34. bölüm · Görüldü

28. Bölüm

Nisanur Çaça

Dünya'nın sonuna doğmuşum
Okulumda psikolat bir katil var.
Ya da ölmüşüm de haberim yok
Bedenim yaşasa da ruhum öldü.
İyi bilirdik derler elbet ardımdan
Timsah gözyaşları akıtmalarından sıkıldım
Bundan büyük bir yalan yok
Yoktu bundan büyük yalan yoktu.

Çantamın ağırlığı sırtımdaki yüklere binince omuzlarım çökmüş,adımlarımı sürükleyerek kaldırımda şarkı dinleyerek yürüyordum. Beni sormuş muydu acaba ya da aklına bile gelmemiş miydim? Benden nefret ediyor muydu? Benim yüzümden bu haldeyken beni düşünmesini istemek bencillikti. Bencildim.
Sıkıldım çok. her dakika düşünmekten üzülmekten
Belkide bu işi bitirmeliydim
Artık yok. kalmadı gücüm düşmekten , yenilmekten
Kaldırımın ortasında birden durdum. Kütüphanedeki o anlar tekrar geldi gözümün önüne. Kafamın içinde her şey baştan oynadı sanki ve o kargaşada kaçırdığım bir şeyi fark ettim. Katil üzerime doğru gelirken kapüşonlusunun kolu sıyrılmıştı. Bileğinde bizim okulun basketbol takımına dağıtılan siyah ipli bileklik vardı. Bide o ağır odunsu parfüm kokusu... Yabancı biri değildi bu. Bayağı bizim okuldan biriydi.
Bunu fark etmemle cebimdeki telefon titredi. Bilinmeyen numaradan yeni mesaj vardı. Titreyen parmaklarımla ekrana tıkladım, açılan fotoğrafla neye uğradığımı şaşırdım. Aras'ın hastane odasındaki fotoğrafıydı bu. Biri kapı aralığından gizlice çekmişti.
Altında da şu yazıyordu:
"Kaçmak kolay Ece. Ama oyun bitmedi. Polise gidersen ya da kaçmaya çalışırsan Aras o yataktan bir daha uyanamaz. Bir sonraki piyon sensin."
Dehşetle ekrana bakarken içimdeki o suçluluk duygusu bir anda yerini öfkeye bıraktı. Ne yapacağımı bilemez haldeyken bir bildirim daha düştü. Bu sefer Aras’tan gelen bir sesli mesajdı.
Oynat tuşuna bastım. Aras’ın o bitkin, boğuk sesi doldu kulaklarıma:
"Ece... Gittiğini biliyorum. Annemin dediklerine takılıp sakın kendini suçlama, benden kaçma. O gece oraya kendi isteğimle geldim ben. O şerefsizin kim olduğunu bulucaz, sakın tek başına bir şey yapmaya kalkma. Bekle beni."
Gözümden akan yaşı elimin tersiyle sildim. Aras sırf beni korumak için o yatakta yatıyordu ve onun hayatını tekrar riske atamazdım. O katil bizim okuldaydı.
Üstümdeki kanlı hırkanın önünü kapatıp adımlarımı hızlandırdım. Bu iş burda bitmeliydi.
Eve nasıl vardığımı, o yolu nasıl yürüdüğümü hatırlamıyorum bile. Kapıyı sessizce açıp içeri girdim. Ev buz gibiydi, annemler muhtemelen hala nöbetteydi. Doğruca odama gidip kapıyı arkamdan kilitledim.
Aynadaki yansımama takıldı gözüm. Yüzüm gözüm darmadağındı, saçlarım birbirine girmişti. Üstümdeki hırkayı iğrenerek çıkarıp odanın köşesine fırlattım. Aynaya bakıp derin bir nefes aldım. Ağlamak yoktu artık.
Hemen yatağa oturup laptopu kucağıma aldım. Okulun Instagram sayfasına, özellikle spor kulübünün hesabına girdim. O siyah ipli bileklik... Sene başında sadece basketbol as kadrosuna özel yaptırılmıştı. Kimler vardı o kadroda? Kaptan Berk, Tolga, Can, Mert ve Aras’ın en yakın arkadaşlarından Emir...
Eski maç fotoğraflarını tek tek yakınlaştırıp bileklerine bakıyordum. Acaba içlerinden hangisi o ağır odunsu parfümü kullanıyordu? Tam o sırada telefonumun ekranı tekrar aydınlandı. Ekranda beliren isimle kanım çekildi resmen.
Emir arıyordu.
Saat gecenin bilmem kaçı, Aras hastanede can derdindeyken Emir beni niye arıyordu ki? Ellerim titreyerek telefona bakakaldım. Açamadım. Çağrı kapandı, hemen arkasından bir mesaj düştü ondan.
"Ece, Aras'ın durumunu duydum şimdi. Hastaneye geldim ama Nejla teyze kimseyi içeri almıyor. Sen iyi misin? Olay anında sen de oradaymışsın duyduğuma göre."
Duyduğuna göre mi? Gözlerim fal taşı gibi açıldı. Olayı henüz okuldan kimse bilmiyordu. Emir benim orada olduğumu nereden biliyordu?
Aklıma geçen hafta okulun koridorunda yanından geçerken burnuma dolan o koku geldi birden. O ağır odunsu koku... Yoksa Emir miydi? Aras'ın en yakın arkadaşı bunu ona neden yapsın ki? Kafayı yiyecektim.
Ekrana boş boş bakarken parmaklarım benden habersiz ekranda hareket etti. "Nereden duydun benim orada olduğumu?" yazıp gönderdim. Ve beklemeye başladım. Kalbim göğsümü delip çıkacak gibi atıyordu. Saniyeler geçmiyor, o iki gri tık maviye dönmüyordu.