10. bölüm · GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar

10 Bölüm Bir Aile

Bayan Gölge

İlayda Kutay
Bir yetişkini mutlu etmek çok zor ne istediğini, ne sevdiğini bilemessiniz. Ama bir çocuğu mutlu etmek çok daha kolay çünkü onlar ne alırsan al ne yaparsan yap hep severler. Onlar en masum olanlar.

Mutfak büyük bir savaş alanına döndü, yumurta kabukları, un, yağ her yer çok dağıldı. Ama gayet iyi ilerliyorum.Pasta için sadece üç kek kaldı ondan sonra süsleme kalıyordu.
Tabi bu işte bana bana yardım eden sevgili yardımcılarım da var. Aren yüzü un içinde yere oturmuş bıkkınca oturuyordu, diğer yandan pasta kremasını yapmaya uğraşan Uraz vardı. Ama en komik olanı taktığı önlükler, üzerlerinde kalpli önlükler vardı.
Aren yerden kalkıp çatık kaşlarla bana dikti "Tamam pasta dedin yardım ederiz dedik ama bu önlükler ne alaka ya?" bu haline gülmeye başladım ama ben gülünce daha çok sinirlendi "Oldu olacak elimize kalpli değnek de ver tam olsun"
Uraz elindeki kabı bırakıp merakla bana baktı "İlayda bu önlükler gerekli miydi?"
"Evet gerekli hem ayrıca çok tatlış olmuşsunuz"
"Tabi canım bide saçımıza toka tak tam olsun" Aren bir an durdu, işaret parmağını kaldırıp "Sakın" diye beni tehdit etti. Fırına iki kek kabınk daha yerleştirdikten sonra biraz dinlenmek için sandalyeye oturdum.
"Abartma Aren bence önlükler güzel" Uraz bunu dediğinde Aren şaşkınca ona bakakaldı "Ulan sen katılsın ne ara ev hanımı oldun. Ulan sen elinde silah tutarken şimdi elinde mikser tutuyorsun"
Onların bu halini görünce gülmeden edemedim, onların anlayamayacağını düşünürdüm ama şimdi birbirlerine herkezden daha çok güveniyorlar.
Aren Uraza uzun konuşmasını yaptıktan sonra yanıms oturup bir sigara yaktı. Aklımda hep onun nereli olduğu vardı, Türk değil orası kesin.
"Aren sana birşey sorcam" meraklı başını bana çevirdi "Söyle"
"Sen nerelisin yani Türk olmadığının belli çünkü Türkçen kayık" dedim bunu duyduğunda gülmeye başladı. Saçlarını eliyle karıştırıp bana baktı "Sence nereliyim ben?"
"Afganistan yada Hindistan" dediğimde kaslarını düşürdü "Abart istersen, bide Suriyeli de tam olsun"
"Ay tamam Aren söyle nerelisin ya?" birkaç saniye hiçbir şey demedi sonra "Ben Amerikalıyım" dedi "Annem de Amerikanın Chicago kentinden " doğrusu bunu hiç beklemiyordum yani biraz benziyor gibi.
Uraz da benim gibi şaşkındı "Bir saniye sen şimdi Hristiyan mısın?"
"Hayır değilim annem Hristiyan babam Müslüman, bende Müslümanım" Uraz Arene sanki başka birşey soruyormuş gibi bakıyordu en sonunda Aren ne dediğini anlamıştı "Lan salak Müslümanım dediysem tabiki oldum onu da" onların ne demek istediğini anlamıştım gülmeden duramadım.
Aren sigarasından içine çektiği an bir anda durmadan öksürmeye başladı, kenardan ona uzattığımda suyunu tek dikişte içti.
"Sana doktor sigarayı bırak dedi man kafa" Duru elinde kocamam kutuyla içeri girdi, kutuyu zor olsa da masaya bıraktı. Başımla kutuyu işaret ettim "Duru bu kutuda ne var?" Duru gülümseyerek kutunun üstündeki bezi açtı, orman meyveleri vardı.
Neşeyle ayağa kalkıp ona sarıldım "Sen harikasın Duru, nerden buldun bu kadar meyveyi?"
"Canım bizde birileriyiz yani" benden uzaklaşıp çatık kaslarını Arene dikti "Gelelim sana Aren Bey" elindeki sigarayı ve ve cebindeki paketi aldı "Doktor sana sigara yok dedi, sen me ara aldın bunları?"
"Sen doktora ne bakıyorsun, beni mutlu eden bu" ikisinin arasına hızla girdim "Tamam susun daha uyuyanlar var evde. Aren sen doktora mı gittin?" dediğimde bir süre birşey söylemedi o konuşmayınca bu sefer lafa Duru girdi "Bu sürekli öksürüyordu bizde zorla onu doktora götürdük , boğazları enfeksiyon kapmış. Doktor da hemen sigarayı bırakması gerektiğini söyledi ama bırakmıyor işte" bıkkınca başımı salladım, arkamı dönüp fırındaki pasta keklerine baktım ve pişmişlerdi. Fırını kapatıp eldivenlerimi elime taktıktan sonra fırından kekleri çıkardım sonra kalan son pasta kekini de fırına yerleştirdim.
"Aren sende kendine dikkat et ve sigarayı da bırak. Kendi sağlığın daha önemli" bu dediğimi edilemeyecekti kesin ama ben yinede söyledim.
Mutfak kapısının kenarından bizi izleyen Umayı gördüm, onu gördüğümde aklıma Uraz geldi, onunla konuşacaktım.
"Uraz biraz konuşabilir miyiz senle?" dediğimde benim bu tavrıma şaşırmıştı ama sonra başıyla beni onayladı, önlüğünü çıkardıktan sonra mutfaktan uzaklaştık.
Mutfaktan çıktığımızda Umay ortalıkta yoktu, muhtemelen Urazı gördüğü için kaçmıştı.
Mutfaktan çıkıp Durunun kış serasına gittik. Camdan dışarı izlemeye başladık, bir süre sessizdik ama sessizliği Uraz bozdu "Benim de sana sorum olacak İlayda" dediğinde merakla ona baktım "Sor" dedim.
"Şu akşam Atlasla gelen kız, kim biliyor musun?" şuan büyük bir çıkmazın içerisindeyim. Bir yanım ona her şeyi söylemek istiyordu, onun kardeşi olduğunu. Ama bir yanım da söylemek istemiyor çünkü anne babasının ölümü kardeşi yüzündendi.
"Ben, bilmiyorum bunu neden merak ettin ki?"
"Bilmiyorum ama nedense onu gördüğüm zaman bana çok tanıdık geldi"
Bir süre onun yüzüne baktım ama her baktığımda kahroldum, sana asla yalan söylemedim, senden sır saklamadım Uraz ama bunda sana hiçbir şey söylemem.
"Bilmiyorum, bunu Atlas uyandığında ona sor istersen"
"Sahi o nasıl oldu uyandı mı?" başımı iki yana salladım. Akşamdan beri başında uyanması için bekledim ama nafile. Kuzey birkaç güne anca toparlar demişti. "Peki sen beni neden çağırdın, birşey mi oldu?" bana merakla bakıyordu, sahi ben ne diyecem ki? Ailesini iyi bildiğini ama aslında kötü mü olduğunu yoksa yıllarca aradığı ,bilmediği kardeşinin onu bilmesini mi?
Boğazıma bir yumru oturdu sonra kendimi toparlayıp "Bana anlattığın birşey vardı, hani kardeşin hakkında" dediğimde gözlerinin içi parladı "Evet"
"Eğer şimdi karşına çıksa ben senin kardeşinin dese ne yapardın?" bu sözleri duyduğunda bir an durdu, bir süre düşündü. Sonra sakin ama kırgın bir sesle "Hiçbir şey yapmazdım sadece izlerdim, onu bir daha unutmamak için uzun uzun izlerdim. Sonra da ona sıkıca sarılırdım" o konuştukça benim gözlerim dolmuştu.
Sana söylemek istiyorum ama korkuyorum Uraz.
Gözlerimin dolduğunu gördüğünde bir an şaşırdı "İlayda ne oldu?" boğazım düğümlendiği için konuşamıyorum. Beni tutup kendine çektiğinde elini saçlarımda gezdirdi "Ah seni sulu göz, her şeye bu kadar duygulanma kızım" dedi sonra yüzümü elleri arasına aldı, gözümden akan her yaşı sildi "Benim güzel kardeşim ağlama sakın. O Atlas da seni ağlatırsa söyle bana" dediğinde gülmeye başladım "Merak etme senden önce ben döverim onu" oda benim gibi güldü "Hah şöyle gülümse sen, ağlama. Ağlamak sana yakışmıyor sana gülmek yakışıyor"
"Tamam neyse hadi gidelim, kesin Aren mutfağı yerle bir etmiştir. Daha çok iş var"

20:00
Akşam olmuştu bile, pasta zor olsa da bitmişti ve Veranın Hayalindeki gibi olmuştu.
Herkez evin bir köşesine dağılmış hazırlanıyorlardı ve bende odamda hazırlanıyordum. Gelmek istememiştim çünkü Atlası bırakmak istemedim ama Vera hüngür hüngür ağladığı için mecburen geliyordum.

Üzerimde kırık beyaz tonlarında, omuzlarımı açıkta bırakan zarif bir triko elbise vardı. İnce dikey dokusu belime kadar vücudumu sarıyor, belden sonra hafifçe açılarak etek kısmında yumuşak bir görünüm oluşturuyordu. Uzun ve genişleyen kolları her hareketimde hafifçe sallanıyordu.
Elbiseyi diz üstüne kadar uzanan kahverengi-bej süet çizmelerim ve küçük altın küpelerimle tamamlamıştım. Son olarak saçlarımı dağınık bir topuz yaptım ve hazırım.Aynaya son kez baktığımda, sade ama zarif görünüyordum. Tam istediğim gibiydi. Ne fazla abartı nede çok sade.
Takı masama doğru ilerledim kilitli kutuyu açtığımda yeşil Zümrüt kolmeyi yavaşca kutudan çıkarıp boynuma taktım. Ona zarar gelmesin diye kilitli kutuda saklıyorum.
Krem çantamı da kenardan alıp odadan çıktım ve direk Atlasın odasına ilerledim. Kapıya geldiğimde odadan Kuzey çıktı, beni gördüğünde bir an şaşırdı "Vay İlayda çok şık olmuşsun" onun iltifatına gülümseyerek karşılık verdim "Atlasa bir bakayım nasıl diye sonra çıkarız" elim kapı koluna gittiği an Kuzey elimi tutup hızla çekti. Şaşkınca ona baktım.
"Kuzey ne yapıyorsun sen çekil Atlasa bakıcam"
"Uyuyor işte neyine bakıcan ki?"
"Kuzeu sevgilim o benim tabi bakarım ben"
"Yani oda benim kardeşim, sen yokken ben vardım" dediğinde gülmeye başladım resmen gelin görümce gibiyiz "Sen Atlası benden mi kıskanıyorsun Kuzey?" yüzünde kıskanç bir gülümseme belirdi "Neden kıskanacakmışım ki, her neyse beni manipüle etmeye çalışma. Hadi gidiyoruz"
Beni sırtımdan zorla iterek merdivenlere götürdü artık mecburen aşağı indim.
Merdivenlerden inip kapıya doğru ilerlediğimizde herkez kapıda bizi bekliyordu. Bizim geldiğimizi gören Vera neşeyle bans koşup sarıldı. Ona sarıldıktan sonra elini tutup yavaşça döndürdüm.
Vera’nın üzerinde beyaz gömlek yakalı, mavi tonlarında zarif bir elbise vardı. Gömleğin önündeki uzun beyaz kurdele yakasına ayrı bir hava katıyor, mavi elbisenin askıları omuzlarından aşağıya doğru uzanıyordu.
Bel kısmından sonra hafifçe açılan eteği, her hareketinde usulca sallanıyordu. Beyaz botları ve elindeki küçük çantasıyla öylesine tatlı görünüyordu ki ve sarı dalgalı saçlarını salık bırakmıştı,ona bakarken istemsizce gülümsedim. "Vera çok güzel olmuşsun canım"
"Teşekkür ederim, sende çok güzel olmuşsun" elimi sıkıca tutup yanımda durdu. Diğerlerine de teker teker baktım, Durunun üzerinde beyaz uzun elbise vardı, Işıl ise yine ayrı şıktı. Üzerinde zarif bebek mavisi mini elbise vardı. Ama benim dikkatimi çeken şey Umaydı, üzerinde uzun kollu borda bir elbise vardı ve gerçekten çok şık olmuştu.
Aren de kenardan çıkıp yanımıza geldi "Pekala hadi çıkalım arabalar bizi bekliyor" dedi ve kapıyı bize açtı.
Umarım, umarım ki bu akşam güzel geçer. Kendim için değil, Vera için.

En sonunda otele geldik ve gerçekten mest oldum. Otel çok büyüktü, bahçede bir sürü maket, süslemeler gerçekten harikaydı.
Arabadan indiğimde elimi hiç bırakmayan Vera da tam yanımdaydı. Otele doğru ilerlediğinizde üzerimde meraklı bakışların olduğunu biliyordum ama buna takmadım.
Kapıdaki adamlar kapıyı bize açtığında merakla içeri ilerledim. İçerisi çok genişti, tavanlarda büyük kristal avizeler vardı. İçerdeki insanlar bizi gördüğünde merakla bize bakmaya başladılar.
Aren arkadan hızla bizim önümüz3 geçip bize masamızı gösterdi. Büyük yuvarlak masaya oturduğumuz an masamıza servisler başladı. Ama bunlar yerine elimi şarap bardağına uzattım.
Kırmızı şarabımdan bir yudum aldıktan sonra kısa süre etrafıma bakındım. Sonra başımı yanımda oturan Kuzeye çevirdiğinde telefondan blok blast oynuyordu, gülmemek için kendimi zor tutuyorum şuan. Büyük bir dikkatle blokları yerleştiriyordu
"Kuzey…"
"Şşşt."
"Sen ciddi misin?"
"Çok ciddiyim."
"Block Blast mı oynuyorsun?"
"Evet." dediğinde gülmeye başladım. "Burada?"
"Evet."
"Davette?"
"Evet."
"İnsanların arasında?" oflayarak bana baktı "İlayda, soruların beni oyundan daha fazla geriyor." dediğinde ona kaşlarımı çattım "Ay aman, kaç puandasın?"
Kuzey gururla gülümseyerek ekranı bana çevirdi."18 bin." şaşkınca ona baktım, bu resmen hasta. "Senin gerçekten yardıma ihtiyacın var."
Somurtarak bana baktı "Kıskandığın için böyle konuşuyorsun."dediğinde şaşkınca ona baktım "Kıskanmak mı? Ben hayatımda ilk kez birinin Block Blast skoruna bu kadar utandım."
"20 bine çıkınca özür dileyeceksin."
"Çıkamazsan?"
"O zaman… bana pasta alırsın."
"Neden?"
"Moral desteği."
"Sen doktor değil misin?"
"Evet."
"O zaman kendi hastalığını kendin teşhis et."
"Teşhis belli." telefonu tekrar kendine çevirip oynamaya devam etti "Block Blast bağımlılığı."
"En azından farkındasın" beni duymazdan geliyordu, bende hızla elindeki telefonu çekip aldım. Bir an şaşkınca bana bakmaya başladı "İlayda" dediğinde sesi sert çıkıyordu. Gülümseyerek ona baktım "Efendim?"
"Telefonumu ver"
Başımı iki yana salladım "Hayır"
"İlayda."
"Hayır"
"İlayda, son hamlem vardı!"
"Kuzey bu telefondan kaldır başını da etrafına biraz bakın" somurtarak bardağındaki şarabın hepsini tek dikişte bitirdi.
Bana bir süre somurtarak baktıktan sonra artık dayanamadım, telefonunu ona uzattım. Telefonu gördüğü gibi hızla elimden çekip aldı "Merak etme bu son tur olacak" büyük bir sevinçle oynamaya devam ederken ona gülmeden edemedim.
Kuzey ile iyi anlaşıyoruz, beni anlıyor, dertlerimi dinliyor benim en iyi arkadaşım oldu.
Oyunu bitmiş olacak ki telefonu kapatıp masanın üstüne koydu, ona bakarken kolunda bir bileklik dikkatimi çekti. Yuvarlak cam bilekliğin içinde bir tutam kızıl saç vardı. Elimi koluna uzatıp baktım "Bu saç kimin Kuzey?" dedim. Biraz kasılmıştı ama sakinliğini bozmadan "Benim için değerli olan birinin" dedi ve kısık sesle "Hep öyle olacak biri" dedi, bunu duydum ama hiçbir şey söylemedim. Galiba sevdiği kadının ve sanırım onu kaybetmiş olmalı.
Bir süre masada sessizdik, misafirler gülüp eğleniyorlardı, normalde böyle yerlerde nir saniye bile durmam hemen giderdim ama Verayı tek bırakamazdım.
Masadan kalkıp etrafta dolaştım. İnsanlara yapmacık bir gülümseme atıyordum, hepsi çok sevimsiz insanlar.
Baristanın yanına gidip viski istedim, hemen önüme kristal bardakta viskiyi koydu. Baristanın önündeki küçük sandalyeye oturup viskimi yudumladığım sıra yanımdaki sandalyeye biri daha oturdu, onu takmadan viskimi içmeye devam ettim.
"Güzel bir etkinlikte güzel bir bayan" kaşlarımı çatarak o adama baktım sol gözü kahverengi sağ gözü ise maviydi. Bu adamı bir yerden tanıyor gibiyim ama bir türlü hatırlayamadım.
"Bana mı dediniz beyefendi" gülümsedi ve tam olarak bana döndü "Size dememde bir sakınca yoktur umarım?" gülümsedim ama sinirdendi.
"Var beyfendi, tavrınıza dikkat edin" dediğimde sesim sert çıkıyordu. Adam beni baştan aşağı süzmeye başladı "Demek Atlası baştan çıkaran kadın sensin, Atlasın baştan çıkması doğruymuş" sakin kalmaya çalışsam da adamın gülümsemesi beni daha da sinirlendiriyordu.
Ayağa kalkıp oradan uzaklaşmak istedim ama birden bileğimi tutup beni durdurdu "Biraz daha otur lütfen" sabrımın sınırlarındaydım.
Dudaklarımda küçümseyen bir gülümseme belirdi. "Bileğimi bırak.”
Elini çekmek yerine tutuşunu sürdürdü.
Bir saniye bile düşünmeden diğer elimle onun bileğini kavrayıp ters yöne çevirdim. Yüzündeki sakin ifade bir anda kayboldu.
“Şimdi beni iyi dinle.” sesimi alçalttım.
“Beni tanımıyorsun. Ben de seni tanımıyorum. O yüzden bir daha bana dokunmaya kalkarsan, bu sefer bileğini sadece çevirmekle yetinmem.”
Elini bıraktım ve gözlerinin içine baktım.
“Kim olduğunu bilmiyorum ama bana nasıl davranacağını çok iyi öğrenebilirsin.”
Arkamı dönüp yürümeye başladım.
“Ve bir daha bana ‘otur’ demeden önce, önce kendi haddini bil.”
Üstümü başımı düzeltip masamıza ilerledim. Masaya gittiğimde Kuzey masada yoktu.
Masaya oturduğunda müzik sesi kesildi, büyük sahneye Kuzey çıkmıştı, insanlar onu görünce alkışlamaya başladılar.
Kuzey eline mikrofonu alıp herkeze başıyla selam verdi "Снова добро пожаловать всем" (Hepiniz tekrar hoşgeldiniz) herkez tekrar alkışladılarında bu sefer bizde alkışladık.
"Иногда в жизни бывают моменты, когда, как бы мы ни были заняты, нам нужно остановиться и оглянуться вокруг. Вспомнить, кто находится рядом с нами, что мы оставили позади и насколько ценным на самом деле является время, проведённое вместе…"
(Bazen hayatın içinde öyle anlar vardır ki, ne kadar yoğun olursak olalım durup etrafımıza bakmamız gerekir. Kimlerin yanımızda olduğunu, neleri geride bıraktığımızı ve birlikte geçirdiğimiz zamanın aslında ne kadar değerli olduğunu hatırlamak için…) bir süre sustu ve bakışları kolundaki bilekliğe kaydı ama sonra kendinş toplayıp tekrar konuşmaya başladı.
"Сегодня мы собрались здесь не только для того, чтобы отпраздновать приход зимы. Мы здесь, чтобы смеяться вместе, создавать прекрасные воспоминания и, возможно, снова оказаться за одним столом с людьми, которых давно не видели."
(Bugün burada yalnızca kışın gelişini kutlamak için toplanmadık. Birlikte gülmek, güzel anılar biriktirmek ve belki de uzun zamandır görmediğimiz insanlarla aynı masada oturabilmek için buradayız)
Salondaki herkeze teker teker bakıp gülümsedi.
"И эта ночь для нас немного особенная. Потому что сегодня мы хотим отпраздновать радость, которую принесла в нашу жизнь одна маленькая девочка, её доброту и то, как много места она занимает в наших сердцах, несмотря на свой маленький возраст"
(Ve bu gece bizim için biraz daha özel. Çünkü bugün hayatımıza kattığı neşeyi, masumiyeti ve küçücük hâliyle kalplerimizde ne kadar büyük bir yer kapladığını kutlamak istediğimiz biri var)
Beyaz ışıklar masadaki Veranın tam üstüne gelmişti, Vera bile şaşkınca bakakaldı.
"Сегодня твой день. Ты стала ещё на один год старше. Я надеюсь, что, взрослея, ты никогда не потеряешь эту улыбку на своём лице. И что, несмотря ни на что, что принесёт тебе жизнь, ты всегда будешь помнить: рядом с тобой есть люди, которые тебя любят"
(Bugün senin günün. Bir yaş daha büyüdün. Umarım büyüdükçe yüzündeki bu gülümseme hiç kaybolmaz. Hayat sana ne getirirse getirsin, yanında seni seven insanların olduğunu hep hatırlarsın)
Veranın gözleri mutluluktan dolmuştu, onu öyle görünce benim de gözlerim dolmuştu. Salondaki herkez alkışlamaya başladığında bizde hemen alkışladık.
Vera’nın yüzündeki mutluluğu görünce içimde sıcak bir his oluştu. Onun gözleri parlıyordu; sanki o an dünyadaki en güzel hediyeyi almış gibiydi.
Bizim masamıza doğru gelen pastayı görünce Veranın gözleri kocaman açıldı, başımı ona eğip "Beğendin mi?" diye sordum. Parlayan gözlerini bana çevirdi "Bu çok güzel!" bir süre gelen pastaya baktı "Keşke babam da olsaydı" dediğinde kalbim sızladı.
Pasta masaya bırakıldığında Vera sandalyeye çıkıp pastanın hizasına geldi. Hepimiz ona bakarken kalabalıktan sesler gelmeye başladı.
Başımı kapıya çevirdiğimde bir an nefesim kesilmiş gibi oldu, Atlas gelmişti.
Üstünde siyah bir takım vardı, uzun ceketi onu harika gösteriyordu. Her adımı yeri titretiyordu. Her adımında onun yanında yürüyen leoparı Nivor da vardı.
Bizim masamıza geldiğinde Veranın yanağına öpücük kondurdum, sonra benim yanıma geçip elini belime attı.
Ben hala ona şaşkınca bakıyordum, oda bana hayranlıkla bakıyordu "Seni bekletmedim umarım sevgilim" ona gülümsedim. Ona biraz daha yakınına girdiğimde aramızda hiçbir mesafe kalmamıştı "Beni her defasında şaşırtmayı nasıl başarıyorsun?"
"Güzelim benim yapamayacağım hiçbirşey yok"
Fotoğrafçı masamıza gelip bizim resmimizi çekmek istedi. Hepimiz toplanıp kameraya baktığımızda bir anda Vera ikimizin elini sımsıkı tuttu. Buna bizde şaşırmıştık ama en çok benim hoşuma gitmişti.
Fotoğrafçı resmimizi çektikten sonra Vera gözlerini kapattı, içinden dilek dilemiş olmalı ve sonra mumları üfledi.
"Bu hayatımdaki en güzel doğum günü oldu" başını bize çevirdi, Atlas ile bana sımsıkı sarıldı "Teşekkür ederim baba" dedi sonra "Teşekkür ederim İlayda anne" dediği an kalbim hızla atmaya başladı. Bana anne demişti, buna ilk inanamadım, hayel sandım ama gerçekti bu.
Atlas bile şaşkınca bana bakıyordu. Vera bizden uzaklaşıp elimi tuttu "Sana anne diyebilir miyim?" dediğinde gözlerim mutluluktan dolmuştu, başımı salladığımda sevinçten zıplamaya başladı.
Tek bir kelimeydi ama içimde bir yerlere dokunmuştu. Vera’nın küçücük kolları boynumdayken, kalbimin nasıl bu kadar hızlı çarptığını anlayamıyordum.
Belki de insanın ailesi her zaman kan bağıyla oluşmuyordu. Bazen bir çocuk, kalbindeki en güvenli yere seni koyduğunda aile oluyordun.
Ve biz kocaman bir aile olduk.