Bölümler 25Şu an: 11...
- 1 1...2.480 kelime
- 2 2...2.761 kelime
- 3 3...3.440 kelime
- 4 4...3.817 kelime
- 5 5...3.237 kelime
- 6 6...3.548 kelime
- 7 7...4.069 kelime
- 8 8...3.025 kelime
- 9 9...3.695 kelime
- 10 10...4.345 kelime
- 11 11...4.146 kelime · Okuduğun bölüm
- 12 12...2.068 kelime
- 13 13...2.975 kelime
- 14 14...3.167 kelime
- 15 15...3.701 kelime
- 16 16...3.290 kelime
- 17 17...2.984 kelime
- 18 18...2.666 kelime
- 19 19...3.213 kelime
- 20 20...3.774 kelime
- 21 21...2.937 kelime
- 22 22...2.977 kelime
- 23 23...2.764 kelime
- 24 24...3.117 kelime
- 25 Final...2.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ezgi eve girdiğinde her zamankinden daha sessizdi. Yüzündeki düşünceli ifade annesinin dikkatini çekmiş ve biraz da endişelendirmişti. Kaşlarını çatarak oturduğu koltukta dikleşip topladığı ayaklarını yere indirdi.
“Kızım…” dedi sesine endişe ekleyerek
Ezgi’den cevap gelmeyince bir kez daha seslenmek zorunda kaldı.
“Yavrum ne oldu?”
Annesine kaldırdığı boş bakışları, kadını yerinden kaldırıp yanına gitmesine neden oldu. Kızının sırtını sıvazlayıp cevap bekler gibi yüzüne baktı.
“Yok bir şey”
“Yapma yavrum, yalanın sırası değil. Ben kızımı tanırım.”
Ezgi ne diyeceğini bilemediği için sessiz kalmaya devam etti. Ne olduğunu kendi bile anlayamamıştı. Tüm çevresinin karşı çıktığı konuda yakın zamanda tanıdığı adam ona en büyük desteği vermeyi teklif etmişti. Hissettiği en kuvvetli duygu şaşkınlık olsa da neden sorusunun getirdiği merak da baskın bir histi.
“Ceylan’la mı ilgili?”
Son zamanlarda Ezgi’nin tek derdi Ceylan olduğu için annesinin nokta atışı tahmini şaşılacak bir durum değildi. Evren’in teklifini annesine nasıl söyleyeceğini bilemedi. Derdine derman bulmuş olmasına rağmen rahatlamamış aksine huzursuz olmuştu.
Annesi daha fazla dayanamayarak kızını kolundan tutup neredeyse sürükleyerek koltuğa oturttu. Cımbızla da olsa lafları ağzından çekip almaya kararlıydı.
“Şimdi bana ne olduğunu tane tane anlat. Bir tanecik kızımı üzgün görmek istemiyorum. Şu hayatta bir sen varsın benim için”
Tabii vicdana oynamak konusunda annelerin üzerine yoktu. Ezgi de her kız çocuğu gibi annesinin sözlerine kayıtsız kalamadı. Cesaret için derin bir nefes aldı. Hep böyle değil miydi insan? Hata yapar, azar işiteceğini bilse bile sığınma ihtiyacı ile annesine anlatır. Tecrübelerle yoğrulmuş hayattan dersini alır.
“Sibel çocuğu vermeyi kabul etti.”
Annesi “Ay böyle insanlar anne olmasın ya!” diye yükselen sesine engel olamadı. Konu bu değildi ama Ezgi de aynı düşüncede olduğundan başıyla onayladı.
“Ceylan’a karşı zaafımı biliyorsun. Minicik bebek anne, kıyamıyorum. Fakat…”
“Zurnanın zırt dediği yere geldik” diyen kadının bakışları onaylamadığını açıkça belli ediyordu.
“Daha değil… Araştırdım ama ben tek başıma Ceylan’ı evlat edinemiyorum. Yaşım tutmuyor.”
“O ne demek yaşım tutmuyor?”
“Yani otuz yaşımı doldurmuş olmam gerekiyor ya da evli olmalıyım.”
“Kocanda olmadığı için konu kapandı” diyen kadın az da olsa rahatlamıştı. Aslında karşı geldiği kızının evlat edinmesi değildi. Yurttan bir çocuk almak istese karşı gelmez hatta destek olurdu fakat Ceylan’ın annesi ve babası vardı. Üstelik ne yaptıkları belli olmayan sorumsuz insanlardı. İleride kızlarının başına bela olacaklarına adı gibi emindi. Huzur vermeyecekler belki çocuğu almak isteyecekler ya da düşünmek dahi istemediği kötü olaylar yaşayabilirlerdi. Annelik içgüdüsüyle kızını korumak için karşı çıkıyordu.
“Konu kapanmadı çünkü Evren durumu öğrendi ve eğer kabul edersem Ceylan için benimle evlenmek istediğini söyledi.”
Kaşları saçlarına ulaşan kadın ağzı açık donup kaldı. Etrafında hiç mi akıllı insan kalmamıştı?
“Evren… Şu yeni otelin koordinatörü olan çocuk”
Emin olmak için bilgilerini tazelemeye çalıştı.
“Evet, anne o. Ayrıca çocuk değil otuz beş yaşında adam”
“Ama kafa üç buçuk yaşta kalmış.”
Ezgi dayanamayıp gülmeye başladı. En sıkıntılı anında bile annesi onu güldürmüştü.
“Kızım bu adamın gerçek fikri ne? Hadi sen olayın içindesin de böyle bir karar verdin ama o kim? Başka amacı olmasın?”
“Bende bunu çok sorguladım ama bir sonuca ulaşamadım. Şimdiye kadar bir yanlışını görmedim. Düzgün işinde gücünde bir adam”
“Yavrum iş başka ev başka. Bu adamı hiç tanımıyorsun”
Kadını yeni bir endişe sarmıştı. Ceylan bitmiş Evren başlamıştı.
“Yani tabii evlenecek kadar tanımıyorum ama bu gerçek bir evlilik olmayacak.”
Uzanıp Ezgi’nin elini yaşlı avuçlarının içine aldı.
“Yavrum… Gerçek değil diye kendini kandırdığın evlilik gayet gerçek. Resmi nikâhtan söz ediyoruz. Ya bir sorun olursa, anlaşamazsanız, sana kötü davranırsa ve ayrılamasan ne olacak? Ben seni sokakta bulmadım Ezgi”
“Bilmiyorum anne… Önüme bir kapı açıldı ama doğru mu yanlış mı bilmiyorum. Sonuçta bu adamla aynı iş yerindeyiz ve belki yıllarca beraber çalışacağız. Evlenmesek bile bu adamla burun buruna çalışacağım. Kendisini böyle bir riske atmaz diye düşünüyorum.”
Annesi gözlerini kısarak kızına baktı.
“Sanki karar vermiş gibi konuşuyorsun”
“Karar vermedim ama değerlendirmeliyim gibi geliyor”
Ezgi’yi kendi kararlarıyla yalnız bırakmak gibi bir düşüncesi yoktu. Her zaman kızının arkasında dururdu ama bu defa işin içine girmesi gerektiğini hissetti. Ezgi’ye yardım etmeliydi.
“Sen şu Evren’i bana getir. Bir de ben konuşayım.”
“Sen şimdi azarlarsın adamı. Rezil olurum.”
“Anasından azar yemiştir. Ha bir eksik ha bir fazla”
Ezgi şaşkındı ama aynı zamanda gülüyordu. Yine de annesinin yanında olduğunu bilmek ona güç vermiş, cesaretlendirmişti.
**
Ezgi’yi bıraktıktan sonra yalnız kalmak istemeyen ve dosta ihtiyaç duyan Evren, Kıvanç’ın evine gitti. Elinde metal kap ve çırpıcı olan adam kapıyı açtı.
“Selam”
“Hoş geldin. Gir içeri”
Evren, arkadaşının elindekine bakıp “O ne?” diye sordu.
“Kek yapıyorum”
“Çikolata parçalı mı?”
“Tabii ki”
“İyi, pişir de yiyelim”
Evren, Kıvanç’ın yaptığı kekleri çok seviyordu. Her canı istediğinde söyler, arkadaşı da ikiletmeden yapardı.
Ada tezgâhın çevresinde oturup mutfağa dolan mis gibi kek kokusuyla fırının süresinin dolmasını beklediler. Bir yandan da Kıvanç demlediği çaylardan birer bardak koymuştu.
“Bu uzun dalıp gitmeler ve daldığın düşüncelerin bir sonucu çıktı mı?”
Evren, Kıvanç’a bakıp tebessüm etti. Onu iyi tanıyordu. Kıvanç gerçek bir dosttu. Önce Ceylan bebeği anlattı. Ardından Ezgi’nin onu evlat edinmek istemesini ve bunun için gerekli şartları anlattı. Kıvanç konunun üçüncü aşamasını gerçekten merak etmişti çünkü hisleri onu yanıltmıyorsa konu Evren’le ilgiliydi.
“Ezgi’ye evlenme teklif ettim.”
“Ne yaptın?” diyen Kıvanç neredeyse masanın üzerine serilecek kadar uzanmıştı.
“Bebeği sende gördün Kıvanç. Kıyamadım. Bir şansı varsa eğer ona bu şansı vermek istedim.”
“Senin yufka yüreğini biliyorum. İşin bebek kısmını kısmen anlayabiliyorum ama ya Ezgi? Daha bir iki aydır tanıdığın kadın eşin olacak. Yedi yıllık ilişkinde bile evlilikten söz etmediğini hatırlatmak isterim.”
Ellerini masanın üzerine yaslayan Evren parmaklarını sıkmaya başladı. Dudaklarını ıslattı. Kıvanç’ın dimdik ona baktığını bildiği için başını kaldıramıyordu.
“Aslında ben Ezgi’den biraz hoşlanıyorum galiba”
“Evlenecek kadar!” diyen Kıvanç kocaman açtığı gözleriyle bakıyordu.
“Tabii evlenecek kadar değil ama şartlar bunu gerektirdi. Bir de ne bileyim içinde bir ses o doğru kadın diyor. Şerefsiz ses susmuyor da”
Yüzünü buruşturarak başını kaldıran Evren uzun süreden sonra ilk defa arkadaşına baktı.
“Hata mı yapıyorum?” diye sordu.
“Hızlı ve keskin bir karar olmuş. Hata mı bilmiyorum. Ezgi ne dedi?”
“Şok oldu”
Kıvanç gülmeye başladı.
“Hayret ben ondan olmayacak zamanlarda çıkan cümlelerinden beklerdim.”
Evren de arkadaşıyla güldü. Ezgi başkasına gerek duymadan olmadık zamanlarda kurduğu cümlelerle kendi kendini zor durumda bırakabiliyordu.
“Neden diye sordu. Ben de Ceylan için dedim.”
“Duygularını sakladın”
“Şu an duygularımı açamam Kıvanç. Ortada hassas bir durum var. Bir bebeğin hayatı söz konusu. Ceylan’ı kullanarak sana yakınlaşıyorum diyemem”
“Yaptığın bu”
“Hayır! Gerçekten Ceylan için yaptım o teklifi.”
Kıvanç kollarını masaya yaslayıp sorgulama duruşuna geçti.
“Ezgi’den hoşlanmasaydın ya da dışarıdaki alelade kadınlardan biri olsaydı, yine ona evlilik teklif eder miydin?”
Evren dudaklarını kemirip bir süre düşündü. Kendine olduğu gibi arkadaşına da dürüst olmayı seçti.
“Yapmazdım. Yine de amacım bebeği kullanmak değil!”
Kıvanç arkasına yaslandı.
“Biliyorum. Sen öyle bir adam değilsin. Ee… Düğün ne zaman?”
“Daha kabul etmedi.”
“O zaman kek yiyelim” diyen Kıvanç gelecek günleri beklerken mutfağını mis gibi kokutan keki fırından çıkarttı.
**
Ezgi sabah kalktığından beri içinde anlamlandıramadığı bir neşe vardı. Evren’in teklifi ona umut kapısı olmuştu. Tüm gece gözüne uyku girmeden düşünmüştü. Artıları ve eksileri bir yana toplamaya çalışmış fakat içinde yükselen umut yüzünden eksi hanesini dolduramamıştı. Oysa artı hanesi taşmıştı.
Evren yakışıklı bir adamdı. Gülmeyi ve eğlenmeyi biliyordu. Ciddi iş adamı pozları atmıyordu. Rahat bir hayatı vardı. En azından Ezgi’nin gördüğü kadarı böyleydi. İşinin başındaki hali ise tam seyirlikti. Geniş omuzlarını kaldırıp dim dik duruyor, ses tonu sertleşiyordu. Konusuna hâkimiyeti takdir edilesiydi. Verdiği kararların her zaman arkasında duruyor ve asla kendinden taviz vermiyordu. Ezgi erkekte gücü seviyordu. Fiziki özelliklerine zaten laf edemezdi. Geniş omuzlar, uzun bacaklar, yuvarlak ve ufak kalçaları seyre değerdi. Böyle bir adamın karısı olmayı her genç kadın isterdi. Yine de vereceği karar hayatını etkileyeceği için acele etmemesi gerekiyordu. Keşke birbirimizi tanıyalım diyebileceği kadar uzun bir zamanları olsaydı. Ceylan olmasa Evren ona evlilik teklifinde bulunmazdı. Bunu bilmek biraz içini acıtıyordu. Fikir Ezgi’den çıkmamış olsa da zorlayamazdı. Bir an önce Özüm’le konuşmak istedi.
Ofise girince ortama yayılan telaşı hissetti. Herkes bir yana hızlı yürüyerek iş çözmeye çalışıyordu. Asistanlardan birinin yanına gitti.
“Ne oluyor burada?”
“İş güvenliğini kontrol etmek için adamlar geldi. Evren Bey’in odasındalar. Önce evrakları görmek istediler. Sonra inşaata gidip kontrollerini yapacaklarmış. Kıvanç Bey de inşaata gitti. Onları orada karşılayacak.”
Ezgi teşekkür edip kızın yanından ayrıldı ve Evren’in odasına yürümeye başladı. Bu olağan bir denetimdi fakat işi şansa bırakmak istemeyen ekip dikkatli olsalar da gözden kaçan bir şey olmaması için çalışıyordu. Evren’in kapısına bir metre kala kapı açıldı. Önce içeriden üç adam çıktı. Evren onları takip ediyordu. Yüzündeki sert ifadeyi bozmadan “Ezgi hanım şoföre çıkacağımızı haber verin” dedi ve hızlı yürümesine devam etti.
Arkada kalan Ezgi kaşlarını çatmış ve ellerini beline yerleştirmişti. “Git şoförünü kendin bul. Manyağa bak be! Sekreterin miyim ben senin?” derken dişlerini sıkıyordu. Çok değil yarım dakika sonra Evren yalnız olarak ve daha hızlı attığı adımlarla Ezgi’nin yanına geri döndü.
“Amacım emir vermek değildi. Karşıma ilk sen çıkınca sana söyledim.”
Elini kadının yanağına uzatıp başparmağı ile okşadıktan sonra aynı hızla gitti. Ezgi yüzünde saçma gülümsemeyle kaldı. Evren’in en son gözlerinin içine derin bir anlamla bakması aklına kazındı. “Ne olacak canım, iki tuşa basmaktan mı gocunacağım” derken erimiş tereyağı gibi akıyordu.
Ofiste ortam sakinledi. Ezgi, Özüm’ün gelmesini bekliyordu. Bir an önce arkadaşına olanları anlatmak istiyordu. Arkadaşını beklerken Evren’in giderken yaptığı davranışı düşünmeye başladı. Aslında aklından çıkmamıştı. Koşarak geri dönmesi, özür diler gibi cümle kurması ve o son yanağını okşaması kadının aklına kazınmış yetmemiş kalbine fazla mesai yaptırmaya başlamıştı. Evren gibi etkileyici bir adamdan üstelik işinin başında ciddiyetle çalışırken gelen yakınlık beklenmedik olmuştu.
Özüm ve Kıvanç acelelerini belli eder gibi ofise girdiler. Yeni personel görüşmelerine az bir zaman kalmıştı. İş güvenliği denetimi beklediklerinden daha uzun sürmüştü. Adamlar açık bulmak adına didiklemedikleri yer kalmamıştı.
Ezgi, Özüm’ü görünce koşarak yanına gitti. Toplantı salonuna doğru beraber yürümeye başladılar. Kıvanç önden gidiyordu. Asistan kızdan personel dosyalarını getirmesini istedi.
“Evren nerede?” Ezgi aslında Özüm’le baş başa kalma ihtiyacındaydı.
“O inşaatta kaldı.”
“Çok önemli bir haberim var.”
Özüm durup konuşmak istese de Kıvanç’ın geriye dönüp “Hadi Özüm” demesiyle arada kaldı. Ezgi, Özüm’ü sırtından itti. Beraber toplantı odasına girdiler.
Masanın arkasında sırayla Kıvanç, Özüm, Ezgi ve personel müdürü oturdular. İlk başvuru geldiğinde önlerine adamın özgeçmişini açtılar. Kıvanç ve personel müdürünün sorduğu sorulara cevap veren genç adamın heyecanlı olduğu her halinden belliydi.
Özüm koluyla Ezgi’yi dürttü. Ne olduğunu çok merak ediyordu. Ezgi kulağına eğilip sessizce “Evren bana evlenme teklif etti” dedi. Özüm nerede olduğunu unutup yüksek sesle “Sen ne dedin?” deyince tüm gözler ona döndü. Karşılarında işi almak için ter döken adam ise soruyu kendi üzerine almıştı fakat konu ne anlamamıştı.
“Neye cevap verdim anlayamadım” dedi mahcup halde.
Özüm alt dudağını ısırmış yaptığının farkındaydı. Ezgi yanında kıkırdıyordu. Kıvanç, Özüm’e bakıp gözleriyle soru soruyordu.
“Kıvanç Bey’in sorusuna ne cevap verdin, duyamadım” diye çevirdi.
“Ailemle yaşıyorum dedim efendim”
“Hmm… Aile önemli tabii”
“Evet efendim” diyen genç diğerleri gibi şaşkındı.
Personel müdürü ortamı ele aldığında Kıvanç, Özüm’ün kulağına eğildi.
“Sen ne güzel kıvırıyorsun öyle”
Özüm başını çevirince burun buruna geldiler. Kıvanç’ın tıraş losyonu kokusu ile Özüm’ün manolya kokulu parfümü birbirine karıştı.
“Ne?”
“Bu ne kokusu?”
“Manolya”
“Çok güzel”
Kıvanç’ın bakışları Özüm’ün dudaklarında dolaşıp gözlerine çıktı. Özüm’ün gözbebekleri titriyordu. Kıvanç bir anda toparlanıp önüne döndü. Olmadık zamanda olmadık yerde saçma bir duyguya kapılmıştı. O böyle bir adam değildi. İşinin başında ciddi özel hayatında çapkındı. Sahi en son ne zaman çapkınlık yapmıştı? Antalya’ya ilk geldiklerinde. Sonra canı mı istememişti yoksa vakti mi olmamıştı? Her zaman yoğun çalışıyordu ve vakit bulabiliyordu. O zaman? Neden canı istememişti? Onu tutan, engelleyen neydi? Kendiyle ilgili bir sürü cevaplayamadığı soru aklına üşüşünce düşünmeyi durdurdu. Önce karşısına sırayla gelen adaylar arasında seçim yapmalıydı. Sonra kendini masaya yatırıp ona ne olduğunu bulmaya çalışacaktı.
Yaklaşık üç saatin sonunda görüşmeler sona erdi. Herkes yorulmuş ve dinlenmek istiyordu. Değerlendirmeleri sonraya bıraktılar. Ezgi ve Özüm hızla odayı terk etti. Kıvanç kollarını masaya yasladı ve ardından alnını kollarına yasladı.
Çok uzun ve yorucu bir gün olmuştu. Sadece inşaatta olsa bu kadar yorulmazdı fakat yöneticilik kısmı bazen gerçek anlamda üzerinden geçiyordu. Kıvanç söylenen taraf Evren ise dayanıklı olan taraftı. Adamın bir defa bile söylendiğini duymamıştı. En yorucu günün ardından bile enerjisi kalıyordu. Yıllardır turizmci olmak demek böyle bir şeydi.
Önündeki dosyayı toparlayıp rulo yaparak tek eliyle tuttu. Sarsak adımlarla odadan çıktı. Özüm ve Ezgi pencerenin pervazına tünemiş derin bir sohbet içindelerdi. Konu her neyse oldukça hararetli konuşuyorlardı. Ezgi her zaman olduğu gibi heyecanına ellerini kollarını katmış anlatıyordu. Özüm’ün gülen yüzünden kötü bir konu olmadığı anlaşılıyordu. Bir an aklına Evren’in evlilik teklifi geldi. Bunlar yakın arkadaş olduğuna göre kesin Ezgi ona Evren’i anlatıyordu.
Hala Evren’in verdiği kararı aklı almıyordu. Kendisi aynı durumda olsa aynı şekilde davranır mıydı? Mesela Özüm, Ezgi’nin yerinde olsa… Bir anda kalp atışları hızlanmaya başladı, elleri terledi. Derin nefes alma ihtiyacı hissetti. Kendine ‘Bana ne oluyor?’ demekten alamadı. Söz konusu Özüm olunca bedeni aklından önce garip tepkiler vermeye başlamıştı. Son kararı tüm bunlar üzerinde biriken stres yüzündendi. Eskisi gibi gece çıksa, biraz dağıtsa hepsi geçecekti. Bu gece dışarı çıkma kararı vermişken zorla attığı adımlarını durdurdu. ‘Nereye gideceğim? Hem yalnız çıkmak da istemiyorum. Artık Evren’de bana katılmaz. Hem bugün çok yoruldum. Yok, bu gece olmaz.’ Kendini ikna edememişti. Dışarı çıkma fikri aklına ilk düştüğü anda yorgunluğu daha ağır basmıştı. Sanki ayaklarına tonlarca yük bağlanmıştı. Son kez kızlara bakıp çıkışa doğru yürüdü. Aralarına girip sohbetlerini bozmak istemedi.
**
“Senin düşüncen ne Ezgi?” Özüm, arkadaşının duygularını merak etti.
“Aslında ikilemde kaldım. Bu tam istediğim plan fakat Evren doğru kişi mi ya da neden bana bu teklifi yaptı emin olamıyorum. Göstermelik bir evlilik olacak ama annem haklı sonuçta resmi nikâh yani”
“Peki, annenin Evren’le konuşma isteğini nasıl söyleyeceksin?”
Ezgi başını yukarı kaldırıp “Ah!” diye inledi.
“Bilmiyorum. Bir yandan annemin konuşmasını istiyorum. Sonuçta o tecrübeli bir kadın ve fikirleri benim için önemli bir yandan da müdürün karşısına çıkmış öğrenci gibi Evren’i annemin karşısında düşünemiyorum.”
Özüm gözünün önüne gelen görüntüyle kıkırdadı. Ayten teyzesi lafını esirgeyen bir kadın değildi. O anda orada olmayı çok isterdi.
“Gülme Özüm ya!”
“Ezgi’m sonuçta kadın kızının evleneceği adamı tanımak isteyecek. Eninde sonunda karşılaşacaklar.”
“Annemi tanımıyormuş gibi konuşma. Kesin onu da benim gibi azarlayacak.”
Ezgi kaçışı olmayan son için endişeliydi. Rezil olmak istemiyordu fakat şu an bile rezil olma hissini yaşıyordu.
“Bence Evren anneni ikna edecek”
“Nereden biliyorsun?” Ezgi hala bir umut peşindeydi.
“Adam tam damat adayı profilinde”
“Bu mu yani?” diyen Ezgi gözünü devirdi
“He…” Özüm için bu kadar basitti.
Pencere pervazında tünemekten yorulan ikili eve gitmeye karar verdiler. Çıkmadan hemen önce asistan kız ertesi gün Şafak Bey ve mimarların geleceği haberini verdi. İki kadının da yüzü buruştu. Yine ortalık karışacaktı.
**
Evren ofise dönmeden eve gitti. Aklında Ezgi vardı. Kadının düşüncesini çok merak ediyordu. Kendi evine sığamayınca Kıvanç’a gitti. Terasın penceresinden gördüğü adam bom boş televizyona bakıyordu. Kapıyı yana doğru açıp içeri girdi.
“Kıvanç eve sığamadım.”
Kıvanç bezgin bakışlarını arkadaşına dikti.
“Bu neyin heyecanı?”
“Ezgi, Özüm’e gelmiş mi?”
“Nereden bileyim?” derken Kıvanç’ın sesi biraz fazla çıktı.
“Karşı komşun, bilirsin”
“Kadının evini gözetlemiyorum Evren!”
Evren’in gözleri kısıldı. Bu fevri çıkışların sebebini öğrenmek istedi.
“Sen neye kızdın? Ofiste bir şey mi oldu?”
“Olmadı. Ayrıca bana Özüm’ü sorup durma”
“Özüm’ü sormadım zaten Ezgi’yi sordum.”
Oturuşunu dikleştiren Kıvanç ayakta kollarını önünde bağlamış arkadaşına döndü.
“Kardeşim kadınla dün konuştun. Bugün evet demesini bekleyemezsin.”
“Hayır da demediğine göre ümit var demektir değil mi?”
Derin nefes alan Kıvanç yavaşça nefesini bıraktı.
“Şu sabırsızlığı çocuklar yapmıyor. Sen ne evlenme meraklısı çıktın.”
Evren ayakta durmaktan yorulup Kıvanç’ın yanına oturdu.
“Kıvanç… Bu kadın beni çok etkiliyor.”
“Normal. O kadar kadınsız kaldın ki sapıttın.”
“Ne alakası var be!” Evren kaşlarını çatıp arkasına yaslandı. Kıvanç’ın dediği gibi sabırsızdı. Formaliteden bir evlilik olacaktı. Belki Ezgi’ye hiç yaklaşamayacaktı ama yine de bir an önce olsun istiyordu. Etrafını garip bir heyecan sarmıştı ve bu heyecan hayatının her yönüne etki etmeye başlamıştı. İşte bile hızla hareket edip çevresindekileri zorluyordu. Eline gelen işi bir an önce bitirmeye çalışıyordu. Sanki her şey hızlı olursa Ezgi’den de hemen cevap gelecekti. Ezgi’den hoşlandığını kimseden saklayamazdı fakat bu kadar etkili olduğunu yeni fark ediyordu.
“Kıvanç, Özüm’e baksana Ezgi orada mı?”
“Evren çıkar telefonunu ve Ezgi’yi ara. Beni Özüm’le muhatap etme.”
“Siz yine kavga mı ettiniz?”
Kıvanç’ın sürekli Özüm’den kaçmaya çalışması Evren’in aklına tek bir neden getirdi.
“Etmedik”
Evren yavaşça başını salladı. Kıvanç bu hareketine sessiz kaldı. Ağzını açarsa yaşadığı ikilemleri Evren anlayacaktı. Daha kendi ne olduğunu anlamamışken yorum duymak istemedi.
Yerinde duramayan Evren arkadaşının yanında da çok kalamadı. Ertesi gün yoğun geçeceği için yatmaya karar verdi.
**
Uzun masanın etrafında oturmuş son durumu değerlendiriyorlardı. Şafak Bey masanın başında tek tek gelişmeleri dinledi. Yine yüzünü kara çıkarmamış ve istediği gibi ilerleme kaydetmişlerdi. Dinlerken baş sallamalarından memnun kaldığı anlaşılıyordu.
“Aferin çocuklar, iyi gidiyorsunuz” diyen adam Ezgi’ye döndü.
“Kızım bana bir otel ayarla. Bir süre burada kalacağım.”
“Tabii tercihiniz var mı?”
“En iyisi” diyen adam daha aşağısını kabul etmezdi. Ezgi tebessüm ederek Şafak’a baktı.
“Kusura bakmayın Şafak Bey ama en iyisi olamaz”
“Neden?”
“Çünkü en iyisi şu an tadilat aşamasında”
Herkes gülümserken Şafak koca bir kahkaha attı.
“İşte istediğim özgüven ve kendini bilme bu.”
Oteline edilen iltifat Şafak’ı gökyüzünde bir kat daha yukarı taşıdı. Evren gülümseyerek gözlerini ayırmadan Ezgi’ye bakıyordu. Bu kadının diliyle kandıramayacağı kimse yoktu. Ezgi, Evren’in üzerindeki yakıcı bakışlarını fark edince yüzü kızardı ve gözlerini kaçırdı. Liseli kızlar gibi yanakları yandı. Bu adam herkesin içinde böyle etkili bakarsa Ezgi’nin dili dolanırdı.
Şafak bu defa Hüma’ya döndü.
“Sen ne yaptın Hüma?”
“Binanın güçlendirmesi tamamlandı. Artık benim işler hızlanacak Şafak Bey. Mobilyaların siparişlerini verdim. Sarf malzemeler için beklemedeyim. Evren ne zaman tamam derse tekstiller de hazır olacak. Ayrıca havuz başı içinde bazı düşüncelerim var. Tam belli olunca sunacağım.”
“Bana yeni masraf mı çıkartacaksın?”
“Benim işim masraf çıkartmak” diyen Hüma sevimlice sırıttı.
Başını iki yana sallayan Şafak, Evren’e döndü. Hüma gerçekten de masraf çıkarma konusunda çok iyiydi ama çıkan sonuç muhteşem olduğu için o da ses çıkaramıyordu.
“Hüma’nın açtığı delikleri sen kapatacaksın Evren”
“Daha fazlasını yaparım Şafak Bey, rahat olun.”
Evren’in kendine güveni ne kadar yüksekse Şafak’ın ona güveni daha fazlaydı. Adam bunu çok defa kanıtlamıştı. Şafak hin bir sırıtışla tekrar Ezgi’ye döndü.
“Ezgi sen mi daha iyi satıcısın Evren mi? Ne dersin?”
“Ay Şafak Bey bana böyle gelmeyin. Sonra işi inada bindiriyorum. Evren’i ezmek istemem.”
“O biraz zor be Ezgi” Evren arkasına yaslanmış elindeki kalemi çevirirken Ezgi’ye meydan okudu.
“Zor mu kolay mı zaman gösterecek.” Ezgi’nin de altta kalır yanı yoktu.
Şafak keyifle çalışanlarını dinledi. Bunların hırsıyla çok para kazanırdı.
Kıvanç yanında oturan Evren’e eğildi.
“Şu diklenmenden sonra sakın bana gelip Ezgi ‘hayır’ dedi diye ağlama”
“Bu iş, o özel hayat”
“Kadınlar düşmanlarıyla evlenmezler. ‘Haklısın Ezgi’ de konuyu kapat.”
Her konuda Ezgi’ye haklısın derdi ama işi söz konusu olunca kimseyi tanımayan Evren geri adım atmadı.
Özüm elindeki şık davetiye zarfını Şafak’a uzattı.
“Bu ne kızım?” diyen adam bir yandan da zarfı açmaya başladı.
“Her yıl yaz sezonu bitişinde acenteler birliği üyeleri ve otel sahipleri davet düzenler. Bu sene sizi de aralarında görmek istediklerini söylediler. Önemli bir rakipsiniz, sizi ve ekibinizi yakından tanımak istiyorlar.”
Şafak tebessümle davetiyeyi inceledi. Şafak sektörde güçlü bir adamdı. Pek çok otel sahibiyle de tanışıyordu fakat Antalya’ya nasıl bir soluk getirecek ve nasıl yeniliklerle karşılarına çıkacak merak ediyorlardı. Şafak için hoş bir gösteri olacaktı. Her zaman başarısını karşısındakinin gözüne sokmayı seviyordu.
“Bizde davete icabet ederiz değil mi çocuklar?”
Evren ve Kıvanç onaylayarak başlarını salladılar.
“Şafak Bey sizin yanınızda Milla olur ama biz sap gibi mi gideceğiz?”
Şafak gözlerini devirerek Kıvanç’a baktı. Evren bir eli çenesinde sırıtıyordu. Kıvanç bu adam karşısında kaşınmadan durmuyordu.
“Yanımda Milla olmayacak Kıvanç. Seni koluma takıp gideceğim.”
Masada kıkırtılar yükselmeye başladı.
“Hiç tipim değilsiniz Şafak Bey. Ben zayıf severim.”
Şafak, adamın ayarsızlığına gülmekle yetindi. Hiçbir zaman Kıvanç’ın ayarsızlığına laf yetiştirememişti. Onu bu haliyle seviyordu.
Kıvanç’ın hedefinde bu defa Özüm vardı.
“Siz de gelecek misiniz Özüm?”
Özüm kalkık burnunu biraz daha havaya dikti.
“Onur konuklarının davete ihtiyacı olmaz.”
Masada bu defa ‘Ooo…’ sesleri yükseldi. Kıvanç, kadının gözlerinin içine bakarak gülümsedi. Başını hafif yana eğip kaldırdı.
Toplantı dağılınca Şafak ve Kıvanç, iki mimarı yanlarına alıp otel inşaatına gittiler. Evren masasında çalışırken Hüma gelip arkadan boynuna sarıldı.
“Hüma sen omzuma tüneyince huzursuz hissediyorum” Evren başını yana çekmiş yandan Hüma’ya bakıyordu.
“O zaman hemen bana neler olduğunun anlat.”
“Bir şey olmadı” derken gözlerini kaçırdı.
“Peki, Ezgi’ye attığın çapkın ve hayran bakışların anlamı ne?”
Hüma tepesinde ukala şekilde kaçışın zor olacağını bilen Evren şimdilik kimseye açıklama yapmak istemiyordu. Eğer Ezgi’den olumlu yanıt gelirse o zaman uygun bir dille açıklayacaktı. Ancak Ezgi’den hala bir ışık yoktu ve bu Evren’i olumsuz düşüncelere itiyordu. Ortada bir bebek vardı, esas önemli olan oydu fakat kendi hislerini de göz ardı edemiyordu. Ezgi’nin her davranışını her tepkisini ezberlemek ister gibi izliyordu. Bazen kadını göz hapsinde tuttuğu için kendini sapık gibi hissediyordu ama ona bakmayı da seviyordu. Her an bir bomba patlatacak yaramaz çocuk gibi halleri komiğine giderken ciddi tavırları çekici geliyordu. Güzel ve dikkat çekici bir kadındı Ezgi. Etrafta onu seven ve beğenen çok insan vardı. Evren bu durumlara şahit oldukça içi kaynıyordu. Kıskançlık yapmaya hakkı olmasa da kendine engel olamıyordu. Evren için durum zorlaşmaya başlamıştı.
Şimdi başında dikilmiş meraklı bakışlarla bekleyen Hüma’ya bir açıklama yapması gerekiyordu. “Hoş kadın” demekle yetindi. Tabii Hüma için yeterli bir cevap değildi. Hüma derin bir nefes alarak kollarını Evren’den çekti.
“Sadece hoş değil aynı zamanda bir adamın içini kaynatacak kadar işveli de”
Evren burun kemerini sıkarak gözlerini kapattı.
“Ne duymak istiyorsun Hüma?”
Hüma ellerini kotunun arka ceplerine soktu. Omzunu umursamazca silkti.
“Sen de Kıvanç da benim için değerli adamlarsınız. Sizin iyiliğinizden başka bir şey istemiyorum.”
Evren yandan gülümsemesiyle “Biz iyiyiz” dedi.
Hüma bir anda adamın yanaklarına avuçlarını yaslayıp çocuk gibi başını iki yana salladı.
“Ya bakma bana öyle çapkın çapkın! Yerim seni!”
Hüma’nın ayarsız sevgisine maruz kalmıştı. Neyse ki yıllar içinde ona alışmıştı. Kadının ellerini yanaklarından çekip kendinden uzaklaştırdı. Uyarıcı bakışlarını eklemeyi ihmal etmedi. Hüma kıkırdayıp kuzeninden ayırmadığı adamın yanaklarını öpüp onu azat etti.
Hüma, Özüm ve Ezgi beraber ofisten çıktılar. Özüm ne kadar ısrar etse de Ezgi yorgun olduğunu ve eve gitmek istediğini söyledi. Özüm, arkadaşının aslında bedenen değil ruhen yorgun olduğunu biliyordu. Önemli bir karar verme aşamasındaydı ve doğru olanı bulmakta zorlanıyordu. Ne kadar konuşup fikir alışverişinde bulunmuş olsalar da son sözü söyleyecek olan Ezgi’nin kendisiydi.
Hüma’yla Özüm’ün evine gittiler. Kıvanç, kuzenini bırakmayarak kendisinde kalacağını söylemişti ancak önce Şafak’ın kollarından kurtulması gerekiyordu.
Hüma büyük bavulunu evin girişinde bıraktı.
“Özüm karnım çok aç. Dışarıdan bir şey söyleyelim.”
“Gerek yok yemek yapmıştım.”
“Nasıl?”
Sorunun saçmalığına Özüm şaşkınca baktı.
“Tencere, ocak, yemeklik malzeme…”
Hüma eğlenceli bir kahkaha attı.
“Ay onu demek istemedim. Yemek yaptığını bilmiyordum.”
“Yıllarca otelde yaşadığım için böyle düşünmen normal ama akşamları aşçının yanından ayrılmayıp ona yardım eden de benim. Mutfağını sadece benimle paylaşırdı. Yani işi ustasından öğrendim.”
“Bu iddialı cümlelerden sonra ziyafet sofrası beklerim.”
Özüm sarı saçlarını arkaya savurup “Bekle ve gör” dedi.
İki kadının kahkahaları evde yankılandı. Kısa sürede sofrayı hazırlayıp masaya oturdular. Özüm bir de soğuk şarap açmıştı. Masaya bakan Hüma, Özüm’ün abartmadığını o an anladı.
“Kıvanç yerine seni seçmem an meselesi Özüm”
“Kapım sana hep açık”
“Zaten kısa süre kalacağım için kabul etti. Yoksa asla benimle yaşamak istemez”
Hüma mutlu olmuş şekilde ellerini çırpıp kendisini bekleyen lezzetli masayı daha fazla bekletmeden oturdu. Sakin bir sohbet eşliğinde yemeklerini yediler.
Kıvanç eve gelip önce duş aldı. Kuzeninin Özüm’de olduğunu bildiğinden acele etmedi. Önce yorgunluğunu atması gerekiyordu. Duştan çıkıp gri eşofman altı ve beyaz tişört giydi. Ardından Hüma’yı aradı.
“Hüma evdeyim. İstediğin zaman gelebilirsin”
“Ben gelirim ama bavulum kendi başına gelemiyor.”
Kıvanç derin bir of çekti ve “geliyorum” diyerek telefonu kapattı. Yarım dakika sonra Özüm’ün kapısındaydı. İçeriden gelen kahkahalar yüzünü güldürdü. İçeride yoğun bir kız neşesi vardı. Zaten Hüma’nın olduğu yerde neşe eksik olmazdı. Belli ki Özüm de ona uymuştu.
Özüm kapıyı açtığında hala gülüyordu. Bir elini pervaza yaslayan Kıvanç “Neşeniz bol olsun” dedi. Üzerine yapışmış tişörtü vücut hatlarını ortaya çıkarmıştı. Özüm’ün gözleri adamın vücudunda bir tur attıktan sonra gözlerinde noktalandı. Kıvanç’ın dik bakışları olmasa ikinci vücut turuna çıkacaktı ama yapamadı.
“İncelemen bittiyse kuzenimi alabilir miyim?”
Ukala…
“Kış geldi. Sen üşümüyor musun?”
“Benim bildiğim kış bu değil Özüm. Hava kış olduğuna ikna etmeye çalışıyor ama olmuyor.”
Hüma hemen yanlarına gelip aralarına girdi.
“Lütfen yine başlamayın. Yemeğimi yedim, kahvemi de sende içerim.”
Kuzenini acele ettirmek için omzundan itti fakat Kıvanç yemek kelimesine kayıtsız kalamadı.
“Ne yediniz?”
Sesi o kadar aç ve çaresiz çıktı ki iki kadın birbirine baktı. Özüm, Kıvanç’ın bu masum haline dayanamadı.
“Ben yaptım. Hala sıcak. Eğer istersen…”
Kıvanç bir anda normal haline döndü hatta inanmayan bir havaya bürümdü.
“Sen yemek yapabiliyor musun?”
Özüm’ün tek kaşı havalandı.
“Kıvanç! Yaptığım yemekle mi doymak istersin yoksa yedirdiğim laflarla mı?”
“Elinden zehir olsa yerim üzüm.”
Aniden dönen kuzeninin ensesine tokadı patlatan Hüma tam olarak Özüm’ün aklından geçeni yapmıştı. Aç kalmayı göze alamayan Kıvanç iki kadının arasından süzülüp eve girdi ve sofrayı gördü. Dağılmış olsa da onun gözünde ziyafetti. Karnı açlıktan gurulduyordu. Sandalyeyi çekip oturdu ve beklemeye başladı. Özüm mutfakta doldurduğu tabağı servisle beraber önüne yerleştirdi. Bir bardak şarabı da ihmal etmedi. Şişede kalan son sıvıyı da Hüma’yla kendisine paylaştırdı.
Kıvanç kadehini havaya kaldırdı.
“Güzel komşuma hoş geldin diyelim”
Hüma eli havada şaşkınca Kıvanç’a baktı.
“Sarışın… Ve güzel?”
Sarışın sevmediğini bilmeyen yoktu. Hüma ilk defa kuzeninin sarışın bir kadına güzel dediğini duyuyor ve görüyordu.
“Biraz rengi eksik ama güzel” diyen Kıvanç gülüyordu. Özüm işaret parmağıyla sertçe adamın omzunu itti.
“Bu kavgada söylenmez!”
“Bende kavgada söylemedim.”
Özüm ve Kıvanç birbirlerine bakıp gülmeye başladılar. Didişiyorlardı fakat bundan keyif de alıyorlardı. Kıvanç kadehini Özüm’ünkine vurdu. Göz göze birer yudum aldılar. O an kimse Hüma’nın aralarında olduğunu hatırlamadı. Hüma da sessizliğini koruyup karşısında oluşan kıvılcımları keyifle izledi.
Bölüm etkileşimi
