4. bölüm · GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar

4 Bölüm Derin Acı

Bayan Gölge

Bazen aşk, yanında kalmak değil; sevdiğini korumak için gitmeyi göze almaktır. Sevdiğim kadını kaybetmeyi göze aldım, yanında olamayacağım ama en azından yaşayacak.

Bugün toplantı var, bütün örgüt liderleri toplanacak ve tabi düşmanımız Myortvıy Rassvet yani Ölü Şafak. Kimi örgüt liderleri ondan korkuyor ama kimi liderler benim gibi ona başkaldırıyor.
Evde son hazırlıklarımızı yaptık, toplantıya benimle beraber Kuzey geliyor, Aren ve Alp kameralardan toplantıyı izleyecek ve sorun çıktığı an müdale edicekler.
Üstüme abartılı olmayan siyah bir gömlek giydim,onun üstüne ise her zamanki uzun gri paltomu aldım.
Kenardan silahımı alıp belime yerleştirip odadan cıktım. Aşağı doğru indiğimde çoktan hazır olan Kuzeyi gördüm, oda benim gibi sade giyinmişti. Onun yanına gelip bereber evden çıktık.
Dışarı çıktığımızda arabalar çoktan hazırdı, hızla kendi arabamıza ilerledik. Arabaya bindiğimiz gibi şoför arabayı çalıştırıp yola koyuldu.
"Şansımız varken onu öldürelim de bitsin bu iş"
"Kuzey, bunu sana daha önce demiştim, sabret. Ajanlarımız bilgi getirene kadar sabret"
Ölü Şafağın lideri Nolan, kendisi Morsla bir takım görüşmeler yapmış, ama görüşmeye sadece o ve Voron girmiş.
Ve en tuhaf olanı annemin mezarını açtırdım, ama ne büyük şans ki mezar boş. Voron ölmeden önceki dediği şey Yeşim hala çok güzel annem hala yaşıyor olabilir. Elimde Nolanı öldürmeye imkan var ama öğrenmem gereken daha çok şey var.
"Sabretmek istemiyorum artık. Bu adam işlerimizi mahvediyor, ve bizi diğer liderlere karşı kötü gösteriyor. Artık yeter"
"Sadece biraz daha sabret kardeşim, bu akşam herşey daha farklı olacak" Kuzey bu dediğimi duyduğunda yüzü gülmeye başladı "Vay be, Kor sahalara geri mi döndü?" sadece güldüm. Kor olmayı bıraktım ama sanırım artık tekrar ortaya cıkıcam.

Yarım saat sonra ormandaki bir malikaneye geldik. Burası örgüt liderlerinin toplandığı yerdi, toplantılar hep burada olur.
Arabalardan inip malikanenin merdivenlerinden ağır ağır ilerledik.
Kapıdaki korumalar bizim önümüze geçti, sakin bir dille "Gaspadin, vaz'mite s saboy tol'ka tryoh ahrannikav" (Efendim yanınıza sadece üç koruma alın ) karşı çıkmadım. Elimle bir hareket yaptığımda yanıma en çok güvendiğim üç adam geldi.
"Sen gir, ben seni beklerim" başımı salladığımda içeriye ilerledim.
İçeriye girdiğimde içerde sakin bir müzik sesi vardı, büyük salonda kocaman masa ve masada oturan altı lider.
Sakince bana ayrılan yere geçtiğimde masada bir kişi eksikdi Nolan, hep geç gelirdi.
Masaya oturduktan sonra büyük kapı sertçe açıldı, gelen Nolan. Siyah dağınık saçları vardı,sol gözü kahverengi diğer sağ gözü ise maviydi, sağ gözünün görmediğini duymuştum.
Masaya geldiğinde bütün liderlere alaycı gülümsemeyle baktı "Добро пожаловать, уважаемые лидеры" (Hoş geldiniz, saygıdeğer liderler) lider lafını bastırarak bana baktı.
Nolan sandalyeye oturduğunda toplantı resmi olarak başlamıştı. Konuşmaya Dmitri Orlov yani Kızıl Çember örgütünün lideri başladı.
"Bay Nolan,bu ay içinde yaptığınız yedinci toplantı oluyor, bu toplantılar çocuk oyunu değil. Lütfen kendinizi toplayın" Nolan hiçbirşey demeden sigarasını yaktı sorna büyük bir yudum aldı. "Bay Dimitri, toplantı sınırı olduğunu söylememiştiniz. Ve bu seferki toplantı talebim ciddi" Başını ağır ağır bana çevirdi "Bay Atlas, söylemek istediğiniz birşey var mı?" ne demek istiyor bu, yine bir numara çeviriyor olmalı.
"Benim söyleyecek birşeyim yok, ama sanırım sizi var" dediğimde Nolan gülmeye başladı, o güldükçe benim sinirlerimi bozuyordu, elim birkaç defa belimdekş silaha gitti, ama kendimi hemen frenledim.
"Ah lütfen bay Atlas, ah pardon size şey desem...Kor" dediğinde liderler kısa bir an birbirine baktılar, benim Kor olduğumu öğrenmiş, aslında şaşırmadım. Bunu söyleyeceğini biliyordum.
Diğer lider Varenko lafa atladı "Bekle biraz, yani Atlas Türkiye'deki suç kralı Kor mu? Nalon hayel gücüne hayranım do-"
"Yalan değil bay Varenko" masadan kalkıp dev ekrana doğru yürüdüm, arkamı ekrana dönüp bütün liderlerle göz göze geldim "Evet, ben Korum. Bunu size söylemedim, çünkğ gerek duymadım ama bay Nolan çok meraklı olduğundan beni araştırmış" Nolan gülen yüzle bana bakmaya devam ediyordu, bu sefer bende gülmeye başladım.
"Peki bay Nolan benim Kor olduğumu anlattığınız gibi neden benim limanımdaki hangarlara saldırı yaptığınızı anlatır mısınız?" gülümsemesi yavaş yavaş yerini öfke aldı, diğer liderler bile şaşırmıştı.
"Şimdi senin Kor olduğunu dedim diye benim üstüme iftira atmaya çalışıyorsun" arkamdaki dev ekran açıldığında bir video cıktı, buda benim planımdı. Videoyu Aren yolladı.
Video başladığında limana yapılan baskının video kayıtıydı. Video bittiğinde bu sefer sırıtan bendim "Söyleyin bay Nolan, neden kuralımızı çiğnediniz? Aynı masada olan örgütler birbirine gerekçesi olmadan saldırı yapmayacak. Üstelik bu kuralı siz koydunuz"
Liderler kendi aralarında fısıldamaya başlamışlardı bile, ama bunlar dışında benim dikkatimi çeken şey başkaydı, Nolan gülüyordu.
Masadan kalkıp cama doğru ilerledi
"Akıllısın Kor" başını çevirip bana baktı "Ama ben de kurnazım" dediği an camlar büyük bir gürültüyle tuzla buz oldu, bütün örgüt liderleri ne olduğunu anlamadan hepsi kafalarından vuruldular. Adamlarla beraber üç adamım da vurulmuştu. Bu toplantı bir yalandı, amacı önüne çıkan bütün liderleri öldürmekti. Ve en sonunda planı bana ulaşmaktı.
"Baş başa kaldık Kor" yeni sigarasını yaktı, ağır adımlarla yürümeye başladı "Senin sayende bu pisliklerden kurtuldum, sana ne kadar teşekkür etsem az" bu sefer Rusça konuşmadı, Türkçe konuştu. Elim belimdeki silaha uzandı ama çıkarmadım "Demek dilimizi biliyorsun" tam karşımda durdu "Evet bir arkadaşım öğretmişti"sigarasını yere atıp söndürdü "Buraya geldiğinden beri bütün işlerimi berbat ettin. Yoluma çıkıp durdun" sesi sert çıkıyordu. O bana silahını doğrulttuğu an bende silahımı çıkarıp ona tuttum.
"Ben hayatta olduğum sürece senin kötülüğünü insanlara bulaştırmayacam. Ne yaparsan yap, senin bir adım arkanda olucam" sesim duvarlarda yankılanırken geri adım atmadım, aksine dimdik durdum "Benden korkacaksın, o kadar korkacaksın ki artık kendi gölgene bile güvenmeyeceksin" elim tetiği bıraz daha bastırdığı an kapıda hareketlilik hissettim "Atlas!" ve Kuzeyin sesini. Ama tam bu anda gelmesinin bir hata olduğunu anladım, tuzağına düştü.
Başımı Kuzeye çevirdiğim an dışardan bir silah patladı ve bir kurşun Kuzeye geldi.
"Kuzey!" Nolan artık umrumda değildi, hızla ondan uzaklaşıp Kuzeye koştum, onu yere düşmeden yakaladım. Yere dizlerimin üzerine çöküp kanayan yerine baktım, karnından vurulmuştu "Kuzey, bana bak lütfen Kuzey!" ama bilinci gitmeye başladı. Benim yüzümden oldu, benim yüzümden tuzağa düştü.
"At-las" zar zor konuşuyordu "Sus konuşma, seni doktora götürcem. Buraya gelin hemen!" var gücümle dışardaki korumalara seslendim.
Elimi onun beline atıp onu kucağıma aldım, arkama baktığımda Nolan gitmişti. Onunla sonra ilgilenicem.
"Doktor olmaz, yollar-da polisler var"
"Siktirtme polisi, ölmene izin vermem" Hızla dışarı çıkıp arabaya ilerledim, adamlar arabanın arka kapısını açtığında Kuzeyi yavaşça koltuğa yatırdım. Hızla sürücü koltuğuna ben geçtim, arabayı çalıştırdığım gibi gaza basıp ormandan cıktım.
"Atlas,doktor olmaz"
"Ne yapayım Kuzey, ölmeni mi bekleyimne yapayım!" bir süre sessiz kaldı sonra "Asafı çağır" dedi. Bir an duraksadım, şaka yapıyor sandım ama ciddiydi "Kuzey emin misin?"
"Evet,emin-im ona güveniyorum" dedikten sonra artık tamamen bilinci kapandı "Kuzey, aç gözünü Kuzey!"
Hastaneye giden yollarda polisler vardı, ne kadar istemesem de Kuzeyi kaybetmeyi göze alamam, o benim kardeşim.
Kenarda duran telefonumu alıp bizi arabayla takip eden bie adamımı aradım "Size bir konum atıcam, oradan Asaf Tufanı derhal eve getirin. Zorluk çıkarırsa zorla"
"Emredersiniz efendim" telefonu kapatıp tam gaz yola devam ettim.
Ne olursa olsun kardeşimin ölmesine asla izin veremem.

Eve gelmiştik, ama hala Asaf ortalıkta yoktu. Çok fazla kan kaybediyor, eğer Asaf gelmezse kan kaybından ölecek.
"Efendim Asaf Tufan geldi" elimi Kuzeyin karnından çekmeden arkamı döndüm, gerçekten gelmişti. Hızla içeri geçip Kuzeyin yanına geldi
"Hastaneye götürmek yerine beni çağırdın, çağırmaktan öte beni kaçırttın"
"İstemedi, sana güvendiği için seni çağırdım" eldivenlerini eline takıp karnındaki bezi çekti, yüzünü buruşturdu "Çok kan kaybetmiş, kurşun da fazla derine inmiş" Çantasından serum çıkarıp iğneyi onun koluna taktı.
Kenarda onun her hareketini izlerken zihnimden hep aynı düşünceler geçiyor.
Senin hatan, senin hatan, senin hatan, senin hatan.
Bunların arasından beni kurtaran omzuma dokunan el oldu, başımı çevirdiğimde Alp olduğunu anladım
"Atlas gel kardeşim, Asaf işini yapsın" sadece başımı salladım, kolumdan tutup beni kaldırdığında son kez Kuzeye baktım.
Odadan çıktığımızda dışardan sesler geliyordu. Aşağı kata inip kapıyı açtığımda karşıma Uraz, Işıl ve İlayda çıktı, adamlarımla tartışıyorlardı.
"Susun" dedim ama sesim az çıktığından beni duymadılar. Bu sefer belimden silahımı çıkarıp havaya ard arda ateş ettim. Herkez bağırmayı kesmişti.
Silahımı indirdiğimde başımı adamlarıma çevirdim "Maxsim" diye bağırdığımda adamların arasından iri yarı bir adam çıktı, benim en sadık adamım.
Maxsim, kısa ve koyu renkli saçları, belirgin kaşları ve keskin yüz hatlarıyla dikkat çeken bir adamdı. Yüzündeki ciddi ifade, onu ilk bakışta mesafeli ve kolay yaklaşılmayan biri gibi gösteriyordu. Koyu renk gözleri sakin görünse de bakışlarında sürekli tetikte olan birinin dikkati vardı.
Karşıma geçip başını saygıyla eğdi "Buyrun efendim". Başımı bana bakan Gölgelere çevirdim "Bunların burada ne işi var? Ben sadece Asafı istedim"
"Asafı zorla kaçırdın sen!" Işıl Urazın arkasından çıkarak benim karşıma geçti "Yine ne peşindesin sen, yine ne boklar çeviriyorsun sen. Asaf nerde!"
"Asaf Kuzeyi kurtarmaya çalışıyor" dediğimde Işıl anlamayan gözlerle bana baktı "Ne?"
"Kuzey vuruldu, hastaneye gitmek istemedi, bu yüzden Asafı çağırdım" yorgunluktan konuşamıyordum bile, konuşurken kelimeler ağzımda takılıp kalıyor. "Alp" dediğimde hızla yanıma geldi "Onları içeri al ve onları gözümün önünden uzak tut" Onun yanından ayrılıp sersem adımlarla içeriye ilerledim. Normalde eve almazdım ama neden bilmiyorum onları almak istedim, tuhaftı bu.

İlayda Kutay
Beni neden bıraktığını hâlâ bilmiyorum. Bildiğim tek şey, sen giderken benden hiçbir şey sormadığın… Ben ise üç yıl boyunca her gece nedenini aradım.
Seni affetmeyeceğim, Atlas. Çünkü beni neden bıraktığını bilmiyorum. Ama senden nefret etmeyi de beceremiyorum… İşte en çok buna kızıyorum.
Şimdi onu beni bırakıp yaşadığı evindeydim ve onu ilk defa böyle yıkılmış gördüm.
Kuzey benim arkadaşım, sırdaşım şuan yaşam mücadelesi veriyor, nasıl oldu neden olduğunu bilmiyorum ama öğrendiğim gibi Atlastan önce intikamını ben alıcam.
Alp bizi büyük bir odaya aldı, ne kadar ona soru sorsam da bana cevap vermedi. Bende artık soru sormak yerine sessizce oturmayı seçtim, ama sıkılmaya başladım.
"Alp"dediğimde bıkkınca bana baktı "Ay bi susmadın, ne oldu?"
"Lavaboya gitmem lazım" dedim ama başını iki yana salladı "Olmaz, Atlas odadan çıkmayın dedi, kusura bakma"
"O zaman Atlas bey koltuklarına işimemde bşr sakınca görmez" dediğimde gözleri kocaman açıldı
"Of Allah'ım ben ne günah işledim de beni bununla sınıyorsun sen" bu halini gülmeye başladım onun da başka çaresi kalmadığı için kapıyı açtı
"Koridorun sonundaki kapı, sakın başka odalara girme" koltuktan kalkıp sakince odadan çıktım. Kapıyı arkamdan kapattığında koridorda yürümeye başladım.
İlerlerken bir kapının önünden geçtiğimde aniden durdum, biri şarkı söylüyordu. Başımı pembe kapıya çevirdim, istemsizce elim kapı koluna kaydı. Kapıyı yavaşça açtığımda masada oturmuş bir kız çocuğu gördüm,Atlasın yanındaki kız. Üzerinde pembe bir elbise vardı,uzun sarı saçlarını salmış arkasına kurdele takmış.
Ben farketmemişti, hala şarkı söylemeye devam etti, Rusça söylüyordu artık Rusça bildiğimden anlamıştım
"Голубое небо, спрячь мои покои,
Золотое солнце, подари мне свои лучи.
Ну как же мне с тобою отыскать такое,
Чтоб найти все ключи от дверей?"
(Mavi gökyüzü, odalarımı sakla,
Altın güneş, ışınlarını bana armağan et.
Peki seninle birlikte böyle bir şeyi nasıl bulabilirim?
Kapıların bütün anahtarlarını bulabilmek)
Onu sessizce dinlemeye başladım, çok güzel bir kızıdı, herşeyden habersiz neşeyle şarkı söylüyordu. Bu hayatta en masum kişi çocuklar, en günahsız olanlar.
Şarkı söylemeyi kesti, boya kalemini elinden bıraktı,mavi gözlerini bana çevirdi "Yanıma gel bekleme orada" beni zaten görmüştü, bu kız çok kurnaz, tıpkı Atlas gibi.
Yavaş adımlarla odasında ilerledim, masasının yanına gelip küçük sandalyeye oturdum. Bana meraklı gözlerle bakıyordu "Senin gerçek adın ne?"
"Ne?" anlamamıştım, sonra konuşmaya başladı "Babam sana hep Peri kızı diyor ama gerçek adını söylemiyor. Gerçek adın ne ve neden sana Peri kızı diyor?" Atlas beni mi anlatıyordu, buna biraz şaşırdım doğrusu.
"Adım İlayda, anlamı su perisi olduğu için bana Peri kızı diyor" bu sefer ben sordum "Peki senin adın ne?" dediğimde yüzünde bir tebessüm oluştu "Benim adım Vera, babam koydu bu ismin anlamını çok seviyor"
Vera, anlamı inanç ve Atlasın hep inancı güçlüdür.
Ama anlamadığım birşey var, beni terketti ama neden beni anlatıyordu ki?
"Benimle resim yapar mısın, İlayda?" bana boya kalemini uzattı, bende geri çevirmedim ve aldım. Bir süre beraber resim yaptık sonra "Senin burda ne işin var?" diye bir sesle irkildim. Başımı çevirdiğimde kapıda yorgun gözlerle bizi izleyen Atlası gördüm.
"Merak ettim, birşey yapmadım" dedim ama beni umursamadı, hızla gelerek beni kolumdan tutup kaldırdı, bende karşı çıkmadım. Kolumdan tutup beni odadan çıkardı ve kapıyı arkamızdan kapattı.
"Ondan uzak dur"
"Çocuğa bişey yapmadım, canavar değilim ben"
"Ne olup olmadığın umrumda değil, uzak dur Gölge"
Yanımdan çekip giderken artık zamanın bu zaman olduğu anladım, eğer onunla yüzleşmezsem bir daha bu şansı yakalayamam.
Onun arkasından ilerledim "Hala bana bakamıyor musun Kor?" alaycı tavırla onu süzdüm, aniden durdu ama yüzünü bana dönmedi "Bana bir açıklama yapmadan gittin, bir sebep sunmadan gittin neden Kor?" ama yine dönmedi ve ben yine susmadım.
"Benimle oyun oynadın, sen beni bir eşya gibi kullandın" dediğim an yüzünü bana döndü, yıllarca hasret kaldığım yüzü şimdi bir nefes kadar yakınımdaydı.
"Ben, asla seni kullanmadım, sana olan herşeyim gerçekti. Sevgim gerçekti"
"O zaman neden beni bırakıp gittin?" gözlerim dolmuştu ama ağlamamak için kendimi tutuyordum. Sanki birşeyler anlatıcak gibiydi ama o bir süre susmayı seçti en sonunda "Mecbur kaldım" dedi, neye mecbur kaldın Atlas.
"Beni bırakacak kadar mı?"
"Hayır, seni korumak için yanından gidecek kadar"
Sesi hem duvarlarda hem de benim zihnimde yankılandı. Ne konuştum nede tepki verdim, sadece baktım, ben dinledim o konuştu. Ama o konuştukça benim kalbim sızladı
"Senin için ölecek kadar çok sevdim seni, senin uğruna bütün bedellere katlanacak kadar sevdim ben seni"
"O zaman beni bırakmanın sebebi ne. Neden beni üç yıllık acıyla bıraktın?"
Gözümden bir damla yanağımdan süzüldü ama bunu umursamadım, artık ben cevap istiyorum.
Bana cevap vermedi, sadece baktı, uzun uzun benim gözlerime baktı
"Seni bıraktım evet ama eğer senin yanında kalsaydım sen zarar görecektin. Ben bir kayıba daha katlanamam Peri kızım"

Beni bırakma sebebi, beni korumak içindi, benim zarar görmemem içindi, beni sevdiği için.