5. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu
Sızdırılan Rota
5.bölüm
Hem bana verilen Karan Bey efendimizin saçma programına bakıyordum hem de Miray’la telefonda konuşuyordum.
“Yani sabah 7.00 kahvaltı, 7.30 çalışma odası, 9.00 toplantı, 12.00 yemek…” diye mırıldandım.
Odamda, masanın üstünde telefon mikrofondaydı. Sabah daha 06.00’ydı ve ben bu boktan programa bakmakla meşguldüm.
“Bu adam robot mu?” dedi Miray telefondan.
Gözlerimi devirdim.
“Robot değil… manyak bu,” dedim alçak sesle.
Miray’ın gülme sesini duydum.
“Ee, sen ne yapıyorsun şu an?”
Telefonu alıp ayağa kalktım, sonra tekrar yatağa oturdum.
“Onun hayatını ezberliyorum,”
“Resmen adamın gölgesinin altındasın,” dedi Miray.
Hafifçe güldüm.
“Daha değil… ama olacağım.”
Miray birkaç saniye sustuktan sonra ciddi bir sesle:
“Aden, dikkatli ol.”
“Olurum,” dedim kısa bir şekilde.
Miray’ın sesi tekrar normale döndü:
“Nasıl biri?”
Omuz silktim kendi kendime.
“Garip… ve özellikle fazla dikkatli,” dedim.
Saatime baktım: 06.24.
“Miray,” dedim ayağa kalkarken,
“ben kalkayım da beyimizin kahvaltısını götüreyim. Sonra konuşalım.”
Miray:
“Tamam tamam, sen işine bak ve dikkatli ol.”
“Tamam, görüşürüz Miray.”
“Görüşürüz Aden.”
...
Mutfağa indiğimde tepsiyi Melek Hanım hazırlamış olmalıydı ki her şey hazırdı. Ben de alıp hızlıca beşinci kata geri çıktım.
Çalışma odasının önüne geldiğimde kapıyı tereddüt etmeden çaldım.
İçeriden gelen gür sesle:
“Gir.”
Kapıyı açıp elimdeki tepsiyle içeri girdim.
Hızlıca odayı taradığımda Karan’ı pencerenin önünde gördüm. Sırtı bana dönüktü… dağ gibiydi.
“Geç kaldın,” dedi aniden.
Kaşımı kaldırıp duvar saatine baktım: 06.59.
“Hayır,” dedim sakin bir şekilde.
“Bir dakika erkenim.”
Yavaşça bana döndü. Kara gözleri direkt yeşillerimi buldu.
“Elindeki tepsiyi bırak,” dedi.
Gerçek yüzüm ortaya çıksa bu adamın dünyasını başına yıkardım… aptal aptal emir veriyordu.
Kendime hâkim olmaya çalışarak sessizce gidip tepsiyi masaya bıraktım.
Bırakıp odadan çıkmak için yürümeye başlamıştım ki—
“Dur.”
Sesi, olduğum yerde donmamı sağladı.
Arkam ona dönüktü ama varlığını hissetmemek imkansızdı resmen yavaşça arkamı dönüp "bir şeymi vardı"
Bana doğru gelmeye başladığında gözlerini gözlerimden çekmedi daha dikkatli bakıyordu ve yanlış analiz etmediysem daha derindi sanki gözleri.
Karşımda durduğunda başını hafifçe eğdi.
“Elini uzat,” dedi.
Kaşım istemsizce kalktı.
“Efendim?”
“Elini,” diye tekrarladı.
Ses tonu değişmemişti ama bu bir istek değil emir olduğunun farkındaydım.
Yavaşça sağ elimi ona doğru uzattım uzattımğım gibide yavaşça elimi kavradı nazik beklenmedik şekilde hemde.
Bir süre elimi ovuşturduktan sonra baş barmağı bileğine kaydı ve bastırdı.
Nabzımı ölçüyordu ciddi ciddi nabzımı ölçüyordu manyak herif
Gözleri tekrar gözlerimi bulduğunda “Neden hızlandı?” dedi.
“Sizce?” dedim aslında ne diyeceğimi bilemem ilgim bende bilmiyodum çünkü nedenini.
Yüzünde hafif belirgin bile olmayacak bir gülümseme belirdi bende onun aksine ciddiydim
“Elini çekmedin,” dedi.
“Çekmem mi gerekiyordu?”
“Çoğu kişi çeker.”
Omuz silktim.
“Ben çoğu kişi değilim.”
beni okumaya çalışır gibi baktı bu sefer bana sonra elimi hafifçe ovuşturup bıraktı ama hemen ardından sıcak parmaklarını çenemin altında hissettim.
Çenemi yukarı kaldırdı hafifçe sadece baktı gözlerimin içini sonra aniden de bıraktı
Sertçe "çık" Deyince kafamı hafifçe sallayıp çıktım hızlıca ve çıkarken beni izlediğinin farkındaydım.
...
Bütün bu adamın işlerini yapacağımı bilseydim, buraya özel hizmetli olarak adımımı atmazdım. Tamam, özel hizmetliyiz de… her şeyin bir sınırı var. Bu herif gerçekten işin bokunu çıkarmıştı.
Daha yeni odama geçmişken telefonuma kahve getirmem için mesaj attığını görünce söve söve mutfağa indim ve kahveyi hazırladım.
Bir de diğer hizmetliler uyuyordu… ayakta kalan tek kişi bendim.
Kahveyi hazırlayıp tepsiye koydum ve bütün gün inip çıktığım, artık lanet ettiğim beşinci kata tekrar çıktım.
Dövmemek için kendimi zor tuttuğum patronum Karan’ın çalışma odasının önüne gelip kapıyı tıklattım.
İçeriden, artık sinir olduğum o ses geldi:
“Gir.”
Bir elimle kapıyı açıp diğer elimle tepsiyi tutarak içeri girdim.
Odaya girdiğimde çalışma masasının başında oturuyordu. Belli ki toplantıdaydı; çünkü önündeki bilgisayardan bir adamın sesi geliyordu.
Adam Rusça konuşuyordu…
Ve ben Rusça biliyordum.
Tabii Karan bunu bilmiyordu.
Adamın sesi bilgisayardan net ve soğuktu:
"Второй этап отгрузки готов. Но на этот раз маршрут изменен."
“Sevkiyatın ikinci aşaması hazır. Ama bu sefer rota değiştirildi.”
Ben onlarla ilgelenmiyormuş gibi yapıp tepsiyi masaya bıraktım karanın gözü bir anlığına bana kaydıktan sonra bilgisayara geri döndü.
Ben geri çekilip orda durdum o çık demeden çıkamıyordum.
Karan’ın sesi sakindi:
"Откуда?"
"Neden"
"Потому что первоначальный маршрут был обнародован."
“Çünkü ilk rota sızdırıldı.”
Karan bir an durup.
"Кто это слил? "
“Sızdıran kim?”
Rotaları sızfırılmıştı ve buda diğer sevkiyat ların aynı ortadan olamayacağı anlamına geliyordu.
Karan kahveyi alıp bir yudum alırkeb göz ucuyla bana baktı.
Adam sakince.
"Кто-то изнутри"
“İçeriden biri.”
Karanın sinirleri bozulmuş olmalıki sesini birazdaha kıstı tehlikeli şekilde
"имя"
"İsim"
"y нас пока нет никакой точной информации, но доступ к файлу с данными о доставке был только у тебя, у меня и у Тайлана, и, конечно же, я тоже с ним об этом говорил."
"Henüz elimizde kesin bir şey yok ama Sevkiyat dosyasına sadece sen ben ve Taylan erişebiliyordu onunla da bu konuyu konuştum tabi."
Karan derin bir nefes alıp
"что он сказал."
"Ne dedi" Diye sordu
Adam kısa bir duraklayıp konuştu
"B конечном итоге, мы храним всю информацию о доставке максимально безопасным способом, но есть люди, обладающие очень передовыми технологиями, которые могли получить к ней доступ, сказал он."
"Sonuçta sevkiyat bilgilerinin hepsini en güvenilir şekilde saklıyoruz ama çok iyi teknoloji ile uğraşan kişilerde var onlara erişmiş olma ihtimalleri var olduğunu söyledi."
Bu demek oluyordu ki bilgileri dijital ortamda saklıyorlardı… ve bu benim çok işime yarayacaktı.
Karan fazla uzatmadan kafasını sallayıp görüşmeyi kapattı. Derin bir nefes alıp bana döndü.
Oturduğu yerden beni süzüp söze girdi:
“Ailen nerede?”
Net bir şekilde cevap verdim:
“Öldüler.”
Bir an duraksayıp ekledim:
“Neden sordunuz?”
Annemin bana yarattığı sahte hayatta, anne ve babam bir trafik kazasında ölmüştü. Ve benim bir de küçük kız kardeşim vardı… Yedi yaşında. Ben çalışırken bir bakıcıyla kalıyordu.
Zaten büyük ihtimalle biliyordu.
O yüzden soruyordu.
“Niye bakıcıyla yaşıyor?”
Bunu da mı araştırmıştı gerçekten?
“Tek başına kalsın istemedim.”
“Anladım.”
“Ben çıkayım…” dedim.
Kafasını sallayınca kapıya yöneldim ama arkamdan ayağa kalktığını hissettim.
“Lara.”
Yine ne istiyordu acaba…
Derin bir nefes alıp arkama döndüm.
“Buyurun.”
“Kardeşini buraya getir. Yarın erkenden.”
Ne demekti bu şimdi? Kardeş ne alaka? Şaşkınca ona baka kalmışken.
“Şey…” dedim, hâlâ şaşkınlığımı atamadan.
“O okula gidip geliyor, servisle… sıkıntı olur. Hem zaten gerek yok, rahatsız eder falan, şim—”
Sözümü sertçe kesti:
“Çocuk sonuçta. Yaramazlık da yapar, her şeyi de yapar, değil mi?”
Arkasını döndü.
“Okul meselesine gelirsek, şoförlerim onu götürür getirir. Sıkıntı olmaz.”
“Am—”
İtiraz edeceğimi anlamış gibi tekrar kesti:
“İtiraz istemiyorum, Lara.”
Onun sırtına şaşkınlıkla bakmaya devam ederken Karan tekrar konuştu:
“Şimdi çıkabilirsin. Git, dinlen. Yarın sabah da almaya git.”
Şaşkınlığımı gizlemeye çalışarak, sesimi olabildiğince sakin tuttum:
“Teşekkür ederim… iyi geceler.”
“Sana da, Lara.”
İsmimi söylerken… garip bir şekilde güzel söylemişti.
Ve bu, nedense hoşuma gitmişti.
Neden benim sahte ismimi bu kadar güzel söylemek zorundaydı ki?
Hızlıca odadan çıkıp kendi odama doğru yürüdüm. Cebimden telefonumu çıkarıp Selim abinin numarasını buldum. Arayıp anlatacak durumda değildim.
Mesaj kısmına girdim:
“Lina’nın kimliğinde soy ismini Erdem’e çevirin ve sahte hayatımda önceden yaşadığım eve götürün. Bavullarını da hazırlatın. Yarın alacağım onu.”
