17. bölüm · Güneş'in Ateşi
17. Bölüm Sensiz Dayanamam
Sabah kalktığımda babam evde yoktu. Olmaması zaten daha iyiydi. Hazırlandım ve annemle vedalaşmak için mutfağa girdim. Annem bulaşıkları yıkıyordu.
“Annem, ben çıkıyorum.”
dediğimde annem ellerini kurulayıp,
“Tamam anneciğim.”
dedi ve aklına bir şey gelmiş gibi,
“Dur, bekle.”
dedi.
Mutfaktan çıkıp yatak odasına girdi. Çıktığında elinde Ateş’in üzerine kahve döktüğü kıyafetimi gördüm.
“Kahve lekesi çıkmış kızım. Al, dolabına koy.”
dediğinde annemin elinden kıyafetimi aldım. Anneme teşekkür edip odama girdim.
Bir dolaba, bir de elimde duran kıyafete baktım. Çıkmasına çok sevinmiştim. Kısa bir düşünme sonrası kıyafeti giyme kararı almıştım. Üzerimdeki kıyafetimi çıkarıp onu giydim.
Bu kıyafet artık bana sadece babamın aldığı hediye değil , Ateş ile tanışmama vesile olan bir eşyaydı.
Evet , Ateş ile sadece sözde sevgiliydim ama bu yine de onunla tanıştığım için pişman olduğum anlamına gelmiyordu.
Gayet memnundum.
Odamdan çıkıp dış kapıyı açtım.
“Çıktım!”
dedim ve evden çıktım.
Ayakkabılarımın bağcıklarının çözüldüğünü gördüğüm için kapıda durup eğildim. Bağcıklarımı bağlamaya başladım. İkisini de bağladığımda doğruldum.
Tam ilerleyecekken önümde durmuş arabayla kaşlarım çatıldı. Kimdi bu?
Tam arabaya doğru ilerlemiştim ki şoför kısmının camı açıldı. Gördüğüm yüzle şaşkınlıkla,
“Ateş!”
dedim.
Ateş sırıtıp,
“Benim.”
dedi.
Dün o kadar çok Ateş ile konuşmamam lazımdı. Delirmiş olmalıydım. Çünkü Ateş beni almaya mı gelmişti? Sözde sevgilisini?!
Gözlerimi kırpıştırdım.
“Bu bir rüya.”
dedim.
Ateş aynı sırıtışla bana bakıp,
“Rüyadan fırlamış gibi olduğum doğru ama bu bir rüya değil Güneş Kızı, seni almaya geldim.”
dediğinde ona uzaylıymış gibi bakıyordum.
Arabaya yaklaşıp yüzüne dokunmak için elimi uzattım. Elim sıcak yanağına değdiğinde elimi çekmedim. Baş parmağımla yanağını okşadım.
Ateş’e baktığımda ona temas ettiğim için şaşkınlıkla ve hafif mutlulukla bana bakıyordu.
“Sen gerçeksin.”
dediğimde Ateş,
“E bi zahmet.”
dedi.
Cidden buradaydı.
Hızla arkamı dönüp eve baktım. Annem inşallah bizi izlemiyordur. Camlara korku dolu bakış attığımda annemi görmediğim için derin bir nefes verip Ateş’e döndüm.
Ensesine bir tane indirip,
“Salak! Ne diye kapıya geliyorsun! Ya babam evde olsaydı ya annem görseydi! Eksik kromozom!”
dedim.
Ateş ensesini acıyla ovuşturup,
“Burada gerçek olup olmadığımı sorgulayacağına binersen görme olasılıkları olmaz. Beni döveceğine arabaya bin!”
dediğinde sinirle soluyup diğer tarafa koştum. Kapıyı açıp bindim.
Ateş arabayı sürdüğünde evden uzaklaştık. Ona döndüm.
“Beni neden evden alıyorsun?! Ya annem görseydi! Babama söylerdi. Ya hem bana insanlar yokken gerçekten sevgilinmiş gibi davranma. Zaten gerçek sevgilim değilsin!”
dediğimde Ateş ofladı.
“Bak, seni hiç sıkılmadan dinlerim ama şu ‘sözde’ sevgililik olayını söyleyip durman cidden can sıkıyor. Anladım Güneş. Biz seninle gerçekten sevgili değiliz. Ama bu insanların öyle bildiğini değiştirmiyor. Dün sen demedin mi? Araban varken sevgilini yürütmeni insanlar nasıl karşılar diye al, bak yürütmüyorum! Uzatma işte. Sana saygı duyuyorum, sözde sevgili olduğumuz için sana saygı duymak zorunda değilim ama duyuyorum.”
dediğinde susmak zorunda kaldım. Bu konuda haklıydı. Asla beni zorlamıyordu.
Derken aklıma gelen şeyle,
“Saygı mı duyuyorsun! Sırf sana aşık olup olmadığımı anlamak için beni öpmek istiyorsun, test etmek için! Bana izinsiz dokunmaya çalıştın!”
dediğimde Ateş’in kaşları kalktı.
Okula gelmiştik. Arabayı park edip bana döndü. Gözlerinde sinir ve soğukluk vardı.
Alışkın olmadığım birşey olduğu için duraksadım.
“Sana izinsiz mi dokundum?! Bir kere seni öpmek için yaklaştığım bir anda yüzüme bir tane tokat indirsen ya da uzak dur desen hayatta sana yaklaşmam Güneş. Bana desen ki temas etme, elimi tutma, beni öpmeye çalışma, sana asla yakınlaşmam. Sen bana hiç öyle bir şey demedin. Ya durup bekledin ya da sadece izlediğin için rızan olmuş oluyor. Ben seni zorlamadım yani !”
dedi ve arabadan indi.
Tek kaldığımda ilerleyen Ateş’e baktım. Sanırım saçma bir iftira atmıştım. Olduğum yere sindim. Sanırım bu kıyafet bana uğursuzluk getiriyordu.
Arabadan indim ve Ateş’e yetişmek için peşinden koştum. Yanına vardığımda Ateş’e dönüp,
“Ateş...”
dedim.
Bana bakmaya bile tenezzül etmediğinde önünde durdum.
“Bana bak!”
dedim.
Bakışları bana döndüğünde sinirli ama kısık bir sesle,
“Sen de beni anlamaya çalış! Tamam, kabul ediyorum ben suçluyum. Saçma bir iftiraydı. Ama biz sadece sözde sevgiliyken bana bu kadar iyi davranman hoşuma gitmiyor. Gerçekmiş gibi davranıyorsun. Ama değiliz. Biz hiçbir zaman birbirimize ait değiliz. Sen bana aşık olmazsın, ben de sana olmam.”
dedim.
Ateş,
“İşte bu düşünce seni bitiriyor. Biz neden birbirimize aşık olmayalım ki?! Aşk bu, kim olacağı belli olmaz. Neden olmazsın, olmam diyorsun ki? Olursun, olurum. Güneş, bak sana kızmıyorum sadece...”
deyip nefes verdi.
“Bir süre yalnız kalmak istiyorum.”
dedi.
Şu an ona sarılmak o kadar istiyordum ki ama yapamazdım. Biz sadece sözde- uf Güneş, Ateş haklı. Her şeyi ona bağlıyorsun.
Yanımdan ilerleyecekken bu sefer ben onu kolundan kavradım. Kolunu çok rahat kurtarabilecekken kurtarmayıp bana döndü.
“Özür dilerim cidden. Sana asla bunu dememeliydim. Sadece o sinirle çıktı. Lütfen sakın bana düşmanınmışım gibi bakma. Dayanamam. Şu anda dayanamam.”
diye mini bir itiraf yaptığımda Ateş’in bakışlarındaki soğukluk hafiften çözüldü.
“Bensizliğe dayanamaz mısın?”
dediğinde az da olsa normal Ateş’e döndüğü için gülümseyip,
“Olumlu bir cevap verirsem barışacak mıyız?”
dedim.
Ateş beni süzüp,
“De bakalım, düşünürüz.”
dedi.
Kolunu bırakıp yutkundum.
“Sensizliğe dayanamam Ateş Bey.”
dedim.
Dudağımı dişlediğimde Ateş gülüp,
“Tipini görsen yanaklarını ısırmak istersin! Şu tatlılığa bak!”
dediğinde kafamı sola yatırıp,
“Barıştık mı?!”
dedim.
Kafasını sağa sola sallayıp ,
"Hayır. " dedi.
Böyle bir cevap beklemediğim için kaşlarım çatıldı.
"Ne !? "dedim.
Ateş omuz silkip,
"Kalbimi kırdın , bir özürle düzelmez." dediğinde göz devirip,
"Ne yaparsam düzelir peki ? " dedim.
"Ne yaparsan yap düzelmez. " dedi.
Elimi belime koyup,
"Hıh , bende inandım. Ne istiyorsun söyle ! " dedim.
Ateş düşünüyormuş gibi yapıp,
"Mesela hayatta benim gibi bir erkeğin bir daha olmayacağını , benimle takıldığı için çok mutlu olduğunu ve benim marka olduğumu söylersen anlaşabiliriz. " dedi.
Düşünmeden tek nefeste ,
"Hayatta senin gibi bir erkek bir daha asla olmayacak çünkü sen bir markasın. Eşi benzeri olmayan bir parçasın ve ben bu eşsiz parça ile takıldığım için çok mutluyum Ateş Bey. " dedim.
Umut dolu bir bakışla Ateş'e baktım.
"Barıştık mı ? " dedim.
Sırıtıp,
“Hiç küsmedik ki?!”
deyip elime uzandı.
İnanamıyordum. Sırf bunları demem için beni kandırmış mıydı?!
Tuttuğunda geriden sıcaklığını hissetmemle tebessüm ettim. Bu sıcaklık olmadan nasıl yaşardım bilmiyordum?
Okula girdik.
“Sadece bir şey dicem.”
dedim.
Bana baktığında,
“Dün aceleyle çıkınca kıyafetlerini almayı unutmuşsun.”
dedim.
Ateş yapay bir şaşkınlıkla,
“Tüh, unutmuşum ben onları değil mi? Sen demesen hiç fark etmediydim. Neyse, demek ki kader, böyle olması gerekliymiş.”
dediğinde bunu bilerek yaptığını fark ettim.
“Bilerek mi unuttun?! Kurnaz!”
dedim.
Omuz silkip,
“Yok be, bilerek unutmam herhalde.”
dedi ama bakışları tam tersini söylüyordu.
Omzundan ittirip,
“İnanamıyorum sana!”
dedim.
Güldü.
"İnan bana lütfen ! Neden bilerek kıyafetlerimi senin evinde bırakayım ki ?! Benim öyle şeylerle hiç işim olmaz bir kere !?" dediğinde elimle alnıma vurdum.
"Asla ! Ateş ve öyle şeyler yapmak çok zıt! " dedim .
Ateş'e döndüm ve
"Kemalim yapmaz. " dedim.
Kahkaha attığımda Ateş sırıtıp ,
"Kemalin yaptı Mesude!" dedi.
Evet Ateş ve 25 saat ekran süresi...
Katıma gelmiştik. Vücudunu komple bana döndürdüğünde,
"Bu arada Kemal ile Mesude şuan ikimiz oluyoruz." dediğinde hızla,
"He aynen benim ismim Mesude " dedim.
Ateş , ismim Mesude olsaydı nasıl olurdu diye düşünmüş olmalı ki ,
"Pazardan aldığım çakma Güneş Korkmaz. " dedi ve güldü.
Ateş'i baştan aşağı süzüp,
"Erkek barbiem olmadığı için kız barbiemi erkekolarak kullandığım Kemal adlı barbiem. " dedim.
Ateş bana şaşkınlıkla bakıp ,
"Ne yapıyorsun ne ?! Barbieler işkence görüyor. " dedi.
Gülerek karşılık verdim.
Ateş ilk etrafa kısa bir bakış atıp çenesiyle kıyafetimi işaret etti.
“Kahve lekesi çıkmış, bakıyorum.”
dediğinde o kıyafeti hatırlaması içimde kelebekler uçurtmuştu.
Kafamı salladığımda sinsice sırıtıp,
“Ne demiştin bana partide? Kahve lekesi çıkarsa ‘O zaman paranı değil seni isterim’ demiştin. O zaman artık seninim.”
dediğinde bu utanç verici anıyı hatırlatmasıyla yüzümü buruşturdum. Bir de kelime kelimesine hatırlıyordu.
“Ateş! Dalga geçme! O anlamda dememiştim. Paranla değil seninle uğraşırım anlamında demiştim.”
dedim.
Ateş omuz silkip,
“Ben bilmem. Söz ağızdan bir kere çıkar. Beni istedin mi, istedin.”
dediğinde elimle alnıma vurup,
“Bununla hep dalga geçeceksin dimi?!”
dediğimde cıkladı.
“Dalga geçmiyorum ki. Ben olsam ben de kendim isterdim. Dünyaya bir kere Ateş Akyurt geliyor.”
dediğinde egosuna göz devirip,
“Sen pek meraklıymışsın benim olmaya.”
dedim.
Gülümseyip,
“Sen iste, bir düşünürüz.”
dedi.
Bakışları o kadar çapkındı ki daha fazla uzatmamak için,
“Ders başlayacak, gitmem lazım.”
dedim.
Sırıtıp,
“Kaç kaç, nereye kadar kaçacaksın bakalım Güneş Kızı?”
dediğinde cevap vermeyip arkamı dönüp sınıfa ilerledim.
Sınıfa girip nefes verdim.
Tabii dedin sensiz dayanamam diye, egosunu çek bakalım çekebiliyorsan Güneş!
EVETTT DÜŞÜNCELERİNİZİ ALALIMM
NASIL BİR BÖLÜMDÜ VE SİZCE DİĞER BÖLÜMDE NELER OLACAAK 🐞
