19. bölüm · GÖLGE ANNE
19...
Evren tüm gecenin uykusuzluğuyla biraz daha uyuma planı yapmıştı fakat alt kattan gelen müzik sesiyle bu mümkün olmadı. Bu ev hep mi böyle gürültülüydü yoksa Evren unutmuş muydu emin değildi. Zorla kalkıp elini yüzünü yıkadı, üzerini değiştirdi ve müziğe doğru ilerledi.
Mutfak tam bir şenlik alanıydı. Ezgi saçlarını tepeden toplamış, yemeniyi de bandana gibi bağlamış, elleri unlu olmasına aldırmadan kolları havada çalan şarkıya eşlik ederek göbek atıyordu. Yetmemiş gibi annesini de kendine uydurmuştu. İki kadın kendinden geçmiş oynayarak kahvaltı hazırlıyorlardı. Bu enerji tüm uykusuzluğunu silip götürdü. İçinde ortama uyum sağlamak isteyen köçek devreye girmişti adeta. Ellerini çırparak iki kadına katıldı. Annesi kahkaha atarak oğlunu araya aldı. Şimdi mutfakta üç kıvıran vardı.
İki kadının yaptığı pişilerin kokusu evi sarmıştı. Masa hazır olunca ev halkı geldi. Masada eksik yokken Evren dolaptan yoğurt çıkartıp bir kâseye koyarak Ezgi’nin önüne koydu. Ezgi başını kaldırıp gülümsedi. Yanına oturan Evren incir reçeline uzandı. Yoğurdun içine iki kaşık reçel ilave etti. Ezgi elinde kaşık heyecanla bekliyordu. Yoğurt hazır olunca hemen kaşığını daldırdı ve memnun mırıltılarla yemeye başladı.
Evin diğer fertleri şaşkınlıkla onları izliyordu. Gülgün gülümseyip neneye baktı. Nene anlamsız bakışlarını yoğurttan gelinine çevirdi. O da omuz silkip gülümsedi.
Kahvaltının ardından gelen telefonla Ezgi bahçeye çıkmıştı. Konuşma sırasında volta atıp duruyordu. Bir sorun olduğunu anlayan Evren kenarda duran yün şalı alıp dışarı çıktı. Önce şalı Ezgi’nin omzuna sardı.
“Tamam, bir şey olursa beni ara” diyen Ezgi telefonu kapatıp Evren’e döndü. Üşüyen kollarını ovuşturdu.
“Sorun ne?”
“Ceylan’ın bakıcısı hastalanmış. Çocuğu Sibel’e bırakmış.”
“Tamam” diyen Evren ortada bir sorun görmedi.
“Sibel işten izin almak zorunda kalmış. Yeni başladığı için söylenmişler.”
“Sadece sorun mu çıkarmışlar yoksa işten mi çıkaracaklar?” Evren ayrıntı öğrenmeye çalışıyordu.
“Sibel’in dediğine göre çıkartabilirlermiş.”
Evren düşünceli bir şekilde başını salladı.
“Baba?” Ceylan’ın sorumsuz babası, Sibel’in tüm baskılarına rağmen çalışmaya yanaşmamış ve Sibel daha fazla direnemeden bulduğu ilk işe girmişti. Evren, adamın Sibel’in yanında olup olmadığını öğrenmek istiyordu.
“O da birkaç gündür ortalarda yokmuş. Zaten adamdan nefret ediyor.”
Evren kafasındaki karmaşık düşüncelerle Ezgi’ye baktı. Ezgi çok huzursuzdu. Bir ara Sibel’le konuşması gerekiyordu.
“Hadi içeri geçelim. Üşüdün.”
Ezgi, Sibel, Ceylan üçgeninde Evren’i huzursuz eden tanımlayamadığı bir şey vardı. Çocuğunu vermek isteyen bir anne ki hala buna nasıl ve neden karar verdiğini anlayamıyordu, bir yanda Ceylan için kendi hayatını düşünmeyen fedakâr Ezgi vardı. Resmi süreç başladığında başlarına ne gelecek Evren için sıkıntılı bir bilinmezlikti.
Evren’e düşkünlüğüyle bilinen Busem, ağabeyine özlemini gidermek için yanlarından ayrılmıyordu. Her fırsatta onlarla vakit geçiriyordu. Ezgi’yle de çok iyi anlaşmışlardı. Öğlen iki kadın bahçede yürüyüşe çıktı.
“Anlat bakalım, akşam gizlice mesajlaşıp durdun. Kimmiş hayatındaki adam?”
“Ay yenge çok mu belli oldu?”
“Diğerlerini bilmem ama ben anladım.”
Busem gözlerini kaçırdı. Yanakları da kızarmıştı.
“Adı Rüzgâr… Matematik öğretmeni… Aslında biz üniversiteden tanışıyoruz. Benim çocuk gelişimindeki sınıf arkadaşlarımdan biri tanıyordu.”
“Sen çocuk gelişimi mi okudun?” Ezgi çocukları çok sevdiği için Busem’in seçtiği mesleği sevmişti.
“Evet, ağabeyim söylemedi mi? Anıl’ı da beni de Evren ağabeyim okuttu. Hakan ağabeyim de burada göz kulak oldu bize. İkisinin hakkını ödeyemem.”
Ezgi, Evren’in yeni bir yönünü öğrenmişti. Ceylan’a baba olmak istemesini şimdi daha iyi anlıyordu. İçinde kocaman bir sevgi ve ilgi vardı.
“Rüzgâr’a geç” Ezgi konunun dağılmasını istemedi.
“İşte o zamanlar çok samimi değildik. Kafede gurup içinde ne kadar tanışırsan bizimki öyleydi. Sonra çarşıda bir anda karşı karşıya geldik. O beni hemen tanıdı. Benim tanımam biraz zaman aldı çünkü çok değişmişti. O üniversitedeki tıfıl matematik öğrencisi gitmiş hoş bir şey olmuş.”
Busem’in parlayan gözlerine Ezgi gülümsedi. Heyecanı düşürmemek için “Sonra” dedi.
“Bir yerde oturalım mı eski günleri konuşuruz dedi. Bende dünden razı gibi hemen kabul ettim. Geçmişten değil hep gelecekten konuştuk. Aslında beni beğeniyormuş ama ağabeylerimden çekinip açılamamış.”
“Sonra yürek mi yemiş?”
Busem kıkırdayarak yengesinin koluna girdi.
“Sonra sık sık görüşmeye başladık. IQ dershanesinde öğretmenlik yapıyor. Bir senedir de beraberiz. En son bana ‘Sen benim ol, ben her şeye razıyım’ dedi. Ben bizimkilere nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum. Hemen yeleleri kabarıyor.”
Busem ailenin tek kızı olmanın dezavantajını yaşıyordu.
“Bakarız bir çaresine” diyen Ezgi göz kırptı. Aydın’a kadar gelmişken sevenlere el atmasın mı? Busem’in içi mutlulukla doldu. Evren ağabeyi onay verirse diğerleri de kabul ederdi.
Ezgi ve Busem kol kola, heyecanlı bir şekilde sohbet ederken Evren’in radarına takıldılar. Ellerini cebine yerleştirip gözlerini kıstı.
“Siz ikiniz ne işler çeviriyorsunuz?”
Busem kaskatı oldu. Ezgi saçlarını savurup “Özel canım” dedi.
“Kimin özeli?” derken yan gözle Busem’e baktı. Anlamıştı prensesinin dilinin altında bakla olduğunu. Ezgi, Busem’i bırakıp Evren’in koluna girdi. Elbet konuşulacaktı ama şimdi değil. Karısı tarafından çekiştirilen Evren, kuzenine görüşeceğiz bakışı atmaktan geri durmadı.
“Ben duşa gireceğim. Sen nenenin yanına git ama sakın duşa gireceğimi söyleme Evren. Yine değişik fanteziler sunar.”
“Bence harika fikirleri var.”
“Evren!” adamın arsız çıkışına hemen tepki verse de Evren kahkaha atarak salona döndü. Söylenerek merdivenleri çıkıp oyalanmadan duşa girdi.
Evren bir süre sonra odaya geldi. Ezgi’nin telefonu yatağın üzerinde ısrarla çalıyordu. Arayanın Sibel olması Evren’i şüphelendirdi. Odadan çıkıp kendi telefonundan Sibel’i aradı. Hıçkırarak ağlayan kadın konuşmakta zorluk çekiyordu.
“Kızım dur, sakin ol. Ceylan’a mı bir şey oldu?”
Evren sakin gibi dursa da bebeğe bir şey olma ihtimali kalbini sıkmıştı.
“Yok… Yok, Ceylan iyi… Ahmet… Ahmet’i gözaltına almışlar. Abi çok korkuyorum. Ya Ceylan’a bir şey yaparlarsa? Ya ben kızımı koruyamazsam?”
“Neden içeri almışlar?”
“Birini bıçaklamış. Abi çok korkuyorum. Bu adam kimlere bulaştı, ne yaptı bilmiyorum.”
Kalbinden sonra bir el de Evren’in boğazını sıkmaya başladı. Sibel’in korkusu kendi için değil evladı içindi. Çocuğunu evlatlık vermeyi düşünen birinin korkusu olamazdı.
“Şimdi önce sakin ol. Şu an Ahmet size zarar veremez. Karşı taraf kimse zaten canıyla uğraştığı için size bulaşmaz. Tabii öyle bir düşünceleri varsa. Sen hazırlan, ben sizi evden aldıracağım.”
“Allah razı olsun ağabey. Ben kimi arayacağımı bilemedim.”
“Ezgi’ye Ceylan’ın resmini gönder ve bu olanlardan söz etme. Ben onunla konuşurum. Sonra seninle de uzun uzun konuşacağız.”
Sibel’i biraz olsun sakinleştirip güven verdikten sonra Kıvanç’ı aradı. Şu an ona yardım edebilecek tek kişi oydu. Kıvanç olanları dinledikten sonra oyalanmadan harekete geçti. Önce avukatlar aracılığıyla Ahmet’in durumunu öğrendi. Yaraladığı kişi yoğun bakımda olduğu için Ahmet’in durumu parlak değildi. Ardından Sibel’in evine gidip kadını ve kızı alarak Özüm’e gitti.
Özüm kapısında Kıvanç’ı kucağında Ceylan ile görünce adama anlamsız bakışlarla baktı. Kıvanç başını yana eğip sesinin en dramatik tonunu kullanarak “Yavrumla beni kabul eder misin üzüm?” dedi. Özüm gülerek Ceylan’ı kucağına aldı.
“Salak, gir içeri”
Kıvanç gülerek eve girdi. Sibel korkuyla onlara bakıyordu.
“Gel Sibel. Bakma sen buna, her fırsatta benimle uğraşmayı huy edindi.”
Sibel’in başı önden kalkmıyordu.
“Teşekkür ederim. Ben… Özür dilerim” dedi ve ağlamaya başladı.
Özüm bebeği tekrar Kıvanç’ın kucağına verip Sibel’i sakinleştirmeye çalıştı. Bir abla gibi yaklaşıp onu dinledi, tavsiye verdi. Konuşmanın sonunda içini saran sıkıntıyla Kıvanç’a baktı.
Kıvanç konuya dâhil olmamış sessizce Ceylan’la oynamıştı. Özüm’ün endişeli bakışlarına sadece başını salladı.
Özüm üzerine çöken ağırlığa direnerek ayağa kalktı.
“Siz birkaç gün misafir odasında kalırsınız. Sonrasına bakarız.”
Sibel kızını Kıvanç’tan aldı. Suçluluk duygusuyla hala başını yerden kaldırmıyordu. İnsanlara ümit vermiş şimdi de o ümitleri onlardan koparıp alıyordu. Odaya girdiklerinde Özüm’e döndü.
“Özüm abla, ben Ezgi ablaya ne diyeceğim?”
Özüm yüzünü ovuşturdu ve derin bir nefes aldı. Söyleyecek sayfalarca sözü vardı ama hiç biri Ezgi’nin üzülmesini engellemeyecek ve toparlamayacaktı. Özüm cevap veremeyince arkasında beliren Kıvanç “Bunu sonra konuşalım” dedi otoriter bir sesle.
**
Evren’in kuzenleri onu özlediği için yalnız bırakmıyorlardı. Yine toplanıp gelmişlerdi. Salonda kahkahalar havada uçuşuyordu. İki ciddi cümle kuruluyor ardından mutlaka biri ortalığı kaynatıyordu.
Evren cebinde çalan telefona bakınca Kıvanç’ın aradığını gördü. Dışarı çıkmak için yerinden kalktı.
“Ne oldu?” Ezgi, onun hızlı kalkışına baktı.
“Kıvanç arıyor. Konuşup geliyorum.”
Evren’in tedirgin ses tonu Ezgi’nin dikkatinden kaçmadı.
“Bir sorun mu var?”
Evren yüzüne tam oturmayan tebessümüyle “Adı otel olan yerin sorunu biter mi?” dedi ve çıktı. Hemen beklettiği aramayı cevapladı.
“İyi bir haber verecek misin?”
“Ezgi’nin yanında olmamasını umuyorum.”
“Al işte kötü haber.”
Evren sıkıca gözlerini yumdu, derin bir nefes alarak kendini hazırlamaya çalıştı.
“Herifi yaralamadan içeri almışlar. Karşı taraf yoğun bakımda olduğu için kolay bırakmazlar. Sibel ve Ceylan’ı Özüm’e getirdim. Buraya kadar sıkıntı yok ama…” Kıvanç’ın verdiği kısa aradan esas haberin geldiği belli olmuştu “Kadın, bebeğini vermek istemiyor” dedi.
Evren’in boğazına yumru oturdu. Ne nefes alabiliyor ne ses çıkarabiliyordu. Ezgi’yle hayatlarını bu bebek için değiştirmişlerdi. Dışarıdan belli olmasa da Ceylan’ı çok sevmişti. Bazen kendini onun geleceğine dair planlar yaparken buluyordu fakat şimdi her şey değişmişti. Kendi bu duygunun üstesinden gelebilirdi ama ya Ezgi? En yaralandığı yer Ezgi’nin duygusal olarak yıpranacak olmasıydı.
Kıvanç anlatmaya devam etti.
“Sibel bebeğine zarar gelmesinden çok korkuyor. Onu koruyamayacağını düşünüyor. Ceylan’ı verme nedeni de anladığım kadarıyla onu koruyamayacak olması. Fakat bu beraber kaldıkları dönem Sibel’de farklılık yaratmış. Hala çaresiz hala korkuyor ama bebeğinden ayrılmak istemiyor. Ezgi’den çok çekiniyor. Sürekli Ezgi ablama ne diyeceğim diye soruyor.”
Evren’in sessizliği devam edince seslenmek zorunda kaldı.
“Evren…”
“Ben bunu Ezgi’ye nasıl anlatacağım?”
“Evren, sen Ezgi’yi seviyorsun.”
“Evet, seviyorum.”
“İşte bu nedenle üstesinden geleceksin. Yani ben aşk adamı değilim belki ama sevginin iyileştirdiğini biliyorum.”
“Tek taraflı sevgi yeterli olacak mı?”
Kıvanç sabır çeken bir nefes aldı.
“Biz bu kadınla kızını ne yapacağız sen onu söyle”
Evren, arkadaşına haber beklemesini söyleyip konuşmayı sonlandırdı. Soğuk havaya aldırmayıp bahçedeki banka oturdu. Ezgi’nin içeriden sıcacık kahkahaları geliyordu ama o dışarıda, yaşadıkları karşısında buz kesmişti.
Amcasının büyük oğlu Hakan’ı ve Busem’i yanına çağırdı. Hakan’la aralarında iki yaş vardı. Kardeş gibi büyümüşlerdi. Hakan, Evren’in Aydın’daki gözü kulağıydı. Salondan usulca çıkan ikili Evren’in yanına oturdular.
“Ezgi’yi şüphelendirmediniz değil mi?”
Ezgi’nin algıları açık bir kadın olduğunu, bilgi toplamadaki uzmanlığını bildiği için tedirgindi. Önce aklındaki planları gerçekleştirecek ardından Ezgi’yle konuşacaktı.
Busem “Ağabeyimle bir şey konuşacağım dedim. Hakan da üzerine alınmış gibi peşimden geldi” dedi.
Evren dik bakışlarıyla kuzeninin gözlerinin içine baktı.
“Seninle ilgili konuşmamız gerektiği doğru”
Hakan şüpheyle Busem’e baktı. İki ateş arasında kalan genç kadın içine kaçan sesiyle “Beni bir kenara mı bıraksak” dedi fakat Hakan’ın ağabeylik damarı kabarmıştı.
“Ne gizliyor bu bizden?”
Evren’in şu an daha önemli bir sorunu olduğu için “Daha sonra anlatır” diyerek şimdilik kuzenini rahatlattı.
Evren güvendiği iki kuzenine Ceylan’ı anlattı. Sadece evliliklerini Ceylan için yaptıklarını söylemedi çünkü Ezgi onun için herkesten bağımsız, yanında olmasını istediği karısıydı. Planını anlatıp görev paylaşımını yaptı ve konuşmasını tamamladı.
Hakan kısa bir an düşündü ve aklına takılan soruyu sordu.
“Söylediğin her şey tamam hallederiz de sen neden Ezgi’yi dert ettin? Kendi çocuğunuzu yapın, konu kapansın.”
Hakan’ın çözümüne Evren de Busem de hayretle baktı.
“Hakan ağabey, sen düz erkek mantığının yapı taşısın.”
“Ne var kızım? Kadınlar hamile olunca hormonlar falan değişiyor ya o da unutur” Hakan hala haklılığını savunuyordu.
Evren dayanamayarak “Duygusuz Öküz” dedi kuzenine.
Hakan dudak büküp göz devirdi. Kendince çok mantıklı konuşmuştu.
“Bakın tekrar söylüyorum, bu konuştuklarımız aramızda kalacak. Ben sonra Ezgi’ye anlatacağım.”
“Tamam”
“Tamam”
Birinci konu kapandığına göre ikinciye geçilebilirdi. Evren tehlikeli bir sırıtışla Busem’e döndü.
“Şimdi sendeyiz Busem”
“Şimdi mi? Yok ya şimdi değildir.”
Hakan ayağının ucuyla Busem’e ufak bir tekme attı. Ağabey terörü karşısında çaresiz kalmıştı. Üstelik bu ikisinin değeri tartışılmazdı. Onların sayesinde okumuş meslek sahibi olmuştu.
“Şey… Biri var.”
“Ne?” diyen Hakan birden oturuşunu dikleştirdi.
“Lan sinsi! Gözümün önünde gizli iş mi çevirdin?”
“O benim sinsiliğim değil, senin salaklığın bir kere”
Busem’in savunması Evren’i kıkır kıkır güldürdü. Tabii ki Hakan’ın iğrenç bakışlarına maruz kaldı.
“Hemen yarın o herif buraya gelecek. Öyle benim kardeşimle gizli ilişki falan… Yürek mi yemiş o?”
Busem’in gözleri kocaman açıldı. Korkudan ne yapacağını bilemedi. Bunlar o naif, kibar sevgilisini çiğ çiğ yerdi.
“Saçmalama! Buraya getirmem. Nene yarın nikâh masasına oturtur bizi”
İki adam yavaşça kalkıp omuz omuza eve yürümeye başladı.
“Onu elin adamını kandırmadan önce düşünecektin”
Hakan vitesi hiç düşürmeden devam ediyordu. İki adam Busem görmeden bıyık altından gülümsediler. Yıllarca bu küçük prenses onları parmağında oynatmıştı. Ufak bir intikamla eşitleneceklerdi.
**
Akşam Ezgi yatakta uzanmış Ceylan’ın yeni gelen resimlerine bakıyordu. Evren de duştan çıkıp yanına uzandı.
“Ne yapıyorsun?”
“Ceylan’ın son resimlerine bakıyorum. Çok hızlı büyüyor.”
Evren biraz daha yaklaşıp ekrandaki resmi inceledi.
“Saçlara bak toka takınca fıskiye gibi olmuş”
“Sibel süslemiş”
“İlgileniyor demek ki”
Ezgi’nin bir anda yüzünden geçen karartıyı Evren yakaladı. İkisi de sessiz kaldı. Uyumak için ışığı kapatıp yorganın altına girdikten on dakika sonra kapıları tıklatıldı ve nenenin sesi duyuldu.
“Evren oğlum bir bak”
Evren hızla yataktan çıktı. Tişörtünü tek hamlede çıkartıp saçlarını karıştırdı. Ezgi gözlerini kısmış ne yaptığını anlamaya çalışıyordu.
“Evren ne yapıyorsun?”
“Neneme gerçek bir görüntü sunmaya çalışıyorum.”
“Hangi gerçek? Az önce üzerimden kalktığın gerçeğiyse çok başarılı.”
“Sen nenemi daha tanımıyorsun” diyen adam o haliyle kapıyı açtı. Yaşlı kadın yarı çıplak torununu görünce gülümsemesini gizlemek için eliyle ağzını kapattı.
“Nenem?”
“Oğlum dedenin yardıma ihtiyacı var.”
“Bu saatte?”
Odadan Ezgi’nin kısık gülme sesi gelince kapının ardından susması için elini salladı yoksa Evren de gülecekti.
“Yardımın saati mi olur Evren?”
Evren başıyla onaylayıp içeri girdi. Çıkardığı tişörtü tekrar giydi. Ezgi yorganı boğazına kadar çekmiş hala gülüyordu.
“Macun tarifini mi unuttu acaba?”
“Ezgi çok fena bir kadınsın” diyen Evren gülerek odadan çıktı.
Alt kata mutfağa girdiğinde dedesi eline tüfek tutuşturdu.
“Dede hayırdır?” diyen Evren bir dedesine bir tüfeğe baktı.
“Yılan gördüm” dedi dede uzun kaşlarının altındaki sert bakışlarıyla.
“Ee…”
“Ben deliğinden çıkaracağım sende alnının çatından vuracaksın.”
“Ben? Dede saçmalama! En son yirmi yıl önce elime tüfek aldım.”
“Olsun. Aldın ya önemli olan o.”
Dede asla itiraz kabul etmiyordu. Gülgün geceliğinin üzerine sardığı yün şalıyla merdivenlerden indi. Hemen arkasında kocası vardı.
“Ne oluyor gecenin bir vakti?” diye sorduğu anda oğlunun elinde tüfeği gördü.
“Evren!” diye çığlık attı.
“Oğlum ne yapıyorsun?”
“Dedemin fantezi dünyasını yaşıyorum. Yılanı alnının çatından vuracakmışım.”
Bu defa babası araya girmeye çalıştı.
“Baba…” dedi ama “Sus! Kaçacak deyyus!” diyen dede onu da susturdu.
Dede önde tüfeğiyle Evren arkasında ilerliyorlardı. Bahçeye açılan kapının önündeki merdivenlerin altından çıkan yılan son anda kaçıp karanlıkta kayboldu.
“Kaçırdınız yılanı! Akşam koynunuza girsin de görün!”
Dede çatık kaşlarıyla arkasındaki meraklı kalabalığı itekleyerek odasına gitti. Evren babasına bakıp “Biz ne yaşıyoruz” dedi ama cevap sadece babasının gülümsemesi oldu. Babası tüfeği alıp kenara koydu.
Aşağıdaki gürültünün nedenini merak eden Ezgi merdivenlerin yarısına kadar indi. Dedenin çatık kaşlarıyla gidişini görmüştü. Son basamağa kadar indi.
“Neler oluyor?”
Gülgün gelininin kolunu okşadı.
“Dede yılan görmüş kızım. Önemli bir şey yok.”
Yılanın adını duyan Ezgi çığlık atarak Evren’in kucağına atladı. Bacaklarını ve kollarını sıkıca adama sardı. Arkaya doğru sendeleyen Evren’i yine babasının eli kurtardı. Bir yandan da Gülgün hanımla bakışıp gülüşüyorlardı.
“Korkma Ezgi yılan falan yok. Gitti.”
Ezgi başını adamın boynundan kaldırıp yerlere baktı.
“Emin misin?”
“Evet, gördüm.”
“O gitti de inşallah eşi de gitmiştir” diyen Gülgün şalını omzundan arkaya savurdu, aheste adımlarla merdivenleri çıkmaya başladı. Gelinin kucaktaki yerini sabitlemişti. Ezgi, Evren’e daha sıkı sarıldı.
“Anne!” diyen Evren, kurnaz annesinin amacını anlamıştı. Karısı kucağından inmeyince beraber odalarına çıktılar. Kadını yatağa bırakacakken Ezgi “Dur!” dedi.
“Ne oldu?”
“Yılan buraya gelmez değil mi?”
“Yani hayvan sonuçta, ne yapacağını bilemem Ezgi.”
Adamın kucağında burun buruna duruyorlardı. Evren’in muzip ifadesi tam önündeydi.
“Sen benim korkumdan faydalanıyor musun?”
“Evet, her zaman kucağıma atlamıyorsun.”
“Çok kötüsün.”
“Hiç pişman değilim.”
Evren sevimli haliyle sırıtınca Ezgi’de gülümsedi.
“Var ya bazen seni ısırmak istiyorum.”
“Hadi inşallah karıcığım.”
Evren arsızlığı ele almış ne gülüşünü ne sözlerini saklıyordu. Ezgi kucağından inip saçlarını savurarak yatağa girdi ve arkasını dönüp yattı. Evren de keyfi yerinde yorganın içine daldı. Ezgi’nin arkasından uzanıp yanağını öptü.
“İyi geceler karıcığım.”
Ezgi yastığı kaptığı gibi Evren’e vurmaya başlayınca yatağın içinde eğlenceli bir arbede başladı. Kahkahaları ise odadan taştı.
Sabahın erken saatlerinde evde hiç ses yoktu. Evren gözlerini ovuşturup yanına baktı ama yatak boştu. Banyodan da ses gelmeyince merak edip kalktı. Alt kata inip önce salona baktı. Boş olduğunu görünce mutfağa yöneldi.
Ezgi pencerenin önündeki sedirde oturmuş, önünde sıcak çay kupası, pencereden dışarıyı izliyordu.
“Ezgi” diyerek yanına oturdu.
“Günaydın” diyen Ezgi’nin sesindeki sıkıntı hemen belli oluyordu.
“Günaydın. Erken kalkmışsın, çay demlemişsin ve bu saatte ne olduysa yüzün düşmüş.”
Ezgi’nin yüzünde minik bir tebessüm belirdi.
“Hemen de anla”
“Duygularını dışa vuran bir kadınsın. Seninle biraz zaman geçirmek yetiyor.”
Ezgi duygularını belli eden bir kadındı fakat Evren iyi bir analizci olduğunu göz ardı etmişti. Ezgi’yi seyretmeyi sevdiği için her hareketini analiz edebilmişti.
“Gerçekten çok mu belli ediyorum?”
“Eğer kafan karışıksa ve bir karar vermen gerekiyorsa sevimli bir tavşan gibi alt dudağını kemiriyorsun. Üzgünsen gözyaşların güzel gözlerini dolduruyor. Eğer mutluysan ki ben en çok senin mutlu halini seviyorum, yerinde duramıyorsun. Enerjin öyle büyüyor ki etrafındaki herkesi içine alıyor.”
Ezgi, Evren’e yanaşıp başını göğsüne yasladı. Evren kenarda duran battaniyeyi alıp kendi ve Ezgi’nin üzerine sardı.
“Bana da çay var mı?”
“Var ama rahatım yerinde olduğu için ikimizde kalkamayız.”
Halinden şikâyeti olmayan Evren, Ezgi’nin kupasından bir yudum içti. Oturdukları süre boyunca ikisinin kupası oldu.
“Sırtını bana yasladığına göre şimdi canını sıkan neyse rahatça anlat.”
Yarım saniye sessiz kalan Ezgi anlatmaya başladı.
“Özüm’le görüntülü konuştum. Sibel ve Ceylan onda kalıyormuş. Neden diye sordum. Gözümün önünde olsunlar dedi. Sibel, Ceylan’a mama yediriyordu ve…”
Evren kollarını biraz daha sıkı sardı ve dudaklarını kadının saçlarına bastırdı. Hissetmişti Ezgi…
“Anne kız gibilerdi”
Ezgi’nin ne demek istediğini çok iyi anlamıştı. Sibel her zaman kızından uzak durmuş, onu evlat edindirmeye kadar uzaklaşmıştı fakat şu an an her şey tersine dönmüştü.
“Sibel, Ceylan’ın annesi… Bu gerçek değişmeyecek Ezgi. Biz de her koşulda Ceylan’ın yanında olacağız. Sen ona gölge anne olacaksın.”
Ezgi başını yana çevirip “Gölge anne ne demek?” diye sordu.
“İnsan gölgesinden ayrılamaz. İyi, kötü dinlemez. Her an yanında olur. Seni asla bırakmaz. Sibel biyolojik annesi sen de gölge annesi olacaksın. Daha yakınında, onunla bir”
Ezgi elini Evren’in yanağına uzatıp hafif çıkmış sakallarını okşadı, gözlerinin en derinine baktı ve başını tekrar güven duyduğu göğse yasladı. Uzun bir süre sessizce sarılarak dışarıyı izlediler. Bilmedikleri gelecekleri için uzun uzun düşündüler.
Evren’in isteğini yerine getirmek için sabah erkenden buluşan Hakan ve Busem “Günaydın” diyerek içeri girdiler.
Hakan sedirin diğer ucuna otururken Busem herkese çay koydu. Sonra dolaptan kahvaltılıkları çıkarmaya başladı. Ezgi’nin yardım teklifini geri çevirdi. Ağabeyiyle sarılmış halleri çok güzeldi. Bozmaya kıyamadı.
Evren soran gözlerle Hakan’a bakınca Hakan her zaman ki güven veren bakışlarıyla onay verdi. Zaten Hakan ailede iş bitiriciliğiyle ünlüydü.
Kahvaltı hazır olunca masanın çevresine yerleştiler. Evren sofrada gözlerini gezdirip eksiği buldu.
“Busem bir kâse yoğurt çıkartsana”
“Kahvaltıda yoğurt mu yiyeceksin?”
Ağabeyinin, sana ne bakışına göz devirip isteğini yerine getirdi. Evren önüne gelen yoğurda incir reçeli ekledi ve Ezgi’ye uzattı.
Hakan ikisini izleyip Busem’e dönerek Evren’i işaret etti.
“Bunu tanıyor musun?” dedi şakacı bir tavırla
“Âşık Evren’i mi? Yok tanımıyorum” Busem hemen konuya hâkim olmuştu.
Evren gözleri kocaman açılmış bakarken Ezgi’nin yanakları kızardı. Başını yoğurt kâsesinden kaldırmadı.
“Utandırmasana kadını!”
Hakan hayretle “Biz mi?” dedi ve devam etti.
“Evlenip her haltı yiyorsunuz. Biz gözlerinden çıkan kalpçikleri söyleyince mi utandırmış oluyoruz?”
“Birader sen harbi duygusuz öküzsün” Evren kuzeninin bu düz mantığına inanamıyordu.
Busem kıkırdıyor, Hakan her zaman olduğu gibi haklılığını savunuyordu.
Gülgün mutfağa girdiğinde hazır sofrayı görünce hoşuna gitti.
“Günaydın ballı bardacıklarım. Hayırdır sabahın körü kalkmışsınız.”
“Busem bugün bizi erkek arkadaşıyla tanıştıracak anne”
Evren koca dilim ekmeğine tereyağı sürerken aynı zamanda intikamının keyfini sürüyordu. Gülgün yeğenine döndü.
“Teyzem senin erkek arkadaşın mı var? Annen hiç söylemedi.”
“Saklıyor yenge, o yılandiliyle zehirlemiş zavallının birini” Hakan sinir bozucu sırıtışıyla çayını karıştırıyordu.
Busem telaşla teyzesine döndü.
“Kimseyi zehirlemedim teyze. Hem Rüzgâr iyi biri… IQ dershanesinde matematik öğretmeni. İşi gücü yerinde, zeki biri”
Ezgi kocaman kahkaha attı.
“Kız adamın TC numarasını da verseydin.”
Busem alt dudağını ısırarak Ezgi’ye baktı. Teyzesi kızmasın diye korkuyla ne var ne yok ortaya dökmüştü. Evren ve Hakan yumruklarını tokuşturunca acıyla inledi. Artık kaçışı yoktu.
Öğleden sonra sürpriz buluşma gerçekleşti. Rüzgâr dersten çıkıp gelmişti. Heyecanlı olduğu her halinden belli olan adam saygıyla her biriyle tanıştı. Evren ve Hakan birer ağabey ağırlığıyla Rüzgâr’ın tanımaya çalıştılar. Rüzgâr samimiyeti, saygısı, fırsatını yakaladığı anda Busem’e attığı aşk dolu kaçamak bakışları sayesinde kendini sevdirmişti. Busem’in deli gibi korktuğu buluşma olumlu sonuçlanmıştı. İki ağabeyine de sıkıca sarıldı. Yine arkasında dağ olmuşlardı.
O gece aileleriyle son akşam yemeğini yediler. Ertesi sabah erkenden Antalya’ya yola çıkacaklardı.
**
