46. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu
Tuzak
46. Bölüm
Donup kalmıştım. Hareket etmeden, şaşkınca yolcu koltuğunda oturan adama bakıyordum. Bu da neyin nesiydi şimdi?
Karan burada ne yapıyordu?
Ondan kaçmaya çalıştıkça daha çok karşıma çıkıyordu sanki.
Her şeyden önce, bizim jetimizin içine nasıl girmişti? Her şeyi Miran ayarlamıştı dün. Yanlış bir şey olmazdı. Yoksa ben mi yanlış jete binmiştim? Hayır, olamazdı çünkü bulunduğumuz yerde başka jet yoktu.
Karan gözlerini üzerimden ayırmıyordu. Koltuğunda biraz daha geriye yaslanırken,
“Binmeyecek misin?”
Ne?
Gerçekten benimle dalga mı geçiyordu?
Sinirle doluydum. Ben girişte dönüp kaldığım için içeriye giremeyen Selim ve Elif'e doğru döndüm.
“Geri inin hemen.”
İkisi de ne olduğunu anlamamış gibi bana baktıklarında,
“Ne oldu?” diye sordu Elif.
“Geri inin dedim.”
Sesimdeki ciddiyeti fark etmiş olacaklardı ki ikisi de daha fazla soru sormadan birkaç adım gerilediler.
Ben gözlerimi onlardan ayırıp dışarıya baktığımda, bizim adamlarımızın çevresini sarmış, iki katı kadar silah çekmiş adam görünce olduğum yerde kaldım. Ama bakışlarım Karan'a kaymıştı.
Yüzünde alaylı bir gülümseme vardı.
“Ne oluyor?”
Selim'in sesi önümden geldiğinde cevap veremedim.
Bakışlarım hâlâ dışarıdaydı.
Selim ne olduğunu anlamayınca yanımdan geçip jetin içine baktığı gibi yüzündeki ifade tamamen değişmişti.
Yolcu koltuğunda oturan Karan'ı gördüğü anda çenesini sıktı.
“Sen...”
Karan ise yerinden bile kıpırdamadan Selim'e bakıyordu. Bu kadar rahat olmak da tam Karan'a göre bir şeydi zaten.
Selim bir anda ileri atılınca refleksle kolundan tuttum.
“Selim!”
Elif de diğer tarafından yakaladı.
“Selim, dur!”
Selim gözlerini Karan'dan ayırmıyordu.
“Senin burada ne işin var, lan?”
Karan kendinden emin bir şekilde sakince ayağa kalktığında bize doğru birkaç adım attı.
“Ben de seni gördüğüme sevindim.”
Selim yeniden öne atılmaya çalışınca kolunu daha sıkı tuttum.
“Selim, dur!” diye bağırdığımda Selim bana döndü.
“Aden, bu adam—”
“Burada, evet,” dedim sinirle.
Selim'in kolunu bırakıp Elif'e baktım.
“Çıkın, hadi.”
Elif, Selim'i çekiştirerek jetin merdivenlerine yönlendirdiğinde ben de arkamı dönmüştüm ki Karan'ın bileğimi tuttuğunu hissettim.
Boşta kalan elimle onun bileğindeki hassas noktalardan birine baskı uygulayarak bileğimi bırakmasını sağlayacaktım ki diğer bileğimi de kavrayarak tek eliyle iki elimi arkamda birleştirip yüzünü benim yüzümün hizasına getirdi.
“Bırak beni!” diye bağırdığım an dışarıdan bir silah sesi geldiğinde kafamı o tarafa çevirdim.
Selim merdivenlerin başında, yerde sol kolunu tutuyordu.
“Selim!”
Elif, Selim'in önüne eğilmiş duruyordu.
Ben sinirle yüzümü tekrar Karan'a çevirdiğimde burun burunaydık.
“Sen ne yaptığını zannediyorsun be?” deyip onu sertçe itmeye çalıştım ama ümit ettiğim şey olmadı. Sarsılmadı bile.
Karan, zifir gibi gözlerini bana dikip fısıltı gibi bir sesle konuştu.
“Sen hiçbir yere gitmiyorsun, Lara.”
Dişlerimi sıktım.
“Buna sen karar veremezsin.”
“Yanılıyorsun.”
Bakışlarımı ondan ayırmadan,
“Dışarıdaki adamlarını çek,” dedim. “Yoksa bu iş sandığından çok daha kötü bir hâle gelecek.”
Karan'ın yüzündeki ifade değişmemişti.
“Sizin için kötü olabilir belki ama benim için sıkıntı yok,” dedi tehlikeli bir sesle. “Benimle geleceksin, Lara.”
Dudaklarını kulağıma doğru yaklaştırıp,
“Çünkü bu gece bana karşı gelirsen dışarıdaki herkes senin yüzünden ölür,” dedi.
Bir an nefes alamamıştım.
Gerçek miydi bu?
Karan geri çekilip gözlerimin içine baktı.
“Beni sınamaya kalkma sakın.”
Karan birkaç saniye boyunca gözlerimin içine baktı. Sonra başını dışarıdaki Selim ve Elif'e doğru çevirdi.
“Şimdi onları gönder.”
Hiçbir şey söyleyemedim. Dilim tutulmuş gibiydi.
Karan birkaç saniye daha cevabımı bekledi. Hiçbir cevap alamayınca çenesini sıktı.
“Peki.”
Bileklerimi bıraktı ve beni hafifçe kendinden uzaklaştırdı. Ardından cebinden telefonunu çıkardı ve bir numara çevirip telefonu kulağına götürdüğü sırada ben de direkt jetin girişinde olan Elif ve Arda'ya dönmüştüm ki Karan'ın sesini duydum.
“İndirin hepsini.”
Bütün adamların Elif ve Selim'e silahlarını doğrulttuğunu gördüğümde kalbim bir anda hızlandı.
Hiç düşünmeden tekrar Karan'a döndüm.
“Dur!”
Sesim istemeden yükselmişti.
Karan telefonu kulağından çekip bana baktığında başını hafifçe yana eğmişti.
“Ne oldu?”
“Geri çek...” dedim, bu kez daha net. “Verdiğin emri geri çek.”
Sesimdeki çaresizliği saklamaya çalışmıştım ama olduğunu zannetmiyordum.
Karan'ın bakışları yüzümde birkaç saniye daha kaldı. Ardından telefonu tekrar kulağına götürdü.
“Bütün korumaları öldürün ama şu ikisine zarar gelmesin.”
Karan gözlerini benden ayırmadan konuşmaya devam etti.
“Onları alın.”
Dediği an telefonu kapatmış ve bana bakmaya devam etmişti.
Dışarıdan art arda silah sesleri geldiğinde bakışlarımı hızla dışarıya çevirdim. Bütün adamlarımız yere serilmişti.
İnanamıyordum.
Daha fazla koruma almam gerekti.
İki korumanın Selim ve Elif'e doğru geldiğini görünce Selim gözlerini Karan'a çevirip sertçe bağırdı.
“Bırak lan kızları! Sadece beni al, alacaksan şerefsiz!”
Selim, Elif'i korumak istiyordu ama kolundaki acıdan dolayı hiçbir şey yapamıyor gibiydi. Adamların onlara doğru geldiğini görünce, kolundaki acıya rağmen ayağa kalkmış ve Elif'i arkasına almıştı.
O sırada ben arkadan Karan'ın gülüşü dışında bir şey duymamıştım.
“Yapmayın ya. Bir süre misafir edeceğim sizi, bir şey yapmayacağım.”
Dediğinde ben önümdeki Elif'i tutuyordum. Ta ki Karan beni arkamdan belimden kavrayarak tamamen jetin içine sokana kadar.
O sırada Elif'in bağırışını duydum.
“Bırak beni!”
Selim onlara karşı koymaya çalışıyordu ama üç kişi birden onu tutmuştu. Selim durmayınca biri elindeki silahla omzuna sertçe vurduğu gibi Selim'i bayıltı.
“Selim!”
diye seslendiğimde sesim yüksek çıkmıştı.
Karan'ın kollarından kurtulmaya çalışmıştım ama olmamıştı. Benim gücüm ile onun fiziksel gücü eşit değildi.
Hiç yapmak istemesem de Karan'ın karnına dirseğimi geçirdiğimde geri sendelemişti.
Tam jetin kapısından çıkmak için harekete geçecektim ki Karan beni bileğimden kavrayıp yolcu koltuklarından birine çekti ve oturdu. Bir eliyle dirseğimi geçirdiğim yeri tutuyordu.
Karan'ın kolunu itip ayağa kalkmaya çalıştım.
“Bırak beni!”
Karan hiçbir şey söylemeden önümde duruyordu.
Bir anlık boşluktan yararlanıp yanından geçmeye çalıştım ama daha bir adım bile atamadan önüme geçti.
“Çekil önümden!”
Karan'ın yüzündeki ifade değişmedi.
“Yeter, Lara.”
“Sen bana sadece sen geleceksin dedin. Selim ve Elif'i alacağını söylemedin.”
Onu tekrar itmeye çalıştım.
Bu kez Karan iki elini yolcu koltuğunun iki yanına koyarak önümdeki çıkışı tamamen kapattığında yüzünü yüzüme yaklaştırdı.
Karan'ın çenesi hafifçe gerildi.
“Çünkü senin peşinden geleceklerini biliyordum.”
“Onlar gelmedi diyelim. Arda ve Miran bunu öğrenip gelecekler peşimizden,” dedim.
“Gelemezler,” dedi kendinden emin bir şekilde.
“Nasıl olacakmış o?”
“Çünkü sizin çoktan Moskova'ya indiğinizi düşünecekler.”
Kaşlarım çatıldı.
“Ne?”
Karan doğrulup birkaç adım geri çekildi. Sanki söylediği şey dünyanın en normal şeyiymiş gibi sakince ceketinin düğmesini düzelttikten sonra karşımdaki yolcu koltuğuna oturdu.
“Sen buraya gelmeden önce gerekli her şeyi ayarladım.”
“Ne yaptın sen?”
“Uçağınızın Moskova'ya gittiğini gösteren kayıtlar hazır.”
Bir an ne diyeceğimi bilemedim.
Karan gerçekten her şeyi önceden düşünmüş müydü ve şu an içinde bulunduğumuz uçak bizim değil miydi yani?
“Sizin özel jetiniz çoktan Moskova'ya indi, Lara. Şu an içinde bulunduğunuz jet senin jetin değil.”
Karan'ın söylediklerini anlamaya çalışırken bakışlarımı etrafta gezdirdim.
Miran'ın ayarladığı jet çoktan Moskova'ya gitmişti. Jetin Moskova'ya gitmesi umurumda değildi ama Karan nasıl olur da her şeyi önceden planlamıştı?
Belki de Miran haklıydı.
Malları ihbar eden kişi Karan'dı.
Polisin baskın yapmasına sebep olan kişi Karan'dı.
Bize oyun kurmuştu.
Malları ihbar eden kişinin kim olduğunu bulmaya çalışırken yanlış yere bakacağımızı biliyordu belki de. Benim ondan hiç şüphelenmeyeceğimin farkındaydı belki de.
Bakışlarımı Karan'dan ayıramıyordum.
“Malları polise sen ihbar ettin.”
Kelimeler ağzımdan bilinçsizce dökülmüştü.
Karan tek bir kelime bile etmeden ifadesiz bir şekilde bana baktı.
Sessiz kalmıştı ve ben cevabımı çoktan almıştım.
“Sen yaptın.”
Bu kez sesim daha net çıkmıştı.
Karan'ın çenesi hafifçe gerildi.
Ama yine de cevap vermedi.
“Değil mi?”
Bir adım ona doğru yaklaştım.
“Malları polise sen ihbar ettin.”
Karan gözlerini benden ayırmadan arkasına yaslandı.
“Sonunda anladın.”
Bu cümleyle birlikte içimdeki bütün şüpheler yerini öfkeye bırakmıştı.
İtiraf etmişti. O yapmıştı. Gerçekten o yapmıştı.
Miran'ı dinlemem gerekirdi. Hiç değilse biraz araştırmam gerekirdi.
Sesi titremişti ama geri adım atmadım.
“Bizim Moskova'ya gideceğimizi tahmin ettin. Jetimizi değiştirdin. Benimle geleceklerini tahmin ettin. Benim tek gitmeyeceğimi biliyordun. Buraya adamlarını getirdin, o yüzden.”
Karan birkaç saniye boyunca sessizce yüzüme baktı.
“Doğru.”
Tek kelimesi bile içimdeki öfkeyi daha da büyüttü.
“Bizi izliyordun.”
“Sizi değil, seni izliyordum.”
Bu cümleyle birlikte kaşlarım çatıldı.
“Beni mi?”
Cevap vermek yerine oturduğu yerden ayağa kalkıp üzerime doğru bir adım attı. Ben geri çekilmeden önce kolumdan tutup beni ayağa kaldırdığında ne yaptığını anlamamla birlikte diğer elim havaya kalktı.
Beni bir yere götürecekti ve ben buna izin vermeyecektim.
Tokat yüzünde sert bir sesle yankılandığında benim de içim acımıştı. Ona vurmaktan nefret ediyordum.
Karan'ın başı hafifçe yana döndüğünde birkaç saniye öyle kaldı. Sonra Karan boynunu kütlatarak bakışlarını bana çevirdi.
Bir an ikimiz de sessiz kaldık.
“Bana bir daha dokunma.”
Kolumu kurtarıp uzaklaşmak için hamle yaptım fakat daha bir adım bile atamadan Karan beni tekrar yakaladı.
“Bırak beni!”
Kurtulmaya çalışırken elim istemsizce belimdeki silaha gitmişti. Ama Karan hareketimi fark etmiş olmalı ki elimi silaha götürmeme fırsat vermeden belimdeki silahı çekip aldı ve birkaç metre uzağa fırlattı.
Bu adam geleceği görebiliyor herhalde. Bu ne hız?
“Bunu yapma, Lara,” dedi, sinirle solurken.
Gözlerimi ona dikerek yeniden kurtulmaya çalıştım.
“Seninle hiçbir yere gelmeyeceğim.”
Karan cevap vermedi.
Bir anda dengemi kaybettiğimi hissettim. Başımın içinde yoğun bir sersemlik oluşmuştu. Gözlerim ağırlaşmaya başlarken ağzımın içinde bir şeyler geveledim ama ben bile ne olduğunu anlamamıştım.
Ayakta durmakta zorlanıyordum.
Karan'ın yüzü gözlerimin önünde bulanıklaşmaya başlamıştı. Bacaklarımın gücü çekilirken düşmemek için istemsizce onun omuzlarına tutundum ama bilincimi açık tutamamıştım.
Son hissettiğim şey Karan'ın beni kucağına alıp yürümeye başlaması olmuştu.
Sonra her şey karardı.
