18. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu
Aynı Cehennemin Çocukları
18.bölüm
Geçmiş
Yıl 2006
Evde hiç bir zaman olmayan bir hazırlık vardı. Evimizdeki hizmetçiler bir günlüğüne izine bırakılmış ve yerlerine tanımadığım bir sürü özel hizmetli gelmişti.
Babam asla yapmadığı şeyleri sadece onun için önemli olduğu günler alış veriş yapardı özel hizmetçiler getirirdi.
Annem babamın bize özel kesim diktirdiği elbiselere bakıyordu. Normalde asla yapmazdı ama yapmıştı işte çünkü onun için önemli olmalıydı bugün.
Annem beni giy indirip kendide giyindikten sonra işlerle uğraşmaya gitmişti. Bende odadan minik adımlarla çıkıp merdivenlerin trabzanlarına tutunmuş aşağıyı izliyordum.
Koskoca malikâne ilk defa bu kadar kalabalık görünüyordum.
Tanımadığım adamlar ellerinde kutular taşıyor, kadınlar salonun süslemeleriyle ilgileniyordu. Her yer ağır çiçek kokuyordu.
Rahatsız edici kadar ağır.
Kaşlarımı çatıp aşağı baktığım sırada annemin sesi duyuldu.
“Aden!”
İrkilip hızla ona döndürdüm küçük bedenimi.
Annem merdivenlerin sonunda durmuş bana bakıyordu. Üzerinde koyu yeşil uzun bir elbise vardı. Saçları kusursuz görünüyordu. Ama yüzü herzaman ki gibi gergindi.
“Odandan neden çıktın sen?”
Küçük omuzlarımı silktim.
“Merak ettim anne.”
Annem birkaç saniye bana baktı.
Sonra yavaşça etrafına göz gezdirdi.
“Bugün aşağıda uslu duracaksın tamam mı?” dedi yanıma gelip diz çökerek. “Kimseye soru sormayacaksın. Sessiz olacaksın.”
Kaşlarım daha çok çatıldı.
“Neden?”
Annem cevap vermedi. Sadece saçımı kulağımın arkasına itti.
“Çünkü baban bugün sinirli kızım.”
Bu cümle bile mideme ağrı gibi oturmuştu. Babamın sinirli olması demek evde herkesin korkması demekti.
Buna bende dahildim.
Tam o sırada aşağıdan babamın sert sesi yankılandı.
“Zeynep!”
Annem bir anda ayağa kalktı.
Yüzündeki ifade saniyesinde değişmişti.
“Geliyorum Yavuz.”
Sonra bana dönüp zoraki tebessüm etti.
“Odana gir Aden.”
Ben cevap veremeden aşağı indi.
Olduğum yerde birkaç saniye durdum.
Sonra sessizce trabzanlardan eğilip aşağı baktım.
Babam salonun ortasında durmuştu.
Siyah takım elbisesiyle her zamanki gibi sert görünüyordu.
Babamın bakışları bir anda yukarı kaydığında beni gördü.
“Aşağı in.”
Sesi benim duyabileceğim şekildeydi ama korkunçtu. Babamdan herzaman korkuyordum korkmaya da devam ediyordum.
Küçük adımlarımla merdivenler den inmeye başladım. Salona indiğinde başım eğik şekilde babamın karşısıba yürüdüm.
Ben böyle öğrenmiştim. Babamın karşısında kafamı eğmek zorundaydım.
Babam önümde durduğunda başımı kaldırmaya bile çekiniyordum bu yüzden.
Sert bir sesle.
“Bugün misafirlerimiz var.”
Sessizce başımı salladım.
“Uslu bir kız olacaksın.”
“Olurum…”
Babam gözlerini kısmıştı.
“Beni utandırırsan sonuçlarına katlanırsın Aden.”
Boğazım düğümlendi. Bu küçük yaşımda bile onun tehditlerinin boş olmadığının farkındaydım.
Tam o sırada dışarıdan araç sesleri duyuldu. Salonun içindeki herkes bir anda hareketlendi. Babamın yanında duran adamlardan biri hızla konuştu.
“Efendim geldiler.”
Babam kravatını düzeltip kapıya döndü. Annemde babamın yanına geçip dikildi başını kaldırdı.
Zaten babamın yanında tek başımızı kaldırabildiğimiz yer başkalarının yanıydı.
Büyük kapılar açıldığında içeri önce siyah takım elbiseli adamlar girdi.
Ardından uzun boylu, sert bakışlı bir adam… tam ardından bir kadın. Ve yanında bir çocuk vardı on iki on üç yaşlarında bir çocuktu.
Adamın dudakları hafifçe kıvrıldı babamı görünce. Babam ise geniş bir tebessümle ona doğru ilerledi.
“Hoş geldin Murat.”
Babam adama elini uzattığında murat denen adam elini kavradı babamın.
"Hoşbulduk yavuz."
Murat'ın bakışları bana kaydığında minik bedenim istemsizce gerilmişti. Adam benden bakışını kaçırıp anneme baktı. Daha sonra kendi eşine.
"Küçük gelinimizde burdaymış."
Bu dediklerinin ne anlama geldiğini anlayamamıştım.
Ama annemin yüzü bir anda gerilmişti. Babam ise sanki söylenen şey dünyanın en normal şeyiymiş gibi gülümsemişti.
“Elbette burada olacak.” dedi bana bakmadan. “Sonuçta bugün bu anlaşmanın en önemli parçası o.”
Küçük bedenim istemsizce kasıldı. Anlaşma mı?
Bakışlarım yavaşça o çocuğa kaydı.
Çocuk baştan aşağı beni inceliyordu. Üzerinde siyah bir takım elbise vardı. Saçları düzgünce taranmıştı ama yüzündeki ifade dönüktür sanki oda benim gibiydi hiç bir şeyde söz hakkı olmayan bir çocuk gibi bakıyordu bana.
İstemsizce anneme biraz daha yaklaştım. Annem bunu fark etmiş olacak ki elimi tuttu.
Murat denen adam bana bakıp hafifçe gülümsedi.
“Adın Adendi değil mi senin?”
Sessizce başımı salladım.
Adam bu sefer yanındaki çocuğun omzuna dokundu.
“Bu da oğlum Karan.”
Karan.
“Masaya geçelim.” dedi babam.
Herkes hareketlenirken ben olduğum yerde birkaç saniye kaldım.
Sonra annemin bakışıyla yürümeye başladım.
Koskoca yemek masası hazırlanmıştı.
Altın detaylı tabaklar, kristal bardaklar, ağır çiçek kokuları…
Her şey boğucu hissettiriyordu.
Babam masanın başına geçtiğinde murat'ta onun karşısına oturdu.
Ben annemin yanına kafanda annesini yanına oturmuştu.
Yemeklerimizi yedik annemle adının sevim olduğunu öğrendiğim kadın konuşup kaynaştı. Belliki annem kadını ilk kez görüyordu.
“Yavuz biz bu işi yaptık ama…” dedi gözleri bana kayıp tekrar babama dönerken. “Senin kızın daha küçük.”
Babam elindeki bardağı masaya bırakıp hafifçe arkasına yaslandı.
“O büyür.”
Sesi o kadar netti ki konu kapanmış gibiydi.
Ama Murat bu sefer kaşlarını çattı.
“Karan on üç yaşına girecek yavuz.”
Babam umursamaz şekilde omuz silkti.
“Aralarında kaç yaş olduğu önemli değil.”
İçim sıkışıyordu. Ne hakkında konuştuklarını hâlâ tam anlamasam bile konuşmaların merkezinde benim olduğumu biliyordum.
Annem sessizdi. Her zamanki gibi.
Sevim denen kadın ise kısa süre bana baktıktan sonra bakışlarını kaçırdı.
Sanki o bile rahatsız olmuştu. Karan ise hiçbir şey demiyordu. Önündeki yemekle oynuyor ama konuşmaları dinliyordu.
Babam bir süre sonra tekrar konuştu.
“Bu ortaklık ikimize de güç katacak Murat.”
Murat başını hafifçe salladı.
“Orası öyle tabi.”
Babam dudaklarını belli belirsiz kıvırdı.
“Hem çocuklar büyüdüğünde her şey resmiyete dökülür illaki.”
Kalbim garip şekilde sıkıştı. Resmiyet? Bakışlarım istemsizce anneme kaydı. Annem başını eğmişti.
Göz göze bile gelmiyordu benimle.
Sanki konuşursa kötü bir şey olacakmış gibiydi.
Tam o sırada sandalye sesi duyuldu.
Başımı kaldırdığımda Karan’ın elindeki çatalı bıraktığını gördüm.
Sessizce babasına baktı.
“Ben istemiyorum baba.” bana baktı hafiften "hem o daha çocuk."
Masadaki herkes durmuştu. Babamın kaşı yavaşça kalktı.
“Ne dedin sen?”
Karan geri çekilmedi.
“Evlenmek istemiyorum dedim.”
Sevim bir anda oğluna döndü.
“Karan.”
Ama çocuk susmadı. Bakışları bu sefer bana kaydı. Birkaç saniye yüzüme baktıktan sonra tekrar büyüklerine döndü.
“O korkuyor zaten.”
Kalbim sıkıştı. Çünkü ilk kez biri benim korktuğumu fark etmişti. Buda ilkez tanımadığım bir çocuk olmuştu.
Babam birden ayağa kalkıp bana baktı.
"Yürü yukarı Aden." Sonra babam Murat'a baktı. "Sende oğlunla boş bir odada konuş yavuz."
Babamın sesi sakindi ama o sakinlik daha korkutucuydu.
Küçük bedenim istemsizce gerildi.
Sandalyeden sessizce inip başımı eğdim.
“Tamam baba…”
Annem bana bakıyordu. Bakışlarında suçluluk vardı. Ama yine hiçbir şey söylemedi. Ben küçük adımlarla salondan çıkarken arkamdan sandalye sesleri duyuldu.
Murat ayağa kalkmıştı.
“Karan.”
Karan birkaç saniye kıpırdamadı.
Sonra ağır hareketlerle ayağa kalktı.
Tam yanımdan geçecekken istemsizce ona baktım. O da bana baktı.
Ben yukarı çıkarken benim arka dan da birinin adım seslerini duydum bu babamın adım sesleri ydi. Nerde duysam tanırdım o sesleri.
Babam bir anda arkamdan gelip sertçe kolumu tutup beni sürüklercesine yürütmeye başladı. Kolumu o kadar sert sıkmıltıki o minik canım çok yanmıştı.
Babam beni bir misafir odasına getirip yere fırlattığında dizlerimin üzerine düştüm.
"Seni orospu." Dedi sinirle "senin baban ben olamam lan. Senin o piç annen seni başkasından mı yaptı lan."
Ben hale yerde dizlerimin üstünde duruyordum korkudan kımıldıyamıyordum bile.
Küçük bedenim titrerken geriye çekilmeye çalıştım ama yapamadım.
Babam bir anda önümde diz çöktü.
Kolumu sertçe tekrar kavradığında canım yanınca istemsizce sızlandım.
“B-baba…”
“Sus!” diye bağırdı yüzüme.
İrkilip ağzımı kapattım. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum.
Çünkü babam ağlamamdan nefret ederdi.
Babam dişlerini sıkarak yüzüme baktı.
“O çocuk ne dedi biliyor musun sen ha algılaya biliyormusun?” dedi öfkeyle. “Korkuyor dedi.”
Nefesim titredi. Babam bir anda çenemi sertçe tutup başımı kaldırdı.
“Sen benim kızımsın lan benim.” dedi karanlık bir sesle. “Korkak olmazsın.”
Canım acıyordu. Hem kolum… Hem çenem…Ama ses çıkaramadım. Çünkü daha çok kızardı.
Sonra beni sertçe bıraktı.Dengesizce yere kapandım.
"Mal mal mal..." Diye tekrar etti babam doğrulurken. Tam çıkacaktıki bana döndü. "Kendine gel in o aşağıya yoksa ne olacağını iyi biliyorsun." Dediği gibi sertçe kapıyı çekip çıktı babam.
Ben ağlamaya başladım koluma bakrığımda morarmıştı. Babam nasıl sıktıyda mosmor olmuştu canım yanıyordu ağlamaya başlamıştım.
Nefes nefese ağlarken kapının dışından yeniden ayak sesleri duyuldu. Bir anda irkilip geri çekildim. Babam geri geldi sandım.
Ama kapı bu sefer yavaşça açıldı. Başımı korkuyla kaldırdığımda kapının önünde Karan’ı gördüm.
Sessizce bana bakıyordu. Ben hemen gözlerimi kaçırdım. Ağladığımı görmesini istememiştim. Ama görmüştü bile.
Kapıyı arkasından kapatıp birkaç adım içeri girdi.
“Gitti.” dedi sessizce.
Babamı kastettiğini anlamıştım.
Burnumu çekerken konuşamadım. Karan birkaç saniye bana baktıktan sonra gözleri koluma kaydı. Kaşları anında çatıldı. Yavaşça yanıma çömeldi.
“Kolu nu göstersene.”
İstemsizce geri çekildim.
Karan bunu anlamış gibi iç çekti.
“Vurmayacağım.” dedi sessiz ama net bir sesle.
Titreyen ellerimle kolumu yavaşça uzattım. Moraran yere baktığında çenesi kasıldı. O an ilk kez yüzündeki o çocuk halinin kaybolduğunu gördüm. Sanki bir anda büyümüştü.Sessizce kendi ceketinin kolunu sıvadı. Ben gözlerimi kaldırdığım anda nefesim tutuldu. Onun kolunda da morluklar vardı.
Eski… yeni… birbirine karışmış morluklar.
Küçük aklımla bile ne olduğunu anlamıştım.
Babası.
Karan bakışlarımı fark edince kolunu indirmedi.
Sadece omuz silkti.
“Ben alıştım.” dedi boş bir sesle.
Kalbim garip şekilde sıkıştı.
Çünkü ilk kez biri benim gibi görünüyordum.
Karan cebinden buruşturulmuş küçük bir mendil çıkarıp bana uzattı.
“Ağlama.” dedi sessizce. “Yoksa daha çok bağırırlar... Ve ben bunu istemem.”
Sesi çok sakindi. Sanki bunu defalarca yaşamış gibiydi.
Mendili titreyen ellerimle aldım.
Karan birkaç saniye daha bana baktı.
Sonra ilk kez yüzünde küçücük bir tebessüm oluştu.
Sonra gözleri tekrar kolumdaki mora kaydı.
“Buz koyarsan geçer.” dedi. “Yoksa daha çok acır.”
Başımı hafifçe salladım. O sırada aşağıdan boğuk sesler duyuluyordu. Büyüklerin konuşmaları… sert erkek sesleri… bardak sesleri… Ama bu oda onların dünyasından uzakta gibiydi.
"Ben çıkayım." Dedi ayağa kalkarken "sende gel ama ağlama tamam mı." Gözlerimin içine baktı. "O ormana benzeyen gözlerine göz yaşı yakışmıyor." Dediğinde kapıyı yönelip çıktı odadan.
...
Herşey oldu ve bitmişti babam ve murat işi düzeltmiş ve gülüyordu lar. Zaten bu gece tek eğlenende onlardı başka kimse eğlenmemişti.
Murat kolundaki saate bir göz atıp babama baktı.
"E bizde müsade istiyelim artık." Murat ayağa kalktığında babamda onla birlikte ayağa kalktıpınra bütün salon ayaklanmıştı.
Babam tebessümle.
"Müsade sizindir murat ta bu günün şerefine bir fotoğraf çekilmeyelim mi yani."
Yazuz hemen gülümsedi.
"Çekilelim haydi bakalım o zaman."
Babam bir çalışani çağımıştı. Annem babam yan yana muratla sevim yan yana duruyorlardı. En sonunda ben annemin yanına gelecektim ki. Annemin yüzüne baktığında ortada duran karanın yanını işaret ettiğinde. Bir şey diyemedim kafamı eğip karanın yanına ilerlediğimde tam yanında durdum.
İstemsizce bir birimize baktık çok kısa bir an. Sonra kameraya bakrık ikimizde birden.
...
Günümüz
Şuanın hatta gördüklerinin hepsinin yalan olmasını istiyordum. Kendimi bir rüyanın içinde olmuş olmayı diliyordum ama değildi. Bütün gerçekler gözümün önüne bir şerit çizgisi gibi sevilmiş yıldırım gibi tam gözlerimin önüne düşmüştü.
Elimde duran dosyanın içindeki fotoğrafa bakmaya devam ederken istemsizce için kalbim sıkıştı, göğsüme bir yumru oturdu, nefesim kesildi, dosyayı tutan ellerim titredi.
Sertçe yutkunmam gerçekler ve olduğum durum yüzüme çarpıyordu.
Titreyen ellerimle dosyayı hızlıca bırakıp açık çekmeceye geri koydum.
Gözümün önünden o gün gitmiyordu. Gerçekten o muydu karan mıydı o çocuk. Babamın beni daha altı yaşındayken sattığı çocuk karanmıydı gerçekten. Benimle aynı acıları yaşadığını düşündüğüm çocuk o muydu.
Karan mıydı.
Bedenimde ki titremeli kontrol etmeye çalışırken kahve fincanını elime aldım ve kapıya doğru yürüdüm. Bu odadan çıkmak istiyordum. Boktan anılarımı bana hatırlatan bu sikik odadan çıkmak istiyordum.
Kapının kolunu sertçe kavradım. Parmaklarım hâlâ titriyordu. Nefes alışlarım düzensizdi. Sanki odanın içindeki hava bile üzerime çöküyordu.
Kapıyı açıp asla sakinleş meyen bedenimi odadanın dışana attım ama hale aklımdan çıkmıyordu.
O fotoğrafı görmekle sadece o günü değil bütün geçmişim gözümün önünden geçmişti.
Merdivenlere yöneldiğimde ilk adımı atmadan titreyen elimdeki fincan yere düştü. Elimde sadece altlık kaldığında bir anlık sinirle bende onu yere atıp kırdığımda bütün malikane de ses yankılandı.
Kırık cam parçalarının arasına istemsizce çömeldim. Ellerimi yere bastırdığımda avuç içerimme cam paracıkları battı. Bedenim tepki vermek istedi ama ben şuan bedenimi kontrol edebilecek sakinlikte değildim.
Nasıl olurdu olamazdı bu kadar tesadüf olamazdı.
Gözlerim dolmaya başlamıştı. Nefesim parçalanıyordu sanki. Ellerimi yere bastırdığımda avuçlarıma batan cam parçaları bile içimde kopan fırtınanın yanında hiçbir şey gibi kalıyordu.
Başımı eğip kırık camlara baktım.
Tıpkı benim gibilerdi. Parçalanmış.
“Hayır…” diye fısıldadım titreyen bir sesle. “Bu olamaz…”
Ama olmuştu. Gerçekler beynimde dönmeye devam ediyordu hiç durmadan.
O çocuk karandı… O gün bana mendil uzatan çocuk karanmıydı gerçekten.
'Korkuyor.' diyen çocuk karanmıydı
Gözlerimi sıkıca kapattım ama olmuyordu. Hafızam susmuyordu. Her şey yeniden yeniden gözümün önüne geliyordu.
Kolundaki morluklar… Bana bakışları…
'O gözlerine gözyaşı yakışmıyor.' deyişi.
Bir anda mideme sert bir yumruk yemiş gibi nefesim kesildi. Ben kendim gibi büyüyen hiç birine zarar vermeyeveğime düşmanlık kurmayacağıma yemin etmiştim. Ama yeminim kafana ilk düşman gözle baktığım zamanlar. Yıllar önce bozulmuştu meğersem.
Ben ne yapmıştım? Titreyen ellerim saçlarıma gitti. Parmaklarım arasında saçlarımı sertçe kavradım.
“Lanet olsun…” diye fısıldadım.
İçimdeki ses daha yüksekti.
Babam beni satmıştı. Altı yaşımdayken. Bir anlaşma uğruna. Bir ortaklık uğruna. Ben bir insan değilmişim gibi… Bir eşya gibi…
Gözümden yaş süzüldüğünü hissettim. Hızla sildim ama arkası geldi. Çünkü artık durduramıyordum. Bedenimin konturolü bende değil iş gibi hissediyordum.
Karan da aynı şeyleri yaşamıştı.
Belki farklı şekillerde ama yaşamıştı.
Ve ben… Ben ona nefretle yaklaşmıştım. Onu düşman bellemiştim.
Oysa o küçük çocuk o gün bile beni korumaya çalışmıştı.
'Ben istemiyorum baba.'
Kulaklarımda yankılandı sesi.
Kalbim öyle sert sıkıştı ki nefes almak acıttı.
Bir anda ayağa kalkmaya çalıştım ama başım döndü. Tekrar yere çöktüm.
“Hayır…” dedim bu sefer daha sert. “Hayır hayır hayır…”
Çünkü beynim kabul etmek istemiyordu.
Karan’ın o çocuk olduğunu kabul etmek istemiyordu.
Ama şimdi anlıyordum. Onun gözlerimin içine her baktığında neden farklı hissettirdiğimi. Neden yanında kendimi bazen güvende hissettiğimi. Neden ona kızarken bile tamamen nefret edemediğim. Neden gözlerinin bana tanıdık geldiğini.
Boğazım düğümlendi. Bir anda geçmişteki küçücük Aden gözümün önüne geldi. Yerde ağlayan haliyle.
Ve yanında çömelmiş on üç yaşındaki Karan.
İkimizde küçücük yaşımızda aynı cehennemin içine doğmuş çocuklardık sadece.
Bir hıçkırık dudaklarımdan kaçtı. Hızla ağzımı kapattım ama bedenim titremeye devam ediyordu.
Belkide buraya hiç gelmemeliydik annemin o gün bana sunduğu bu görevi reddedmeliydim. Reddetseydin bunları görmezdim bunlar aklıma gelmezdi.
Ama şimdi her şey gözümün önündeydi.
