11. bölüm · Güneş'in Ateşi
11. Bölüm Güneş Gibi
Yakalanmış olmanın verdiği sinirle soludum.
“Bayağı güzel plan, ha! Önce cilvenle beni ayart, yatağa yatır, uyumasını bekle, sonra da anahtarı kapıp kaç. Allah var, planın çok iyi olmuş. Ama karşındaki erkek Ateş Akyurt olmasaydı. Başkası olsa bu tatlı hâllerine kanardı. Ben kanmam ama, sevgilim.”
“Sevgilim” kelimesini öyle bir vurgulamıştı ki tokat gibi hissettirmişti.
“Uyumuyor muydun o sırada!?” dedim.
Oyun olamazdı. Gerçek gibiydi.
Öyle olmalıydı.
Kafasını salladı.
“Maalesef ki uyumuyordum. Ben salak değilim, Güneş. Ayrıca kapıya takmaya çalıştığın anahtar arabamın anahtarı. Gerçek anahtar hâlâ bende.”
Sinirden köpürüyordum.
Ava giderken avlanmak diye buna denirdi.
“Ama sana kızmadım, sorun yok. Sana da macera oldu. Yalnız planın için içtenlikle söylemediğin ‘sevgilim’ kelimesini kullanman kötü oldu. Bir daha o kelimeyi oyunlarına alet etme. Onun dışında planını izlemek... O tatlı tatlı ‘uykum var’ numaraların bayağı iyiydi.”
Sinirle,
“Madem anladın, neden yattın yanıma? Sapık mısın?” dedim.
Ateş iki elini havaya kaldırdı.
“Sana dokunmadım, sapık değilim. Ayrıca ne kadar ileri gidebileceğini görmek istedim. Onun dışında neden hemen anahtarı denemediğini de anlamadım. Bir süre elinde anahtarla öylece durdun. Seni durduran neydi, Güneş Kızı?”
Çok iyi bir gözlemciydi.
Beni durduran şeyin ne olduğunu ben bile bilmiyordum.
“Sanane be hayvan herif! Sal beni de gideyim. İstemiyorum seni!”
Ateş cevap vermek yerine tekli koltuğa oturdu.
“Sen demeyeceksin, anlaşıldı. Otur karşıma. Ada olayının öyle olmadığını anlatacağım. Ha, bu arada seni durduran şeyin ne olduğunu tahmin edebiliyorum. Neden gitmek istediğinden de eminim. Ada yüzünden gitmek istiyorsun. Diğerini ise benim söylemem değil, senin anlaman daha iyi olur. Şimdi geç karşıma, Güneş Kızı.”
Anahtarı vestiyerin üzerine bırakıp karşısındaki koltuğa oturdum.
Ateş hafifçe öksürdü.
“Ada benim eski sevgilim, evet. Bu doğru.”
İçimden bir ses, onların ayrılık hikâyesini dinlemek istemediğimi söylüyordu.
Ama Ateş devam etti.
“Ada okulun en güzel kızı diye anılıyordu. Herkes zaten bizi yakıştırıyordu ama benim pek ilgimi çekmiyordu. Sonra arkadaşlarımız tanışıp konuşmamızı istedi. Biz de kabul ettik. Tanıştık, konuştuk. Ertesi gün Ada bana çıkma teklif etti. Normalde reddedecektim ama arkadaşlarım çok ısrar etti. ‘Kabul et, sonra âşık olursun.’ dediler. Ben de kabul ettim.”
Kısa bir nefes aldı.
“Ada'nın bana gerçekten âşık olduğunu düşünüyordum. Her gün evime geliyordu. Beraber bir şeyler yiyip eğleniyorduk. Ama sonra bir gün evimizdeki bütün altınların çalındığı haberi geldi. Eve hırsız girmiş ve altınları çalmıştı. Kamera kayıtlarına baktığımızda ise bunun Ada olduğunu gördük.”
Şaşkınlıkla ona bakıyordum.
“Ada'ya evde kamera olduğunu söylememiştim. Zaten gizli kameralardı. Gidip altınları geri aldım ve Ada'dan ayrıldım. Ama Ada itibarını düşünen bir kızdı. Hırsız olması ve ayrılmamız bomba gibi bir haberdi. Ben de onunla bir anlaşma yaptım. O bu okuldan defolup gidecekti. Ben de altınları onun çaldığını söylemeyecek, babasının izin vermediğini ve bu yüzden ayrılmak zorunda kaldığımızı söyleyecektim.”
Bir an durdu.
“‘Benden başkasıyla olmayacağına söz vermiştin.’ sözü ise tamamen yalandı. Ben öyle bir şey dememiştim.”
Boğazım düğümlenmişti.
“Yani senin dediğin tabirle bana çoook âşık olan Ada, benimle sırf zengin olduğum için sevgili olmuştu. Onunla yarım kalan bir hikâyemiz yok, Güneş. Direkt Ateş ve Ada diye bir şey yok. Onu bir kere bile öpmedim. Sevmedim. Evet, bir kere sarıldım. Zaten grupta gördün. O da zorla bana sarıldığı içindi. Bu kadardı.”
Dilimi yutmuş gibiydim.
Ateş'e boş yere yüklenmiştim.
Ada suçluydu.
Paragöz bir kızdı.
Kendimi suçlu hissediyordum. Eğer en başından onu dinleseydim, bunların hiçbiri olmayacaktı.
Ama kalbimde oluşan o rahatlamaya anlam veremiyordum.
Ada olsa da olmasa da...
Ateş benim değildi, değil mi?
Ateş'e baktığımda bana gülümsedi.
Beni neden suçlamıyordu ki?
Ben olsam kesin suçlardım.
Ateş Akyurt cidden eşsizdi.
“Özür dilerim. Seni boş yere suçladım.”
Ateş ayağa kalkıp yanıma oturdu.
Ellerimi tuttuğunda kaskatı kesildim.
Ellerinin içi sıcacıktı.
“Güneş, senin suçun yok. Bilmiyordun. Bütün okul öyle biliyordu. Kendini suçlama.”
Ama onu dinlemiyordum bile.
Ellerimi tutuyordu.
Ona döndüğümde güven verici bir şekilde sıcacık gülümsedi.
Kafamı salladım.
“Tamam.”
Gülüşü büyüdü. Ellerimi bırakıp,
“Neden artık biraz eğlenmiyoruz, sevgilim?” dedi.
Ben de gülümsedim.
“Bence de çok vakit kaybettik, sevgilim.”
Bu, ona ilk kez içtenlikle “sevgilim” dediğim andı.
Anlamış olmalıydı.
“Ağzına bir kelime bu kadar mı yakışır!”
Sinsice sırıtıp,
“Neyse, bugünlük testi erteliyorum.” dedi.
Gülerek gözlerimi devirdim.
Nerede olursak olalım...
Ateş, Ateş'ti.
Ve ben bundan fazlasıyla mutluydum.
"Madem artık Ada diye bir sorun yok aramızda, biraz eğlenelim.” dediğinde meraklandım.
Ne yapacaktık ki?
“Nasıl?” diye sordum.
Ateş bana dönüp,
“Dışarı çıkalım. Seni bir yere götürmek istiyorum.” dedi.
Merakla,
“Neresiymiş orası?” dedim.
Heyecanımı hissetmiş olmalı ki muzipçe gülümsedi.
“Sürpriz, Güneş Kızı. Kalk bakalım, çıkalım.”
İtiraz etmedim.
Ateş'le zaman geçirmek eğlenceli olabilirdi.
Ayağa kalkıp kapıya yöneldim. Ateş arka cebinden gerçek anahtarı çıkarıp kapıyı açtı. Açılan kapıdan geçip bahçeye çıktım. Birkaç saniye sonra arkamdan onun da geldiğini duydum.
“Arabayla gideceğiz.” dedi.
Yönümü arabasına çevirdim.
Siyah bir BMW'ydi.
Plakasına baktığımda 34 AA 2000 yazdığını gördüm.
AA, baş harfleriydi.
2000 de muhtemelen doğum yılıydı.
Şoför koltuğunun yanındaki koltuğa geçtim. Ateş de sürücü koltuğuna yerleşti. Arabayı çalıştırıp yola çıktığında sessizliğimi korudum.
Kendimi hâlâ berbat hissediyordum.
Onu boş yere suçlamıştım.
Ve o bana kızmamıştı bile...
“Neden konuşmuyorsun?”
Ateş'e döndüm.
Gözleri yoldaydı ama kulaklarının bende olduğunu biliyordum.
Rahatsızca kıpırdanıp,
“Sana o kadar laf attım. Üstelik hiçbir suçun yokken! Neden bana kızmıyorsun?” dedim.
Ateş dudaklarını ıslatıp,
“Sen gerçeği bilmiyordun ki. Bütün okul da öyle biliyor. O şekilde davranman normaldi.” dedi.
Sinirle,
“Ama dinleyebilirdim.” dedim.
Ateş dudaklarını büzdü.
“Yani o kötü oldu ama dinlememen de normal. Ben olsam ben de dinlemezdim.”
Nefes verdim.
“Yine de kendimi kötü hissediyorum.”
Ateş cevap vermedi.
Ben de bakışlarımı camdan dışarı çevirdim.
Bir süre sessizce ilerledik.
Sonra Ateş'in sesi duyuldu.
“Güneş, senden bir şey istesem?”
Ona döndüm.
“Tabii ki. Ne istersen.”
Ateş muzipçe gülümsedi.
“Şimdilik gerçekten sevgiliymişiz gibi eğlensek olur mu? Olayları şimdilik unutsak... Sadece keyfimize baksak?”
İsteğiyle kalbim hızlandı.
Benimle gerçekten sevgiliymişiz gibi eğlenmek istiyordu.
Benimle istiyordu.
Gerçekten istiyordu.
Eğlenmek istiyordu.
“He yani çok istiyorsan sözde olarak da devam edebiliriz. Birbirimizi çiğ çiğ yemeye de devam ederiz, sevgilim.”
Her “sevgilim” deyişinde ondan etkileniyordum.
Yani aşk anlamında değil.
Ne alakası vardı ki?
Sadece arkadaştık.
İnsanlara göre sevgiliydik.
“Olur...” dedim. “Gerçekten sevgiliymişiz gibi.”
Kafasını salladı.
“Seni öyle bir yere götüreceğim ki aklın şaşacak!”
Hızla ona döndüm.
“Nereye? Söylesene!”
“Sürpriz dedik ya. Meraktan çatla, asla demem.”
Ofladım.
“Çok inatçısın.”
Kırmızı ışıkta durduğumuz için bana döndü.
“Lütfen Güneş Kızı. Sizin elinize su dökemem. İnatçılık denilince de siz...”
Sırıtıp,
“Diyorsun!” dedim.
Kafasını salladı.
“Diyorum. Öyle de zaten.”
Kahkaha attım.
Yeşil ışık yandığında yeniden yola koyulduk.
***
“Geldik.”
Ateş'in getirdiği yere baktığımda gözlerim açıldı.
“Oha! Plaja mı getirdin beni?!”
“Yani gelmişsindir ama en sevdiğin yerlerden biridir.”
Denize odaklandım.
Arabadan iner inmez denizin o ferah kokusunu içime çektim.
Ateş de arabadan indi.
Ona dönüp,
“Hiç gelmemiştim. İlk seninle geliyorum.” dedim.
Gözlerimdeki mutluluğu görmüş olmalıydı.
“Ne güzel o zaman. Peki neden hiç gelmedin? Ünlüdür bu plaj.”
Gülümsüyordum.
Ama içime bir anda sis çöktü.
Gelmemiştim.
Çünkü babam bizimle hiç ilgilenmezdi.
İstanbul'da yaşıyordum ama baksan baksan tek bir yerini bile gezmemişimdir.
Babam bizi umursamazdı.
Bağırıp çağırmazdı belki ama umursamazdı da.
Annem ise sesi soluğu çıkmayan bir kadındı.
“Ne oldu? İyi misin?”
Ateş'in sesiyle düşüncelerimden sıyrıldım.
Aile sorunlarımızı bir kenara bırakıp anın tadını çıkarmaya karar verdim.
“Dalmışım. Hiç gelip gelmediğimizi düşündüm de... Gelmemişim. Hadi gidelim!”
Ateş gülümsedi.
“Tamam. Gel bakalım, sevgilim.”
Elini bana uzattı.
Parmaklarımız birbirine kenetlendi.
Okulun girişinde elimi tuttuğu zamanki gibi vücuduma elektrik akımı yayılmış gibi titredim.
“Hadi yürü, kedicik.”
Gözlerimi devirdim.
“Ben kedi değilim.”
Ateş sırıttı.
“İnsanların içinde seni öpmemi istemezsin diye düşünüyorum, Güneş Kızı. O yüzden kedicik olduğunu kabul et ve kendini bana sal.”
Yanaklarım kızardı.
Gülerek,
“Şimdi bir şey daha derdim de daha fazla utandırmayalım seni.” dedi.
Kaçmak isterdim.
Ama elimi tutuyordu.
Hem neden kaçacaktım ki?
İlerledikçe etraftaki insanlara baktım.
Kumdan kale yapan çocuklar, voleybol oynayan gençler, sahilde oturan insanlar...
Hepsi mutluydu.
Şu an ben de mutluydum.
Ateş beni denizin kıyısındaki kayalıklara doğru götürdü.
“Burası en sevdiğim kısım.” dedi.
Kayalarla denizin arasında kalan sessiz bir yerdi.
İnsanlar sağımızda kalıyordu.
Burası daha sakin ve rahatlatıcıydı.
Kayalığa yaslanıp oturduk.
Saat daha bir olmasına rağmen güneş yakıcı değildi. Hava, yaz akşamlarını andırıyordu.
Denizin kokusunu derin derin içime çekip denizi izlemeye başladım.
Bir süre ikimiz de konuşmadık.
Ben ise tamamen denize dalmıştım.
Sonra Ateş'e döndüm.
Kafasını kayalığa yaslamış, beni izlerken yakaladım.
Bakışlarını kaçırma zahmetine bile girmeden beni izlemeye devam ediyordu.
Utanarak önüme döndüm.
“Manzara çok güzel, değil mi?” dedim.
Kafasını salladı.
“Bayağı güzel.”
Ona döndüm.
Hâlâ bana bakıyordu.
“Manzaraya bakmadın ki. Nereden güzel olduğunu çıkardın?”
Ateş'in dudaklarında küçük bir gülümseme oluştu.
“Bakıyorum ki gayet güzel bir manzara.”
Hemen önüme döndüm.
Heyecanlanma Güneş.
Sana “gerçekten sevgiliymişiz gibi eğlenelim” dedi.
O yüzden sana bakıyor.
Başka bir anlam çıkarma!
Salak olmana gerek yok ! O sana şuan da 'Gerçekten sevgiliymişiz' gibi yapalım dediği için bakıyor.
Evet, o yüzden.
Tam o sırada Ateş'in sesi duyuldu.
“Güneş... İsminin hakkını veriyorsun, biliyor musun?”
Ona bakmadım.
“Güneş gibi sıcacık ve parlaksın.”
Gülümsedim.
Ama ona dönmedim.
Bana güneş gibisin demişti.
Ve nedense bu cümle beni çok mutlu etmişti.
Sanırım bugün sadece keyfime bakmalı ve anın tadını çıkarmalıydım.
EVET BU BÖLÜM DE BİTTİ.
ADA DAN NEFRET EDENLERİ GÖREYİM BAKALIM YORUMLARA BEKLİYORUMM 😀
