7. bölüm · Güneş'in Ateşi
7. Bölüm Asi Kız
Elimdeki telefonu tutmakta bile zorlanıyordum. Feyza'ya döndüğümde Feyza,
“Bitanem, kafana takma. Geçmişte olan bir şeydir o.”
demesiyle direkt olarak Derya'ya döndüm. Bu okuldaki her şeyden haberi olan biri varsa, o da Derya olmalıydı.
“Derya, Ada Toprakoğlu ile Ateş neden ve nasıl ayrıldı?”
dediğimde Derya dudağını dişledi sanki söylemek istemiyormuş gibiydi.
“Geçen sene sevgililerdi. Bayağı seviliyorlardı okulda... Zaten beraber 10 ay geçirmişlerdi. Ama sonra Ada'nın babası bu olayları öğrendi. Ateş ile sevgili olmasını kabul etmedi. Onu başka bir şehre gönderdi. Yani aldatma, isteyerek ayrılma, kavga olmadı. Sadece zorunluluk ve yarım kalmışlık vardı.”
dediğinde kalbim parçalanmıştı.
Yarım kalan hikâyeler asla son bulmazlardı.
Demek ki Ateş o yüzden bu kadar güzel “sevgilim” diyor ve elimi öpüyordu. Muhtemelen aklında benim yerime Ada'nın olduğunu düşünüyordu ve içten diyordu.
Ne kadar salaktım.
Bu yüzden bu kadar çok iyiydi.
“Ama aşkım, geçmişte kalmış olay yani.”
dediğinde Derya, sinirle,
“Yarım kalmışlar... Yarım kalan hikâyeler, isterse 10 yıl geçsin öyle kalırlar. Kalbinin en dibinde, toz tanesi kadar da olsa orada kalırlar.”
dedi.
Gözlerimin dolması an meselesiydi.
Telefonum titrediğinde yine açtım. Okul grubuna yine gönderi gelmişti. Açtığımda bu sefer benle Ateş değil, Ateş ile başka bir kız vardı. Sarılırken çekilmişti. Eski olduğu belliydi.
Başlığa baktım.
“Bi zamanların popüler çifti Ada Toprakoğlu ve Ateş Akyurt. Sizce hangisi daha iyidir? Güneş ve Ateş mi? Ada ve Ateş mi?”
Telefonu o kadar çok sıkıyordum ki kırılma olasılığı bayağı fazlaydı.
Hayal kırıklığı her yerimdeyken hocanın içeri girmesiyle herkes derse döndü.
Benim ise aklım Ateş ile Ada'nın sarıldığı fotoğraftaydı.
Başka bir kızı sevmesi değildi derdim. Beni zaten sevmediği, benim de onu sevmediğim belliydi.
Ama benim bundan haberim olmaması ve bu kadar gerçekçi davranmasına kanmamdı.
Dersin bitmesiyle eve gitmek için hızlı adımlarla dışarı çıktım. Kızlar eve gideceğimi söylediği için peşimden gelmemişlerdi. Tek dileğim Ateş'le karşılaşmamaktı.
Ağlamamaya çalışırken çıkışa yöneldim.
“Güneş!”
Sesle adımlarımı hızlandırdım.
Lütfen peşimden gelme, lütfen peşimden gelme!
Okulun dışına çıkmıştım ki kolumu kavrayan elle durmak zorunda kaldım.
Ateş'e döndüğümde kolumu bırakıp,
“Okul grubuna atılanları mı gördün?”
dediğinde gözlerim doldu.
“Bana eski bir hayatın olduğunu ve onu unutamadığını söyleseydin daha az kırılırdım ama ben malım. Sen o kadar içten sevgilim diyordun ki onları bana değil de Ada'ya dediğini anlamam lazımdı. İstediğin kadar iyi bir oyuncu olsan da aşkta oyun olmazdı. Sizin adınıza çok üzüldüm. Keşke yeniden birlikte olsanız. Kim bilir bu videoları görünce ne kadar üzülmüştür. Ama ben kendimi kullanılıp çöpe atılan yara bandı gibi hissetmek istemiyorum, anlıyor musun Ateş?”
dedim.
“Çok güzeldi ama keşke Ada ile olanları anlatsaydın bana... Görüşürüz.”
dedim ve arkama bakmadan koşarak gittim.
Arkamdan,
“Güneş...”
demişti ama durmamıştım.
Zaten arkamdan da gelmemişti.
Demek ki gerçekten bir yalandan ibarettim.
Eve olabildiğince hızlı gitmek istiyordum ama sonra annem aklıma geldi. Bir sürü soru soracaktı. Yolumu en yakın parka çevirdim.
Sanırım güzel oyuna getirilmiştim.
Parka geldiğim gibi boş banka oturdum. Artık gözyaşlarımı engelleyemiyordum.
Ağlamam şiddetlendi.
Kendimi çok berbat hissediyordum. Bana “sevgilim” derkenki o ses tonu, o bakışları kafama kazınmıştı. O kadar güzel söylemişti ki kendi içimde bir keşke gerçek olsaydı demiştim.
Ama uzun sürmemişti.
Ne yapacağımı bilmiyordum. Hiçbir şey olmamış gibi davranmak isterdim ama kendi gururumu hiçe sayamazdım.
Aklımda her şey çorbaydı.
Ne ara bu konuma geldiğimizi bile bilmiyordum. En son kıyafet parası için 50.000 ve özür niyetine de 1.000 lira istemiştim.
Ne ara sevgili gibi davranmaya başlamıştık ki?!
Gözyaşlarım istemsizce akarken parkta oynayan çocuklara baktım.
Ne kadar tatlı ve masumlardı.
Tek amaçları parka gidip eğlenmek ve eve gidip uyumaktı.
Keşke hiç büyümeseydim.
Hem minik kalsaydım.
Saçlarımı alttan rahat bir şekilde bağladım. Çocuklara odaklanmıştım ki telefonum çalmaya başladı.
Baktığımda yabancı bir numara olduğunu gördüm. Açıp kulağıma dayadım.
“Alo?”
dedim.
Karşıdan bir kadın sesi geldi.
“Güneş Korkmaz ile mi görüşüyorum?”
demesiyle kaşlarım çatıldı.
“Evet. Bir sorun mu var? Siz kimsiniz?”
dedim.
Kadın öksürüp,
“Ben Ada Toprakoğlu.”
demesiyle oturduğum yerde dikleştim.
Cevap veremedim.
Ne denirdi ki?!
Merhaba, ben zorunluluktan ayrıldığınız sevgiliniz Ateş'in oyunculuktan olduğum sevgilisiyim mi demeliydim?
“Sana tek bir şey soracağım, Güneş.”
dedi.
Görmese de kafamı salladım.
“Evet?”
dedim.
“Ateş ile gerçekten sevgili misiniz?”
dediği şeyle dişlerimi ısırdım.
Tabii ki de doğruyu söyleyecektim.
Tam cevap vermeye hazırlanıyordum ki kulağımdaki telefonu arkadan birisi kaptı.
Hırsız sandığım için hızlıca arkama döndüm.
Tabii ki de Ateş'i görmeyi beklemiyordum.
“Ateş?”
dedim kısık bir sesle...
Ateş bana kısa bir bakış atıp telefonu hoparlöre aldı ve,
“EVET, SEVGİLİYİZ BİZ, ADA.”
dedi.
Ateş'e ne yapmaya çalışıyorsun? bakışı attım.
Bir anda Ada'nın az önceki sesi değişti.
“Ateş?!”
dedi ve devam etti:
“Bana söz vermiştin, hani benden sonra sevgilin olmayacaktı.”
demesiyle gözlerim kapandı.
Bunları dinlemek istemiyordum.
“Bana bak, eğer bir daha Güneş'i arar rahatsız edersen ben de seni çok güzel rahatsız ederim.”
dediğinde kaşlarım çatıldı.
Aralarında şifreli şifreli konuşuyorlardı. Bir şey anlamıyordum.
“Beni kaç kere öptün, bana sarıldın, bana seni seviyorum dedin, Ateş.”
dediğinde önüme döndüm.
Bunları dinlemek zorunda mıydım cidden?
“Sallama, Ada. Ben seni bir kere bile öpmedim. Sırf Güneş duyuyor diye götünden atma. Bir defa sarıldık, o da zaten zorunluluktu. Ve ben sana hiç seni seviyorum demedim. Yalanlarını sikeyim, kızım.”
demesiyle Ada ağlamaklı bir sesle,
“Yani başka bir kız için geçmişini değiştiriyorsun.”
dedi.
Ateş göz devirdi.
“Sevgilimi bir daha arama, Ada. Yoksa sonu kötü olur.”
deyip yüzüne kapattı.
Geçmişten numarasını sildiği için geri arama şansımı da kaybetmiştim.
Geri Ateş'e döndüm.
“Eee, kızın yüzüne kapattın diye kral mı oldun?!”
dedim.
Ateş sinir dolu gözlerime bakıp,
“Anlatmama izin ver.”
dediğinde sinirle,
“Neyi dinleyeyim lan, hayvan herif?! Pardon, eski sevgilim de var da unutamadım, yerini seninle doldurdum, kusura bakma mı diyeceksin?! Senden nefret ediyorum.”
dedim.
Bunu beklemediği için bakışları değişti.
“Benden nefret mi ediyorsun?”
dediğinde sinirle,
“Evet. Hem benim hem de onun duygularıyla oynadın, cani.”
dedim.
Kafasını sağa eğip,
“Senin duygularınla da mı oynadım? Senin hangi duygularınla oynadım ki? Senin bana bir duygun var mı?!”
dedi ve bana yaklaşmaya başladı.
Parkın etrafındaki duvara doğru geri geri yürüdüm.
Bir adım o, bir adım ben atıyordum.
Sonunda duvar beni durdurduğunda Ateş sırıtıp kollarını iki yanıma koydu.
Nefesimi tuttuğumda,
“De bakalım, Güneş Kızı. Senin hangi duygunu oynamışım? Sen bana bir şeyler mi hissediyorsun?”
dedi ve yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
Kendimi olabildiğince duvara dayıyordum ama yine de aramızda bir parmak vardı.
“Hı, de bakalım bana bir şeyler mi hissettin yoksa?”
dedi.
Gözleri o kadar alev ateşti ki daha bana dokunmamasına rağmen içimde sıcaklık oluşturmuştu.
Konuşma yetim sıfırlandığı için sadece yutkundum.
“Eee, haydi. Bekliyoruz şurada.”
dedi.
Zorlukla,
“Yoo.”
demeyi başardığımda Ateş'in sırıtışı büyüdü.
“Yoo ise neden buradan kalp atışlarının hızlandığını duyabiliyorum, Güneş Kızı? Neden nefesini tutuyorsun o zaman?”
dediğinde nefesimi vermek zorunda kaldım.
“Bence anlamamız için bir şey yapmalıyız.”
dediğinde,
“Ne yapmalıyız?”
dedim.
Bakışları dudaklarıma kaydığında ve ateş eden gözlerle incelediğinde nefesimi tekrardan tuttum.
Gözlerime dönüp,
“Bekle ve gör, Güneş Kızı.”
deyip geri dudaklarıma döndü.
Bana yaklaştığında nefesi ağzıma çarpmıştı. Gözlerimi kapatıp kendimi hazırlamaya başladım.
“Gençler!”
Yanımızdan gelen sesle gözlerim açıldı.
Sağa döndüğümde bize bakan bir abla vardı.
Ateş son kez dudaklarıma bir bakış atıp iki adım uzaklaştığında abla,
“Burası çocuk parkı, çocuklar. Eğer eve gidince ‘Kızım, anne, parktaki abi ile abla ne yapıyordu?’ derse alırım karşıma sizi, size anlattırırım. Gençsiniz, toysunuz. Biz de geçtik bu yollardan ama burada olmaz. Başka yerde mıncırlaşın. Anladık, belli oluyor birbirinize sırılsıklam âşıksınız.”
dediğinde hızla inkâr etmeye başladım.
“Ne alaka abla, yok—”
demiştim ki Ateş araya girip,
“Nasıl bildin abla ya? Bu işler senden sorulur. Ve bir de pardon, kusurumuza bakma, biz gidelim. Kocanıza da selam söyleyin, en iyisinden karı seçmiş.”
dediğinde abla gülüp,
“Haydi, görüşürüz.”
dedi.
Ateş gidelim der gibi kafa işareti yaptığında parktan uzaklaştık.
Parktan yeteri kadar uzaklaştığımızda Ateş,
“Yırttın he.”
demesiyle anında yanaklarım kızardı.
Ama sonra,
“Sen de bayağı istekliymişsin. Ada'ya da mı böyle yaptın acaba?!”
diye lafı soktuğumda Ateş,
“Dinlesen anlatacağım. Dinlemiyorsun ki zaten. Gelmesem Ada'ya hemen hayır diyecektin.”
dediğinde hızla,
“Harbi sen neden oradaydın?!”
dedim.
Ateş omuz silkip,
“Peşinden geldim. Sana gözüksem kovardın, ben de gözükmedim.”
dedi.
“İyi bok yedin.”
deyip ilerledim.
Arkamdan,
“Kızım, gel! Bir de konuşalım. Asi kız rolüne mi geçiş yaptın yine?!”
dedi.
Dinlemeyip eve ilerledim.
Yorum yapmayı sakın unutmayın
Ve sizce Ateş'in mantıklı bir açıklaması var mı ? Yoksa Ada doğru mu söylüyor ? Yorumlarda buluşalım. 🙃
