13. bölüm · İkiz | BxB
12 bölüm | Ölümün Eşiği |
İyi okumalar.
Vaktim yoktu, çok meşguldüm. Bu yüzden bölüm atamadım.
_
Beynim düşüncelerle doluydu. Ayaklar yürüyor ama gözlerim görmüyor gibiydi.
Telefonum cebimde titrediğin de çıkarıp baktım. İsmet'tendi. Görüşmek istiyorlardı.
Onları da ihmal etmiştim. Buluşup konuşmam gerekiyordu.
Mahalleye girdiğim de kalbim ağrımaya, midem bulanmaya başladı. İçimdeki kusacakmışım gibi his sanımı sıkmaya başlamıştı. İyi hissettirmiyordu.
Gözlerimin önünde beliren görüntülerle tüylerim dikenledi.
Annemin sallanan vücudu..
Gözlerimi sıkıca kapatıp derin nefes aldım.
Bu gün tamamen gidecekti benden. Ben daha hazır değilken polis araştırıp bulunacak bir şey kalmadı demişti dakikalar önce. Alıp cenaze işlemlerine başlamamız gerektiğini söylemişti.
Boğazımda nefes dahi almamı engelleyen yumak vardı ki, ağlasam ağlayamıyordum. Gülsem delireceğimi hissediyordum. Ne halt edeceğimi bilmiyordum.
Maran'ın söylediği yere geldiğim de eğdiğim başımı kaldırdım. Evime, evimize çok az mesafe vardı. İç çektim.
"Atlas" arkamdan gelen sesle yüzümdeki yıkılmış ifadeyi sildim.
Arkamı dönüp soğuk mimiklerle Maran'a baktım.
"Hızlı geldin" tebessüm etti.
"Yakınlardaydım. İşim vardı" dedim. Başını salladı "Tamam hadi içeri girelim" elini belime atmak istediğin de geri çekildim. Mekanın camlı kapısından içeri girip Maran'ın arkasından yürüdüm.
Mekanın sahibi ve iki kişi daha vardı.
Kasanın arkasından personel için ayrılmış odaya girdiğimiz de diğerleri de bizimle içeri girdiler.
"Bu Serhat. Görüntülere ulaşmamızı sağlayan kişi" Maran'ın gösterdiği esmer adama baktım. El uzatınca nezaketen elini tutup sıktım. "Diğeri de Bahadır. Hacker" kaşımın teki kalktı.
Saçları mavi gri renkliydi. Kulağın da taşlı küpesi vardı. Saçlarının kıvırcık oluşu da ayrı yakışıyordu. İsmine zıt görüntüsü vardı.
"Bahadır değil Akgün" gülümseyip elini uzatıca onunkini de sıktım.
"İsmini beğenmiyor boş ver" Maran koluma vurup ellerimizi ayırdı. Kaşlarım kalktı.
"İsmimi karıştırıyor" omzunu silkip yanımda geçerek kamera odasına girdi. İç çekip arkasından ilerledim.
Akgün bilgisayarın önüne oturup bir şeyler kurcaladı ve ardından ekranı bize çevirdi.
Görüntünün sağ üst köşesinde annemin öldürüldüğü günün tarihi yazıyordu.
Masaya biraz daha yaklaştım.
Maran kolumdan tutunca durdum. Akgün videoyu başlattığın da eğilip onunla aynı hizaya geldim.
İşaret parmağını görüntüde görünen bana çevirdi.
"Bak kardeşim sen burda okula gidiyorsun" başımı salladım lafına. Zamanı ileri aldı. Benden neredeyse beş dakika sonra tamamen siyah giyinmiş, yüzündeki şapka ve maskeden dolayı yüzü görünmeyen adama baktık hepimiz.
"Bu şahıs artık her kimse senden dakikalar sonra mahalleye giriyor. Sık sık arkasını kolluyor" Serhat elini omzuma koyup bana yakınlaştı.
Diğer videoyu açtı Akgün.
"Adımları hızlı ama dikkatli. Bir şeyler peşindeymiş gibi görünmüyor mu sizce de?" Serhat'ın yüzünde rahatsız edici sırıtış vardı.
"Bu şahıs senin yaşadığın sokağa giriyor. Ama maalesef sadece sokağa girdiği kadarı var. Gerisi yok" Serhat elini beline koyup bıkkınca nefes verdi.
"Ne kadar sonra geri dönüyor peki? Ben çok kalmadım okulda" sordum hemen. Ne öğrenirsem kardı.
"Neredeyse yirmi dakikayı geçiyor. Birisine benzetebildin mi? Yani aklına birisi geliyor mu?"
Akgün'e baktım. Başımı salladım olumsuzca.
"Geri döndüğü videoyu açar mısın?"
Akgün başını salladı hemen. Videoyu açıp yana kaydı.
Gözüm ve bütün odağım ondaydı.
Tamamen siyah giymiş, üstüne giydiği ceket bütün cüssesine tamamen yapışmıştı. Uzun boyluydu ve bir bacağını çekiyordu.
Aksıyordu.
Gözlerim dehşetle açıldı.
Hayır!
Bir iki adım geri gittim.
Yani emin değildim ama onun da bir bacağı sakattı.
"Atlas iyi misin?" Maran kolumdan tutunca irkildim. "Noldu iyi misin?" Diye sordu.
Yutkundum.
"Birisine mi benzettin?"
Başımı salladım.
"Tamam her kimse söyle hemen yerini bulup getirteyim" Maran cebinden telefonu çıkarıp bana bakmaya başladı.
Gözlerim doluyordu. Vücudum titriyordu.
Dudağım yandı o isim iki et parçasının arasından çıkarken.
"Onur. Onur'u getirt" dedim.
Maran ilk duraksasa da bozuntuya vermedi. Telefondan birini arayıp Onur'u hemen bir depoya getirtmelerini istedi.
O konuştuktan sonra beklemeden ordan çıktık. Akgün ve Serhat kalıp görüntüleri telefonların aktaracaklardı. Sonra ise bize gönderecekti.
Maran sürücü koltuğuna oturduğun da ben de yana geçtim.
Yanağımın ıslandığını hissediyordum.
"Ağlama bak bulduk işte. İntikamını alman için elimden geleni yapacağım merak etme" elini omzuma koydu. Burnumu çekip bana diktiği gözlerine baktım.
"O değil"
İfadesi değişti.
"Nasıl o değil?"
"Onur değil. O adamı Onur tanıyor" dedim.
Ve bende.
Bir şey demedi. Düşünüyordu, anlamaya çalıştığı açıktı.
Hızını artırıp ana yola çıktı.
Çok geçmeden büyük inşaat alanına giriş yapmıştık. Görünürde kimse yoktu. Galiba terk edilmişti.
Binanın önün de iki siyah araba vardı ve tahminimce içerideydiler.
Araba diğer araçların yanında durduğun da derin nefes verdim.
Tamam başlayalım bakalım.
Maran'ı beklemeden arabadan indim ve binanın girişine ilerledim. Adamlar beni görünce ellerini önünde birleştirip başlarını eğdiler.
Ne kadar haketmediğimi düşünsem de güçlü hissettirmişti bu hareketleri bana.
Aklımda dolanan saçma düşünceleri kovup adamın bana gösterdiği yere ilerledim. Oda olduğunu düşündüğüm yere geldiğim de birinin odanın ortasında duran sandalyeye bağlı olduğunu gördüm.
Başında ise altı tane koruma vardı.
Orda oturan Onur olmalıydı.
Hemen yanına yürüdüğüm de siyah giyinli adamlardan biri "Efendim-" demek istediği şeyi duymak bile istemiyordum.
Ne hakla onu böyle bağlarlardı?!
Önüne geçip Onur'a baktığım da gözlerim büyüdü.
Kaşı patlamıştı ve kanıyordu. Başını kaldırıp yüzüme baktı.
Bakışlarında ki boşluk içimi yaktı.
Arkamı döndüm.
"Kim yaptı bunu?!"
Adamlar bir birlerine baktıktan sonra birisi öne çıktı. "Efendim zorluk çıkardı gelmek istemeyince vurmak zorunda kaldım" dediğin de içimde patlayan öfkeyle adamın yüzüne yumruk attım.
Adam yere düştüğün de üzerine yürüdüm. İşaret parmağımı ona uzattığım da dilimden dökülen kelimelerden sorumlu ben değildim.
"Bir daha ona ya da arkadaşlarıma parmağınızın ucu değsin sizi sikerim! Sizi sike sike çoğaltırım orospu çocukları!" Eğilip vurmak istediğim de kolumdan tuttu birisi.
Omzumun üstünden baktığım da Maran çatmış olduğu kaşlarıyla beni tutuyordu.
"Ne yapıyorsun sakin ol" dedi. Doğrulup tutuşundan kurtuldum.
"Tamam çekil" ondan uzaklaşıp Onur'a yaklaştım. Ağzındakini çıkardım ve saçını geriye tarayıp yüzüne baktım.
Bakışlarını çekti.
İç çekip bağladıkları ipi çözdüm.
Ellerini önüne getirip bileklerini ovdu.
"Ne işim var burda?" Yüzüme bakmadan sert sesiyle sormuştu.
Önünde diz çöküp elini tuttum. Yutkundum yüzündeki yaraya bakıp. Acımış olmalıydı. Dudağımı ısırdığım da yüzüme baktı.
"Senin bu adamlarla ne işin var Ali?"
"Sana sormam gereken bir şey var" dedim. Kaşı kalktığın da Maran'a bakıp "Telefonu versene görüntüleri göstereceğim" elimi uzattım. Başını sallayıp telefonu çıkardı ve videoyu açıp bana verdi.
Videoyu ona gösterip tepkilerini bekledim.
Videoyu izleyip bana baktı. Yalnız konuşmak istiyordu.
Arkama dönüp "Bizi yalnız bırakır mısınız?" Dediğim de Maran karşı çıkacaktı ki "Özel olarak konuşacağız merak etme" dememle başını sallayıp adamlarını da alarak odadan çıktılar.
"Hatırlıyor musun?" Dedi.
"Evet ama onun ne işi vardı bizim mahallede? Sence o olabilir mi?" Soruma omzunu silkti.
"Olabilir sonuçta aksayan bir o var tanıdığımız" dizlerine yasladı dirseklerini. Saçı alnıma değiyordu.
"Neden onlarla berabersin Ali? Bu adamlar kim ve neden bu haldeyim ben?" Doku gözlerle bakıyordu bana.
İç çekip dudağımı yaladım. "Onur Maran sadece öğretmen değil. Adamın babası mafya" dediğim de kaşını kaldırdı. "Bokluk olduğu belliydi zaten. Tipini siktiğim"
"Bu pezevengi sadece sen tanıyorsun o yüzden seni getirmelerini istedim ama yanlış yapmışım. Özür dilerim. Ben de onun kaşını patlatacağım" kendimi suçlu hissediyordum.
Başımı eğince elini saçlarımda hissetmiştim. Saçlarımı karıştırıp "Gerek yok Ali'm" dedi.
"Nasıl bulmayı düşünüyorsun onu?" Sordu çatık kaşlarıyla.
"Bilmiyorum. Ama oğlu hala araba yarışları yapıyor biliyorum. Belki oğlundan yararlanabilirim" dedim.
"Kuzenini kullanmak akıllıca bir fikir. Peki yarışa katılacak mısın?" Saçımı parmaklarıyla geri taradı.
"Kuzenim deme şuna ya. Babasından da kendinden de nefret ediyorum" isimlerini bırak var olduklarını bilmek bile kanımı kaynatıyordu. Elimde olsa hiç düşünmeden öldürürdüm onları.
"Ne olursa olsun o senin amcan. Böyle düşünme" ses tonu sinir ediyordu beni.
"Ne sikim oldukları umrumda değil. Onlar aileme ihanet etti ve bedelini ödeyecekler. O gün apartmanın önünde ne bok yiyordu söyleyecek bana" ayağa kalktım.
"Yarışa katılacak mısın?" O da ayağa kalktı.
"Mecburen"
"Söz vermiştin" dediğin de içim burkuldu.
"Sözler bozulmak için verilir" dedim ve dizimdeki tozu silkeleyerek temizledim.
"Hadi okula dön sen. Akşama annemin cenaze işlemleri var" elini koluma koyunca cümlemi sonlandırdım.
"Onunla gitme. Onun yanına ait değilsin sen Ali. Kendine gel lütfen" kolumdan tuttu. Kolumdan elini çekip biraz uzaklaştım. Şu an duygusal bir yakınlaşmaya ve sohbete girmezdim. Zararıma olurdu.
Duygu zarardı.
"Karışma bana!" Bastıra bastıra söylemiştim. Ciddi olduğumu bilmesini istiyordum.
"Ali kendini ateşe atıyorsun. Sen bu değilsin. Sen belalı tiplerin peşinden gidecek birisi değilsin Allah aşkına kendine gel" yalvarır gözlerle bakıyordu.
"Evet değilim. İntikamımı aldıktan sonra ama"
"Kendine zarar veriyorsun. Buna izin vermeyeceğim" arkamdan sesini yükseltti. Artık cidden sinirleniyordum.
"İzin isteyebileceğim konumda birisi değilsin sen"
Lafımı söyleyip odanın açık alanından dışarı çıktım. Maran adamlarıyla birlikte sigara içiyordu. Beni bekliyordu. Arkamdan bağıran adamla yerimde durdum.
"Yüzmeyi bırakma! Yüzmeye devam et!"
Tüylerim dikenledi. Vücudum titredi.
Arkamı döndüm.
"İstemiyorum" dedim ama onun yüzündeki gülüş son noktam olmuştu.
"İstemiyorum! Kafa tutacağım! Yüzüp kaçan balık ben olmayacağım!"
"Kaçmak iyidir Ali. Hep kaçtın. Hayatın düzenliydi devam et sadece" yakınlaşmak istediğin de elimle durmasını işaret ettim.
Yutkundu.
"O Ali öldü! O Ali artık yok! O Ali'nin artık bir ailesi yok! Kaçması için bahanesi yok!" Yanağımı ıslatan incileri omzumla sildim.
Hıçkırdım ama durmadım. "Ne istiyorsun lan!? Ne istiyorsun? Annem öldü! Babam öldü! Kardeşim de-"nefesim ciğerlerime ulaşamadı bir türlü.
"İnsanlar ölür! Ne yapabilirsin ki?! İntikam mı alacaksın? Gel benden al ama dur Ali! Sen böyle cani birisi değilsin!" İşaret parmağını bana uzatarak bağırıyordu.
"Ölmez. Anneler ölmez.. Ölmesin.." dizlerim titredi. Kendimi ayakta tutmadım ve yere yığıldım.
İç çekerek ağlıyordum. Ayakları bana yaklaştı. Eğilmedi önümde durdu.
"O kadın size hiç annelik yapmadı! Sizi hiç sevmedi! Neyin intikamı bu? Kafanda kurduğun anne imajının mı?!" Elini bana uzattı.
"Ayağa kalk eve gidelim. Bu yollar sana fazla. Layık değilsin yaşadığın şeylere. Seni kabul etmeyecek insanların peşinde köpek gibi sürünmeni istemiyorum. Bu hayat sana ait değil. Hadi eve gidelim kalk" sesindeki iğrenti iliklerime işledi. Benden iğreniyordu. Ama en kötüsü bu değildi.
Ben de kendimden iğreniyordum.
Ama vazgeçmeyecektim.
Ne olursa olsun.
Maran kolumdan tuttuğun da ondan destek alarak ayağa kalktım. Yüzüne baktım. Bana Onur'un bana baktığı gibi bakmıyordu. Zaten o bana hiç kötü bakmamıştı ki.
"O senin ailen değil! Ona öyle bakma!" Üstüme bağırıp yakamdan tuttuğun da bakışlarım onu buldu. Gözlerinde bariz sinir ve nefret vardı.
"Sen mi karar vereceksin buna?" Dedim titreyen sesimle.
"Ne?" Kaşı çatıldı. Yakamda ki elini sertçe üstümden savurdum.
"Benim için ne iyi ne kötü sen mi biliyorsun? Sana ne lan?! İstersem daha güzel bakarım sana ne?!" Göğsünden ittim onu.
"Senin ailen o değil! Senin ailen yok! Senin sığınacak kimsen yok! Yok edecek seni biliyorsun!"
Burnumu çektim. Maran'a baktığım da sessizce bana bakıyordu. Başını olumsuzca salladı. Adamları bile kitlenmiş bize bakıyordu. Kendimi utanmış hissediyordum.
"Benim ailem var. Kardeşim var benim" içim titredi. Bilinmezliği dilime almıştım sanki. Bir yanım yetimsin diye bağırırken diğer yanım kardeşimin yaşıyor olduğunu bas bas bağırıyordu.
"Seni kabul etmeyecekler" alay ediyordu. Yüzüme, gözlerime bakıp benimle alay ediyordu.
"Ben kimseye kendimi kabul ettirmiyorum" dedim kısık sesle.
"Yalan söylüyorsun. Hayatını dahil her şeyini de değiştirsen kimse kabul etmeyecek seni. Kimsesizsin sen! Benim gibi! Bizim bir birimizden başka kimsemiz, bizi bir birimizden başka kabul edecek kimsemiz yok!" Öyle bağırdı ki boş alanda sesi yankılandı.
Kulaklarımı tutup onu duymamak burdan çekip gitmek istedim ama ayaklarım gitmedi. Gidemedim. Duymak istemediğim halde bastıra bastıra kusuyordu bana.
Ona nasıl bakıyordum bilmiyorum ama dudağı titredi. "Geçmişte kaldı. Her acı geçer. Buda geçecek geçmişte kaldı Ali"
"Kalmayacak! İzin vermeyeceğim. Dünya alem önümde engel dursa da ben izin vermeyeceğim. Bunu bana, aileme kim yaptıysa hepsinden intikamımı alacağım. Kanlarının son damlasına kadar hemde!" Arkaya çekildim.
Yüzüne bakmak istemedim.
"Sanki tek başına sensin acı çeken. Sanki sadece senin ailen yok. Ulan çöplüğe attılar lan beni çöplüğe!"
Dinlemedim onu. Kapıda çıkarken arkamdan bağırdı.
"Keşke seni de çöplüğe atsaydılar da bu kadar cani birine dönüşmeseydin!"
Bu benim için son damlaydı.
Belimden silahı çıkardım ve Onur'a doğrulttum. Gözleri büyüdü. Geriye adımladı.
"Niye anlamıyorsun lan! Ben ailemi değil hayatımı kaybettim. O evde tavandan sarkan beden sadece annemin değildi! Bendim lan! Öldüm lan ben orda! Hayatım yok oldu oğlum. Diyorsun işte, sen tanımadın hiç. Saçın okşanmasa bile evinde annen olduğunu babanın varlığının ne kader güzel hissettiğini anlayamazsın! Bana da böyle konuşmaya hakkın yok!"
"Ali-"
"Ali öldü! Ali ailesiyle beraber öldü! Ailesini öldürenler de ölecek!"
Gözümden düşen damlayla eş zamanlı tetiğe bastım.
O gün o inşaattan tek bir ceset çıkarıldı.
Ali'nin.
Çünkü yardım için el uzattığı vücut ona darbeden başka bir şey vermemiş ve gerçekleri yüzüne tokat misali vurmuştu.
Ali o gün orda öldüğünü bağıra bağıra kabul etmişti..
-
Gelecek bölüm görüşelim muhakkak :)
