3. bölüm · Gölgelerin İmparatorluğu

Gölgenin İçine Adım

⋆。°✩ 𝑽𝒆𝒍𝒂𝒓𝒊𝒔

3.bölüm

Mekânda o küçük felaketi çıkardıktan sonra hızlıca oradan çıkmıştık. İlk girdiğimizden daha güzel bir mekân bırakarak hemde.

Malikaneye geldiğimizde hepimizin ilk yaptığı, odalara dağılmak oldu. Hiçbirimiz konuşmamıştık bile; direkt odalarımıza çekilmiştik.

Odamın önüne geldiğimde üstümdeki giysilerin ağırlığını üzerimden atmak istiyordum.

İçeriye girdiğim an dolabıma yöneldim ve dolaptan kırmızı bir gecelik aldım.

Bir insanın geceliği bile kırmızı olmazdı… Artık kırmızıya takıntılı olduğumdan şüphe etmeye başlayacaktım.

Tam giyinmek için üstümdeki elbiseyi çıkaracakken kapı çalındı.

Durup derin bir of çektim. Sikerlerdi böyle işi ya…

“Gel,” diye seslendim.

Kapı hafifçe açılınca içeriye Gül abla girdi.

Malikanenin hizmetlisiydi Gül abla; çok da severdim onu.

Onu görünce yüzüme bir gülümseme koyup:

“Gül ablam, bir şey mi oldu?” dedim.

Gül abla, benim gülümsememden daha güzel bir gülümsemeyle:

“Yok Miran’ım, Zeynep Hanım hepinizi salona çağırıyor,” dedi.

Refleksle kaşlarımı çattım:

“Sebebi?” diye sordum.

Gül abla:

“Bilmiyorum kızım,” dedi.

Derin bir nefes alıp kafamı salladım:

“Tamam, sağ ol Gül abla. Geliyorum ben.”

Gül abla da kafasını sallayıp kapıyı kapatarak çıktıı. Neydi bu saatteki bu önemli tantana acaba?

Üstümü hızlıca değişip yüzümdeki yoğun makyajdan kurtuldum. Üzerime siyah bir tişört, siyah geniş paça bir pantolon ve siyah spor ayakkabı geçirip hızlıca odadan çıktım.

Özenmeme gerek yoktu zaten; gelip uyuyacaktım.

Ben merdivenlere ulaşıp aşağı baktığımda herkes gelmişti, annem de dâhil.

Hızlı hızlı merdivenlerden inip büyük salondaki koltuklara doğru ilerledim.

“İyi akşamlar…” dedim.

Miray’ın yanının boş olduğunu görünce oturup anneme baktım:

“Sorabilir miyim acaba? İyi geceler dememiz gereken bir saatte bize iyi akşamlar dedirten bu önemli konu ne?”

Herkes fazlasıyla ciddiydi. Yorgunluğunda payı vardı tabii.

Annem bana diktiği keskin bakışlarını kaçırıp hepimize teker teker baktı. En sonunda sakin sesiyle:

“Gölge…” dedi.

Hepimiz bir anda dikkat kesildik. Bu adamın namı bile buna yetiyordu.

Hiçbirimiz konuşmadı. Annem devam etti:

“Gölge, yani Karan Demir… Evine özel hizmetli arıyormuş.”

Miray hemen atıldı:

“Özel hizmetli derken? Ne alaka? Bu adam hizmetli tutacak kadar ne yapıyor? Ve en önemlisi, biz bununla ne yapacağız?”

Ona baktığımda yüzünde hiçbir ifade yoktu.

Annem Miray’a bakıp:

“Ne yapacağız… Güzel soru,” dedi.

Derin bir nefes aldıktan sonra devam etti:

“İçinizden birini…” dedi. “hizmetli olarak Karan’ın evine sokacağım.”

Selim hemen araya girdi:

“Zeynep anne, bunun ne kadar tehlikeli olduğunun farkında mısın?”

Annem başını dikleştirip:

“Tehlikeli…” dedi yavaşça, “ama ben birinizin iş başvurusunu yaptım bile ve… onaylandı.”

Anneme bakıp sakin bir sesle:

“Kim?” dedim.

Benimle göz teması kurdu. Artık tanıyamadığım gözlerini benimkilerin içine dikti:

“Sen,” dedi.

Ben mi?

Elif hemen itiraz eder gibi araya girdi:

“Zeynep anne, Aden olmaz! Daha bugün o gölge denen adam Aden’i az kalsın tanıyordu.”

Tam Miray da itiraz edecekken annem sertçe elini kaldırarak onu susturdu ve bana baktı:

“Gitmek istiyor musun, Aden?”

Salon bir an kasvetle kaplanmış gibi hissettim. Kararı bana bırakıyordu; çünkü beni o kadar iyi tanıyordu ki “hayır” demeyeceğimi biliyordu.

Benim annem, artık kendi kızını bile bir gölgenin içine atıp ölüme yollayabilecek bir kadına mı dönüşmüştü, yoksa ben mi öyle zannediyordum?

Evet dersem, gölgenin içinde bir uçuruma sürüklenebilirdim. Ama hayır dersem de kendi gururuma yenik düşerdim.

Ve benim için gurur daha önemliydi.

Kararlı bir şekilde anneme bakmaya devam ettim:

“Gideceğim.”

Selim başını iki yana salladı.

“Bu saçmalık,” dedi sertçe.

“Adam bugün seni fark etti neredeyse Aden!”

Miray da hemen ekledi:

“Aden, ciddi misin? Bu, direkt kendini bir gölgenin içine atmak… Hem de çok karanlık bir gölgenin içine.”

Gözlerimi hepsinde gezdirdim:

“Siz de diyorsunuz, dikkatini çektim.”
Sonra anneme baktım:
“Yani artık arkadan işler yapmaya gerek yok.”

Ayağa kalktım, gözümü annemden çekmeden:

“Yaklaşmak daha mantıklı.”

Dedikten sonra gözlerimi annemden ayırdım.

Annem, birinin bir şey söylemesine izin vermeden ayağa kalktı:

“Yarın sabah gideceksin.”
Bana yaklaştı:
“Ve oraya Aden Lal Karahan olarak gitmeyeceksin… Orada Lal olmanı istemiyorum, Aden. Orada bir hizmetçiden fazlası olma.”

İçimden gülmek geldi. Lal olmamak demek, kan olmamak demek, insanları susturamamak demek, insanlara acı çektirmemek demek, felaket koparmamak demekti.

Düz bir yüz ve sesle sordum:

“İsmim ne olacak?”

Annem hiç düşünmeden cevap verdi:

“Lara Defne Erdem.”

Sonra başını çevirip:

“Gül,” diye seslendi.

Gül abla buraya doğru geldi; elinde karta benzer bir şey vardı ve anneme onu uzattı.

Annem bir süre elindekine bakıp bana uzattı:

“Sahte kimliğin ve sahte hayatın.”

Ben sadece sahte kimliğe baktım.
Elim almak istememiştim; yalan yok, ama zorla kaldırdım ve aldım o kimliği.

Derin bir nefes aldım kimliğe bakarken
"Sabah kaçta gideceğim."

Arda "aden ba-"lafını elimi kaldırıp susmasını işaret edip anneme baktım cevabını bekliyordum

Annem "Sabah 7.30 ta kapıda ol" Kafamı sallamakla yetindim.

Başka bir şey söylemeleri ne izin vermeden atkamı dönüp merdivenlere doğru yürüdüm "Bavullarını hazırlattım ben önceden" Dediğin de hiç durmadım sadece merdivenlererden çıkmaya devam ettim.

O kadar eminmişki kendimi ateşe atacağımdan bavulları bile hazırlatmıştı.

Şimdi o anne miydi yada eski annem miydi.

Hiç durmadım; sadece merdivenlerden çıkmaya devam ettim.

O kadar emindi ki, kendimi ateşe atacağımdan bavulları bile hazırlatmıştı. Şimdi düşündüm de… Bu anne miydi yoksa eski annem mi?

"Gurur, bazen hayatta kalmaktan daha ağır basar; ama vazgeçmemek, seni gerçekten güçlü kılar."