21. bölüm · GÖLGE ANNE
21...
Sibel’in Aydın’a gitmesinin üzerinden neredeyse on beş gün geçmişti. Ezgi her gün görüntülü konuşuyor, gelişmelerden haberdar oluyordu. Busem iş dışındaki zamanını onlara ayırmış, genç kadına yardımcı olmaya çalışıyordu. Yetişemediği yerde Hakan devreye giriyordu. Bu sayede Ezgi’nin Busem ve Hakan’la ilişkisi de oldukça ilerlemişti. Yengelerinin bir dediğini iki etmiyorlar, ona ailenin bir parçası olduğunu hissettiriyorlardı.
Evren ellerini şakaklarına bastırmış ağrıyan başına çare ararken Hakan’dan gelen görüntülü aramayı cevapladı. Hakan bir koluyla tuttuğu Ceylan ve boşta kalan eliyle salladığı bebek beziyle ekranda belirmişti. Yılgın bakışları ise tam olarak durumunu destekliyordu.
“Birader insanlar bu bezi bilmem ne teknolojisiyle üretmişler ama ben bir geri zekâlı olarak nasıl bağlanacağını bilmiyorum.”
Evren baş ağrısına çözüm olan kuzenine güldü.
“Üzülme kardeşim ben de bu konuda ehil değilim. Sibel nerede?”
Hakan, Ceylan’ın suratını çekiştiren ellerinden kurtulmaya çalışırken bir yandan Evren’e cevap vermeye çalışıyordu.
“Busem’le dışarı çıktılar. Özel alışveriş yapmaları gerekiyormuş. Bu yerinde durmayan kurtluyu da bana bıraktılar. Küçük hanım daha yaşı dolmadan erkeklerin ağzına nasıl sıçılır biliyormuş.”
Hakan söyleniyor fakat bir yandan da gülüyordu. Ceylan’la iyi bir bağ kurdukları belliydi. Evren, Hakan’ı dinlerken Ezgi’yi çağırdı. Ezgi ekrana bakarken durumu anlamaya çalışarak kaşlarını çattı.
“Hakan’a online bez değiştirme dersi vermelisin Ezgi”
Ezgi gülmeye başladı. Küçücük bebeğin dağ gibi adamı yola getirişi çok sevimliydi.
“Ya sen benim pıtırcığımın altını mı değiştireceksin?”
“He pıtırcığın pıtır pıtır sıçtı yenge”
Ezgi anlatmaya Hakan uygulamaya başladı. Hakan’ın beceriksizliğine karşı verdiği çaba takdire şayandı. Her söyleneni yapmaya çalışıyordu. İşi bittiğinde sırtından ter akmıştı. Ceylanı kucaklayıp boynunu koklayarak öptükten sonra mutlu bir şekilde ekrana baktı.
Hakan’ın bebeğe olan ilgisi, Ceylan’ın sevimli şımarıklığı ekranın diğer tarafındaki ikilinin dikkatini çekti. Ezgi’nin içinde dedektiflik ruhu kabardı.
“Aranız iyi gördüğüm kadarıyla Hakan”
“Öyle… Kendisiyle baya mesaimiz oluyor.”
“Haliyle annesiyle de”
Ezgi itinayla cımbızını kullanarak Hakan’ın ağzından laf almaya çalışıyordu fakat Hakan aklı zehir gibi çalışan bir adamdı. Ezgi’nin niyetini anlamıştı. Tebessümle baktı.
“Senin amacın ne yenge?”
Ezgi bir anda savunmaya geçti.
“Bir amacım yok. Sohbet sadece”
Evren hemen yanında kıkırdamaya başlayınca omzuna yumruğu yedi. Hakan kolay kanan bir adam değildi. Evren, Ezgi’nin kulağına eğildi sessizce “Hakan’la konuşurken dikkat et. Ava giderken avlanırsın” dedi. Ezgi’nin yüzü buruştu ve “Çok sıkıcı” dedi.
“Herkes senin gibi eğlenceli değil Ezgi”
Ezgi’nin umursamazca bir omzunu silkmesi yine Evren’i kendinden geçirdi. Bu kadının her hareketi nasıl oluyor da sarsıyor anlamıyordu. Sırasını bekleyen Hakan konuya girdi.
“Sibel iyi bir kadın. Sadece çok genç ve yalnız olduğu için çok hata yapmış. Şimdi elinden geldiğince hatalarını düzeltmeye çalışıyor.”
Ezgi gözlerini kısarak ekrana doğru eğildi.
“Sende yanında destek mi oluyorsun?”
Ezgi pes etmeye niyetli değildi.
“Evren, yengemle ilgilenir misin? İyice bana sardı.”
İki adam gülüşürken Ezgi istediğini elde edememenin yenilgisiyle dudaklarını sarkıttı. İyi dileklerle telefonu kapattılar.
“Ne ketum adam ya!”
“Hakan işine karışılmasını sevmez”
“Kimsenin işine karışmıyorum. Bilgi edinmek istiyorum.”
Evren başparmağıyla kadının yanağını okşadı.
“Ben bir şeyler öğrenirsem sana anlatırım” dedi biraz içini rahatlatmak adına
Bu bile Ezgi’yi mutlu etti ve o her zamanki tatlı sesini kullanarak “Oluurr…” dedi.
Evren hiddetle ayağa kalktı. Bu işveye dayanacak gücü kalmamıştı.
“Ama yapma bunu Ezgi! Yapma!” diyerek odayı terk etti. Kadın arkasında şaşkınca kaldı.
“Olur dedim sadece ne yapmış olabilirim? Bu da gel gitli oldu. Deli mi ne?”
**
Otelin inşaatı büyük oranda bitmişti. Artık iç mimarların işleri yoğunlaştığı için Hüma gelmişti. Evren ve Kıvanç daha uzun saatler çalışmaya başlamışlardı.
Tüm yaşanılanlardan sonra ilişkileri sanki ilk başa dönmüştü. Yoğunluktan dolayı herkes duygularını askıya almış bir şekilde çalışıyordu.
Ezgi turizm acentalarıyla görüşmelere gidiyor, internet satışları için anlaşmalar yapıyordu. Otelin marinası özellikle dikkat çekmişti. Teknesiyle gelmek isteyen müşteriler için özel paketler hazırlamıştı.
Özüm tüm birimlerle koordineli çalışıyordu. Personelin giyiminden kalacakları yere kadar titizlikle ilgileniyor. Teknik servis ve ön büro müdürüyle irtibatını kesmiyordu.
Otelin açılmasına bir ay kala tüm personel tam zamanlı çalışmaya başlayacaktı. Misafirler geldiğinde tecrübesizliğe yer vermek istemiyordu.
Şafak Yurtoğlu toplantı masasının başında oturmuş büyük bir ciddiyetle tek tek herkesi dinliyordu. Ciddi bir yatırım yapmıştı ve büyük risk almıştı. Getirisinin hızlı bir şekilde dönmesini istiyordu. Ekibinin alanında en iyileri olduğunu bilmesine rağmen hesaplarından düşen yüklü miktarlar onu geriyordu. En büyük alana sahip ve en çok hizmet verecek oteli burasıydı.
“Burası on iki ay açık olacak bir otel. Yaz mevsiminde oteli doldurmak zor değil fakat her ne kadar kış kısa ve ılıman olsa da kan kaybedecek bir kış sezonu istemiyorum. Bunun için planınız nedir?”
Ezgi sözü aldı.
“Sanayi odası ve ticaret odası ile görüşebiliriz. Zaman içinde tanıdığımız birçok iş adamı var. Ayrıca uzun bir fuar dönemimizde var. Fuar katılımcıları için de çalışma yapabiliriz. Randevu alıp Özüm’le görüşmeleri yaparız.”
Evren bir anda “İş adamlarıyla görüşmeleri Kıvanç’la yaparız” diye ortaya atıldı. Gözler ona dönmüştü.
“Adamları tanıyan biziz. Daha önce iş yaptığın, tanıdık biriyle konuşmak daha etkili olmaz mı?” Ezgi, Evren’in çıkışını anlayamamıştı. Olayın mantıklı yönünü sunmaya çalışıyordu.
“Adamlardan randevu isteyince vermeyecekler mi Ezgi? Gidince kim olduğumuzu görürler.”
Evren’in sert çıkışı Ezgi’yi sinirlendirdi.
“Ben senin konumuna laf söylemiyorum. Tabii ki randevu verirler. Ben tanışma faslını atlamış oluruz diye söyledim.”
“Yeni insanlarla tanışmak gibi bir sıkıntım yok”
“İyi git tanış! Ben kapıdan geçene de satarım odaları”
Kaşlarını çatmış birbirlerine bakarken Şafak Bey ellerini iki yana açmış “Ne oluyor ya” dedi.
“Durduk yere ne alevlendiniz çocuklar?”
Ezgi hırsını alamamıştı.
“Benim derdim odaları satmak ama Evren Bey’in derdi ne bilemiyorum Şafak Bey. Kendisine sorun.”
“Konuyu çarpıtma Ezgi!” Evren de geri durmamıştı.
“Bana sesini yükseltme!”
Ortam iyice gerilmişti. Şafak baktı ki bu ikisi durmayacak “Biraz mola verelim, yorulduk” dedi. Evren “Bence de” diyerek hızla yerinden kalktı. Toplantı odasının kapısına sert adımlarla giderken kravatını gevşetip üst düğmesini açtı.
Evren’in ardından Kıvanç onu takip etti. Evren’in derdini herkesten önce öğrenmek için peşine takılmıştı.
Balkonda ellerini beline yerleştirmiş, başını gökyüzüne çevirmiş Evren’i görüp yanına gitti. Ellerini cebine sokup yanında durdu.
“İçeride ne oldu?”
“Ne zamandır işler tanıdıklarla yürüyor?”
“Hmm… İş adamlarını kastettin galiba”
“Evet!”
Kıvanç durumu anlamıştı. Tek kelimelik tespitini sundu.
“Kıskandın”
Evren ellerini ensesinde bağlamış dümdüz karşıya bakıyordu. Arkadaşına verecek cevabı yoktu. Bir anda içinde hissettiği yanmaya benzer bir hisle Ezgi’ye çıkışmıştı. İlk defa başına geliyordu. Hayatında bir kadını kıskanmak gibi bir duygu yaşamamıştı. Evren sessiz kalınca Kıvanç devam etti.
“Evren biz otelde çalışıyoruz. Bir milyon insan girip bir buçuk milyon insan çıkıyor.”
Evren kaşlarını çatarak adama döndü ve “O nasıl oluyor?” diye sordu.
“Otelde hamile kalanlar oluyor”
Evren yüzünü ovuşturarak gülmeye başladı. Kıvanç onu sakinleştirmeyi, konudan uzaklaştırmadan içinde tutmayı iyi biliyordu.
“İkinizde yıllardır bu sektörün içindesiniz. Ezgi şimdiye kadar tek başına kendini korumayı bildiyse bundan sonra da bilecektir. Tamam âşıksın, aşkın da içinde patladı ama kıza böyle ilkel kıskançlıklar yapma.”
“Öyle aşkın içinde patladı falan deme, üzülüyorum.”
Kıvanç gülmeye başladı.
“Yalan mı? Patladı. Evli olduğunuzu unuttunuz.”
“Ceylan gidince her şey havada kaldı.”
“Acaba köpek falan mı sahiplenseniz”
Evren, arkadaşının sırtına vurarak içeri itekledi.
“İşin gücün dalga it herif”
Gülüşerek içeri girdiler. Toplantı odasına geri döndüklerinde Ezgi’nin bir an bile yüzüne bakmaması hatta toplantıdan sonra ardına bile bakmadan Özüm’le çıkıp gitmesi canını sıkmış olsa da hak ettiğini biliyordu.
Ertesi sabah Ezgi’nin suratsızlığı devam edince ona neyin iyi geleceğini bilen adam hemen harekete geçti. Sipariş ettiği paket gelince beklemeden Ezgi’nin odasına gitti.
Elindeki paketi kadının çatılmış kaşlarına aldırmadan önüne bıraktı.
“Bu nedir Evren Bey?”
“Özür için”
Ezgi karton poşeti açıp içindeki dört paket meyveli yoğurdu çıkardı. Ambalajın üzerindeki minik plastik kaşığı poşetinden çıkartıp yoğurdunu afiyetle yemeye başladı. Evren tebessümle kendinde geçişini izliyordu.
“Özür dilerim Ezgi”
“Affetmedim”
Evren gülümsedi.
“Dört kutu bitince affeder misin?”
“Bakarız”
Evren kendini affettirmeye kararlıydı. Kıvanç’ın dediği gibi aşkı içinde patlamıştı ve bunun değişmesini istiyordu.
“Ezgi akşam bana yemeğe gelir misin? Kıvanç’la Özüm de gelir.”
Ezgi dudağının yanına bulaşan yoğurdu silip başını sallayarak “Tamam” dedi. Evren’in ardından Özüm, Ezgi’nin odasının kapısında belirdi. Kapıda arkadaşının düşmüş yüzünü gören Özüm hemen yanına gitti.
“Canım ne oldu?”
Ezgi masaya oturup ayaklarını çapraz bağladı.
“Evren akşam bizi yemeğe çağırdı.”
“Yani? Bundan ne anlamamız gerekiyor?”
“Dünkü gerginlikten sonra sanırım artık bitiş konuşmasını yapacak. Bizi bağlayan bir şey kalmadı.”
“Olmaz Ezgi. Ben ayrılmanızı istemiyorum.”
Ezgi buruk olarak gülümsedi.
“Olur söylerim. Kusura bakma hayatım, Özüm ayrılmamızı istemiyor. Git başkalarından ayrıl derim.”
Özüm dudak büktü derin bir nefes aldı.
“Ne yapalım kuşum? Bizde açarız bir şişe şarap, yanına da damardan birkaç müzik. Sabaha kadar içer içer dertleniriz. Baktık yetmedi o zaman birer kilo dondurma alıp dibini görürüz. Atlatırız yani bir şekilde”
Her kadının Özüm gibi bir dostu olmalıydı. Ezgi bu konuda kendini şanslı hissediyordu. Onunla ağlayan onunla gülen hatta onunla sinirlenen başka kaç kişi vardı?
**
Kıvanç evinden çıktığında hala Özüm’ün ışığının yandığını gördü. Adımlarını kapıya yönlendirip zile bastı. Kapıyı Ezgi açtı.
“Hadi neden hala buradasınız? Evren bekliyor.”
“Kırımızı mı beyaz mı karar vermeye çalışıyoruz.”
Ezgi’nin arkasında Özüm belirince sırayla iki kadına baktı.
“Neyin rengi bu?” diye sordu merakla fakat Özüm “Boş ver” diyerek ikisini birden evden çıkarttı. Artık şarabın rengi Ezgi’nin geceki durumuna göre belirlenecekti.
Evren elinde çay, düşüncelere dalmış koltukta oturuyordu. Onu teras penceresinden gören Kıvanç büyük camı yana kaydırarak açtı. Üçü birden eve girdi.
“İnsan yalandan da olsa telaş yapar. Misafir geliyoruz.”
Evren gözlerini arkadaşından Ezgi’ye dikerek “Siz misafir değilsiniz” dedi. Ezgi’nin gözlerini kaçırması gecikmedi.
Evren yemek konusunda başarılı olmadığı için dışarıdan söylemişti. Poşetler açılıp masada tabaklara servis edildikten sonra tatlı bir sohbet eşliğinde yemeklerini yediler. Ardından kadınlar mutfağa geçip kahve yaptı.
“Hüma neden sende kalmıyor Kıvanç?” diye sordu Evren
“Sicilyalısı gelince bana mı getirecekti?”
“Hayır, otele gidecekti.”
Kıvanç elini havada sallayıp “Ben yaşayamam o deliyle” dedi.
Özüm merak ederek “Neden?” diye sordu.
“Çok dağınık. Odası ayrı olmasına rağmen yatağımda saç maşasının sırtıma batmasını yaşamış biriyim. Birde ‘maşamın sende ne işi var?’ diyecek kadar şuursuz.”
Kıvanç’ın bezgin tavrı hepsini güldürdü. Özüm, adamın yatak odasını görmüş biri olarak ne demek istediğini çok iyi anlamıştı.
Saat ilerleyince sohbet ne kadar tatlı da olsa Ezgi ve Özüm’ün kaş göz oynamalarını gören Kıvanç “Hadi kalkalım” dedi. Her biri ayağa kalkmışken Evren, Ezgi’nin yanına gitti, kolunu hafifçe tutarak onu durdurdu.
“Ezgi biraz konuşalım mı?”
Ezgi istemese de zoraki başıyla onayladı. Bu sonu yaşamak istemiyordu fakat elbet bir gün gelecek ve Evren kendi hayatına devam edecekti. İşte o istemediği gün gelmişti.
Kıvanç ve Özüm anlayış göstererek beraber evden çıkıp evlerin arasındaki loş ve dar yolda yavaşça yürümeye başladılar.
“Şarabın rengine karar vermeye çalışıyorduk.”
Kıvanç dönüp Özüm’e baktı.
“Bizi almaya geldiğinde… Hangisi aşk acısında daha etkili olur bilemedik.”
“Kimin aşk acısı?” bu Kıvanç için önemli bir ayrıntıydı.
“Benim değil tabii ki”
“Hmm… Varsa ben kırmızı tercih ederim.”
Özüm gülerek “Olmayan aşkının acısını mı çekiyorsun?” diye sordu.
“Ortada aşk acısı çekecek biri yok. Ben kırmızı şarap severim.”
“İyi aklımda olsun. Bu arada…” dedi ve soran gözlerle yanındaki adama baktı. Kıvanç iki adım atıp arkada kalan Özüm’ün omzuna kolunu attı.
“Bu gece ikimiz de en yakın arkadaşlarımızı kaptırmış olabiliriz.”
Özüm gülerek kolunun altında yürümekten memnun olduğu adama baktı. Evlerinin önüne gelmişlerdi ve artık ayrılma vakti gelmişti.
“Anahtarlarımı Evren’de unuttum Özüm”
“Aa! Dur yedek anahtarın bende”
İstanbul’dan geldikten sonra hiç aklına gelmeyen anahtarın hala Özüm’de olması şans mı, tesadüf mü yoksa bilinçli bir davranış mı emin olamadı.
Özüm alıp geleceğini söylediğinde beklemeden kadının arkasına takıldı.
“Şu kırmızıdan evde var mı?”
Özüm takip eden adama gülümsedi.
“Derdin ne?”
“Geceyi kırmızı şarap eşliğinde güzel bir kadınla kapatmak fena olmazdı.”
Kıvanç’ın arsızlığına gülerek arkasını dönen kadın, onunla burun buruna geldi.
“Güzel?”
Kıvanç bir adım geri atıp hiç acele etmeden baştan ayağa Özüm’ün üzerinde gözlerini keyifle dolaştırdı. Sonra açtığı arayı tekrar kapattı.
“Ve hoş”
“Kırmızı seviyorsun ama sarışın sevmezsin” diyen Özüm gözlerinin içine bakıyordu. Göz bebekleri oyun oynar gibi titreyen adam şu an tam bir çapkındı.
“Evet, sevmem” diyerek göz kırptı.
Özüm onu kapı dışında bırakıp anahtarını getirdi. Kıvanç anahtarı bir defa elinde zıplattı.
“Aslında bu sende kalmalı”
“Neden?”
“Zor zamanlarımda kurtarıcım olman için”
“Ben kahraman değilim”
“Çok daha fazlasısın” diyen adam göz kırparak arkasını döndü ve evine gitti.
Evren ve Ezgi evde yalnız kalmışlardı. Ezgi kalktığı koltuğa tekrar oturdu. Başı önünde bağladığı ellerindeydi. Evren de önündeki sehpaya oturdu. Dizleri birbirine değecek kadar yakınlardı.
“Ezgi…”
“Hı…”
“Uzun zaman oldu, artık konuşmamız gerekiyor.”
Titrek bir nefes alan kadın başını salladı. Parmaklarını sıkıyor, çenesi titriyordu. Duymak istemediği cümleler art arda gelecekti. Güçlü durmak istese de yapamıyordu. Evren uzanıp çenesini kaldırdığında hiç beklemediği şekilde kadının gözlerinin yaşla dolmuş olduğunu gördü.
“Güzelim neden ağlıyorsun?”
“Bilmiyorum” derken iki damla yaş yanaklarına aktı.
Evren uzanıp yanaklarından akan gözyaşlarını sildi.
“Kolay değil farkındayım ama sana sormak istediğim bir şey var.”
Ezgi elinin tersiyle gözyaşlarını silip burnunu çekti. Buğulu bakışlarını Evren’e kaldırmıştı. Ayrılık konuşmasından önce bu adama karşı hislerinin en azından birazını söylemek istedi.
“Önce ben bir şey söylemek istiyorum”
“Tamam” dedi Evren anlayışla
“Sen bir kadını çok mutlu edebilecek bir adamsın”
“Peki, sen Ezgi… Mutlu musun?”
“Beni de çok defa mutlu ettin” dedi dürüstçe
“O zaman ben o, bir kadını bulmuşum.”
“Anlamadım” konuşma Ezgi’nin beklediği yönden şaşmıştı.
“Biz seninle bir yola çıktık. Güzel bir yoldu ama işler istediğimiz gibi olmadı. Yani kötü de olmadı ama hayalimiz bu değildi. Ben seninle evlenirken bunu sadece Ceylan için yapmadım. Bu birliktelik hiçbir zaman şartları olan şartlar bozulunca bitecek bir evlilik değildi. Ben bu evliliğin bitmesini istemiyorum Ezgi. Ben seninle olmak istiyorum.”
Evren heyecanla Ezgi’nin vereceği cevabı bekliyordu. Biraz korku biraz endişe vardı. Ezgi’nin kaşları çatıldı, başını yana eğdi.
“Sen şimdi benimle sevişmek istediğini mi söylüyorsun?”
Evren yaklaşıp beş saniye kadar dona kaldı. Ardından kahkahayla gülmeye başladı.
“Şu romantik yaklaşımıma bu soruyu anca sen sorardın Ezgi”
Ezgi arkasına yaslanarak burnunu çekti.
“Bu ilişkiyi bitireceğine inanmışken seninle olmak istiyorum diyorsun Evren. Kafamı karıştırıyorsun.”
Uzanıp kadının yüzünü ellerinin arasına aldı.
“Evet Ezgi onu da istiyorum ama öncelikle gerçek evliler gibi olmak istiyorum.”
“Baştan mı başlayacağız?”
“Baştan başlayamayız Ezgi. Biz seninle aile olmak adına çok büyük adımlar attık zaten. Kaldığımız yerden devam edebiliriz. Birlikte”
Ezgi adamın omzuna vurup geri ittirdi.
“Benim dediğim yere geldin ya yine! Her şeyi ilerletmişiz bir sevişmediğimiz kalmış”
Evren dirseklerini dizlerine yaslayıp Ezgi’ye yanaştı.
“Karıcım illa istiyorsan yatak odası hemen şurada”
“Sen var ya… Çok arsızsın”
“Haksız mıyım?”
Ezgi saçlarını savurup gerdan kırarak “Değilsin” dedi. Evren hayatının en mutlu anlarından birini yaşıyordu. Karısının yanına oturup kolunun altına aldı. Ezgi bir anda “Benim bunu Özüm’e anlatmam lazım” diyerek ayağa kalkmaya niyetlendi ama Evren hızla iki elini kadının beline yerleştirip geri yerine oturttu.
“Hop Hop! Hiçbir yere gidemezsin”
Ezgi sıkıştırıldığı kolların arasında hareket edemedi.
“Ama benim akşam için giyecek kıyafetim yok” bulabildiği en masum bahane buydu
“Benden giyinirsin”
“Kıyafetlerini bana feda mı edeceksin?”
Evren iyice yaklaştı.
“Senin için feda edebileceklerimin bir sınırı yok Ezgi” dedi.
Ezgi farkında olmadığı işvesiyle “peki” dedi. Evren’in giderek yaklaşmasıyla ateş basmıştı. Dudakları birbirine değmek üzereydi.
“Artık karımı öpebilir miyim?”
“Olurrr…”
“Zaten hayır deseydin bu saatten sonra dinlemezdim” diyen adam nefes almasına müsaade etmeden dudaklarını birleştirdi. Bu zamana kadar tüm zorda kalmalarının acısını çıkartırcasına öptü karısını. Ezgi kendinden geçmiş bir halde karşılık veriyordu.
Evren alınlarını birleştirdi. Karısının pembe dudaklarını öpmekten şişirmişti.
“Nasıl oldu bilmiyorum ama seni daha tanımadan doğru kadın olduğunu anladım. Ömür boyu mutlu etmek istediğim insan sensin Ezgi. Seni çok seviyorum.”
Bu defa dudaklarını birleştiren Ezgi oldu. Artık önlerinde engel kalmamıştı. Tek amaçları mutlu olmaktı. Karısının elini tutup yatak odalarına götürdü. Işığı açmak akıllarına bile gelmemişti. Odayı sokak lambasından sızan loş ışık anca aydınlatıyordu. Birbirlerini görmeye değil dokunmaya ihtiyaçları vardı. Evren itinayla Ezgi’nin kıyafetlerini çıkarmaya başladı.
“Korkma” dedi Evren sessizce
“Korkmuyorum”
“Titriyorsun”
“Heyecandan”
“Tecrüben olmadığının farkındayım ama her zaman sana nazik olacağım. Söz.”
“Bundan eminim. Ben sana hep inandım.”
Evren söz verdiği gibi özenle, zorlamadan, alıştırarak karısını sahip oldu. Uzun zamandan sonra bedeni doyuma ulaşan adam yan yatıp karısının vücudunda parmaklarını gezdirmeye başladı. Ezgi gözleri kapalı dudaklarında tebessümle yatıyordu. Uyumuyordu ama bedenindeki tatlı sızının keyfini sürüyordu.
“Yoruldun mu?” diye sordu Evren şefkatli bir sesle
“Biraz”
“Seni saçlarını okşayarak uyutmamı ister misin?”
Ezgi yastığına sıkıca sarılıp şımararak “Evet” dedi. O uyuyana kadar Evren usanmadan saçlarını okşadı. Gecenin bir yarısı kalçasına yediği tekmeyle uyanan Evren acısının etkisiyle “Ezgi!” diye bağırdı. Ezgi uyanıp hemen oturdu.
“Ne oldu?”
Evren kaşları çatık kalçasını ovuyordu.
“Ezgi dayak yemeden uyuyabilecek miyim?”
“Ay kim dövdü?”
Ezgi uyku sersemliğiyle etrafına bakındı.
“Sen aşkım sen… Aydın’da da bu nedenle uyuyamamıştım. Bu soruna bir çare bulabilir miyiz?”
Ezgi uzanıp yanağını öptü.
“Özür dilerim. Geçti mi?”
“Geçmedi. Acıyor.”
“Benim uyku yastığım var. Gece ona sarılınca sakin uyuyorum.”
Evren gülmeye başladı. Sadece çocukların yatak arkadaşı olduğunu sanırdı ama demek ki Ezgi’nin de vardı.
“Bana sarılsan olmaz mı?”
Ezgi “Oluurr…” diyerek Evren’in göğsüne yattı. Önce kolunu ardından bacağını üzerine atıp adamı sardı. Evren kilitlenip kalmıştı.
“Avını yiyecek ahtapot gibisin hayatım”
“Kocamsan yerim”
Ezgi’yi taklit ederek “Oluurr…” dedi. Gülüşerek uykuya daldılar.
Sabah kısa bir keyfin ardından kalkıp hazırlandılar. Evren, Ezgi’yi eşyalarını toplaması için annesinin evine götürdü. Onları kapıda el ele gören Ayten Hanım’ın mutluluğu sokaklara taştı. Evliliklerini devam ettirme kararına çok sevindi. Hemen telefonu eline aldı “Alo Gülgüncüğüm” diyerek içeri gitti. Belli ki son gelişmeyi dünürüyle paylaşmak istemişti.
“Annemi mi aradı?” dedi Evren şaşkınlıkla
“Evet, güzel haber çabuk yayılır” Ezgi’nin alışık olduğu bir durumdu. Evren inanamayarak gülümsedi ve başını iki yana salladı. Şimdiye kadar hiçbir ilişkisinde ailesiyle böylesine iç içe olmamıştı. Alışık değildi ama bir yandan da hoşuna gidiyordu.
Kısa süre sonra geri dönen Ayten Hanım “Ben Ahsen’e gidiyorum” dedi.
“Ne zaman karar verdin anne?”
“Ne zamandır aklımdaydı kızım. Özledim arkadaşımı”
Bu defa Ezgi, Özüm’ü aradı.
“Özüm, annem annene gidiyormuş” diyerek haberi uçurdu.
Evren’in hayreti an be an artıyordu. Haber ajansları bile bu hızda çalışmıyordu.
“Canım, sizin ne haberleşmeniz ne de bavul hazırlığınız biter. Ben işe gidiyorum. Akşam seni alırım.”
Uzanıp karısının boynundan öperek evden çıkmak istedi fakat dönüp bir öpücük daha aldı ve “Ezgi çok lezzetlisin” dedi. Ayrılmak istemediği her halinden belliydi. Ezgi içini kaynatan ilgiden memnun olarak parmak uçlarını adamın gömleğinin üzerinde gezdirdi.
“Sen de lezzetlisin. Akşam lezzetlerimizi birleştiririz”
Evren derin, ciğerlerine yetmeyen bir nefes aldı.
“Oteli bir gün geç açsak ne olur?”
“Kocamın Yurtoğlu’nun kirli emellerine alet olmasını kaldıramam. Lütfen gidip çalışır mısın?”
Evren gülerek gün içinde kendisine yetmesini umarak aldığı öpücükle gitti.
Anne kız bavullarını hazırlarken bolca sohbet ettiler. Ayten aldıkları karar ne kadar mutlu olduğunu defalarca tekrar etti. Evren’i ve ailesini sevmişti. Evren’in her zaman yanında olacak, onu üzmeyecek bir adam olduğuna inanıyordu.
