3. bölüm / 25
GÖLGE ANNE3...
Bölümler 25Şu an: 3...
- 1 1...2.480 kelime
- 2 2...2.761 kelime
- 3 3...3.440 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4...3.817 kelime
- 5 5...3.237 kelime
- 6 6...3.548 kelime
- 7 7...4.069 kelime
- 8 8...3.025 kelime
- 9 9...3.695 kelime
- 10 10...4.345 kelime
- 11 11...4.146 kelime
- 12 12...2.068 kelime
- 13 13...2.975 kelime
- 14 14...3.167 kelime
- 15 15...3.701 kelime
- 16 16...3.290 kelime
- 17 17...2.984 kelime
- 18 18...2.666 kelime
- 19 19...3.213 kelime
- 20 20...3.774 kelime
- 21 21...2.937 kelime
- 22 22...2.977 kelime
- 23 23...2.764 kelime
- 24 24...3.117 kelime
- 25 Final...2.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Özüm dudaklarını birbirine bastırdı. Ezgi bakışlarını başka yöne çevirdi. Bu konuşmanın bir gün gerçekleşeceğini bilseler de kendilerini hazırlayamamışlardı. Karşı gelemiyorlardı. Coşkun haklıydı. Otelin toparlanması için çok ciddi bir bütçeye, zamana ve dirayete ihtiyaç vardı. Coşkun’un yorgunluğunu bildikleri için diretemiyorlardı. Coşkun, kızlarından yorum gelmeyince konuşmasına devam etti.
“Otelin konumundan dolayı alıcısı çok ama buranın hakkını verebilecek biri olsun istiyorum. Bizim gibi büyütecek, sahiplenecek biri olmalı.”
“Anladığım kadarıyla görüşmelere başladın” diyen Özüm’ü onayladı.
“Evet, haber hızlı yayılıyor ve birkaç görüşme yaptım fakat içime sinen olmadı. Sonra çok eski bir dostumdan telefon aldım. Zincir otelleri olan ve işini hayatının bir parçası haline getirmiş biri. Ön görüşmemiz olumlu geçti. Anlaşmaya vardık diyebilirim ve yakında son noktayı koyacağız.”
Özüm’ün gözleri doldu. Artık kendini tutamamıştı. Sonlar yeni başlangıçlara gebe olsa da hüzünlü oluyordu. Coşkun ilk defa kızının hüzün gözyaşlarını gördü. Her olay karşısında dimdik duran, etrafa kafa tutmayı bilen kızının dudakları titremişti. Özüm’ün narin elini kendi yaşlı avuçlarının içine aldı “Kızım…” dedi. Ancak Özüm sözünü tamamlatmadan izin isteyerek kalktı. Daha fazla dayanamayıp hıçkırarak ağlamaya başlayacaktı. Ne ortalık yerde bu duruma düşmek istemiş ne de Coşkun Bey’i daha fazla üzmek istemişti.
“Anlaşma sonuçlanınca haber verirsiniz. Bitirmem gereken işler var.”
Anlık gösterdiği duygusallığı saklamaya çalışarak hızla yanlarından ayrıldı. Coşkun hüzünle Ezgi’ye döndü. Onun da Özüm’den bir farkı yoktu. Hatta Ezgi daha duygusaldı. Özüm’ün tepkisini önce Ezgi verse şaşırmazdı.
“Yavrum…” dedi gözleri dolmuş kızına
“Kararınıza saygı duyuyorum ama bizim için de kolay değil. Burası bizim için okul oldu, ev oldu. Ben…” dedi ve sıkışan göğsünü rahatlatmak için derin bir nefes arası verdi ve “Evimden kovuluyormuşum gibi hissediyorum” dedi.
“Ah benim güzel kızlarım. Siz ikinizde başarılı kadınlarsınız. Önünüzde daha parlak yıllar var. Daha iyi kapılar açılacak.”
“Belki… Ama hiç biri buranın yerini tutmayacak.”
Ezgi biraz daha konuşmaya devam ederse hıçkırıklara boğulacaktı. O, Özüm gibi kendini tutamazdı. Şu an bile çok dayanmıştı. Yerinden kalkıp Coşkun Bey’in yanağına sevgi dolu öpücük bıraktı. Baba gibi seviyordu onu.
“Ben biraz hava alayım” diyerek yanından ayrıldı.
Özüm kahvaltı salonunu kontrol etti. Resepsiyona gidip rezervasyon listesini inceledi. Terasta dolaştı. Attığı her adımda hüzün vardı. Yüzünden silinmeyen tebessümü onu terk etmişti. Oyalanmaya ihtiyacı vardı fakat bir tane bile arıza bildirimi gelmemişti. Yapacak iş bulamayınca Ezgi’nin odasına gitti. Odaya hızla girip arkadaşının karşısına oturdu.
Ezgi “Salute’un altıncı yıldızı. Biraz kaymış gibisin” dedi Özüm’ün sıkıntılı ifadesine
“Bugün hiç sorun çıkmadı. Canım sıkılıyor.”
“Daha geçen gün sorunlardan yıldığını üç saat kadar dinlediğimi hatırlıyorum. Ne bu manik depresif haller?”
“Beş defa oteli turladım. Böylesi daha yorucu”
Ezgi ellerini kenetleyip dirseklerini masaya dayadı.
“Bende sabahtan beri onlarca dosya karıştırdım ama ne yaptın dersen koca bir sıfır. Ayrıca son gelişmeyi bilen sadece biz değiliz.”
Özüm gözlerini kocaman açıp ellerini havaya kaldırdı.
“Pes Ezgi! Bu otelin dedikodu hızına yetişmek mümkün değil. Ne konuşuyorlar?”
“Kendi adına konuş. Ben hepsine yetişiyorum ama sana söylemem. Sonra bana dedikoducu diyorsun.” Ezgi alınganlıkla dudaklarını kabarttı. Tüm haberlerin ona gelmesi Ezgi’nin suçu değildi.
“Ya sen benim en önemli haber kaynağımsın. Ne konuşuyorlar söyle.”
“Otelin satılacağı haberi tüm diğer dedikoduları sollamış.”
İki kadın etrafta olanları konuşurdu ama aralarında sır kalırdı. Bu nedenle rahatlıkla dertleşebiliyorlardı. Ezgi çaresizlikle “Ne yapacağız Özüm?” diye sorduğunda Özüm omuzlarını kaldırıp indirdi. Gerçekten o da bilmiyordu. Gözünü bu otelde açmıştı ve başka yerde çalışmayı aklından bile geçirmemişti. Biraz daha sohbet ettikten sonra Ezgi eve giderken Özüm’ü de çağırmış fakat o gitmek istememişti. Otelden ayrılmaya hazır hissetmiyordu çünkü burası gerçekten onun eviydi.
Özüm güneş battıktan sonra bir kadeh şarap alıp terasa çıktı. Daha dün tadilat için Coşkun Bey’i kandırma planları yapıyorken şimdi içi kof bir ağaç gibi kalmıştı. Saatine bakıp geç olmadığını görünce annesini aramaya karar verdi. Özlem dolu cümlelerden sonra bir haftalığına yanına gideceğini söyledi. Ahsen Hanım çok mutlu oldu. Özlemişti biricik kızını. Yoğun çalıştığını bildiğinden ısrar da etmezdi ama burnunda tütüyordu. Sarışın, kar gibi beyaz tenli, inatçı kızı büyümüş yetişkin bir kadın olmuştu ama hala onun için minik bebeğiydi. Gözünde büyütemiyordu.
Annesiyle konuşmak biraz içini ferahlattı. Bir hafta için söz vermişti fakat otel hemen satılırsa iş bulana kadar yanında kalabilirdi. Satıştan sonra muhtemelen büyük bir tadilat başlayacaktı. Tüm çalışanlar değişecekti. Sistem hep aynı yürüyordu.
**
Şafak Yurtoğlu ve Coşkun Molla elli yıllık dostluklarını bir kez daha tazelemenin mutluluğunu yaşıyorlardı. Şafak güçlü duruşuyla yıllara meydan okuyordu. Yeşil gözleri hala genç delikanlı gibi parlıyordu. Coşkun gibi kendini bırakmamıştı. Biten iki evliliğinin ardından şimdi yanında genç sevgilisi Milla vardı. Yaşamayı seven adam, Coşkun’un hem işleri hem kendisini bırakmasına kızmıştı. Kolay bir sektör değildi ancak tecrübeleri zafer için önemli bir ayrıntıydı.
Şafak gelmeden önce otelin konumunu ve on yıllık geçmiş verilerini inceleyip kendine bir yol haritası çizmişti. Her ne kadar kendi disiplininde ilerlese de yeni bir bölgede açacağı otel için Coşkun’un işleyiş planını önemsemişti. Otelin beklediğinden daha kötü bir halde olsa da bunu önemsemedi. Elinin altındaki fırtına gibi ekip bu işin altından kalkardı.
Tüm taşlar yerine oturduktan sonra Coşkun’un son bir ricası kaldı. Dostunun anlayacağına emindi.
“Senden bir ricam var Şafak”
“Buyur kardeşim”
“Özüm ve Ezgi… Bu oteli ayakta tutan iki kadın... Benim manevi kızlarım. Burada büyüdüler ve bütün işi benim yanımda öğrendiler. Zeki, çalışkan ve tuttuğunu koparan kadınlardır. Benim yüzde onluk payımı onların arasında bölüştürmek istiyorum.”
Şafak anlayışla tebessüm edip başıyla onayladı. Eğer Coşkun bu iki kadına hisselerini verecek kadar güveniyorsa zaten sorun yoktu.
“Senin kızların benim kızlarımdır. Hem tuttuğunu koparan insanları severim bilirsin. Ekibimin içinde burayı tanıyan ve yönetebilen insanların olması beni de memnun eder.”
Coşkun arkadaşından emin olsa da kulaklarıyla duymak onu gururlandırdı.
“Teşekkür ederim. Bilirsin ben herkesi övmem ama tanıyınca göreceksin. Kızlarım bambaşkadır.”
Şafak çenesini ovuştururken merakla arkadaşına baktı.
“Merak ettim, iki oğlunu burada tutamadın da bu iki kızı nasıl yetiştirdin?”
Coşkun sırıttı.
“Tanıyınca anlarsın. Eyvallahları yok. İnatçılar ve damarlarına basarsan babalarını tanımazlar.”
Şafak kahkaha atıp “Bizde basmayız” dedi.
“Yalnız birinin damarı fazla yüzeyde. Kim olduğunu söylemeyeceğim. Kendin yaşayarak tanı istiyorum.”
Kızlarını seviyordu ama Şafak da eski dostuydu. Biraz uyarıda bulunmak istemişti.
Sabah Coşkun, Şafak ve Şafak’ın kız arkadaşı tekrar otele geldiler. Özüm bir gün önceden bilgilendirildiği için onları bekliyordu. Otele girdiklerini duyduğu anda hızlı adımlarla lobiye yürüdü. Sağ bacağında yırtmacı olan kolsuz krem elbisesi ve topuklu ayakkabılarıyla etrafa bakan üçlüye yöneldi. Emin adımlarla gelip önlerinde durdu. Coşkun’a başıyla selam verip Şafak’a döndü. Adam, kadının karşıdan gelişini hayranlıkla izlemişti. Ona birini anımsatmıştı ama kim olduğunu çıkaramadı. Özüm üzerindeki inceleyici bakışlardan rahatsız oldu. Süre gelen sessizlikte gözleri iki adam arasında gidip geldi. Sonunda Coşkun dile geldi.
“Şafak seni otelimizin genel müdürü Özüm Yakar ile tanıştırayım.”
Özüm kibarca elini uzatıp “Memnun oldum Şafak Bey” dedi. Şafak samimi bir gülüşle elini sıktı.
“Bende memnun oldum. Sizi birine benzettim ama kim olduğunu hala çıkaramadım” dedi aklına takılan merakla
Özüm sahte tebessümünü takındı. “Sarışın olduğum için Ruslara benzetirler. Üzerinde durmayın” dedi.
“Onlardan çok daha güzel bir hanımefendisiniz.”
Şafak Yurtoğlu güzel bir kadın gördüğünde iltifat etmekten geri durmazdı. Özüm iltifat almaya alışıktı. Bu da yaşlı ve çapkın diye içinden geçirdi. Şafak’ın yanında durup turist gibi etrafa bakına kızı işaret edip “Kızınız mı?” diye sordu.
“Hayır, kız arkadaşım Milla”
Özüm’ün ağzı o şeklini aldı. Koca bir çam devirmişti. Buradan nasıl döner emin olamadı. Neyse ki Coşkun elini arkadaşının sırtına yerleştirip onları terasa yönlendirdi.
“Terasta bir şeyler içelim.”
Şafak ve Milla önden yürürken Özüm, Coşkun’un koluna girdi. Önden yürüyen kadını gözleriyle işaret edip yüzünü buruşturdu. Coşkun sessizce gülüyor bir yandan da susması için kızını uyarıyordu. Şafak’ın tercihleri kimseyi ilgilendirmezdi tabii ama Özüm’ün arada adama bir eksi puan yapıştırmıştı. Kadınların yaşlı erkek heveslerini anlamıyordu. Belki para, mevki her kapıyı açıyordu ama kalp kapısı bu kadar önemsiz olmamalıydı.
Terasta karşılıklı oturup sohbet ediyor, soğuk içeceklerini içiyorlardı. Özüm telsizinden gelen bitmeyen anonslara profesyonelce cevap verirken masanın konusundan da kopmuyordu. Bu genel haliydi ama Şafak’ın dikkatini çekmişti. Kadın su akar gibi işini tertemiz çözüyordu. Coşkun onun için çok doğru tanımlar yapmıştı.
“Şafak Bey oteli gezmek ister misiniz?”
Şafak kısaca etrafa göz atıp “Şimdilik gerek yok” dedi.
“Bu kadar harap görmeyi beklemiyorsunuz sanırım”
“Bunlar ayrıntı. Buraya gelecek adamlarım zaten en ince ayrıntısına kadar inceleyip raporlayacak ve projeyi çizdirecekler. Birkaç ayda toparlanır.”
Özüm manidar bir ifadeyle Coşkun’a baktı. “Benimle aynı fikirde birinin olması ne hoş” dedi. Coşkun gelen iğneleri es geçip üzerinden attığı yükle sırıttı.
“Özüm Hanım’ın sivri dilini tanımaya başladık sanırım.”
Şafak’ın erken tespitine Coşkun elini kaldırdı. Öyle kolay değildi.
“Sen dur daha bir şey görmedin.”
“Eğlenceli günler bizi bekliyor demek ki” diyen Şafak rahatça arkasına yaslandı. Yüzünde hınzır bir gülümseme vardı. Geldiklerinden beri sesi çıkmayan Milla, Şafak’ın gülüşünü üzerine alındı ve adamın koluna girip sırnaştı. Özüm’ün üzerlerine diktiği gözlerinden habersizlerdi. Özüm’ün giderek buruşturduğu yüzü masanın altından bacağına yediği çimdikle düzeldi. Coşkun uyaran bakışlar atıyordu kızına. Ah bu adamı baba gibi seviyordu ama uyarıları çok can yakıcıydı.
Özüm çalan telefonunu mutlu olarak açtı.
‘Oteli alan adam mı gelmiş?’
Belli ki Ezgi haberleri toplamıştı.
“Evet Ezgi Hanım, terastayız. Dosyayı buraya getirebilirsiniz.”
Ezgi sinyali aldığı gibi eline gelen ilk dosyayı kapıp odadan çıktı ve terasa yöneldi. Özüm, Ezgi’nin gelmesi on dakikayı bulur demesine kalmadan Ezgi başlarında dikildi. İşin komiği önüne imzalaması için uzattığı dosyadaki kâğıt kalbi kadar temizdi. Bir çizik bile yoktu.
“Son satış listesi Özüm Hanım” dediğinde Özüm gülmemek için alt dudağını ısırdı.
“Evet, kalbimiz kadar temiz bir liste”
Ezgi’nin boğazından gırk diye bir ses çıktı. Sesi yalandan bir öksürükle ustaca gizledi. Coşkun bir işler döndüğünü anlayacak kadar onları tanıyordu ama bildiği diğer şey ise sorgulamamaktı.
“Şafak, sana söz ettiğim diğer kızım Ezgi Perla. Kendisi satış müdürümüzdür.”
Ezgi hemen tokalaşmak için elini uzattı.
“Çok memnun oldum Şafak Bey” dedikten sonra genç kadına döndü.
“Merhaba Ezgi ben. Sizde Şafak Bey’in kızı olmalısınız. Maşallah güzelliğiniz anneden mi?”
Ezgi kendinden o kadar emindi ki pot kırdığının farkında değildi. Özüm’ün kıkırtısı bile normal geldi. Şafak bir kez daha aynı yanlışı düzeltmek zorunda kaldı.
“Milla benim kız arkadaşım.”
Ezgi yaptığı hata yüzünden alt dudağını ısırdı.
“Hay dilimi eşek arısı soksun. En azından güzelliğini anneden aldığı kesin.”
Masanın altından yediği tekmeyle sustu. Konuştukça batıyordu ve Özüm onu susturmak zorunda kalmıştı. Coşkun ise hayretle ona bakıyordu. Ezgi, Coşkun’la göz göze gelmek dahi istemedi. Bakışlarıyla fırça atacaktı.
“Bize katılır mısınız Ezgi Hanım?”
Şafak, onu da tanımak istemişti. Gerçi biraz anlamıştı. Masada tek boş yer Coşkun Bey’in yanıydı. “Biraz oturayım” diyerek usulca sandalyenin ucuna oturdu. Bluzunun arkasından çekilince sandalyeye yaslanmak zorunda kaldı. Yan bir bakışla “Nasılsınız Coşkun Bey?” dedi.
“Enerjin yine yerinde Ezgi” dedi Coşkun imayla
“Çok şükür Coşkun Bey”
Özüm eliyle ağzını kapatmış gülüyordu. Ezgi’nin de bir dudağı gülmek için seğiriyordu. Aklı hala kırdığı pottaydı. Şafak bir süre de Ezgi’yle sohbet etti. Satış konusundaki bilgisi, işine hâkimiyeti ve coşkusu hoşuna gitti. Bu iki kadın çok faydalı olacaktı.
**
Şafak geçen birkaç gün otelde kalmış havayı koklamış bu esnada da devir protokolünü tamamlamışlardı. Özüm ve Ezgi bu süreci yakından takip etmişti. İki kadını en şaşırtan ise Coşkun Bey’in yüzde onluk hissesini ikisi arasında paylaştırması olmuştu. Coşkun onlara kızlarım derken havada bir tanımlama yapmamıştı. İki çocuğu olmasına rağmen hakkı olan payı aralarında bölüştürmesi iki kadın için biraz can sıkıcı olmuştu. Coşkun ise onları rahatlatmak için çocuklarıyla konuştuğunu, onlarından kendisiyle aynı fikirde olduğunu belirtmişti. Şimdi hayatlarında yepyeni bir sayfa açılmıştı. İşsiz kalacaklarını düşünürken otelde hisse sahibi bile olmuşlardı. Bu tarifsiz hediyenin asla altında kalmayacaklardı. Biraz sersemlemişlerdi fakat yüklendikleri güven duygusuyla da mutlu oldular. Hiçbir başarı, hiçbir çalışma sonuçsuz kalmıyordu ancak otel bir süre tamamen müşterisiz kalacaktı.
Tam bu geçişi fırsat bilen Özüm annesini ziyaret etmek istediğini söyledi. Anne şefkatiyle yoğrulup, enerjik bir şekilde dönmek istiyordu.
**
Evren ve Kıvanç bavullarını toplayıp havaalanında buluştular. Uçağın kalkış saatini beklerken özel salonda kahvelerini yudumluyorlardı. Şafak Yurtoğlu’nun iki kurtarıcı adamı yeni işlerine hazırdı. Bünyelerine yeni katılan oteli toparlayıp zincire uygun hale getireceklerdi. Yaşanabilecek pek çok olumsuzluk vardı. Zorlu bir süreç onları bekliyordu ama kendilerine olan güvenleri tüm zorlukları aşabilecek inanç ve tecrübeleri tamdı.
“Otelin resimlerini gördün mü?” diye sordu Kıvanç olumsuz ses tonuyla
“Dışını görmem yetti” dedi Evren aynı memnuniyetsizlikle
“Aa… Esas cevher içinde saklı. Minicik sorunlar birleşip nadide bir inci olmuş sonra boklu midyenin içinde önümüze sürülmüş.”
Evren gülümseyerek kahvesinin içinden çıkarttığı kaşığı ağzına soktu. Onun umursamaz hareketi Kıvanç’ı daha da sinir etti.
“Gül sen gül!”
“Ne yapayım Kıvanç? Şafak Bey almış, biz düzelteceğiz. Yapmadığımız iş değil. Season İstanbul’un ilk halini hatırlasana”
“Adamın üç tane lüks oteli vardı zaten”
“Belki tek sayıları sevmiyordur.”
Kıvanç “Şu rahatlığın beni sinir ediyor” diyerek arkasına yaslandı.
“Kabullenmek huzur verir çekirge”
Kıvanç ofladıkça Evren onunla eğleniyordu. Kıvanç’ın İstanbul’da rahatı yerindeydi. Arada seyahate gidip evine dönüyordu. Evren gibi bağımsız da değildi. Onun farklı bağlılıkları vardı. Evren bulundukları durumu çabuk kabullense de aynı şey Kıvanç için geçerli değildi. Her olumsuzlukta başta söylenir sonra kabullenirdi.
Bir saat yirmi dakikalık yolculuktan sonra alana indiler. Bavullarını aldıktan sonra alanın kapısında isimlerinin yazılı olduğu pankartı tutan adamın yanına gidip kendilerini tanıttılar. Büyük özel aracın kapısı yana kayarak açıldı iki adam araca yerleşirken bavulları da bagaja yerleştirildi. İstanbul’un sonbaharı Antalya’ya göre oldukça soğuktu. İlk önce üstlerine giydikleri kalın ceketlerden kurtuldular.
“Antalya’ya kış gelmiyor galiba”
“Hala çok sıcak”
Yol boyu sessizce dışarıyı izlediler. Bu şehre ilk gelişleri değildi ama kısa toplantılar dışında ilk defa uzun kalacakları. Şehri, yaşamını tanımıyorlardı. Ülkenin önemli turizm merkezlerinden birinde olmak farklı bir sorumluluk da getiriyordu. Rakipleri de en az kendileri kadar güçlü firmalardı. Onlardan farklı olmak zorundalardı.
Şehri tanıdıktan sonra ev bakmaları gerekiyordu. İlk etapta otelde kalacaklar ama bu çok uzun sürmeyecekti.
Otelin büyük girişine geldiklerinde şoför kapıyı açtı. Başka bir görevli saygılı bir tebessümle onları karşıladı. Bavullar arabadan çıkarılana kadar Evren dikkatle etrafı inceledi. Üç büyük tur otobüsü sıralanmış bekliyordu. Yabancı müşteriler sırayla kapıdan çıkmaya başladığında pek çok belboy canla başla çevrelerinde dolaşıp misafirlerine yardımcı oluyorlardı. Tüm çalışanlar güler yüzlü, tertemiz, tek tip kıyafetliydi. Kıvanç yanına gelip başıyla çalışanları işaret etti.
“Otel ve çalışanlar oldukça tezat. Çocuklar arı gibiler.”
“Kapanmak üzere olan bir otel için üç büyük otobüs bile çok” Evren hala birilerinin işinin başında olduğunu anladı. Sona gelmiş bir oteli böylesine kalabalık bir guruba satabilmek yetenek gerektirir diye düşündü.
“Şu kapıdan girince başımıza neler gelecek merak ediyorum” diyen Kıvanç’a uyup içeriye doğru yöneldiler. Döner kapıdan geçen iki adam dikkat çekmişti. Kendinden emin dik yürüyüşleri, etrafa attıkları keskin bakışları vardı. Geleceklerinden haberdar olan personel sessiz bir merakla onları izliyordu. Resepsiyonda görevli kız hızlı adımlarla yanlarına geldi.
“Salute Otel’e hoş geldiniz. Şafak Bey sizi bekliyor” diyerek eliyle yol gösterdi. Kızı takip eden Kıvanç homurdandı.
“Aman iki dakika dinleniriz.”
“Ne söylendin Kıvanç!”
“Alışma evresindeyim. İdare et.” Dedikten sonra iyice Evren’e yanaştı ve fısıltıyla “Buranın kızları güzel midir?” diye sordu. Evren kısa bir gülüşün ardından “Alışma evren kısa sürdü” dedi.
“Sende bekâr olduğuna göre beraber keşfederiz.”
“Bakarız”
Evren’in umursamazlığına karşı Kıvanç bunu olumlu anlayıp yumruğunu yukarı kaldırarak “Yes be!” dedi. Evren’in kahkahası gecikmedi.
Lobiden geçip geniş merdivenlerden havuz başına geldiler. İki büyük havuzdan sonra uzun iki süs havuzunun arasından geçip sahile inen merdivenlerin başına geldiler. Basamakları bir bir indikten sonra son basamakta ikisi de durdu. O güzelim ayakkabılarla kumda yürümeyeceklerdi. Önce birbirlerine bakan iki adam sözsüz iletişimle eğilip ayakkabılarını çıkarttılar ve ellerine aldılar.
“Yaz mevsimini kapatıp yeniden açtık.”
“Kesin Milla’nın işidir.”
Şafak gölgedeki masada oturmuş soğuk içeceğini keyifle yudumlarken hemen önündeki şezlongda Milla güneşleniyordu.
“Şafak Bey…”
“Oo… Çocuklar hoş geldiniz. Nasıl geçti yolculuk?”
“Uzun, yorucu, ardından dinlenilmesi gereken türden”
Kıvanç’ın iğneleyici cevabına güldüler.
“Evren bu yine başlamış huysuzluğa”
“Sormayın Şafak Bey, yol boyu susmadı.”
Milla iki adamın sesini duyunca hemen dönüp gülerek onlara el salladı. Sadece başlarıyla selam verdiler ki bu kadına bulaşmak istemiyorlardı. İstekleri başladı mı ardı arkası kesilmiyordu. Şafak’ın yanına oturduktan sonra onlara da içecekleri geldi. Güneş ışınlarının vurduğu denize baktılar. Adeta pırlanta gibi parlıyordu. Şehrin en lüks sahilinde bulunuyorlardı ve gerçekten de çok güzeldi. Deniz davetkâr bir şekilde oynaşıyordu.
Şafak birkaç günde edindiği tüm izlenimleri aklında oluşan plan ve projeleri anlattı. Kendi prensiplerinden ödün vermiyordu ama bu şehre göre bazı şekil değişiklikleri yapılabilirdi.
“Otelin hali hazırda personeli var. Seçimi size bırakıyorum ancak iki personel var ki onlarla yolumuza devam edeceğiz. Biri otelin genel müdürü Özüm Yakar bir diğeri Satış müdürü Ezgi Perla”
İki kadınla ilgili yüzeysel bilgi veren Şafak’ı dikkatle dinlediler. Bu kadınların neden bu kadar önemli olduklarını bilmiyorlardı ama merak etmişlerdi. Evren “Gelsinler tanışalım” dedi.
“Bunun için beklemeniz lazım çünkü izindeler.”
“Nasıl yani? Tam sezon değişiminde mi? Bu biraz sorumsuzca değil mi?”
“Hemen ön yargılı olma Evren. Kadınlar buradaki sistemi oturtmuşlar. Ayrıca müşteri de kalmadı. Son güne kadar oteli doldurmayı başarmışlar.”
Evren dudak büküp başını denize çevirdi. Her ne olursa olsun burada olmaları gerekirdi. O tatil yapmamış ta İstanbul’dan kalkıp gelmişti. Salute için vazgeçilmez olabilirlerdi ama bakalım Season’a ayak uydurabilecekler miydi? Bu kararın duygusal olarak alındığını düşündü.
Şafak’ın yanından ayrılıp odalarına yerleştiler. İki gün boyunca otelin her karışını gezip notlar aldılar. İyi bir projeyle kolay toparlanabilecekti ama öncelikle nerede ne istediklerini bilmeleri gerekiyordu. Akıllarından binlerce fikir geçti. Tartıştılar, olumlu olumsuz yanlarını çıkardılar. Son kararlarını not ettiler. Tüm bunlar mimarlarla görüşülecekti. Çizim ve ardından restorasyon bu fikirlere göre gelişecekti. Otelin konumu ve büyüklüğü diğer rakiplerinin önüne geçiyordu. Resmi biraz renklendirmek gerekiyordu. Departman müdürleriyle toplantı yaptılar. Personel için onların fikirlerini dinlediler. Satış ekibiyle de görüşmüşlerdi fakat müdürleri kafa izninde olduğu için Evren istediği bilgilere ulaşamamış bu da sinirlerini bozmuştu. Yetmiyor gibi Ezgi insanların dilinden düşmüyordu. Sanki herkes oturuyor da bir Ezgi Hanım çalışıyordu. Geldiğinde Evren onu biraz zorlayacaktı. Tabii bir de Özüm vardı. Onun da Ezgi’den farkı yoktu. Toplantı sona erdiğinde herkes odadan çıktı. Evren ve Kıvanç baş başa kalmışlardı. Evren elini koltuğun koluna yasladı.
“Nerede bu kadınlar?” sesi oldukça gergindi.
“Hangi kadınlar?”
“İnsanların dilinden düşmeyen Özüm ve Ezgi Hanımlar”
“Yarın teşrif edeceklermiş”
“Biz onları beklemek zorunda mıyız?”
Evren’in ters çıkışlarını kaşlarını kaldırarak hayretle bakan Kıvanç şaşkındı.
“Ne yapayım birader? Kollarından tutup getireyim mi? İzin almışlar gitmişler.”
Evren oturuşunu değiştirip yüzünü Kıvanç’a döndü.
“Bunlar kadın değil de erkek olsaydı aynı anlayışı gösterecek miydin?”
Kıvanç gülmeye başlayınca Evren önce göz devirdi sonra o da gülmeye başladı.
“Oğlum zaten otel kapandı. Bırak dinlensin insanlar. Sen tatil yapamadın diye mi trip atıyorsun? Yoksa karşına dişli çalışkan kadınlar çıkınca kıskandın mı?”
Evren omuz silkip tavrından ödün vermedi. Aslında iki kadını da merak etmişti. Şafak anlattığından çok önemsememişti fakat personelin dilinden düşmeyince iyiden iyiye merak etti. Sanki onlar olmazsa otel olmazmış gibi bir hava yaratılmıştı. Evren de her zaman çalışanlara saygı ve sevgiyle yanaşırdı ama bilirdi ki tersi tuttuğunda kulaklar çınlardı. Yönetici olmak sevilmekten geçmiyordu hatta nefret edilen olmak daha kolaydı.
Evren ve Kıvanç rahat çalışabilecekleri en uygun alanı bulduklarında buranın Özüm’ün odası olduğunu bilmiyorlardı. Öğrendiklerinde de çok önemsemediler. Geniş ve ferah bir odaydı. Çalışma masasının önünde rahat koltuklar onun ardında da büyük bir toplantı masası vardı. Bu masanın üzeri şu an büyük proje kâğıtları ile doluydu. Otelin mevcut durumunun planları serilmişti. Çalışma masasının bir ucunda Evren’in diğer ucunda da Kıvanç’ın bilgisayarı duruyordu. Arada da dosyalar doluydu. Odanın içi tam bir kaostu. Pencereye bakıp deniz manzarası görülmese bu dağınıklıkta boğulmak kolaydı. Neyse ki odanın mobilyaları açık renkteydi.
Son müşteriler de ayrıldıktan sonra otele hüzünlü bir sessizlik çökmüştü. Tüm birimler yavaşça toplanmaya başladı. Eşyalar paketlenip gruplandırılıyordu. Kullanılabilir eşyaların bağışlanmasını isteyen Evren bunun için satış ve satın alma departmanlarını görevlendirdi. İlk öncelik personeldi. İhtiyacı olan ve isteyen varsa verilmesini söylemişti. Bunun için izin alınmamasını sadece envanter kaydının yeterli olduğunu da belirtti. Kimin ne aldığını bilmek istemiyordu.
Otele ilk dönen Özüm oldu. Döner kapıdan girip iki adım attı ve olduğu yerde kaldı. Eli tekerlekli bavulunun kulpunda kalmıştı. Koltuklar ambalajlanmış, halılar kalkmış, dev avizelerin bir kısmı indirilmişti. Şaşkınlığın yerini hüzün aldı. Gözlerinin dolmasına engel olamadı. Burada büyümüştü. Otelcilikle ilgili ne biliyorsa burada öğrenmişti. Boğazı düğümlendi. Bir eli bavulun kulpunu sıkarken diğer eli göğsüne gitti. Derin bir nefes aldı. Gözünden akan yaşı durduramamıştı. Hemen elinin tersiyle sildi. Resepsiyon bankosunun arkası boştu. Gülümseyerek hoş geldiniz diyen arkadaşları yoktu. Toparlanmaya çalışıp iki adım attı.
“Özüm Hanım!”
Sesin geldiği yöne döndü. House keeping departmanında görevli Aygül hızlı adımlarla yanına geldi.
“Hoş geldiniz. Nasılsınız? Dinlenebildiniz mi?”
Kendisinin aksine Aygül gayet enerjikti.
“Ben dinlendim de… Buraya ne oldu?”
“Ah neler oldu Özüm Hanım. Müşteriler kapıdan, yeniler bacadan… Tüm eşyalar toplanıyor. Sonra tadilat başlayacakmış.”
“Çalışanlar ne oldu?”
“Tüm müdürlerle toplantı yapıldı. Ayrılanlar oldu. Devam etmek isteyenler içinden seçim yapılacakmış. Bir de eğitim falan dediler.”
Özüm’ün kaşları çatıldı. Tanımadıkları insanların çalışmalarını neye göre değerlendireceklerdi? Seçimi kim yapacaktı? Bu acele neydi?
“Peki Aygül. Benim hala bir odam var mı?”
Aygül gülerek bavula uzandı, kadının elinden aldı.
“Sizin odanızı kimse ellemedi. Evren ve Kıvanç Bey de otelde kalıyorlar şimdilik”
Ezgi olsaydı tüm ayrıntıları öğrenir Özüm de merakta kalmazdı. Aygül’ün verdiği bilgiler sadece bir sürü soru işaretine neden olmuştu. Beraber asansöre yürüdüler. Kabin kapısı açılınca Aygül’ün elinden bavulunu alıp “Ben hallederim” dedi. Kış sezonu oteli kapatıyorlardı ama hiç şu an olduğu gibi sessiz ve terkedilmiş kalmamıştı. Cam asansör yukarı çıkarken dışarıya baktı. Havuzların suları boşalmıştı. Şezlong ve şemsiyeler yoktu. Arkasından gelen kapı çınlamasıyla döndü. Önce bavulunu odasına bırakacak ardından çalışma odasına geçecekti. Onunda toplaması gereken eşyaları vardı. Bu süreçte duygusal davranmaması gerekiyordu. Yeni bir hayat başlamıştı ve ayak uydurmalıydı. Göreceklerine şaşırmamayı kendine öğütledi.
Bavulunu odasına bırakıp oyalanmadan çalışma odasının olduğu kata gitti. Odanın kapısını açtığı anda çenesi neredeyse yere düşecekti. Az önce kendine şaşırmamayı öğütlediğini unuttu. Derli toplu odası tam bir savaş alanına dönmüştü. Tanımadığı iki adam ona bakıyordu.
“Siz… Odama ne yaptınız?”
Bölüm etkileşimi
