4. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu
Bir Adım Fazla Yakın
4.bölüm
Yatağımın sağında kalan duvar saatine doğru dönüp baktım: saat 6.30. Ben tam 7.30’da, normal bir insan gibi taksiye binip yeni bir hayatamı başlayacaktım, yoksa başka bir şeye mi—mesela acıya mı, kana mı, ya da kötü olan herhangi bir şeye mi—gidecektim? Ben, yoksa gidiyor muydum?
Hızlıca kalkıp, annemin ben uyurken dolabıma bıraktırdığı kıyafetlere baktım. Sıradan bir kadın kıyafetiydi. Peki, ben gerçekten sıradan mıydım? Pek zannetmiyordum.
Çok düşünmeden alıp üstüme geçirdim hepsini.
Üstümde salaş kesimli bir hırka ve altına giyilmiş beyaz bir atlet vardı. Altımda yüksek belli, açık mavi, İspanyol paça kot pantolon; ayakkabı olarak da beyaz spor ayakkabı giymiştim.
Her zaman olduğu gibi aynanın karşısına geçip kendime baktım.
Sıradan bir kadına benziyordum, ama gerçekten sıradan mıydım? Zannetmiyordum.
Saçlarımı açıp sadece taradım; zaten doğalından uzun, güzel ve mükemmel dalgalarım vardı. O yüzden bir şey yapmayı tercih etmedim. Doğal olmam gerekiyordu.
Aynadan kendimi koparıp odama göz gezdirdim.
Belli ki bayağı bir süre gelmeyecektim buraya; hiç değilse yer altını bitirene kadar.
Kapının yanındaki bavulumu alıp çıktım odadan ve arkamdan kapıyı kapattım.
Üstümdeki kıyafetlerin yabancılığıyla malikanenin merdivenlerinden indim. Büyük salonda kimse yoktu; orayı direkt geçip dış kapıyı açtım. İlk dikkatimi taksi çekti, sonra da beni ilk fark eden Miran… Sabah sabah herkes kalkmıştı.
Bahçenin zeminine ayağımı bastım. Hepsi bana bakıyordu. Biliyordum, gitmemi istemiyorlardı ama gitmezsem kendimi hem kötü hem de bir şeyden kaçıyor gibi hissedecektim.
Onların tam karşısında durdum. Hepsi ayrı bir duygudaydı, bunu görebiliyordum. Ben başladım:
“Bakmayın bana öyle,” dedim çaresizlikle.
Elif ve Miran birbirine bakıp bana doğru hızlıca gelip sarıldılar, ikisi birden.
Elif, “Görüşeceğiz yine ama yine de kendine dikkat et,” dedi.
İkisi de geri çekildiğinde, Elif’in dediklerini onaylarcasına Miran, Elif’i gösterip kafasını salladı.
Derin bir nefes alıp Arda ve Selim abiye baktım.
“Konuşmayacak mısınız?” dediğimde, Selim abi bir anlığına bana bakıp sonra kollarını açtı, gel dercesine.
Hafif bir tebessümle yanına gidip sıkıca sarıldım. Selim abi saçımı eliyle okşarken, “Dikkat et,” dedi. Sonra benden ayrılıp yüzüme elini koydu:
“Sana güvenmediğimden değil… o ebesini siktiğimin piç adama güvenmiyorum.”
Ona gülümseyip, “Aklın kalmasın Selim abi,” dedim.
Diyip Arda’ya baktım. Arda abi gülerek, “Gel lan, tamam,” dediğinde ona da aynı şekilde sarıldım.
Arda abiden de ayrıldığımda onlara bakıp taksiye döndüm. Taksici bavulumu bagaja koymuştu bile.
Arabanın yanına geldiğimde kapıyı açtım. Binmeden önce arkamı dönüp baktım. Hepsi gülerek bana bakıyordu… ama sadece bir kişi yoktu.
Annem.
Yoktu. En ihtiyacımın olduğu kişi yoktu. Belki gelir diye bekledim ama gelmedi. En sonunda taksiye hızlıca bindim.
Taksici de arabaya binip çalıştırdı ve sürmeye başladı. Ben kafamı çevirip arkaya baktım ama yine yoktu… benim annem.
Belki de beni nasıl bir şeyin içine sürüklediğini görüp utandı, yüzüme bakamadı. Ya da kendimi mi avutuyordum sadece? Gelmek istememiş de olabilir, ne de olsa…
...
Camdan dışarı bakarken yollar birbirine karıştı. İnsanlar, binalar, sesler… hepsi bulanık bir görüntüye dönüştü.
Yaklaşık kırk dakika sonra araba yavaşladı.
Taksici aynadan bana bakıp:
“Geldik,” dedi.
Kafamı kaldırıp malikane sen daha fazlası olan malikaneyi inceledim kısaca
Uzaktan bakıldığında bile heybeti hissediliyordu. Geniş merdivenler, bir kaderin başlangıcı gibi yukarı uzanıyor; her basamak, içeriye adım atacak olanın hayatını değiştirecekmiş hissi veriyordu. Bahçenin Ortasında zarif bir fıskiye duruyordu.
Parayı taksiciye uzatıp indim. Bagajdan bavullarımı aldım ve bagajı kapattım.
Gözlerimi kapıya diktiğimde bana baktıklarını fark ettim.
Derin bir nefes alıp büyük kapıya doğru yürüdüm. Bahçedeki korumaların dik bakışları beni sinirlendirmeye yetiyordu.
Ama ben şu an lal değildim; normal, sıradan bir insan gibi davranmam gerekiyordu. Ama bunun bile ne demek olduğunu bilmiyordum.
Kapıya yaklaştığımda bir koruma elini kaldırıp, “Dur,” dedi.
Emir veriyordu… Piç. En nefret ettiğim şey.
Olduğum yerde sakin kalmaya çalışarak yüzüme masum bir ifade taktım.
“Ben Katan Bey’in özel hizmetlisi olarak gelmiştim,” dedim.
Koruma beni baştan aşağı birkaç kez süzüp diğer korumaya baktı. Elimdeki bavulu işaret etti. Diğer koruma itiraz etmeden bavulu elimden aldı.
Bavulumu açtırdılar.
İçini kontrol ettiler.
Her şey temizdi.
Zaten öyle olmak zorundaydı.
Birbirlerine bakıp kapıyı açtılar.
“Gir,” dediğinde malikanenin kapısını açtılar ve beni direkt büyük, tamamen siyah ve beyazla dekore edilmiş bir salon karşıladı.
İçeri adım attığım anda kapı arkamdan ağır bir sesle kapatmışlardı ve artık geri dönüşüm yoktu
Ben etrafı incelemekle meşgulken
"Afedersiniz" Diyen yumuşak bir kadın sesi duydum sağ taraftan sesi duymanlar başımı çevirip o tarafa baktım
“Sen yeni gelen olmalısın,” dedi hafif bir gülümsemeyle
Başımı salladım.
“Evet.”
“Ben buranın baş hizmetlisiyim,” dedi nazikçe.
“Adın neydi kızım?" Kızım demişti bana öz annemin söylemediği şeyi daha tanışalı beş dakika olmamış bir kadın söylüyordu bana.
"Lara" Dedim sakince
Gözleri kısa bir an yüzümde gezindi ama sorgulayan değil, anlamaya çalışan bir bakıştı.
“Memnun oldum, Lara.”
Bu sıcaklığı beklemiyordum
Sonuçta patronlarını tanıyorum böyle işçiler çalıştırıp eziyormudu ne yapıyordu bu adam.
“Elinde bavulun var, gel… sana odanı göstereyim,” dedi.
Kadın yürümeye başlayınca bir an baka kaldım ama sonra peşinden yürümeye başladım
Koridorda yürürken sesi yine sakindi.
“Burada her şeyin bir düzeni var,” dedi.
“Ama korkmana gerek yok… alışman uzun sürmez.”
İçimden güldüm
Korkmak ve ben mi yan yana bile gelemezdik
Malikane beş katlıdı ve biz beşinci kata gelmiştik koridorun sonuna geldiğimizde bir odanın kapısını açtı kadın“Burası senin odan.”dedi
Yavaşça içeriye girdim oda beklediğimden iyidi temiz ve düzenli başka ne isterdim ki.
Kadın kapının kenarında durup bana baktı.
“Sen diğerlerinden biraz farklısın,” dedi yumuşak bir sesle.
Kaşımı hafifçe kaldırdım.
“Nasıl yani?”
Gülümsedi.
“Sen… doğrudan onunla ilgileneceksin.”
İçimde bir şey kıpırdadı.
“Yani sadece temizlik değil,” diye devam etti.
“Programı, düzeni… bazen de bizzat kendisi.”
Kadın kapıyı kapatmadan önce bana bakıp
“Bir şeye ihtiyacın olursa bana gelebilirsin, Lara.”
Bu sefer gülümsedim.
“Teşekkür ederim.”
Kadın da gülümsedi.
“Rica ederim.”
Kapı kapanınca odada yalnız kaldım.
...
İki gündür bizim kimlerle bir kere konuşmuştuk, onda da bana annemin benimle çok itibarata geçmemeleri konusunu söylemişlerdi.
Zaten annem hiç aramamıştı.
Ve evet, iki gün… Koş koca iki gün geçmişti ve düşündüğümden daha sakin geçmişti.
Beşinci kat sadece ona aitmiş, yani sadece onun özel hizmetlisi kalabiliyor demekti bu.
İlk geldiğim sabah, beni karşılayan ablanın aslında bir melek olduğunu öğrenmiştim ve bana bir liste vermişti. Her gün bir şey vardı: bir gün temizlik, bir düzenleme vesaire…
Ve bugün odasının düzenlenme günüydü.
Sadece bana özel olan bir şey vardı: serbest giyinme. Biliyordum, bu mükemmeldi.
Üstümde ince mavi çizgili, kısa kesim bir gömlek, göbeğin altında beyaz straplez bir bluz giymiştim; altıma yüksek bel, bol paça beyaz pantolon ve ayakkabı olarak da spor ayakkabı giymiştim. Saçlarım doğal halindeydi.
Karan’ın odasının önüne geldiğimde, kapıyı açmak bir olmuştu; hiç tereddüt etmeden hızlıca girmiştim. Artık buraya az çok alışmıştım da.
Hemen işe başlamıştım.
Masanın üstündekileri kaldırıp sildim ve tekrar düzenli, simetrik şekilde dizdim.
Hızlıca dolaba geçtim.
Kıyafetler kusursuz bir şekilde siyah ve beyaza ayrılmıştı ve türlerine göre sıralanmıştı.
“Takıntılı…” diye fısıldadım.
Tam başlayacakken, hızlıca tak diye kapı açıldığında elim havada kalmış şekilde başımı çevirdim. Kapıya baktığımda, iri bedenini görmek mümkün değildi zaten.
Karan Gölge Turan gelmişti; Gölgenin Efendisi buradaydı ve ben onun odasındaydım.
Kapının eşiğinde gözleri direkt üzerimdeydi. Beni birkaç kez süzdükten sonra, arkamın ona dönük olduğunu fark ederek düz döndüm. dolabın açık kalan sürme kapısını kapatmayı unutmadım tabi.
Yavaşça içeriye girip kapıyı kapattığında delirirdim.
Bu deli neden çık demedi sonra girmedi ki. Hayır, sıkıntı şu: onun evimdeyim ve onun odasındayım.
“Ne yapıyorsun?” dedi, keskin bir sesle.
“Programda vardı,” dedim sakince. “Odanın düzenlenmesi.”
Yavaş adımlarla bana doğru geldinde ilk defa birinin karşısında geri çekilmek istedim ama yapmadım benim için bu güçsüzlük belirtisi ydi.
“Kim söyledi?” dedi.
“Baş hizmetli.”
Bir adım daha attı.
“Adın?” diye sordu.
“Lara Defne Erdem.”
Sahte ismimi söylerken gözlerimi kaçırmamıştım.
Bir anda bir adım atıp tam dibime girdi. Beni dolapla kendisi arasına almıştı ama bedenlerimiz birbirine değmiyordu.
Yaklaşınca daha iyi fark ettim; bu adam gerçekten devdi.
Kapattığım dolabın sürgülü kapağına uzandı. Gözlerini benden bir an bile çekmeden dolabı açtı.
Bir süre daha öyle bana bakınca
nasıl baktığını ilk defa çözemedim.
Garipti…
Bakışlarını benden çekip dolabın içine baktı.
“Düzen…” dedi alçak bir sesle.
“Benim en sevdiğim şeydir.”
Başımı hafifçe ona çevirdim.
“Fark ettim.”
Gözleri tekrar bana döndü. Sonra yüzüme doğru eğildi.
Bir anlığına nefesim yavaşladı ama geri çekilmedim. Bedenim geriliyordu ama karşı koyabiliyordum.
Ne oluyor sana, Aden? Kendine gel.
Eli, elimin yanına yöneldi. Sıcak parmaklarını elimin yanında hissedince irkilmemek için kendimi zor tuttum.
Neden böyle oluyordu ki?
Gözlerim onun eline kaydı, sonra sesiyle tekrar gözlerine döndüm.
“Sen…” dedi yavaşça,
“fazla rahatsın. Fazla sakinsin.”
Kaşımı kaldırdım.
“Olmamam mı gerekiyor?”
Dudaklarının kenarı çok hafif kıvrıldı; hoşuna gitmiş gibiydi.
Bir adım daha attı.
O adımla sırtım dolaba değdi.
“Bu kadar rahat olman…” dedi alçak bir sesle, gözlerini hâlâ benden ayırmadan, “ya aptallık…”
Bir an durdu.
“…ya da cesaret.”
“Hangisi olduğuna sen karar ver,” dedim sakin bir sesle.
Gözlerinden bir parıltı geçti bu hoşuna gitmişti.
Başını hafifçe eğdi, yüzüme biraz daha yaklaştı. Bu sefer gerçekten… fazla yakındı.
Kalbim nedensiz yere hızlandığında bunu yüzüme yansıtmadım.
Hafif bir nefes verdi. Dudaklarının kenarı çok az yukarı kıvrıldı ama gülmüyordu.
Eden bire hızla geri çekildiğinde mesafe açıldığında kalbimin yavaşladığını hissettim.
Arkasını dönüp odanın içinde birkaç adım attı. Ellerini cebine soktu.
“İşini bitir,” dedi soğuk bir şekilde.
“Simetri bozulmasın.”
Cevap vermeden arkama dönüp sürekli dolap kapısını dedemin ki kaçma yakınlık olmamış gibi geri açtım elimi dolabın içine uzatıp dolabın içini düzenlemeye başladım ama eskisi kadar rahat değildim arkamda olduğunun farkındaydım.
Bir süre sesizlik oldu sonra kalım ve erkeksi sesini tekrar duydum “Lara.”
Bedenimi tam döndürmedim ama kafamı çevirip bir anlığına arkama çevirdiğinde beni izlediğini fark ettim kafamı hızla geri çevirip "buyrun" Dedim
Bu sefer sert sesiyle "programa dikkat et lara her şeyi ona göre yap" Dediğinde bir süre duraksandı "sorumsuzluktan nefret ederim" Dediğini duyduğumda ayak sesleri duydum sonra odanın kapısı açılıp sertçe örttü
Hayvanın tekiydi hemde takıntılı.
“Gölgenin içine girdim… ama karanlık sandıkları şey, henüz benimle tanışmamıştı.”
