8. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu

Tuzak İçinde Tuzak

⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

8.bölüm

Karan Gölge Turan'ın Ağzından

Kendimi gölgede kalmış bir boşluğun içinde hissediyordum. Ama buna rağmen ayakta dimdik durmak kolaydı… çünkü düşersem kendimi affetmezdim.

Ve bunu düşündüğümde, yıllar önce annemin ve babamın cesetleri arasında bağlanmış hâlde beni tutan o şerefsizlerin ölüsü bile onlara ödül olurdu.

Çalışma odamda, saçma sapan duygularla boğuşurken Taylan’la birlikte siyah deri koltuklarda oturuyorduk. Elimizde viski bardakları… birbirimize bakıyorduk.

Taylan Aras… namıdiğer Kara Pençe.

Birbirimize “kardeş” deyip ardından sövdüğümüz, düşmanlıkla başlayıp zamanla garip bir kardeşliğe dönüşen bir bağımız vardı.

Ve bundan asla pişman değildim.

Ama bu amına koyduğumun herifi gece gece neden gelmişti ki?

Başımı çevirip Taylan’a baktığımda viski bardağını sallıyordu. İçindeki sarı sıvı, bardağın içinde hafifçe dalgalanıyordu.

Bir şeyi vardı bu piçin

"Kara pençe" Dedim Keskin bir ses tonuyla

Viski bardağından gözünü kaldırıp bana baktı.

“Gölge.”

“Ne oldu lan sana? Karadeniz’de gemilerin mi battı amına koyayım?”

Sabır çeker gibi derin bir nefes aldı. Bir kolunu koltuğun arkasına atıp daha rahat bir pozisyon aldı.

“Senin yanında bir şey düşünmek haram mı, Gölge?”

“Haram lan,” dedim sertçe. Öne doğru eğildim.

“Ne oldu sana? Beni delirtmeye mi geldin buraya?”

Bardağı masaya bıraktı. Camın ahşaba çarpma sesi odada yankılandı.

“Evindeki kadın,” dedi ciddi ciddi.

Kaşım istemsizce çatıldı.

“Hangisi?"

“Bilmiyorum,” dedi omuz silkerek. “Ama küçük kızın ‘anne’ dediği.”

Laradan bahsediyordu.

Bilme sebebi benim evimde onun korumalarından olmadı onun evinde de benim korumalarımdan olmasıydı bunu sebebi de bir saldırı olursa korumalar sayesinde bir birimize hızla ne olup bittiğini haber verebilmemizdi.

Ve büyük ihtimallede paranın kardeşini almaya onun korumalarından biriyle gitmişti ve lara ya korumaların hanım dediğinide öğrenmiş olmalıydı.

Aklıma lara geldiğinde bedenim hızla gerildi sanki vücudumdaki sert kaslar iyice kasıldı gibime geldi.

Nefes verip arkamdaki koltuğa geri yaslandım viski m'den bir yudum alıp.

“Ne olmuş ona?”

Taylan cevap vermeyince

Kaşım hafifçe çatıldı.

“Konuş,” dedim sabırsızca.

Başını hafifçe yana eğdi.

“Ne olmuş ona… diye mi soruyorsun?” dedi yavaşça.

Merak etmeye başladığımda bakışlarım sertleşti.

Bardağına uzandı ama içmedi. Sadece parmaklarının arasında salladı.

“Az önce kadının adını söylediğimde… gerildin.”

Hiçbir şey söylemedim ilk defa söyleyecek hiç bir şey yokmuş gibi geldi çünkü.

Taylan sustuğumu görünce devam etti.

“Gölge… sen kimse için gerilmezsin.”

Viski bunu kafasına bir şeylermi yaptı acaba bu piç nediyordu.

Soğukça onun tam gözlerine baktım.

"Refleks."

Taylan’ın kaşı kalktı.

“Refleks mi?”

“Evet,” dedim net bir sesle. “Evime giren, yanımda kalan herkes benim sorumluluğumdur. Bunu biliyorsun."

Sonra başını hafifçe yana eğdi, dudaklarının kenarında sinir bozucu sırıtışı belirdi.

“Yok lan,” dedi yavaşça. “Bu refleks değil.”

Kaşlarım çatıldı.

"Ne anlatıyorsun sen bana piç boş konuşma"

One doğru eğip dirsek lerini dizlerine dayadı. Taylan kısa bir nefes verip.

“Kadına ‘hanım’ diye hitap ediliyor evinde.”

“Benim adamım söyledi.”

Kaşlarım iyice çatıldı bende onun gibi dirseklerimi dizlerime dayadım.

"Hangi taşşağı büyük olan adamınmış oda ebesini siktiğim benim söylediğim şeyleri sana yetiştiriyor."

Taylan’ın dudakları hafifçe aralandı. Kısa bir kahkaha attı.

“Bak… işte bu tanıdığım Gölge.” dedi başını sallayarak.

Gözlerim karardı.

“İsim ver.” dedim sertçe.

Taylan eliyle sakin older gibi bir hareket yaptı.

“Kim olduğunu boş ver.” dedi.

“Önemli olan ne söylediği değil… senin nasıl tepki verdiğin.”

Çenem sıkıldı.

“Ben tepki vermedim.”

Taylan bu sefer açık açık güldü.

“Lan ben kör müyüm amına koyim?” dedi.

“Kadının adını söylemedim daha… senin kaslar kilitlendi.”

Taylan nefes aldı

“Ya o kadını uzak tut…” dedi.

“Ya da kendini.”

Sertçe

"Başka konu varmı Taylan"

Taylan omuzlarını gevşetti. Konuyu değiştirirken yüzündeki o alaycı ifade geri geldi.

“Var,” dedi. “Sevkiyat.”

“Ne olmuş sevkiyata?”

Ayağa kalkıp cama doğru gittin taylaj halen arkamda oturuyordu.

“Yarın gece çıkacak olan yük…” dedi

"Pek güvenli değil... İçeriden biri bilgi sızdırıyor."

O an gözlerim dışarıya kilitlendi bilgi sızdırılıyor ve bu içeriden biri.

"Kim"

“Bilsem burada oturup viski içmezdim gölge,” dedi sırıtarak. “Direkt kafasına sıkardım.”

İçeriden biri bu benim en sevdiğimdi çünkü düşman dışarıdaysa öldürmesi çocuk oyuncağıydı ama içerdeyse temizlememiz zaman alırdı.

Yavaşça nefes verdim.

“Elinde ne var pençe?” dedim arkamı dönmeden.

Taylan koltukta biraz daha yayıldı.

“Net bir isim yok,” dedi. “Ama rota değişikliği bilgisi dışarıya sızmış.”

Kaşım hafifçe çatıldı.

“Rota bilgisi sadece üç kişide var.”

“Dört,” dedi düzelterek.

Başımı yana eğdim.

“Say beni de,” diye ekledi.

Sonra yavaşça arkamı döndüm.

Gözlerimi direkt onun gözlerine kilitlendim.

“Sen sızdırıyor olamasın çünkü sen sızdırsan bana zaten anlatmassın pençe" dedim alayla.

Taylan sırıttı.

“Aferin lan. Hâlâ zekisin.”

Masaya doğru yürüyüp bardağımı aldım bir yudum aldım.

"İçeride ki köpeği bulacağız pençe."

Oturdum

"İki rota var dimi"

"Evet" dedi Taylan merakla

Devam ettim arkama yaslanırken

"Birisi eski birisi yeni... Yeni olandan değil eski olan güzergahtan geçireceğiz ve ne olacak."

Taylanın yüzündeki sırıtıştan planı anladığını anladım

"Yani bu köpekler bizi pusuya düşürmeye çalışırken biz onları pusuya düşürücez"

Sırıtışı büyüdü

"En sevdiğim"

Şimdi ya biz onları av yapacaktık yada onlar bizi ve bu Peçenek lerden ilki olacak çünkü benim kaybettiğim bir savaş yok olamazda.

...

Adem Lâl Karahanın Ağzından

Sabah uyandığımda lina yanımda huzurluca yatıyordu çok güzeldi huzurlu bir çocuğun uyuyuşunu izlemek belkide bana öyle geliyordur çünkü ben hiç huzurlu uyuyamamıştım çocukken.

Yavaşça yataktan kalkıp linayı uyandırmamaya çalışarak hazırlandım.

Herşeyimi bitirince saatte baktığımda daha saat 07.10'di bugün çok erken uyanmuştım gereksiz yere.

Telefonumu alıp en alt kata indim salon boştı ve karanın kahvaltısına daha çok vardı bunu fark edince telefonumu açıp selim abiyi aradım.

Bir süre telefon çaldıktan sonra selim abimin sesini duydum.

“Efendim kızım,” dedi Selim abi.

Sesi her zamanki gibi sakindi.

"Bilgi varmı"

"Ne bilgisi"

"Sevkiyatlar"

"Hee" Dedi selim abi.

Derin bir nefes alıp:

"Ne hesi selim abi"

Kendi kendime sabır çektim

"Dijitalden sevkiyatın nasıl nerde ve nezaman olacağını öğrendimi arda abi"

“Bu gece,” dedi “Gece yarısından sonra hareket varmış arda öyle söyledi.”

"Ve iki rota gözüküyor sistemde. Ama biri özellikle işaretlenmiş… dikkat çekiyor.”

Hemen yakaladım.

“Yeni olan mı?”

“Evet.”

Koltuğa oturdum

"Siz ozaman bu akşam sevkiyat yerine bol adamla gidin ben bir şekilde evden çıkacağım."

Selim abi nefes verip

"Tamam ama nasıl çı-" Devamını getiremeden arkadan gelen sert sesi oda duymuş olcakki sustu.

"Çok ünlüsün herhalde sabah sabah insanlarla konuştuğuna göre." Sesini duymanlar telefon kulağımda arkama döndüm büyük ve geniş merdivenlerden iniyordu yine o üstündeki kusursuz takım elbisesi ile.

"Selim" dedim fısıltıyla "kapatıyorum" Dediğim an kapattım telefonu.

Allahım ne olursun dinlememiş olsun ya.

Yüzüme tebessüm yerleştirip

"Karan bey" Dedikten sonra hızla saatte döndüm ama kahvaltı saati daha gelmemişti bile neden inmiş tiki.

Merdivenlerin son basamaklarına geldiğinde kalbim istemsizce hızlandı. Neden oluyordu böyle ki bu adam benim için hiç bir anlam beslemez kendi neden böyle oluyordu.

Karan son basamağa indiğinde gözleri direkt bana kilitlendi.

“Karan bey…” dedim tekrar, daha kontrollü saate tekrar baktım "daha erken siz neden indirim ben getirecektir kahvaltımızı."

Bakışları üzerimde gezindi. Elimdeki telefona… sonra tekrar yüzüme.

“Erken uyandım...senin içinde erken aslında da ben sana sormuyorum lara" dedi düz bir sesle.

“Uykum kaçtı,” dedim omuz silkerek. “Biraz dolaşıyım dedim bende."

Kaşları öylemi dermiş gibi kalkıp beni süzdü ama bakışlarından inandımı inanmadımı anlayamıyordum. Bu adamı bazen okuyamıyordum sinir bozucu bir durum bu.

Ellerini ceplerine koyup bana doğru gelmeye başladığında gelme diyesim geldi zaten dün mutfaktan sonra onun kişiliğini anlamakta zorlanıyordum. Sonuçta ven onu yıllaedır yer altının kendini beğenmiş herkesi kontrol eden bir adam olarak biliyordum ve oyüzden dün bana çok garip geliyordu istemsizce.

Gelip tam karşımda durduğunda

“Dolaşmak için telefonla konuşman gerekiyor muydu?” dedi sakin ama içten içe sert bir tonla.

Kalbim bir an durmak istermiş gibi attığında hissetmiş gibi daha çok yaklaştı simsiyah gözlerini benim tam yeşillerime kilitleyince yutkundum istemsizce.

“Kimdi?” diye sordu gözüyle bir an telefonu göstererek.

Derin bir nefes aldım. Gerçek adını söyleyecektim zaten bulması imkansızdı bulsa ilk benimkini bulurdu sonuçta.

"Selim diye bir arkadaşım."

Gözleri bir an karanlıklaştı sanki.

“Selim…” dedi yavaşça.

İçimden bir şeyler koptu o an.

“Kim?”

Neden sorguladıki.

“Tanıdık,” dedim kısa keserek.

Kaşı kalktı.

“Ne tanıdığı?”

Çenem sıkıldı bir devrelerim yerinden oynadı sanki o an sesimi kontrol etmeye ve yumuşak tutmaya çalışarak:

"Siz her çalışanınıza soruyor musunuz böyle kim konuştuğun neyin tanıdığı falan diye pardonda karan bey biriyle konuşurken sizden izin mi almam gerekiyor."

O an sanki o an bakışları öyle sertleşip karardıki gözlerine bakmaktan çekildim ama göz kontağını bozmadım.

Aniden beni bileğimden kavarayıp sertçe kendine çektiğinde şaçım yüzümün önüne savruldu hazırlıksız yalanmıştım. Kafamı yukarıya kaldırdığımda neredeyse bütün buruna gelmek üzereydik çünkü kafasını bana doğru eğmiştim.

Zaten normal şekilde burun buruna gelemedim adamın boyu iki metre falandı herhalde.

Kafamı eğememiştim sanki bişey yapmadan beni engelliyordu bedenimi dondurmayı beceriyordu.

“Gerekiyorsa evet,” dedi alçak ama net bir sesle.

Gözlerimi onunkilerden ayırmadan:

“Bırakın,” dedim dişlerimin arasından.

Aksine acıtmayacak şekilde birazdaha sıktı. İstesem tek hamlem yeter bırakrırmam içinde lâl tarafımı göstermenin zamanı değildi daha.

Nefesi yüzüme çarptığında dahada eğildi

"Bırakayım mı gerçekten."

"Karan bey" Den sert bir nefes verip "selim denen kişi yakın bir dostum o kadar bunu bilmek istiyorsanız."

Karan’ın bakışları bir an bile yüzümden kaymadı.

"Kahvaltımı hazırla git." Odada "çalışma odasına getir herzaman ki gibi."

Diyip bileğimi bırktı ama ben emindim selim olayını araştıracaktı ama bir şey demedim uzatmak ve gözüne batmak son isteyeceğim şeydi şuan.

Arkasına dönüp merdivenlere yöneldiği nde

"Tamamdır karan bey." Demekle yetindim o bana cevap vermeyin hatta hiç bakmadan bana yukarı doğru çıktı.

“Hasta herif…” diye mırıldandım kendi kendime.

Arkamı dönüp mutfağa doğru yürümeye başladım.

Kapıyı itip mutfağa girdiğimde içeriye girdiğimde direkt gözüme baş hizmetli melek hanıma kaydı gülümseyerek

"Melek hanım."

Melek hanım sesimi duyduğunda bana döndü tebessüm etti:

"Lara kızım karan beyin kahvaltısı için mi geldin."

Tezgâha doğru yürüyüp ellerimi mermerin soğuk yüzeyine yasladım sonra evet dercesine başımı sallayıp.

“Karan beyin kahvaltısı hazırsa götüreyim."

Melek hanım hiç acele etmeden başını salladı.

“Her zamanki gibi. Saatinden önce hazır."

Tezgahım sonundaki tepsiye yöneldi melek hanım tepsiyi alıp bana doğru geri geldi ve tepsiyi bana uzattı.

Tepsinin içinde kahvaltı kusursuzdu yine.

Beyaz porselen tabakta altın rengi kızarmış iki yumurta, kenarında ince kıyılmış taze yeşillikler vardı. Yanında küçük cam kâsede bal, hemen yanında kaymak gibi parlak tereyağı duruyordu.

Bir köşede zeytin tabağı vardı; siyah ve yeşil zeytinler ayrı ayrı konulmuştu, rastgele bile değildi. Domates ve salatalık dilimleri mükemmel biçimde kesilmişti.

Tepsinin diğer tarafında küçük bir ekmek sepeti vardı; ekmekler eşit boyutlarda kesilmiş, üstleri hafif çıtırdı. Yanında ince belli bardakta çay, rengi tam kararında koyulukta.

Tepsiyi inceledim ve melek ablaya dönüp:

"Yine kusursuz melek hanım ellerinize sağlık."

Melek hanım başını yana eğip:

"Sağol kızım." Diyince etrafa bakıp.

"Kolay gelsin sana melek hanım bende karan beyin kahvaltısını götüreyim."

"Sağol lara kızım sanada kolay gelsin." Dediğinde ona gülümseyip mutfaktan çıkıp beşinci kata doğru çıktım hızla.

Neden bir adamın odası çalışma odası yada her neyse en üst katta olur ki anlamıyorum şaçmalık.

Çalışma odasının önüne geldiğimde kapıyı tıklattım bir süre içerden ses gelmeyince geri gidecektim ki.

“Gir.”

Sesi kapının ardından geldi.

Kapıyı açıp içeriye girdiğimde masasında oturmuş dosyalara bakıyordu oda yine çok düzenliydi herzaman ki gibi artık bu adamın simetri hastası olduğundan şüphelenmeye başlamıştım.

Tepsiyi masanın önündeki küçük sehpaya bıraktım.

“İstediğiniz kahvaltı,” dedim kısa bir şekilde.

Tepsiyi bırakıp doğrulduğumda odanın içindeki ağır sessizlik yine üzerime çöktü. Perdeler yarı aralıktı; dışarıdan süzülen soluk gün ışığı, masanın üzerindeki dosyaların kenarlarına vuruyordu.

Kafandan bugün akşam için izin almam gerekiyordu oyüzden çıkmadım odadan direkt.

Boğazımı hafifçe temizledim.

“Karan bey…”

Başını dosya lardan kaldırmadan

"Ne var?" Dedi kısa ve düz sesle.

“Bu akşam…” dedim, kelimeleri seçerek, “birkaç saatliğine dışarı çıkmam gerekiyor.”

Dediğim an başını kaldırdı yavaşça gözlerini direkt üzerime kilitledi.

“Gerekiyor mu,” dedi hafifçe başını yana eğerek, “yoksa istiyormusun?”

“Gerekiyor,” dedim net bir şekilde.

Gözleri kısıldı.

Sandalyeye yaslandı, beni izlemeye başladı. Hiç acele etmiyordu. Ve bu benim sinirlenince bozuyordu.

“Nereye?” diye sordu.

Ben yalan söylemeye alışkındım ama yinede onun karşısında yalan söylemek o kadarda kolay bir durum değildi her an bir şey anlayabilirdi.

“Bir arkadaşım var,” dedim. “Onunla görüşeceğim.”

“Selim mi?”

Diye sorduğunda kendimi boğazlamak istedim ne selim miş amına koyımya.Taktım mı takıyor du bu adamda.

Ama yüzümü bozmadım.

“Hayır,” dedim sakin kalmaya çalışarak. “Başka biri.”

Ayağa kalktı yavaş adımlarla bana doğru gelmeye başladı her adımıyla konuşmadığımız zaman ki sesizlik artıyordu sanki.Tam karşımda gelip durduğunda bu adamın artık bir insanla mesafeli konuşamadığını anladım.

“Benim evimde,” dedi alçak bir sesle, “kim, ne zaman, nereye gider… ben bilirim.”

Gözlerimi onunkilerden ayırmadım.

“Bilmek istiyorsanız söyledim.”

Bir adım daha attığında aramızda mesafe kalmadı ve bu adam benim dibime girdikçe böyle ben kafamı iyice kaldırmak zorunda kalıyordum kaldırmasam öylede adamın göğsü ile bakışıyordum oda hoş değildi yani.

“Eksik söyledin ama.”

Sesi bu sefer daha sertti.

İçimden derin bir nefes aldım.

“Gereken kadarını söyledim,” dedim.

“İzin veriyor musunuz?” diye sordum.

Birden arkasını dönüp masasına doğru yürüdü.

Sanki ben yokmuşum gibi dosyalardan birini eline aldı.

“İki saat,” dedi.

“Gece yarısından önce bu evde olacaksın.”

Gözlerim istemsizce büyüdü.

“Ve…” diye devam etti, başını hafifçe yana çevirerek bana yarım bir bakış attı, “yanında biri olacak.”

Kaşlarım çatıldı.

“Gerek yok—”

“Var.” dedi sözümü keserek.

Bu sefer sesi tartışmaya kapalıydı.

“Benim adamlarımdan biri seninle gelecek.”

Çenem sıkıldı ama bir şey demedim.

Bu kadarına izin vermesi bile…

Beklediğimden fazlaydı.

“Tamam,” dedim kısa bir şekilde.

Arkamı dönüp kapıya yöneldiler ve hızlıca çıktım. Gece yarısından önce demek göreve katılamayacağım anlamınamı geliyordu şimdi.

“Lanet olsun…” diye fısıldadım kendi kendime.

Sıkıntı olacaktı. Hemen telefonumu çıkartıp odama yürürken selin abiyi aradım. Bir süre telefon çaldıktam sonra telefondan.

"Efendim"

"Plan değişti selim abi."

Ben lâl dim ve bir şey istiyorsam onu yapmadan beni kimse durduramazdı ben istediğimi alırdım Aden Lâl Karahan istediğini alırdı.