5. bölüm · GÖLGELER 2 Küllerinden Doğanlar

5 Bölüm Kıyamete Kadar

Bayan Gölge

3 Yıl önce İstanbul:
Atlas Kor Karayel
Herşey bitti ama benim görevim daha yeni başlamıştı. Herkez şuan restoranda ama ben henüz aralarına katılmadım, birini bekliyorum.
Ve beklediğim kişi sonunda geldi, Uraz Ali. Benimle konuşmak istedi, bu yüzden onu bekliyordum.
Yanıma geldiğinde bir süre denizi izledi "Güzel buluşma yeri" dedim yüzünde gülümseme oluştu "Yoksa beni sevdiğini mi söyleyeceksin, çok dokunaklı"
"Abartma Atlas" diye bana çıkıştı kendimi tutamayıp gülmeye başladım. Bir süre konuşmadık sessizliği ben bozdum.
"Beni buraya neden çağırdın?"
"Senin yardımına ihtiyacım var" yardım mı, Uraz benden yardım mi istemişti. Bu tuhaftı işte.
"Nasıl bir yardım bu?" dedim, bir süre sessiz kaldı, sonra kendini toparlayıp konuşmaya başladı "Yıllar önce yaşadığım evimde bir yangın çıktı, bende o zaman evde yoktum. Hatırlamıyorum nerde olduğumu. Sonra eve geldim, yanan evimi gördüm" sonra başını bana çevirdi "Ve içerdeki ailemi. Hızla yanan eve girdim ama annem ile babam için geç kalmıştım" derin nefes aldı, sözler boğazında düğümlenmişti ama devam etti.
"Sonra kız kardeşimi aradım yanan odalara bile girdim ama o yoktu. Sonra ne oldu bilmiyorum ama uyandığımda hastanedeydim, başıma aldığım darbeden dolayı geçmişimle ilgili pek birşey hatırlamıyorum. Özellikle kardeşimin ismini"
Bunları anlatırken sanki içimde bir sızı hissettim, bir acı. Onun yaşadığı acıyı sanki bende yaşamış gibi oldum.
"Peki sana nasıl yardım etmemi istiyorsun?" dediğimde bakışlarını benden uzaklaştırıp denize çevirdi
"Yangından sonra kardeşimin ne cesedi bulundu nede onla ilgili bir iz, hepsi kayboldu. Senden kardeşimi bulmanı istiyorum Atlas, senden yardım istiyorum"
Aile, benim ince cizgimdir, Urazı böyle bir acı çektiğini hiç düşünmemiştim doğrusu. Hiç düşünmeden "Tamam" dedim, bunu duyduğunda biraz şaşırmıştı, tabi bende olsam bende şaşırırdım.
"Sen karşılıksız hiçbir şey yapmazsın, ne istiyorsun bakalım" zeki, beni az çok tanımıştı. Batan güneşi izledim bir süre, sessiz kaldım.
"Kardeşini bulucam ve sende" yüzümü ona döndüm elimi öne uzattım, bir elime bir bana baktı "Benim gitmeme yardım edeceksin, Uraz Ali Karasu"

Şimdiki Zaman:Rusya

Artık biliyor. Neden gittiğimi, neden sustuğumu, neden onu kendimden uzaklaştırdığımı… Ama bilmek, affetmek anlamına gelmiyordu. Ben onun kalbinde derin bir acı bırakarak gittim.

Herşeyi anlattım, neden gittiğimi, onu neden bıraktığımı artık her şeyi biliyordu ama bilmesi beni affettiği anlamına gelmiyor.
Ona her şeyi anlattıktan sonra Kuzeyin yanına geldim. Asaf kurşunu çıkarmıştı, hayati organları zarar görmemişti.
Kuzeyin yatağının yanında oturmuş onu izliyorum, diğer tarafta çantasını toparlayan Asaf var "Fazla kan kaybetmiş eğer az daha geç kalsaydım kan kaybından ölürdü"
Ayağa kalkıp yanıma geldi, bana bir poşet uzattı "Bunlar ilaçları,çok hareket etmemeli, sık sık gelir pansumanını yaparım" poşeti kenara bırakıp kapıya doğru ilerlediğinde hiçbir şey yapmadım sadece "Teşekkür ederim" diyebildim
"Teşekkür etmene gerek yok, Kuzey benim arkadaşım" kapıyı sertçe kapattığında odada Kuzeyle kaldım.
Eğer şuan uyanık olsa bana bi ton laf ederdi, keşke etse kızmadan dinlerdim şuan.
Kenarda duran telefonum titredi elime aldığımda bir mesaj gelmişti.
Nolan:Eski dostlarını bulmuşsun, çok duygulandım Kor😉

Siktir izlemişti bizi, bu adam beni kızdırmanın yolunu çok iyi biliyor.

Ayağa kalkıp odadan dışarı çıktım, kapının önünde beni bekleyen Maxsimi gördüm. Koridorda yürümeye başladığımda benim bir adım arkamdan ilerliyordu.
"Sorun mu var efendim?"
"Adam sayısını arttırın, giriş çıkışları hemen kesin"
"Anladım efendim"
Merdivenlerden aşağı indiğimde çıkmak üzere olan Gölgeleri gördüm
"Они не выйдут из дома!"(Evden çıkmayacaklar!) kapının yanında duran iki adam hızla kapının önğne geçti. "Neler oluyor, Atlas söyle adamlarına çekilsinler" başımı iki yana salladım "Üzgünüm Işıl ama benim bir süre misafirim olucaksınız"
Işıl sinirden gülmeye başladığımda karşıma İlayda geçti "Ne yapıyorsun Atlas?" ondan bakışlarımı alamıyorum, beni her serefinde yeşil gözlerine hapsediyordu. Gözlerimi zor da olsa ondan çekip bütün hepsine baktım "Güvenliğiniz için bir süre burada kalacaksınız o kadar"
"Burada en büyük tehdit sensin asıl" Işılım bu tavrını umursamadım, başımı salladığımda arkamdaki adamlar yanıma geldi "Onlara odalarını gösterin, sonra diğerlerini toplantı odasına çağırın"
Yanlarından uzaklaşıp üst kata ilerledim, buraya kadar bizi izlediyse rahat durmayacaktı, bir planı olamlı.

Kaç saattir toplantı odasındaydık bilmiyorum ama uyumamak için direniyordum.
"Neden duruyoruz hala, o piç kurusunu gebertelim gitsin!" Alp odanın içinde resmen sinirden köpürüyordu, bir yandan Kuzeyin vurulması diğer yandan Nolanın bizi takip etmesi onu öfkelendirmişti.
"Alp direkt ona saldıramayız, bir planımız olmalı"
"Yapın o zaman Aren. O adam Kuzeyi öldürmeye kalktı ve biz burds oturmuşuz bekliyoruz!" masadan hırsla kalktı "Onu ben geberticem" sinirden elimi yumruk yapıp hızla masaya vurdum.
"Hiçbir yere gitmiyorsun" sesim sert çıkmıştı ama Alp buna aldırmadı "Atlas o piç kurusu Kuzeyi öldürmeye kalktı ve sen şimdi oturup hiçbir şey yapmıyor musun?"

Masadan kalkıp kenarda duran kahve makinesi ilerledim "Aren bana Nolanın öldürme sitillerini okur musun?" kendime kahve yaparken Aren de okumaya başladı.
"Genellikle kurbanları bıçakla öldürür, bıçağı genellikle kalbe saplar. Silahla ise tek kurşun alnının ortasına isabet edicek şekilde öldürür" bardağı elime alıp hepsine bir bir baktım, kahveden bir yudum aldığımda beynimin rahatladığını hissettim "Şimdi bu ne alaka?"
"Cevabı Aren okudu zaten. Nolan kurbanının alnına tek kurşun sıkarak işini garantiye alır peki neden Kuzeye öyle yapmadı?" hepsine baktım, Aren ve Alp anlamamış gibiydi ama Duru, bütün olayı çözmüştü.
"Çünkü Nolan sana güç gösterisi yapmak istedi. Böylelikle sen intikam isteyip plansız onun kapısına gidiceksin bu sayede seni rahatca öldürücek" başımı olumlu anlamda salladım. Duru bizim beynimizdi, ona sadece olayın başlangıcını anlatsam olayın nasıl olduğunu ve neden olduğunu hemen bulurdu.
"Peki biz ne yapıcaz?" bu sefer Aren konuştu "Biz ona güç gösterisi yapıcaz, böylelikle ilk saldıran o olacak ve tuzağa bizzat o düşecek" işte şimdi anladılar. Nolan kibirli ve güç hastası bir manyak, istediğini elde etmek için yapmayacağı hiçbir şey yok.
Başımı Alpe çevirdim ne kadar ne yapacağımızı anlamış olsa da içindeki öfkeyi bastıramıyor. Elimdeki bardağı masaya bırakıp onun karşısına geçtim "Alp sinirlisin bende sinirliyim,hemde çok ama biraz sabret dostum. O bizi değil biz onu tuzağa cekicez" ne kadar istemese de bunu kabul etti.
"Tamam, bu konuşma bitmiştir, şimdi dinlenebilirsiniz" herkez odadan birer birer çıktığında odada bir tek ben kaldım.
Masaya oturdum, önümdeki bilgisayarı açtım. Nolanın yanına sızdırdığım ajanlarımdan bir gönderi gelmişti. Gönderiyi açtığımda karşıma birkaç evrak çıktı. Evrakları teker teker incelediğimde bir evrakta yazan yazı dikkatimi çekti "Mistral" yani Karayel.
Hızla ona tıkladım, yazılar Rusçaydı.
Kod ad:Mistral
Doğum yeri:Bilinmiyor
Gerçek adı:Bilinmiyor
Durum:Bilinmiyor
Hiçbir şey bilinmiyor sadece kod adı, sanki bütün kayıtlardan silinmiş gibiydi, gerçekten ölü gibiydi.
Mistral anlamı Karayel demek, buda annemin Hayaletler deki kod adıydı. Annemin yaşama ihtimali kesinleşti artık.
Kapının önünde ayak sesleri duydum, bilgisiyarı kapatıp kapıya ilerledim. Kapıyı açmam ile korkudan geri sıçramam bir oldu. "İlayda ne yapıyorsun sen bu saatte?" İlayda da benim ani çıkışımdan korkmuştu
"Ne bileyim odamı arıyorum bulamıyorum"
"Misafir odaları üst kattadır" bir an ağzı açık kaldı ne diyeceğini bilemedi, bilerek gelmişti buraya "Neyse hadi sana iyi geceler" yanından gidip kendi odama ilerledim.
Odaya girdiğimde kapıyı arkamdan kapattım, üstümdeki kanlı gömleği çıkarıp kenara fırlattım, altımdaki kumaş pantolonu da çıkartıp yerine siyah eşofman giydim.
Yatağa ilerlediğimde yatağın ayak ucunda uyuyan Nivoru gördüm, beyaz tüyleri onu karanlıkta belli ediyordu.
Yatağa sırt üstü uzandığım sıra odamın kapısı çaldı. Bir süre duymazdan geldim ama kapıya vurmaya devam ediyorlardı, anlaşıldı bana bu gece uyku yok. Oflayarak yataktan kalkıp kapıya ilerledim, kapıyı açtığımda karşımda İlaydayı gördüm eli havada kalmıştı.
"Neden kapımı alacaklı gibi vuruyorsun?"
"Kusura bakma şey ben odamı bulamadım da"
"Tamam yeni oda yaptıralım istersen" dediğimde başını iki yana salladı "Gerek yok, şey bu gece senin odanda uyusam sakıncası olur mu?" istemsizce kalbim hızlı atmaya başladı, onu reddetmek istedim ama dilim bunu söyleyemedi, sadece kapıdan çekilip geçmesine izin verdim.
Odaya girdiğinde bir süre odayı inceledi "Güzelmiş odan" dedi. Başımı sallayıp dolabıma yöneldim, içinden beyaz eşofman çıkarıp ona uzattım "Bunu giy, kottan daha rahat" Tereddütde kalmıştı en sonunda elimden alıp kenardaki giyinme kabinine geçti.
Yorgunluktan daha fazla ayakta durmayacak gibiyim, yatağa ilerleyip uzandığımda oda giyinme kabininden çıkmıştı. Biraz bol olsa da yine olmuştu.
Çekinerek yanıma geldiğinde ayak ucundaki Nivoru farketmişti "Atlas burda birşey var"
"Evet benim leoparım Nivor, korkma birşey yapmaz" gözlerimi açtığımda hala da ayakta duruyordu, yatakta doğrulup onun elinden tutup yatağa oturttum. Bir süre tuttuğum eline baltıktan sonra elimi cekil yatağa uzandım.
Oda yatağa uzandığında ikimşzde hiç konuşmadık, daha doğrusu ne konuşacaktık?
"Vera, çok güzel bir kız" aramızdaki sessizliği İlayda bozdu, birkaç saniye sonra yine soru sordu "Onun gerçek ailesi nerde?" dediğinde gözlerimi açıp ona baktım, oda bana bakıyordu.
"Ben buraya geldiğim zaman Verayı kapımın önünde buldum, daha üç yaşındaydı. Onu geçici olarak yanıma almıştım, ailesini bulup onu ailesine verecektim ,sonra ailesinin buldum" devamını getiremedim, benim için zordu söylemek, birkaç saniye sessiz kaldım sonra devam ettim.
"Babası bir bağımlıydı, annesi de kaçarken Verayı benim kapıma bırakmıştı. Sonra babası annesini yakalayıp öldürüyor, öldürdükten sonra da kendisi öldürmüş"
Vera, onu ilk başta yanımda istemedim çünkü bir çocuğa nasıl bakılır hiç bilmiyordum. Zamanla onunla aramda bir bağ oluştu, derin bir bağ, kopması imkansız bir bağ.
Birden elimde bir sıcaklık hissettim, başımı çevirdiğimde İlayda elimi sımsıkı tutuyordu "Sen çok güzel bir baba olmuşsun, tıpkı hayalimdeki gibi" dedi, bir süre sessiz kaldım. Kısık sesle "Sen beni affetmezsin" dedim, onunla ne kadar bu hayali yaşamak istesek de biz umutsuz vakayız.
"Neden seni affetmeyecem?" beni duymuştu, bende dwvam ettim "Seni çok üzdüm, kırdım, parçaladım. Seni korumak için gittiğim bu yolda sana üç yıl acı bıraktım" bir süre gözlerine baktım, beni arahatlatan gözleri, her baktığımda ona daha fazla bağlandığım gözleri.
"Evet seni affetmem çok zor" yan dönüp bana baktığında gözlerinde kırgınlıktan ziyada anlayış vardı.
"Çünkü üç yıl boyunca senden nefret etmeye çalıştım. Beni neden bıraktığını bilmeden, her gün seni biraz daha suçladım. Ama şimdi gerçeği biliyorum. Beni terk etmedin, beni korumaya çalıştın. Keşke o zaman bana güvenip gerçeği söyleseydin… Belki bu kadar acı çekmezdik. Yine de seni affediyorum, Atlas. Çünkü ne kadar kırılmış olursam olayım, kalbim senden hiç vazgeçmedi.”
Beni affetmişti, ona ne yaptığımı umursamadı, ona çektirdiğim acıları umursamadı. Beni affetti… Oysa ben kendimi bile affedememiştim. Onu korumak için çıktığım bu yolda, en çok onun canını yakmıştım ve şimdi karşımda sevdiğim kadın, beni affetmişti.
Ve artık ondan uzak durmadım, tam tersine artık onu yanımdan ayırmak istemiyordum. Dudakları dudaklarıma değdiği an zaman durmuş gibiydi, ve sanki kalbim artık yerinden çıkmıştı. Dudakları sanki üç yıllık hasreti dindirmek istermiş gibiydi.
Dudaklarını yavaşça benden uzaklaştırdığında artık aramızda buzlar erimişti. Hızla onu kendime çektim, dudaklarımı onunkilerle birleştirdiğimde içimdeki özlem artık sona ermişti. Sevdiğim kadın yanımda,uğruna öleceğim kadın yanımda. Dudaklarımı ondan çektiğinde gözlerimiz kesişti.
"Artık yanındayım,seninleyim. Seninle kıyamete kadar beraberim"
"Eğer kıyamete kadar yanımda olacaksan, ben de son nefesime kadar yanında olacağım.”