7. bölüm / 17
GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar7 Bölüm Öfkeli Fırtına
Bölümler 17Şu an: 7 Bölüm Öfkeli Fırtına
- 1 1 Bölüm Yeni Başlangıç2.340 kelime
- 2 2 Bölüm Ecel1.176 kelime
- 3 3 Bölüm Sevmenin Bedeli1.169 kelime
- 4 4 Bölüm Derin Acı2.164 kelime
- 5 5 Bölüm Kıyamete Kadar1.664 kelime
- 6 6 Bölüm Yitip Giden Fırtına1.966 kelime
- 7 7 Bölüm Öfkeli Fırtına1.612 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 8 Bölüm Öfke Canavarı846 kelime
- 9 9 Bölüm Eskiyi Hatırla2.089 kelime
- 10 10 Bölüm Bir Aile2.697 kelime
- 11 11 Bölüm Gizli Bağ1.340 kelime
- 12 12 Bölüm Vazgeçmeyiş1.075 kelime
- 13 13 Bölüm Kardeş636 kelime
- 14 14 Bölüm Annenin Acısı3.218 kelime
- 15 15 Bölüm İpler Bende Kukla1.190 kelime
- 16 16 Bölüm Av Başlasın852 kelime
- 17 17 Bölüm Senin İçin Direndim1.612 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Acılar ve kayıplar insanı zayıf yapmaz, tam tersine onu daha güçlü yapar. Bu sayede sevdiklerini daha iyi korur ama ne kadar korursa korusun tehlike en savunmasız anında gelir.
Akşam olmuştu, herkez evde davet için hazırlanıyordu. Davete Gölgeleri de davet ettim, biraz tereddüt etseler de en sonunda kabul ettiler.
Özel dikim takım elbiseme kısa bir göz gezdirdim, çok abartılı duruyordu. Onu alıp dolaba geri koydum, dolaptan borda balıkçı yaka kazağımı giydim, altıma ise siyah kumaş pantolon giydim. Abartılı kıyafetler giymem beni daraltıyor.
Üstüme siyah paltomu geçirdikten sonra odamdaki banyoya ilerledim. Kapıyı hafifçe tıklattım "İlayda, hazır mısın?"
"Sayılır, elbisemin arkasını bağlar mısın?" kapıyı yavaşça açıp içeri girdiğimde gözlerim resmen büyüklenmiş gibiydi. Üstünde siyah uzun elbise vardı, karın çevresi siyah dantelliydi, bir süre ona bakmaktan haraket edemedim. Benim bu halime gülmeye başladı "Atlas Bey lütfen şu elbiseyi bağlayın yoksa üstümden düşecek" kendime gelip onun arkasına geçtim. Elbisenin ipleri bağladıktan sonra ellerim beline gitti
"Düşsün sevgilim, seni öyle bile saatlerce izlerim" dudaklarımı onun dudaklarına bastırdım, elim bacağındaki yırtmaça kaydığında bir an titredi, eli hızla elimi tuttuğunda bu sefer onu bana çevirdim. Onun vücudunu biraz daha kendime çektiğimde yanaklarını kıpkırmızı olmuştu, yine utanmıştı.
"Sana olan sevgimi anlatmaya kelimeler yetmiyor İlayda" elimi yanağına götürdüm "Çünkü ben seni anlatılacak biri olarak değil, uğruna her şeyi göze alacağım biri olarak gördüm.” senin uğruna ölmek varsa gözümü kırpmadan ölürüm.
Gülümsedi, o gülümsemesi beni eritiyordu "Öyleyse bırak kelimeleri Atlas...Bazı sevgiler anlatılmaz yaşanır. Biz de sevgimizi dibine kadar yaşatalım Atlas" elim bu sefer onun güzel saçlarına gitti, o güzel çiçek gibi kokan saçları.
Elinden tutup onu banyodan çıkardım, sonra masada duran hediye kutusunu aldım. Kutuyu görünce şaşırmıştı "Bunu senin için yaptırdım" kutuyu açtığımda gözleri kocaman açılmıştı, ne diyeceğini bilemiyordu.
Ona özel olarak yeşil zümrütlerden oluşan kolye yaptırmıştım,kolyeyi kutusundan çıkarıp elime aldım "Boynuna takayım bide boynunda gör" gülümseyerek saçlarını toplayıp bana arkasını döndü. Kolyeyi özenle boynuna taktım.
Aynadan boynundaki kolyeye bakıyordu. Kolyenin çevresi zarf vurgular ile çevrili ve kolyenin göz bebeği yeşil zümrüt taşı. Tam ortada ve çevresi zarif pırlantalarla kaplıydı.
Bir süre konuşmadı, sadece kolyeye odaklanmıştı, bir an beğenmedi zannettim "Eğer beğenmediysen söyle senin istediğin şekil tasarlatırım"
"Hayır, hayır çok beğendim. Zümrüt taşı benim en sevdiğim taş" neşeyle yüzünü bana döndü "Teşekkür ederim, bunu asla boynumdan çıkamayacam" boynuma sarıldığında bende ona sarıldım "Sen yeter ki iste, bu dünyayı ayaklarının altına sereyim"
"Bana dünyaları vermene gerek yok. Yanımda sen ol yeter"
Dışarı çıktığımızda herkez arabaların oradaydı. Asaf, Işıl, Uraz ve Alp ilk arabaya binecekler, ben, İlayda, Duru ve Aren de onların arkasındaki arabaya binicez. Kuzey evde Vera ile kalacak zor olsa da obu evde kalması için ikna etmiştim.
Kapıyı açıp İlaydanın girmesi için öncelik verdim, diğer herkez arabaya bindikten sonra en son arabay ben bindim. Kapıyı kapatacağım sıra arabaya hızla Nivor girdi, bir an şaşırmıştım "Nivor, hemen in arabadan, senin ne işin var orda?" ama inmeye hiç niyetli değildi. Aren onu tasmasından tutacağı an hızla ona dönüp tısladı, Aren korkuyla elini geri çekti "Bu birgün beni yiyecek ama ne zaman?"
İnmesi için ne kadar zorlasam da asla inmedi, mecburen oda bizimle gelecekti. Arabalar hareket ettiğinden beri yol boyunca sessizdik. Aradan baya bi zaman geçmişti ve mekana gelmiştik. Arabanın kapısı açıldığında önden ilk ben indim sonra elimi İlaydaya uzattım. Elimş tutup arabadan indiğinde diğerleri de arabalardan inmişlerdi.
Fotoğraacılar korumaların arasından bizim resmimizi çekselerde buna pek aldırış etmedim.
Kapılar açıldığında benden önce içeriye Nivor girdi, etrafı kısa bir an inceledikten sonra yanıma gelip oturdu.
Duvarlarda bir sürü kupa ve madalya vardı. Altın çerçevelerde klubün en iyi sporcularının resimleri vardı.
Uraz kısa bir an etrafı izledi, boynundaki kravatı eliyle gevşetti "Eeee şimdi ne olucak, böyle bekleyecek miyiz?" dedi, kısa bir an etrafa baktım. Büyük bir kapı hızla açıldı ve içerden bir adam koşarak yanımıza ilerledi.
Başını saygıyla eğdi "Господин Атлас, простите, что заставил вас ждать" (Atlas bey affedin efendim sizi beklettim) elimle başını kaldırması içşn haraket yaptım.
Eliyle bize öncelik verdi "Мы подготовили для вас королевский вид, сэр" (Kral manzarasını sizin için ayarladık efendim) Kral manzarası ringe bakan büyük bir balkon gibidir, oraya sadece zenginler veya benim gibi adamlar gidebilirsi.
Asansörde çıkıp bizim için ayrılan Kral manzarasına gelmişştik. İçeriyw geçtiğimizde içerisi büyük bir balkon gibiydi, kenarda yiyecekler ve içecekler vardı ve maç alanına bakan camın önünde büyük koltuk vardı.
"Siz rahatınıza bakın, Asaf benimle gel kayıtlarını yapalım" Asaf başını sallayıp beraber odadan çıktı.
Kayıt odasına giderken gözüm istemsizce ona kayıp duruyordu, yüzü asıktı. Bu maça katılcam dediğinden beri sürati asıktı.
"Sen iyi misin?" ama beni duymamış gibiydi, elimi omzuna koyduğumda irkilerek bana baktı "Sana seslendim Asaf, iyi misin?"
"Evet, uzun zamandır çıkmıyordum da biraz stres oldum" pek stres olmuş gibi değil de sanki üstü kapanmış yarası tekrar açılmış gibiydi. Onu daha fazla sıkmadım, zaten kayıt odasına gelmiştik.
İçeriye girdiğimizde kayıt işlemi yapılan masaya gittik, Asaf gerekli kağıtları adama verdi. O kayıt işlerini yaparken bende odadaki resimlere bakıyorum. Bu resimleri kim astı buraya acaba, pembe etek giymiş köpek resmi ne alaka. Bunu yapan kişinin kafası nasıl çalışıyor acaba?
Bir süre tabloları izledim, o sıra bakışlarım camın dışındaki tanıdık yüze kaydı, Nolan. Camın dışında bsna bakıyordu, bide bana el sallıyordu. Daha fazla dayanamadım.
Hızla odadan cıktım "Atlas nere, Atlas" bana seslenen Asafı bile umursamadım. Nolan yaslandığı duvardan uzaklaşıp bana doğru ilerledi "Bay Kor, bu ne güzel supriz" hızla ellerimke yakasından tuttuğum gibi duvara çarptım "Sen canına mı susadın lan!" sesim koridorda yankılanıyordu ama bu onun hoşuna gidiyordu. Arkasındaki adamlar bana doğru ilerlediğinde önlerine Maxsim geçti.
Nolan gülerek Maxsime şaşkınca bakıyordu "Bu sanırım senin gölgen. Gerçekten sağlam adama benziyor" gözlerini Maxsimden çekip bana dikti "Söylesene Kül nasıl oldu, umarım iyidir" öfkem daha da yükseldi. Yumruğumu kaldırıp tam onun suratına indireceğim sıra kolumdan Asaf yakalayıp beni ondan uzaklaştırdı.
"Atlas yapma, seni kışkırtıyor sadece boşver" bu sefer bakışlarını Asafa dikmişti "Ah çok pardon seni biliyorum. Asaf Tufan" elini ona doğru uzattı "Seninle tanışmak büyük bir şeref" Asaf kısa bir an onun eline baktı, sonra bakışlarını ona dikti "Şeref onurlu insanlarda vardır. Sana baktığımda onu göremiyorum" Nolan sinir olmuştu, ama belli etmemeye çalışıyordu, elini indirip cebine yerleştirdiğinde Asafı baştan aşağıya süzüyordu. Asaf onu umursamıyordu, kolumu tutup beni sürükleyerek oradan uzaklaştırdı.
Maç saati gelmişti, Asaf da birazdana çıkıcaktı. Hepimiz merakla Asafı bekliyorduk ama bizden daha heyecanlı olan kişi Işıldı. Sürekli soru sorup duruyordu, ne zaman gelecek, ne olacak, onun yanına gidicem. Beynimi yedi resmen.
Koltukta oturmuş İnsanları izliyordum yanımda da İlayda oturuyordu. Arada bana kaçamak bakışlar atıyordu, birşey soracak kesin.
"Birşey mi oldu?" başımı ona çevirdim "Bunu neden sordun şimdi?"
"Odaya geldiğinden beri kaşların çatık, bana bile çatık kaşla bakıyorsun" elimi onun omzuna atıp onu kendime çektim "Özür dilerim güzelim, biraz başım ağrıyor" gözlerini kısarak bana bakıyordu "İnanıyım mı?"
"İnan güzelim" tam ağzını açıp birşey diyeceği sıra insanlar alkışlamaya başladığında başımızı aşağıya çevirdik.
Sunucu ringin ortasında çıkmış insanları selamlıyordu "Добро пожаловать всем"(Hepiniz hoşgeldiniz) insanlar alkışlamayı bitirip sunucuyu dinlemeye başladılar
"Мы благодарны каждому из вас за то, что не оставили нас одних в этот вечер. Особенно рады видеть среди нас нашего партнёра, господина Атласа Кора Карайеля. Для нас большая честь принимать вас здесь" (Bu akşam bizi yalnız bırakmadığınız için hepinize minnettarız. Özellikle ortağımız sayın Atlas Kor Karayel, sizi de aramızda görmek büyük bir şeref) başımla selam verdiğimde adam konuşmaya devam etti "Что ж, не будем тянуть время — пусть начнутся матчи" (Pekale lafı fazla uzatmadan maçlar başlasın)
Ringin her iki yanından oyuncular gelmeye başladı, ve Asafta geliyordu.
Asaf Tufan
Gücüm yumruklarımda değil, kaybettiklerime rağmen hâlâ ayakta oluşumda.
Abimi kaybettiğim gün acıyı tanıdım; ringe her çıktığımda ise o acıyı güce çevirmeyi öğrendim. Ve bugün uzun zaman sonra ilk kez çıkıyorum ringe. Ama çıkma sebebimi kimseler bilmeyecek.
Aynada son kez kendime baktım, elimdeki eldivenleri uzun uzun izledim, bunları takmak bana acı veriyordu. Sol göğsümdeki hortum dövmesine baktım, aynısı abimde de vardı.Ama artık bugün herşey biticek, bütün acılar biticek.
Odadan çıkıp büyük koridorda yürümeye başladım, insanların alkış seslerini duyuyordum. Koridordan çıkıp ringe geldiğimde çıkmadan önce başımı kenardaki balkona çevirdim, beni izleyen güzel yıldızım. Bana hem korkuyla hemde sevinçle bakıyordu, ringe çıkmadan önce ona bir göz kırptım.
Ve adımımı ringin minderine attığımda alkışlar arttı. Ringin ortasında durdum, hakem diğer alanı gösterdi, Rusça konuştu ama anlamadım ama rakibimi biliyordum.
"Poyraz Demirören" namı değer, abimin katili. Onu bildiğimden katıldım, yarım kalan işi bitirmek için.
Poyraz ringe doğru geldiğinde bir an duraksadı, beni gördüğünde gözleri kocaman açılmıştı. Çekinerek ringe girdiğinde aramızda birkaç adım mesafe kalmıştı.
Eldivenli elini selam anlamında bana uzattı, ama ne elimi uzattım nede cevap verdim. Birkaç adım ondan uzaklaştığımda oda benim gibi uzaklaştı.
Hakem düdüğü çaldı ve maç başladı.
İlk hamleyi o yaptı, bana doğru gelip yumruk savurduğunda hızla sıyrılıp karın boşluğuna yumruk attım "Beni tanıdın sanırım" onun suratına yumruk savurduğumda kendini koruyup benden uzaklaştı "Sizi unutmak mümkün değil Tufan"
Yüzüme doğru yumruk savurduğunda yana kaydım, eğilerek ayağımda ayağına çelme takıp onu yere düşürdüm. Hakem aramıza girdiğinde beni ondan uzaklaştırdı.
Ayağa kalktı, bana öfkeyle bakıyordu, bende bunu bekliyordum. Hakem başlamamız için işaret verdiğinde bana hızla ilerledi, ardı ardına yumruklar savurduğunda kollarımla yüzüme gelen yumrukları engelliyordum "Abini öldürdüğüm gibi seni de öldürmeliydim" Bunu duyduğum an kan beynime sıçradı, bu kadar oyun yeter.
Bana attığı yumruğu durdurup suratına yumruğumu geçirdim. Geri savrulduğunda durmadım, yine suratına yumruk attım, yine ve yine.
Bu sefer bana yurmuk atan o oldu, dizlerimin üzerine düştüğümde kolunu boynuma dolayıp beni boğmaya çalıştı. Elimdeki eldivenleri çıkartıp kenara attım, dirseğimle karnına ardı ardına vurduğunda kolunu boynumdan cektiği an dönerek bu sefer boynundan ben yakaladım.
Kolumu daha çok sıktım kulağına eğilerek "Neden abime Fırtına diyorlardı biliyor musun?" bilekliğime yerleştirdiğim küçük jileti çıkarıp parmağımına arasına sıkıştırdım "Fırtına gelip geçtiği her yeri yerle bir ediyor. Şuan yanında bir Fırtına var" parmağımın arasındaki jiletle hızla onun boynunu kestiğimde gözleri kocaman açılmıştı "Bu Hazem için" onu kendimden uzaklaştırdımda insanlar çığlık atmaya başladılar.
Ben Asaf Tufan, namı değer Öfkeli Fırtına, Hazem Tufan, sözümü tuttum abi. İntikamını aldım, artık rahat uyuyabilirsin.
Tufanlar sözünü unutmaz, sözünü tutar.
