1. bölüm · GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar

1 Bölüm Yeni Başlangıç

Bayan Gölge

3 Yıl sonra Rusya, Moskova: 2 Kasım 2029
Bazen sevdiklerini yanında tutmak bencilliktir. Onları senden uzaklaştırmak ise sevginin en sessiz hâlidir. Ben sevgimi böyle gösterdim, çevremdeki her masum canı benim gibi karanlıktan uzaklaştırarak. Ben karayım, onlar da kara olmasın, onlar saf olsunlar, beyaz olsunlar.

Üç yıl, onları terk edeli üç yıl oldu, sevdiğim kadını terk edeli üç yıl oldu. Onunla ilk ve son dansımı yaptıktan sonra gittim, ona bir acı bıraktım. Ama buna mecburum, başka çarem yok, onlardan başka ailem kalmadı.

Bu üç yılda Rusya'da çok şey yaptım. Morstan kaçan adamları üç yıl önceki savaşta Rusya'ya yolladık. Burada kalacağımız evi ve yeni düşmanlar ile ilgili bilgiler topladılar.
Buraya geldiğimizden beri yapmadığımız baskınlar, öldürmediğimiz adam kalmadı. Evet bunu tek yapmadım, Kuzen, Aren, Alp ve Duru da benimle geldiler, beni yine yalnız bırakmadılar.
Bu sefer işler farklıydı, çok farklı. Voron bana peşine düşecekler dedikleri kişiler Morstan bile büyüktüler. Onlar kendilerine Myortvıy Rassvet(Ölü Şafak) diyorlar. Başka ülkelerdeki ortaklarına silah ve insan satıyorlar ve aynı Mors gibi kendi paralı adamları var. Birini öldürmeden onun peşini bırakmazlar.
Ama bu süreçte bende durmadım, bende kendi örgütümü kurdum, Drakon Ognya yani Ateşin Ejderi. Kendime ait oteller, mekanlar ve daha fazlası. Buralardan kazandıklarımın yarısını yardım derneklerine bağışlıyorum.

Dışarıda lapa lapa kar yağıyor, sabah olmuştu bile. Yataktan kalkıp kenarda duran kol robotumu taktım. Fizik tedaviye arada yaptığımdan hala da kolumu eskisi gibi hareket etmiyor. Koluma taktıktan sonra yataktan kalkıp aynada kendime baktım, biraz değişmiştim ama hala aynı Atlastım.
Dolaptan üstüme siyah kazak geçirdim, altıma ise siyah kot pantolon geçirdim. Odadan çıkıp hemen ilerdeki pembe kapıya ilerledim.
Kapıyı yavaşça açtığımda yatakta sarı saçlı kız çocuğu uyuyordu,Vera. Onu buraya geldiğim zaman buldum. Sokakta kalıyordu, ne bir evi nede ailesi vardı, onu yanıma aldım, onun ailesi olduk. Herkeze farklı sesleniyor ama bana Baba diyordu.
Odasına girip yatağının yanına oturdum, elimle saçını okşadım "Vera kızım, uyan sarı civcivim" gözlerini yavaş yavaş açtı, beni görünce gülümsedi "Günaydın babacım" o bana her baba dediğinde içim eriyordu, onu severken bile korkarak seviyorum. Ona zarar vermekten korkuyorum.
Yataktan doğrulup eliyle gözlerini ovuşturdu "Baba doğum günüme kaç gün kaldı?" önüne gelen saçlarını kulağının arkasına tıkıştırdım "Beş gün kaldı kızım" bunu duyduğunda gülümsedi "Yani artık yedi yaşında mı olucam?"
"Evet güzelim"
"Peki o zaman iyileşecek miyim baba?" sustum, ne diyeceğimi bilemedim.
Vera Lösemi. Götürmediğim doktor kalmadı, olmadığı tedavi, kullanmadığı ilaçlar ama nafile. Doktor zamanla görücez dedi eğer daha da kötüleşirse ameliyat olması gerek, ama yaşı küçük olduğundan bu iş riskli.
Sesimi toparlayıp küçük ellerini tuttum "İyileşeceksin güzel kızım, zamanla iyileşeceksin" oda artık bu dediklerime pek inanmıyordu, artık bazı şeyleri anlıyordu. Yanaklarına küçük öpücükler kondurup yataktan kalktım "Hadi bakalım kahvaltıya geç kalma, sana özel ne yaptırayım güzelim?" kısa bir an düşündü sonra "Orman meyveli pankek" dedi. Başımı sallayıp odasından cıktım.
Merdivenlerden teker teker indim, benden önce herkez uyanmıştı. Salondaki yemek masasına geldiğimde herkez oradaydı. Baştaki sandalyeyi çekip oturdum. Hizmetçi önüme tabak yerleştirdiğimde "Vera için orman meyveli pankek yapar mısınız?" dedim, hizmetçi başını sallayıp mutfağa gitti.
Tabağıma masadaki omletten aldığımda merdivenlerden şarkı söyleye söyleye Vera iniyordu.

"Облака плывут высоко надо мной,
Я храню надежду в сердце всей душой.
Если станет страшно, руку мне подай,
Даже в самой тёмной ночи не исчезай."
(Bulutlar başımın üzerinde süzülüyor,
Umudu bütün kalbimle taşıyorum.
Eğer korkarsam elimi tut,
En karanlık gecede bile kaybolma.)

Onun bu halini görünce gülümsemeden edemedim. Şarkı söylemeyi çok seviyor hatta bazen kendi kafasından sözler de uydurup söylüyor. Masaya ilerleyip benim yanımdaki sandalyeye oturdu. Onun yanında oturan Aren onun saçlarını öptü "Küçük güneş uyanmış ta etrafına ışık saçıyor" Vera başını kaldırıp ona baktı "Ben güneş miyim Aren amca?"
"Sen bizim güneşimizsin Vera" Aren Verayı bizden daha çok seviyor, onun için her şeyi yapıyor. Ona hediyeler alıyor, odasındaki bütün oyuncakları Aren aldı.
Onların bu hali beni mutlu ediyordu. Masanın ortasına orman meyveli pankekler geldiğinde Vera büyük bir mutlulukla önündeki tabağı doldurmaya başladı. Pankekten bir ısırık aldığında başını Kuzeye çevirdi "Sende ister misin maviş?"
"Vera ben ne dedim sana, maviş değil Kuzey amca"
"Maviş, maviş, maviş" Kuzey elindeki bardağı bırakıp çatık kaşlarla Alpe baktı "Sen mi öğrettin lan çocuğa", Alp elindeki çatalı bırakıp yalandan şaşırmış gibi yaptı "Bunu nasıl dersin bana, utan lan utan. Küçücük çocuğun yanında lan mı denir?"
"Eee sen de dedin"
"Ne dedim ben?"
"Lan dedin"
"Bak hala lan diyorsun maviş" ben gülmeye başladığımda Kuzey elleriyle yüzünü ovuyordu "Yok abicim bana kızıyorsunuz ama ben haklıyım. Bu çocuk kafasını kazırken beynini de kazımış" Alp gülümseyerek elini asker tıraşı kafasına koydu "Kıskanıyor musun, maviş"
"Off bıktım sizden,Vera bile sizden daha olgun. Didişmeyin de zıkkımlanın"
Bir süre sessizce kahvaltımızı ettik, masadan kalkacağım sıra Vera elimi tuttu "Baba nere gidiyorsun?" ona örgütten bahsetmedik, bizi normal işler yapan insanlar sanıyor ama öyle değiliz "İşe gidiyorum kızım biliyorsun, birşey mi oldu?" yüzüme çekinerek baktı "Baba bugün işe gitmeseniz olmaz mı? Bügün beraber vakit geçirelim" dediğinde kısa bir an diğerlerine baktım,onlar da zayıf noktalarından vuruldular. Dizlerimin üzerine çöküp onunla göz göze geldim. O mavi gözler bir umutla bana bakıyorken ben onu nasıl üzerim ki.
"Tamam kızım, bugün işe gitmeyeceğiz, seninle vakit geçireceğiz" bunh duyduğunda gözleri şaşkınlıkla açıldı "Gerçekten mi, yani bugün benimle mi kalacaksınız?" başımı salladım, gülerek bana sarıldı "Teşekkür ederim baba, çok mutlu oldum" ona sarıldığımda içimdeki bütün yük, bütün yorgunluğum geçip gidiyordu.
"Ama bizim Kuzey amcanla küçük bir işimiz var Vera. Onu halledip gelicez ve doya doya eğlenicez" başını sallayıp gözlerini Kuzeye çevirdi "Kuzey amca geç kalma sakın"
"Geç kalmam güzelim, hadi Atlas işimizi halledelim de hemen eve gelelim" başımı sallayıp masadan kalktık. İkimiz de masadan uzaklaştığımızda kenarda duran dolabı açıp içinde silah aldık. Silahları belimize sakladıktan sonra ceketlerimizi alıp dışarı çıktık.
Dışarı çıktığımız gibi soğuk hava suratımıza çarpmaya başladı. Arabalara bile zor ilerledik, Rusya'nın bu yanını sevmiyorum işte. Adam kapıyı açtığı gibi Kuzey hemen içeri bindi "Bune lan, bu kadar soğuk mu olur? Resmen götüm dondu ya" yanına bende bindiğimde kapı hızla kapandı "Bura Rusya kardeşim, alışsan iyi olur"
"Üç yıldır alışmaya çalışıyorum Atlas, ama olmuyor" Buraya gelmek istemedi, buraya benim yüzümden geldi. Şoför arabaya bindiğinde aynadan bize baktı.
"Efendim nereye gidicez"
"Otele, adamlar hazır mı?"
"Hepsi arabalara bindi, bizi bekliyorlar" başımı salladığımda şoför arabayı çalıştırıp bahçeden çıkıp yola girdi. Yolda giderken camdan etrafı izledim. İnsanlar sokaklarda kardan adam yapıyor, gülüp dans ediyorlar. Ne kadar mutlular, ne kadar huzurlular. "Ne yapcaz" dalgın bakışlarımı camdan ayırıp Kuzeye çevirdim "Ne?"
"Bu işler bittiğinde ne yapcaz, Türkiye'ye geri mi dönecez?"
"Bilmiyorum ,burada hala işler tam çözülmedi. Ama isterseniz sizi yollarım, bende daha sonra gelirim"
Hayır yalan söylüyorum ben oraya asla dönmem, hiçbir zaman. Onlar ordalar ve onları korumak zorundayım, hem dönsem ben İlaydanın yüzüne nasıl bakarım.
Kuzey başını iki yana salladı "Yalan söylüyorsun Atlas, ben senin ciğerini biliyorum. İşler cözülene kadar seni bırakmayacaz" dedi. Birkaç dakika sessizdik sonra araba durdu. Arabanın kapısı açıldığında hızla arabadan indim, Kuzey de benim arkamdan hemen indi.
Rusya'nın en ünlü otellerinden biri Hotel Imperiya(İmparatorluk Oteli) benim otelim. Buradaki hakimiyetimin ilk simgesi bu oteldi.
Otele ilerlediğimizde kapıdaki korumalar saygıyla başlarını eğdi. Onlara başımla selam verip içeriye girdim. İçeriye girdiğimde içerisi baya kalabalıktı,bir sürü insan burda kalmak istiyor. Kuzey bile bu kalabalığa şaşırmıştı "Dur tahmin edeyim, kış etkinliği için mi bu kalabalık?" haklıydı, otelde kış etkinliği düzenledim. Otelde parti, cocuklar için ayrı etkinlikler ve otelin dışındaki kayak pistinde eğlence yapılacak, herkez bunun için aylar öncesinden rezervasyon bile yaptırmışlar.
"Ama bu etkinlik fikri iyi, insanların da hoşuna gidiyor"
"Ama en çok da bizim, diğer otellere kıyasla bu ay en çok katılım bizim otele oldu. Üç yıl içinde bütün otellerin önüne geçtik" bu güzeldi işte. Kalabalığın arasından kahverengi saçlı bir adam bize doğru ilerledi, bu benim asistanım Brayn. Başıyle selam verdi "Atlas bey ve Kuzey bey kusura bakmayın çalışanlar ile ilgileniyordum, sizi göremedim. Lütfen bağışlayın" elimi adamın omzuna koydum "Kaldır kafanı Brayn, sorun değil" Brayn çekinerek başınj ağır ağır kaldırdı "Önden buyrun efendim" en önden Kuzeyle ilerlemeye başladım, adımlarımızı altın detaylı asansöre çevirdik. İçeriye girip dört numaraya bastım, asansör birkaç saniye sonra kata geldi.
Asansörden inip benim odama doğru ilerledim. Odamın kilidinş açtığımda hızla içeri geçtik. Kuzey içeri girer girmez kendini borda kanepeye attı. Çeketimi çıkartıp sandalyenin arkasına astım. Siyah sandalyeyi çekip oturdum "Brayn dosyayı ver bakalım, bide ben göz gezdireyim" Brayn gri dosyayı hızla bana uzattı.
"Atlas, televizyonu açayım mı?"
"Aç Kuzey"
Kuzey kenardan kumandayı eline alıp televizyonu açtığında bende elimdeki dosyayı okuyordum. Kış etkinliğinde kullanacağımız malzemeler ve fiyatları yazıyordu. Ben bunları okurken Kuzey de haber izliyordu. Ama haber spikerinin anlattığı haber dikkatimi çekti "Ses ver şuna" Kuzey kumandadan biraz ses verdiğinde net duyuyordum. Rusça konuşur, ama anlıyorum.
"Dün geçe yapılan cinayetin kamera kayıtları ortaya cıktı. Saldırıyı yapan kişilerin yüzleri gözükmüyor olsa da dört kişi oldukları belirlendi. Ve olay yerinde sadece tek bişey bulundu, oda duvara yazılan GÖLGELER oldu"
Elimdeki kalem elimden yavaşça kayıp düştü, kulağım çınlamaya başladı, göz beklerim bile titriyordu. Aklıma birçok ihtimal yerine tek bir ihtimal geliyordu, ya onlarsa, ya buradalarsa, olabilir mi?
Kuzey bi benim kadar dalgındı, başını yavaşça bana çevirdi, onun aklında da tek ihtimal vardı.
Kenardan başka kalem alıp dosyayı imzalayıp Brayna uzattım "Çıkabilirsin" dediğimde hızla dosyayı alıp odadan çıktı. Başımı ellerimin arasına aldığımda Kuzey oturduğu yerden kalkıp camın önüne ilerledi.
"Ya onlarsa"
"Onlarsa ne yapcan Atlas, onları zorla geri mi yollayacaksın?" haklıydı bunu yapamam ama ya onlar değilse, ya başka birileriyse.
Ceketimdeki telefon çalmaya başladı, arkamda asılı çeketin cebinden telefonu aldım, arayan Duruydu.
"Söyle Duru"
"Abi ne zaman geleceksiniz, Vera sizi sorup duruyor, sakın işim cıktı deme. Siz gittiğinizden beri hazırlanıyor, süslenip püsleniyor"
"O zaman süslenmeye devam etsin beş dakikaya ordayız" telefonu kapatıp hızla ceketimi aldım "Yine dikkatli olalım ve bu konuyu daha sonra araştıralım.Şimdi gidelim Vera bizi bekliyor"

Otelden çıkıp eve gittik, evden diğerlerini de alınca tekrar yola koyulduk. Duru yanıma oturmuş dışarıyı izliyorken başını bana çevirdi
"Baba, sana birşey sorcam"
"Sor babacım"
Bir an tereddüt etti, sonra cesaretini toplayıp "Peri kızı hiç gelecek mi benim yanıma?" dediğinde bir an dona kaldım, İlaydayı diyordu, ona ben anlatmıştım. O peri kızlarını çok seviyor, bende ona İlaydanın olduğu bir peri kızı masalı uydurdum. Diğerleri bunu duyunca bir an donuklaştılar. Yüzüme bir gülümseme oturdu "Evet, bir gün gelecek" bunu duyduğunda gözleri sevinçle açıldı "Ne zaman gelecek baba?"
"Çok yakında güzelim" Hayır Vera asla gelmeyecek, onu terk ettim artık beni sevmiyor. Bakışlarımı çaprazımdaki Duruya çevirdim, başını iki yana salladı. O bizi birgün buluşucağımıza inanıyor, ama ben inancımı toprağın altına gömdüm.
Arabalar teker teker durduğunda adanlar aşağıya indiler, etrafı kontrol ettikten sonra bizim kapıyı açtılar.
Bizden önce arabadan Vera fırladı "Vera bekle" ama çoktan dışardaydı. Arabadan inip onun yanına ilerledim. Karların üzerine yatmıştı, onu hızla kaldırıp beyaz beresini kafasına taktım "Vera hasta olucan kızım eldivenlerin nerde senin?" Eliyle beresini düzeltipa bana baktı "Giymek istemedim"
"Sana eldiven alalım" dediğimde kaslarını çatıp ellerini önünde bağladı "İstemiyorum dedim baba" dediğinde bir an ne diyeceğimi bilemedim, mecburen başımla sen bilirsin diye salladım.
Yanımdan uzaklaşıp Arenin yanına koştu, benim yanıma da Kuzey geldi. Elindeki sigaradan büyük bir nefes çekti "Resmen senin kopyan" dediğinde başımı ona çevirdim.
"Ne alakası var?"
"Çok alakası var. Biz küçükken bile annem sana eldiven giydiremiyordu ki, hep inattın, şimdi bile" derin iç çekip ceketimden sigaramı çıkarıp yaktım. Sigaramı içerken gözüm hep Veradaydı, Aren ile kardan adam yapıyorlardı, hatta Vera birkaç korumayı bile ikna edip onları da dahil etmişti.
"Vera için bu kadar endişelenme Atlas, onu sıkma bırak eğlensin"
"Bulunduğumuz hayat normalmiş gibi konuşma Kuzey, şuan dışarda olmamız bile güvenli değil" Bunu duyduğunda bana ani tepki vermedi, sadece baktı "Biliyorum kardeşim ama o bir çocuk. Hepimizden daha saf ve daha temiz bir kalbe sahip. Onu böyle sıkarak ona iyi bir ebeveyn olmuyorsun"
Sanırım haklı, ama emin değilim. Ona birşey olacak korkusu beni yiyip bitiriyor. Ama onu böyle mutlu görmek biraz olsun beni rahatlatıyor.
"Tamam bu sefer senin dediğini yapmaya çalışırım" bunu duyduğunda rahatlamış gibi gülümsedi. Sigarasını ağzına götürdüğü an suratına bir kartopu isabet etti. Daha ben ne olduğunu anlamadan benim suratıma da isabet etti. Elimde yüzündekş karı sildiğimde çatık kaşlarla etrafa baktım "Kim attı?" sesim sert çıkmıştı.
Herkez birbirine bakarken Vera bana gizlice Areni gösterdi. Yerden hızla kar alıp onu Arene fırlattım. Tam kafasına geldi ama yüzünde sinsi bir gülümseme belirdi. Bu sefer Kuzey kartopu yapıp Alpe attı. Duru da kenardan koşarak gelip aramıza katıldı "Kartopu savaşı!" diye bağırdı.
Ve etraf bir anda havada uçan karlarla doldu, herkez birbirine kartopu atıyordu, ve tabi bende. Bizim bu halimizi gören birkaç koruma bile bize katıldı. İlk defa bu kadar eğleniyordum, ama özellikle en çok Vera eğleniyordu. Bir süre böyle eğlendik, herkez devam ederken ben birkaç adım kenara çekilip üstümdeki karları sildim. Onları izlediğim sıra yüzümdeki gülümseme yavaş yavaş kayboldu, Vera yoktu.
Etrafa iyice baktım ama onu göremedim. Kuzey benim bu halimi görünce etrafa bakındı, Veranın yokluğunu farketti "Kesin oyunu hemen!Vera yok" herkez bir an duraksadı. Ben ise hızla etrafta dolaşmaya başladım "Vera!" arabalara tek tek baktım ama yoktu. "Vera!" tekrar bağırdım ama yoktu. Bu sefer sokağa ilerledim, insanların arasına karışmış olabilirdi. Herkeze baktım, bütün yüzlere ama yoktu.
Kaldırımda ilerlerken gözlerim yola kaydı ve gözlerim kocaman açıldı. Vera yolun kenarındaydı, kalabalığın arasından ilerlemeye çalıştım "Vera dur!" diye bağırdım ama beni duymamıştı, adınlarını yola attığında ona doğru gelen bir araba gördüm."Vera hayır!" tam araba ona çarpacağı sıra gri ceketli bir kadın onu kucaklayıp kenara cekti. Hızla insanları iterek ona doğru koştum. Yanına geldiğimde dizlerimin üzerine çöküp ona sarıldım, ona sarılınca derin bir iç cektim "Ah Vera, ah Vera neden yanımdan uzaklaştın kızım?" ondan uzaklaşıp ellerimi yüzüne yerleştirdim, gözleri dolmuştu "Berem başımdan uçtu, onu almak için gittim baba" elimle gözlerini silip onu kucağıma aldım. Ayağa kalktığımda onu kurtaran kadına baktım.
"Spasibo vam, madam. Ya vam oçen blagodaren"(Teşekkür ederim hanımefendi. Size minnettarım) Kadın yerden kalkıp yüzünü yavaşça kaldırdığında bir an nefesim kesildi. Gerçek miydi bu, hayır gerçek olamaz, o olamazdı. Bana bakan bir çift yeşil göz vardı. Karşımdaydı, gerçekten karşımdaydı, ne rüya nede hayel, gerçekti.
"Ostav svoyu blagodarnost pri sebe, Kor"(“Minnettarlığını kendine sakla, Kor) Bana Rusça konuştu, Rusça mı öğrenmişti? Bir bana bir kucağımdaki Veraya bakıyor.
"Demek baba oldun" dedi, sesinde kırgınlık vardı
"Bilmediğin şeyler var"
"Yine hangi yalanlarınla beni kaldıracaksın acaba" ona doğru bir adım attığımda benden uzaklaştı "Artık seni dinlemek istemiyorum, seni dinlemeyi bırak senin yüzünü görmek istemiyorum Kor" Hızla yanımdan uzaklaştı ama ben sadece onun arkasından baktım, ne yanına gittim nede durdurdum. Ne dersem diyeyim beni dinlemezdi, boşu boşuna konuşmuş olurdum.
"O kimdi baba?"
"Sana anlattığım, Peri kızı o"