32. bölüm · Görüldü
26. Bölüm
Aras’ı ameliyata aldıktan sonra koridorlarda dayanamamış dışarı çıkmıştım. Duvarın önünde öylece kalmıştım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Ellerim hâlâ titriyordu. Üzerimdeki kıyafetlere baktığımda bazı yerlerinde kan lekeleri olduğunu fark ettim ama umursamadım bile.
Bir süre duvara yaslanıp bekledim. Hastanenin koridoru çok kalabalıktı. İnsanlar bir yerlere yetişmeye çalışıyor, doktorlar hızlı hızlı yürüyordu. Herkesin bir işi vardı ama ben olduğum yerde kalmıştım.
Sonra aklıma Aras’ın ailesi geldi.
Telefonumu elime aldım ama numaralarını bilmiyordum. Aras’ın telefonunu polislerden istemiştim. Birkaç dakika sonra telefonunu bana verdiler. Ekran kilitliydi ama şansıma acil durum kişilerinde annesinin numarası vardı.
Numaraya basarken elim o kadar titriyordu ki telefonu düşürecektim neredeyse.
Telefon birkaç kez çaldı.
Sonunda biri açtı.
“Efendim?”
Karşıdan gelen kadın sesi sakindi. Muhtemelen Aras’ın annesiydi.
“Merhaba ben... ben Ece. Aras’ın arkadaşıyım.” dedim korkuyla. Sesimin titrememesi için uğraşıyordum ama kelimeleri söylerken bile sesimin ne kadar güçsüz çıktığını fark edebiliyordum.
“Ece? Aras’a bir şey mi oldu?”
Kadının sorusunu duyunca boğazım düğümlendi. Bir an konuşamadım. Ona ne diyeceğimi bilmiyordum. Aras’ın hastanede olduğunu söylemek bile yeterince kötüydü ama gerçeği anlatmak zorundaydım.
“Şey...” dedim endişeyle. “Aras şu an hastanede.”
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
“Ne demek hastanede? Ne olmuş?”
Kadının sesi bir anda değişmişti. Az önceki sakinliği kaybolmuş, yerini korkuya bırakmıştı.
“Aras... kütüphanedeydik.” dedim titreyen bir sesle. “Biri ona saldırdı.”
“Ne?”
Karşıdan gelen o korkmuş sesi duyunca gözlerim doldu. Telefonu kulağıma daha sıkı bastırdım. Ağlamamak için dudaklarımı birbirine bastırıyordum.
“Aras yaralandı ama doktorlar ilgileniyor.” dedim korkuyla. “Şu an ameliyatta.”
“Nasıl yaralandı Ece? Durumu nasıl?”
Bu soruyu duyunca gözlerimden bir damla yaş aktı. Hemen elimle sildim ama sesim artık eskisi gibi çıkmıyordu.
“Bilmiyorum...” dedim çaresizce. “Doktorlar henüz bir şey söylemedi.”
Karşı tarafta bir şeylerin hızla toplandığını duydum. Birileri “Biletleri ayarla.” diyordu. Başka biri de “En yakın uçuş ne zaman?” diye soruyordu.
“Biz yurt dışındayız.” dedi annesi telaşla. “Hemen geleceğiz. Hangi hastanedeyiz?”
Hastanenin adını söyledim.
“Tamam. Sakın yalnız bırakma onu.”
“Bırakmam.” dedim kararlı görünmeye çalışarak. Aslında içimde o kadar büyük bir korku vardı ki ne yapacağımı bile bilmiyordum. Ama Aras’ın yanında kalacağıma söz vermiştim.
Telefon kapandı. Bir süre ekrana baktım. Sonra telefonu yavaşça aşağı indirdim. Az önce söylediklerim tekrar aklıma geldi. Aras yaralandı.
Bunu söylemek bile çok kötüydü.
Ama aslında olan şey bundan daha korkunçtu.
Bir anda kütüphanedeki o an gözümün önüne geldi.
Aras’ın yüzü...
Yere düştüğünde gözleri bana bakıyordu. Yüzü bembeyaz olmuştu. Bir şey söylemeye çalışmıştı ama sesi çıkmamıştı.
“Biz...” demişti.
O an neden ona daha hızlı koşmadığımı düşündüm.
Neden onu tek başına bıraktığımı...
Belki de ben olmasaydım Aras oraya hiç gelmeyecekti.
Gözlerimden yaşlar akmaya başladı. Hızla kolumla sildim ama durmadılar.
Duvara yaslanıp yere baktım.
“Benim yüzümden...” diye fısıldadım.
Bir süre öyle kaldım.
Sonra hastanenin kapısından tekrar içeri girdim.
Koridor eskisinden daha sessiz geliyordu. Ameliyathanenin önüne doğru yürüdüm.
Tam o sırada kapı açıldı.
İki hemşire dışarı çıktı. Arkalarından da Aras’ın yatağı görünüyordu.
Hemen ayağa kalktım.
“Aras!”
Yatağa doğru koştum.
Aras’ın gözleri kapalıydı. Yüzü hâlâ solgundu ama nefes alıyordu.
Doktor bana dönüp,
“Ameliyat bitti. Şimdilik durumu stabil. Bir süre gözetim altında kalacak.” dedi.
“İyi mi yani?” diye sordum endişeyle.
“Şu an iyi. Birazdan normal odaya alınacak. Uyandığında yanında biri olabilir.”
İçimdeki o sıkışmış his biraz olsun azaldı.
Aras’ın yatağının yanında yürümeye başladım.
Hemşireler onu koridordan geçirirken eline baktım. Eli yatağın kenarında duruyordu.
Yavaşça elini tuttum.
“Bak...” diye fısıldadım. “Ailen geliyor. O yüzden sakın beni burada tek başıma bırakma tamam mı?”
