da üstüne yazılan isimle kaşlarım çatıldı.

Atilla Ertürk.

-

Görüşürüzzzz