GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar kitap kapağı

11. bölüm / 20

11 Bölüm Gizli Bağ

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 20Şu an: 11 Bölüm Gizli Bağ

Atlas Kor Karayel
Gözlerimi yavaşça açtığımda odanın perdelerinden süzülen sabah ışığı yüzüme vuruyordu. Birkaç saniye nerede olduğumu anlamaya çalıştım.
Sonra yanımdaki nefes alışverişini duydum.
Başımı çevirdiğimde İlayda’yı gördüm. Hâlâ uyuyordu. Yüzündeki huzurlu ifadeyi görünce dün geceyi hatırladım. Balodan sonra herkes odalarına çekilmiş, biz de konuşurken fark etmeden uyuyakalmıştık.
Bir süre sessizce ona baktım.
Dün gece yaşananların arasında en çok bu an garip bir şekilde aklımda kalmıştı. Yanımda birinin olması… Üstelik bunun beni rahatsız etmemesi.
Tam tekrar gözlerimi kapatacakken İlayda hafifçe kıpırdandı.
“Günaydın…” diye mırıldandı uykulu bir sesle.
“Günaydın.”
Gözlerini aralayıp bana baktı. Birkaç saniye boyunca ikimiz de konuşmadık.
Sonra kaşlarını hafifçe çattı.
“Bütün gece burada mıydın?”
“Hayır,” dedim sakin bir sesle “Sabah geldim.”İlayda gözlerini kıstı.
“Atlas…”
İstemeden gülümsedim.
“Ne?”
“Çok kötü yalan söylüyorsun.” gülümsemem daha da büyüdü "Evet yalan söylemekte kötüyüm biraz" tek kaşını kaldırdı, sonra teslim olur gibi ellerimi kaldırdım "Tamam bok gibiyim, oldu mu?" kendini tutamayıp gülmeye başladı "Oldu sevgilim"
Yataktan kalkıp aynadan kendime baktım, üstümde hiçbir şey yoktu kaslarım ortadaydı, altımda ise siyah eşofmanım vardı. Aynada yüzüme bakarken sol yanağımda kırmızı ruj izi vardı.
İlayda arkamdan gelip eliyle yüzümü çevirdi "Baya kalıcıymış ya" gözlerimi devirdiğimde bana gülmeye başladı, eliyle yanağımdaki ruju silmeye çalıştı.
Ruju sildikten sonra bir süre bana baktı, elini tutup onu kendime çektiğimde aramızdaki mesafeyi sıfırladım "Aklında ne var güzelim?"
Elini yanağıma yerleştirdi, uzun uzun bana baktı "Bir rüya gördüm" dedi ve gülümsedi "Hemde çok güzel bir rüya, hiç uyanmak istemediğim bir rüya" o güldüğünde bende güldüm. Elinden tutup onu yatağa oturttum.
"Anlat güzelim, ne gördün?" dediğimde merakla onu dinlemeye başladım. Yüzündeki gülümseme genişledi "Ormandaydık her yer o kadar güzel ki anlatamam. Sonra ormanda yürümeye başladım, karşımda sen vardın ve kucağında küçük bir çocuk vardı" bunu anlatırken gözleri parlıyordu "Kahverengi saçları vardı ve aynı senin gibi ela gözlüydü. Sanırım erkekti ama Atlas o kadar güzeldi ki sana anlatamam" dedi. O bunları anlatırken rüyası gözlerimin önüne gelmiş gibi oldu. Hayali bile güzeldi.
Ama ben İlaydayı tanıyorum o böyle şeye kafayı takmazdı "Sen buna üzülmezsin İlayda, bana anlat" gülümsemesi yavaştan kayboldu, eliyle elimi daha sıkı tuttu "Bu işler ne zaman son bulacak Atlas?"
"Bu nerden çıktı şimdi İlayda?"
Bir an sustu sonra kendini toparladı "Her dışarı çıktığında, her göreve gittiğinde sana birşey olacak diye korkuyorum. Bunu düşünmemeye çalışıyorum ama elimde değil"
"İlayda" ama sözümü yarıda kesti "Normal bir hayatımız yok ve hiçte olmayacak, biliyorum. Ama seni kaybetmek de istemiyorum Atlas. Ben seninle...bir hayat kurmak istiyorum" dediğinde hiçbir şey demeden onu dinledim.
Korkusunu anlıyorum ama bu işler bitmeden ben normal bir hayat yaşayamam. İlaydasız da bir hayat yaşayamam.
Elimi saçlarına sonra da yanağına götürdüm "Bizim hayatımız zor olabilir ama bu zorluklara rağmen seni asla bırakmam ben"
Yanağındaki elimin üzerine elini yerleştirdi "Bu işler bitsin Atlas"
"Bu işler bitecek güzelim"
"Beni asla bırakmayacağına söz ver"
"İki elim kanda olsa bile seni asla bırakmam"

Hazırlanıp odadan çıktık. Koridorda yürürken telefonum titredi, arayan Maxsimdi.
"Söyle Maxsim"
"Atlas bey kusura bakmayın rahatsız ettim ama ajan bir birşey bulmuş"
"Ne bulmuş?" birkaç saniye sessiz kaldı arkadan kağıt sesleri geliyordu, sonra "Bir yer var efendim, ormanda bir ev. O eve sadece Nolan gidiyor ve orada Nolan olmayınca adamları koruyor. Her ay oraya kutu kutu erzak götürülüyor" bak bu tuhaf. İnsan arada gittiği yada hiç gitmediği yere neden kutu kutu erzak bırakıyor ki?
Ne sakladığını öğreneceğim Nolan.
"O yeri bulun ve adamlar da hazır olsunlar. Beni bilgilendirmeyi unutma Maxsim"
"Tabi efendim" telefonu kapatıp cebime koydum.
Aklıma bir sürü seçenek geldi ama bütün seçenekler arasında sadece bir seçenek benim aklımı çok kurcalıyordu.
Ya annem yaşıyorsa, ya oradaki oysa?
Öğrenmeden bilemeyecez.
Merdivenlere doğru ilerlediğinde beni orada bekleyen İlaydayı gördüm. Elini sıkıca tutup ona gülümsedim oda bana aynı şekilde karşılık verdi.
Merdivenlerden inip salona doğru ilerlediğinizde salonda sadece Uraz ve Asaf vardı. "Günaydın" diyip karşılarındaki koltuğa ilerlerik, koltuğa oturacağım sıra Asaf "Atlas" diye seslendi.
Şaşkınca ona baktığımda oturduğu yerden kalkıp bana doğru ilerledi. Bir süre yüzüme baktı sonra yüzünde bir tebessüm belirdi, elini bana uzattı "Teşekkür ederim" dedi. Gülümseyerek elini tuttum.
"Her zaman"
Elini bırakıp arkasındaki Uraza baktım "İşin yoksa gel" dedim. Bir an bana anlamamış gibi baktı sonra ben dışarı doğru ilerlediğimde hemen arkamdan geldi.
Dışarı çıktığımda oda hemen arkamdan geldi. Bir süre sessizdik, daha doğrusu ben sessiz kalmak istedim çünkü ona nasıl açıklayacağımı bilmiyorum. Aramızdaki sessizliği Uraz bozdu.
"Anlat ne oldu?"
"Benden istediğini yaptım" başımı ona çevirdim "Kardeşini buldum" bunu duyduğunda şok olmuştu "Nasıl... sen şimdi benim kardeşimi buldun mu?" başımı salladım, bana şaşkınca bakmaya devam etti. Yüzünde bir gülümseme belirdi "Kim peki?"
"Buraya benimle gelen kız, Umay" bunu duyduğunda daha da şaşırdı yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu "O mu, ama nasıl, ben onu yıllarca aradım. Nasıl buldun?"
Sanki o beni buldu gibi oldu, neyse.
"Mors adına çalıştığı için bulamadın" dedim "Mors kendi için çalışan kişilerin bütün bilgilerini devletten çalar ve hiç yokmuşlar gibi gösterir. Yani bir nevi bizi ölü olarak gösteriyor" dediğimde her şeyi anlamıştı artık "Şimdi o benim kardeşim mi?" başımı salladım, benim şaka yaptığımı sanıyordu ama hayır, herşey gerçekti.
Elimi onun omzuna koydum "Sen sözünü tuttun, bende sözümü tuttum. Bundan sonrası artık senin Uraz" omzuna vurup yanından uzaklaştım.
Kapıyı açacağım sıra "Atlas" diye seslendi, başımı çevirip ona baktım Yüzünde küçük bir tebessüm belirdi "Teşekkürler" dedi. Başımı sallayıp içeriye girdim.
Tuhaftı ama sanırım Urazla aramızdaki buzlar yavaşça erimeye başladı.
İçeriye girdiğimde kapıdan salona baktım, herkez içerdeydi gülüp eğleniyorlardı.
Ama aralarına hiç katılmadan hızla üst kata ilerledim.
Toplantı odasına doğru ilerledim, kapıyı açıp içeriye girdiğimde Kuzey, Alp, Aren ve Duru buradaydı.
Kapıyı kapatıp masya doğru ilerledim "Konum geldi mi?" Kuzey başını bilgisiyardan kaldırıp bana baktı "Bekliyoruz"
Masaya ilerledim, Aren ve Duru dosyaları inceliyordu, Alp ise başka bilgisayardan kameraları inceliyordu.
Sandalyeyi çekip Kuzeyin yanına oturdum hala da haber gelmedi.
Duru oflayarak elindeki kağıtları bıraktı "Çok yoruldum, akşamdan beri kağıt inceliyorum,yeter"
Aren yorgunluktan başını masaya koydu, ikisinin de pestili çıkmış resmen.
"Ne yani Nolan hakkında hiçbir şey bulamadınız mı?" dedim, Aren başını iki yana salladı "Ne doğum yeri, ne anne baba adı. Hiçbir şey yok"
Alp bir an şaşkınca bana baktı "Tıpkı ölü gibi" dediğinde başımı ona çevirdim. Alpin aklına birşey gelmişti,hızla bilgisayara birşeyler yazmaya başladı "Morsa katıldığımızda bize öğretilen kuralları nedir?"
Bir an birbirimize baktık, Duru biraz düşündü "Şey Mors ne derse o, eğer Mors sana öldür derse öldürürsün" dedi "Morsa itaat edeceksin, Mors sana öl derse ölüceksin" dedi Aren.
Sonra Alpin ne demek istediğini anladım "Eğer Morstansan artık ölüsün demek" Alp bir elini yumruk yapıp bana uzattı "Neden biz bu adamla ilgili bilgi bi bok bulamıyoruz?" diğerleri de anlamıştı.
Kuzey şaşkınlıkla bana baktı "Çünkü Morstan" taşlar şimdi yerine oturmuştu. Onunla ilgili bilgi yok, tıpkı ölü gibi görünüyor. Mors da içindeki adamları ölü gibi gösteriyordu bu sayede birşey olduğunda Mors ifşa olmayacak.
Alp bilgisayarı bize çevirdiğinde Morsun adamlarının olduğu dosyayı bulmuştu.
Bilgisayarı biraz kendime çekip dosyaları inceledim, bütün suikastçıların dosyası şuan önümdeydi. Biz bile vardık.
Atlas Kor Karayel:Kor
Kuzey Karayel:Kül
Aren Zane Yıldıray:Vex
Alp Demirtaş:Demir
Duru Karayel:Nyx
Hepimiz vardık ama altlara biraz indiğimde bienisim dikkatimi çekti Nolan:Kod adı yok.
İsme tıkladıktam sonra karşıma bir resim çıktı, resimdeki Nolandı. Ama baya eski bir resimde, nerdeyse on sekiz yaşında olabilir.
"Ama nasıl olur da oda Morsun içinden olabilir, hiç tahmin etmemiştim"
Onunla ilgili bilgileri gördüğüm an tüylerim diken diken oldu "Daha tahmin etmediğin çok şey var Duru"
Herkez bilgisayara baktığında bir an dona kaldılar. Aren öfkeyle "Siktir be, bu olamaz" diye bağırdı.
Nolan Varushkin:Kod adı yok
Doğum tarihi: 01/10/2001
Anne adı:Roze Varushkin
Baba adı:Voron Varushkin

Nolan, Voronun oğluymuş. Bu dünyanın en kötü soyu. Babasından kurtuldum sanarken şimdi oğlu çıktı başıma.
Alp resme tiksinerek baktı "Dünyanın en iğrenç gen aktarımı" Kuzey gala şoku atlatamamış bilgisiyara bakmaya devam ediyordu "Bu bilgiyi beynimden silmek istiyorum"
Duru eliyle gözlerini kapatmış "Neden, neden, neden bunun soyu bizim yakamızı bırakmıyor!"
"Ay sen bağırma cırtlak sesinle Duru" Alp önünüzdeki bilgisayarı alıp kendi önüne koydu.
Odada derin bir sessizlik oldu, kimse konuşmuyordu. Sessizliği mesaj sesi bozdu, Kuzey kendine gelip bilgisayara baktığında yüzünde gülümseme belirdi "Bakın konum geldi" bilgisiyarı bana çevirdi. Konum Moskova'nın ormanla çevrili yerini gösteriyor, gözlerden uzsk bir saklama yeri.
Gülümseyerek ayağa kalktım hepsine teker teker baktım "Adamlar hazırlansın, bu akşam orayı basıcaz"
Artık bir yerden başlamam gerek ve başlarken de bazı cevapları da öğrenmem gerek.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

20okunma 3beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…