28. bölüm · Görüldü

24. Bölüm

Nisanur Çaça

Tam anlamıyla siktir. İşimiz kesinlikle bitmişti. Eğer dün gece için sorguya çekiliceksek - ki kesinlikle öyle- önlerine sunacak herhangi bir mazeretimiz yoktu. Korku dolu bakışlarım, stersle dudaklarını dişleyen Elif'i buldu. Bittik derecesine başımı salladım.
"Tamam sakin olalım. Ece... Elif. Müdürün soracağı her neyse dün geceyle ilgili olmalı sakın sizi suçlu duruma düşürecek herhangi bir cevap vermeyin. Gerekirse avukat buluruz." Başımı onaylarcasına salladım ama içimdeki korkuyu ve endişeyi bir türlü bastıramıyordum. Elif'in yanına yaklaşıp elini tuttum. Buz gibi elleri titriyordu. Sakinleştirmek istercesine yüzüme küçük bir tebessüm yerleştirdim ama gözlerimdeki yoğun korku beni ele veriyordu. "Gidelim" dedi Arda en az bizim kadar korku dolu sesiyle "daha fazla bekletmeyelim"
Müdür odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklatıp hiç istemesemde Elif'in elini bırakıp müdür odasına girdim. Aras bizi yanlız bırakmamak için o da arkamızdan gelmişti ama zor bela onu kapıda beklemesi için ikna etmiştik. İçerisi çok daha kalabalıktı . Müdür masasının arkasında iki polis vardı. Önlerindeki masada ise dün gece spor salonunda polisin bulduğu satranç piyonunun fotoğrafı açık bir laptop ekranında duruyordu. Ve... Odanın köşesindeki tekli koltukta, bacak bacak üstüne atmış, elindeki kağıt bardağı yavaşça sallayan biri oturuyordu.
Deniz. Bizi görünce ne yüzü oynadı ne de elindeki bardağı sallamayı bıraktı. O donuk, gizemli ifadesiyle doğrudan gözlerimin içine baktı.
Müdür, gözlüğünün üzerinden bize bakarak sert bir sesle konuştu: "Ece, Elif... Geçin şöyle. Deniz arkadaşınız dün geceyle ilgili polise çok ilginç bir ifade verdi. Şimdi bir de sizi dinlemek istiyoruz."
Nefesim kesildi. Deniz bizi kurtarmamış mıydı? "Polise gitmeyin" diyen o değil miydi? Şimdi tam karşımızda oturmuş, bizi polisin önüne yem olarak mı atıyordu?
Müdürün odasındaki o yoğun sessizlik, nefes almamı bile zorlaştırıyordu.
Sivil polislerden yaşça daha büyük olanı, önündeki dosyayı kapatıp masaya hafifçe vurdu. Gözlerini doğrudan bana dikti. "Deniz’in anlattığına göre," dedi polis, ses tonu şaşırtıcı bir şekilde sakin ama sorgulayıcıydı. "Dün gece saat on bir sularında, ikiniz okulun arka bahçesindeki eski malzeme deposunun yakınlarında panik halinde geziyormuşsunuz. Deniz de o sırada kütüphaneden çıkmış, yurda dönüyormuş. Sizi ağlarken görünce yanınıza gelmiş ve sizi sakinleştirip evlerinize gitmeniz için taksiye bindirmiş. Doğru mu?"
Şoktan dilimi yutacak gibi oldum. Bakışlarım istemsizce köşede oturan Deniz’e kaydı. Deniz, bardağından küçük bir yudum aldı ve bana “sakın bozma” der gibi hafifçe kaşını kaldırdı.
Deniz bizi ihbar etmemişti. Tam aksine, dün gece o kilitli spor salonunda olduğumuzu, yerdeki cesedi gördüğümüzü tamamen gizlemiş, olayı okul bahçesinde sıradan bir karşılaşma gibi anlatmıştı. Bizi koruyordu. Ama neden? Polise yalan söyleyecek kadar büyük bir risk almasının sebebi neydi?
"Ece? Elif? Doğru mu bu anlatılanlar?" diye üsteledi müdür, sesindeki şüpheci tonu gizlemeye gerek duymadan.
"E-evet," diye kekeledi Elif, benden önce davranarak. "Doğru. Dün gece biraz kişisel bir mesele yüzünden tartışmıştık, moralimiz çok bozuktu. Deniz bizi gördü, sağ olsun yardımcı oldu. Spor salonundaki olaydan haberimiz bile yoktu, sabah ambulansları görünce öğrendik."
Polis ikimizi de uzun uzun süzdü. İfademizin sahteliğini anlamaya çalışır gibi bir halleri vardı ama ortada aksini kanıtlayacak bir şey yoktu; çünkü Deniz kameraların kör noktalarını kullanarak bizi oradan çıkarmıştı. Polislerin elinde bizim içeri girdiğimize dair hiçbir görüntü olamazdı.
"Pekala," dedi polis ayağa kalkarak. "Şimdilik gidebilirsiniz çocuklar. Ama okuldan ya da şehirden dışarı çıkmak yok, her an tekrar çağırabiliriz."
Müdür odasından dışarı adım attığımızda, koridorda bekleyen Aras ve Arda anında önümüzü kesti. Aras’ın gözleri deli gibi dönmüştü. "Ne oldu? Ne sordu pislikler?" diye sordu hemen.
"Deniz..." dedim fısıltıyla, arkama bakarak. "Bizi ele vermedi Aras. Polise yalan söyledi. Bizim spor salonunda olduğumuzu gizledi."
Aras’ın kaşları çatıldı, yeşil gözlerinde büyük bir güvensizlik belirdi. "Neden yapsın ki bunu? Sizi korumak için mi? Çocuk resmen polise yalan ifade verdi, bu suç! Kendini neden ateşe atsın ki, eğer arkasında başka bir planı yoksa?"
Tam o sırada müdür odasının kapısı açıldı ve Deniz dışarı çıktı. Kulaklıklarını tekrar kulağına takıyordu. Aras, Deniz’in üzerine doğru sert bir adım attı ve tam önünde durarak yolunu kesti. İki uzun boylu çocuk koridorun ortasında karşı karşıya geldi. Aras öfkeyle solurken, Deniz her zamanki gibi tamamen ifadesizdi.
"Derdin ne senin?" diye tısladı Aras. "Ne oyunlar çeviriyorsun arkamızdan?"
Deniz kulaklığının tekini yavaşça çıkardı. Aras’a değil, doğrudan bana baktı. O nane kokusu yine etrafta yayılırken Aras'ın odunsu vanilya kokusu onun kokusunu bastırıyordu "Ben bir oyun oynamıyorum," dedi sesi çok kısık ama netti. "Sadece Ece'ye verdiğim sözü tutuyorum. Onu koruyorum."
Aras, Deniz’in bana bakarak konuşmasına daha da delirdi, yumruklarını sıktı. Ama Deniz sakince yanımızdan geçip gitti. O uzaklaşırken, cebimdeki telefon tekrar titredi. Gizli numaradan yeni bir mesaj vardı.
Hemen ekranı açtım. Bu seferki mesaj ilkinden çok daha korkunçtu:
0554*: "Deniz polise yalan söyledi çünkü cesedin yerini değiştiren oydu. Spor salonundaki kıza ne olduğunu gerçekten bilmek istiyorsan, bu akşam okulun eski kütüphanesine tek başına gel, Ece. Yoksa sıradaki piyon sen olursun."

--_-_-_--_-_-_--_-_-_--_-_-_--_-_-_-_--_-_
Evvveeetttt nasıl buldunuzz kitap hakkında yorumlarınızı bekliyorum 🐥💋❤️