20. bölüm · GÖLGE ANNE
20...
Bugün Özüm’ün üzerinde farklı bir neşe vardı. Hiçbir sorunu dert etmiyor, hızlı çözümler üretiyordu. Ofisin orta alandaki dinlenme koltuklarında oturarak çalışmayı tercih etmişlerdi. Masa başında ağrıyan bedenlerini bu şekilde rahatlatmış ve çalışmayı da kesmemişlerdi. Bir ara Kıvanç Şafak Yurtoğlu’yla konuşurken “Bu stres seni yaşlandıracak” demiş yanında oturan Özüm gülerek “Zaten yaşlı” demişti. Kıvanç telaşla telefonun hoparlörünü kapatmak zorunda kalmıştı.
“Yavrum sen ne içtin bugün?”
“Bir şey içmedim. Canım arkadaşım geliyor. Onu çok özledim.”
Kıvanç yüzünü Özüm’e döndürdü. Gözlerini kadının gülen suratında gezdirdi.
“Böyle gülümseyince tam bir tatlı üzüm oluyorsun” dedi.
Özüm şaşkınlıkla baktı. Bir anda gelen iltifatı beklemiyordu.
“Peki, gülümsemediğimde?”
Kıvanç yüzünü buruşturup uzatarak “Ekşii…” dedi.
Karşılıklı güldüler. Bir an sonra Kıvanç’ın yüzü ciddileşti. Endişeli bir hali vardı.
“Ezgi öğrenince ne olacak Özüm?”
Özüm sırtını koltuğa yasladı. Derin bir nefes verdi. İkisi de Aynı anda başını koltuğun arkasına yasladı.
“Ezgi duygusal bir kadındır. O an içinden ne geçiyorsa onu dışa vuracaktır.”
“Yani sarsıcı olacak. Evren’le durumları ne olur sence?”
Özüm başını yan çevirip arkadaşı için endişe duyduğunu fark ettiği adama baktı.
“Bilmem, bu Evren’e bağlı.”
“Evren, Ezgi’ye çok âşık biliyorsun değil mi?”
Özüm hızla bedenini yan dönüp bir bacağını altına aldı ve dedikodu moduna geçti.
“Gerçekten mi? Bu harika! Sence de çok yakışmıyorlar mı?”
Kıvanç gülümseyerek “Evet” dedi.
“Sen hiç âşık oldun mu Kıvanç?”
“Belki çocukken… Ben aşkı kendime yakıştırmıyorum. Başkalarında görmek hoşuma gidiyor.”
“Neden? Bu çok acımasızca bir düşünce.”
Kıvanç başını öne eğip omuz silkti.
“Aşk bazen yanlış ellere geçiyor. O zaman adeta bir atom bombası gibi etrafını yok ediyor. Ben ne yok olmak ne de sevdiklerimi yok etmek istiyorum.”
Kıvanç “Peki ya sen?” diye sorana kadar adamın yüzüne baktı.
“Hoşlanma, sevgi arası duygular yaşadım ama gerçek bir aşk yaşamadığıma eminim. Benim istediğim aşkta ayaklarım yerden kesilmeli. Herkese kafa tutacak şuursuzluğa ulaşmalıyım. Biliyor musun bence sen bir kadının ayaklarını yerden kesebilirsin.”
“Sen bana mı yürüyorsun?”
İkisi içinde komik ve eğlenceli bir sohbet sürüyordu.
“Aşkı atom bombasına benzeten bir adama yürüyebileceğime emin değilim.”
“Yine de beni sevmeye başladın.”
İlk tanıştıkları zamanla şu anı kıyaslayınca aralarında barış imzalanmış gibi duruyordu. En azından uzun sohbetler edebiliyorlardı.
“Senin sevgin nasıl biliyor musun?” diyen Özüm bakışlarını kısa bir an yukarı kaldırıp düşündü ve devam etti. “Hani sigara dumanından rahatsız olup yine de sigara içen insanların sevgisi gibi.”
“Evet, bağımlılık yapan kötü bir alışkanlığım. Artık bensiz yapamazsın üzüm.”
“Allah’ım bu adamın egosu” diyen Özüm kahkaha attı. Özüm güldükçe Kıvanç daha bir hayranlıkla bakmaya başlamıştı. Kendini fark ettiği an gözlerini kaçırıyordu ama o kahkahanın tınısına kulaklarını kapatamıyordu. Gözlerini kapatsa kulakları, kadının her ayrıntısını görebiliyordu.
**
Antalya sınırlarına giren çift, uzun yolun sonunu görmenin rahatlığını yaşadılar. Her ne kadar keyifli bir yolculuk olsa da yorulmuşlardı. Özellikle Evren durmadan araba kullandığı için ciddi sırt ağrısı çekmeye başlamıştı.
“Şimdi sana hiç istemediğim soruyu soruyorum. Seni nereye bırakayım?” Evren, Ezgi’yi evlerine götürmek istese de artık Aydın’da olmadıkları için Ezgi’nin ev seçme özgürlüğü vardı.
“Eşyalarımı anneme bırakalım sonra Özüm’e gidelim. Sibel’le konuşmak istiyorum.”
Ezgi’nin sesi sert ve net çıkmıştı. Evren, onun hisleri doğrultusunda hareket ettiğini düşündü. İçini dolduran şüphelerin gerçekliğini öğrenmek istediğine emindi.
“Sibel’le yarın da konuşabilirsin. Yorgun değil misin?”
Ezgi, Evren’e dönüp itiraz kabul etmeksizin “Hayır!” dedi.
Harika geçen Aydın tatilinin ardından yaşayacaklarından korkan Evren aracını sitelerine sürdü. Yaşayacakları karmaşaya Ayten anneyi sokmak istemediği için eşyaları arabada bekleyebilirdi.
Aracı park edip arabanın önünde Ezgi’nin yanına gelmesini bekledi. Yanına gelen kadının elini tutup yürümeye başladı.
“Bavullar?”
“Sonra alırız.”
Otopark ile evlerin arasındaki ince patika yol hiç bu kadar dar ve uzun gelmemişti. Üç kişinin yan yana yürüyebileceği kadar geniş bir yoldu fakat Evren, Ezgi’nin üzüleceğini bildiği yere götürmek zorunda kaldığından her yer dar geliyordu.
Çalan kapıyı Özüm açtı. İki arkadaş sıkıca sarıldılar. İçeriden Ceylan’ın kahkahaları geliyordu. Salona girdiğinde Ceylan’ı güldürenin Kıvanç olduğunu gördü. Ezgi üç adıma milyonlarca sevgi sözcüğü sığdırarak bebeğin yanına gidip onu kucakladı.
Evren ve Kıvanç dostça sarılıp selamlaştılar. Özüm’ün de yanaklarını sıkıp sessizce teşekkür etti.
Sibel bir köşede elleri önünde bağlı sessizce duruyordu. Kimse onu fark etmese mutlu olacakmış gibi bir hali vardı. Tabii Ezgi eve ilk adım attığında Sibel’in konumunu belirlemişti. Bebeği kucaklayıp sevdikten sonra en son Sibel’e döndü.
“Nasılsın Sibel?”
“Teşekkür ederim Ezgi abla, iyiyim. Hoş geldiniz.”
“Bakalım hoş bulacak mıyım? Bilmediğim bir şey olmuş ve en iyi sen bana anlatırsın diye düşünüyorum.”
Sibel korkuyla Evren’e baktı. Evren’in her şeyi anlatmış olarak Ezgi’yi buraya getireceğini düşünmüştü. Şimdi endişesi, korkusu daha çok artmıştı.
Kadının her mimiğini takip eden Ezgi “Oturalım da anlat” diyerek genç kadını yönlendirdi. Sibel yanında durduğu tekli koltuğun ucuna oturdu. Ellerini birleştirmiş sıkıyordu. Başını öne eğdi ve önce Ahmet’in gözaltına alınmasıyla başlayan süreci anlattı.
“Ahmet zaten bu çocuğa babalık yapmayacağını hatta kabul etmediğini söylemişti. Neden Ahmet’i bu kadar takıyorsun?”
“Yaraladığı adamın ailesinden korktum abla. Ceylan’a zarar verebilirler diye düşündüm çünkü Ahmet’in çevresinde bir tane düzgün insan yok. Nerede bela varsa Ahmet orada.”
“Buraya sığındın. Sonra ne olacak?”
Sibel tekrar bakışlarını Evren’e çevirdi. Ezgi ikinci defa Sibel’in Evren’den yardım dilendiğini görüyordu.
“Hadi Sibel!” diye bağırdı. Odadaki herkes yerinden sıçradı.
“Aklından geçeni söyle artık!”
Sibel daha fazla baskıya dayanamadı ve ağlamaya başladı. Çok üzgündü. Özellikle Ezgi’nin karşısında çok utanıyordu. Herkesten çok yardım eden, hayatını değiştiren bu kadına yaptığı haksızlığı kendi bile kabul edemiyor, affedemiyorken Ezgi’den nasıl özür dileyecek bilemiyordu.
“Ezgi abla… Özür dilerim. Ben… Ben kızımdan ayrı kalmak istemiyorum.”
Ezgi ellerini iki yanına koymuş koltuğu sıkıyordu. Tırnakları acımaya başlamıştı fakat bu kalbinin acısıyla boy ölçüşemezdi.
“Şimdiye kadar Ceylan’ı hayatına dâhil etmemiştin. Bakamam diyordun. Ne oldu? Ne değişti?”
“Evren ağabey yardım edecek.”
Ezgi başını yavaşça Evren’e çevirdi. Gözlerini kısarak adama baktı.
“Ezgi tüm ayrıntıyı anlatacağım. Önce Sibel’le konuşmanı istedim.”
“Neden?” Ezgi’nin sesi ilk defa titremişti. “Biliyordun da neden bana söylemedin?”
Evren dudaklarını ıslattı. Ne cevap verecekti? Korktum. Güzel giden günlerimizin bozulmasını istemedim. Üzülmeni erteledim. Daha pek çok cevap verebilirdi fakat hiçbir neden Ezgi’nin yüzünde beliren hayal kırıklığını yok edemezdi.
Ezgi koltuktan güç alarak ayağa kalktı. Bacakları titriyordu ama bir saniye bile durmak istemedi. Evren de onunla bir ayağa kalktı. Eliyle adamı durdurdu.
“Lütfen yalnız kalmama izin ver” dedi ve evden çıktı.
Evde süre gelen sessizlik herkesi rahatsız etti. Evren, Ezgi’nin ardından çöktüğü yerden kalktı ve dışarı çıktı. Kıvanç kısaca Özüm’ün gözlerine bakıp Evren’in peşinden gitti.
Evren evine girdiğinde pencerenin karşısına geçip ellerini başının üzerinde birleştirdi. Kıvanç hemen arkasında koltuğun koluna oturmuş bekliyordu.
“Nasıl söylerdim? Mutlu, neşeli, gözlerinin içi gülerken artık Ceylan’ın annesi olamayacaksın diyemezdim. Lafı evirdim çevirdim, Ceylan’ın her zaman yanında olacağımızı söyledim ama gerçeği dile getiremedim.”
Saçlarını yolarcasına çekiştirip arkasını döndü ve Kıvanç’a baktı.
“Söylesene Kıvanç, baharda yemyeşil dalları olan çiçek açmış bir ağaca balta vurabilir misin? Ezgi çiçekler açmışken ben onu nasıl kesecektim? Yapamadım. Onu üzmekten çok korktum.”
“Öyle tabii de… Sana çok kırıldı. Ceylan’ın sarsıntısı kadar etkili sarsmış olabilirsin.”
Dost acı söylerdi. Kıvanç her ne kadar arkadaşı üzülsün istemese de gördüğünü söylemekten geri durmadı. Evren’in ilk önceliği Ezgi’nin gönlünü almak olmalıydı. Özüm onun duygusal bir kadın olduğunu söylediğinde içindekileri dışa vuracağını da söylemişti. Ezgi’nin son bakışı Özüm’ü kanıtlar nitelikteydi.
“Kolay değil belki ama git Ezgi’nin gönlünü al. Zaten dedektif gibi kadın, sen söylemesen de bir şekilde öğreniyor. Ona karşı ne hissediyorsan açıkça söyle Evren.”
Kıvanç gerekli ne varsa söylemişti. Arkadaşına düşünmesi için alan açması gerekiyordu. Gitmek için yavaşça kalktı.
“Teşekkür ederim Kıvanç”
“Biz dostuz”
Arkadaşının düşmüş omzuna iki defa dostça vurdu ve çıktı.
**
Kapıda kızının perişan halini gören Ayten Hanım endişeyle onu içeri aldı. Aydın’a neşeyle gitmiş oradayken yaptıkları telefon konuşmalarında da aynı neşeyi görmüştü. Dünürü bile işlerin yolunda olduğunu söylemişken bu halini onlarca soruyla sorgulamaya başladı. Ezgi başta konuşacak hali olmadığı için sessiz kalsa da annesinin baskısına daha fazla dayanamayarak ne olduğunu anlattı.
“Ben dedim, ben sana dedim kızım, git kendi çocuğunu yap dedim. Ama yok benim kızım normal davranmaz. Buldu elin çocuğunu, yetmedi adamın birini de kandırdı. Gör bak dediğim çıktı mı?”
“Anne…”
“Ne anne, ne? Kızım bu çocuğun anası var. Kimsesi olmasa tamam bas bağrına ama olmaz yavrum. Bugün olmasa ileride sorun yaşayacaktınız. Başta olması iyi oldu.”
“Tamam, anne haklısın. Ben demiştim tiradına artık son verir misin?”
Kadın olduğu yere çöküp ağrıyan başını ovdu. Kızına kızıyordu ama içindeki ana yüreği de sızlıyordu. Bir tanecik evladı, umudu, ümidi karşısında üzgünce oturuyordu ve elinden bir şey gelmiyordu.
“Evren ne olacak?”
En önemli soruyu sormuştu. Ezgi burun kemerini sıkarak “Bilmiyorum” dedi.
“Ona çok kırgınım. Aydın’dayken öğrenmiş ama bana söylememiş. Önce Sibel’le konuşmamı beklemiş. Neden?”
Ayten uzanıp kızının saçlarını okşadı.
“Seni üzmek istememiştir annem”
“Şimdi daha çok üzdü. Ondan duysam, Sibel’e karşı daha hazırlıklı olabilirdim.”
“Yavrum erkekler bizim gibi ince düşünmezler. O an için seni üzmemeyi düşünmüştür. Sonrasını hesap edememiştir.”
Ezgi elinin tersiyle gözünden akan yaşları sildi.
“İçim düğüm düğüm oldu anne. Karar verecek durumda değilim.”
“Zaten şu an en yanlış kararı verirsin. Bekle duyguların sakinleşsin. Biraz zaman geçsin, Evren’le konuşun sonrasına bakarız.”
Ezgi dudaklarını kabartıp burnunu çekti.
“Senin sözünü dinlemedim.”
“Ay sen ne zaman benim sözümü dinledin kızım!”
Ayten’in çıkışıyla Ezgi’nin gözleri tekrar doldu. Öyle hassastı ki gözünün üzerinde kaşın var deseler ağlayacaktı.
“Ezgi git yat yavrum. Karşımda ağladıkça içim kıyıldı. Yarın ola hayrola”
**
Ertesi sabah sanki bir şey olmamış gibi her kes ofise gelmiş çalışıyordu. Evren’in morali bozuk yüzünde mimik oynamadan robot gibi çalışıyordu. Ezgi’nin uykusuzluktan ve ağlamaktan şişen gözleri hala kırmızıydı. Kıvanç ve Özüm arada kalmış ne yapacaklarını bilmeden sessizce ortama ayak uyduruyorlardı.
Kıvanç, Ezgi’nin odasına gidip karşısına oturdu.
“İyi misin?”
“Sence?”
“Kırmızı göz hiç yakışmamış. Çok çirkin görünüyorsun.”
Ezgi akşamdan beri ilk defa gülümsedi. Kıvanç o sinirli Ezgi’yi görmediği için memnun oldu. Konuya girebilirdi.
“Evren’i dinlemelisin Ezgi. O da senin kadar üzgün.”
“O arkadaşına söyle…”
Kıvanç ellerini kaldırıp kadının sözünü kesti
“Hop hop! Orada dur. Beni aranızda ayakçı olarak kullanamazsınız. Koordinatörüm kızım ben.”
“Ne geldin o zaman?”
Kıvanç bu konuşmanın daha kolay olacağını düşünmüştü. Şu an geri adım atmazsa Ezgi onu silindir gibi ezerdi.
“Sana Özüm’ü göndereyim. Ben seninle baş edemem çünkü”
“Defol git Kıvanç! Arkadaşımın yörüngesinden de uzaklaş biraz”
Kıvanç hayretle dönüp Ezgi’ye baktı fakat kadın tek kaşını kaldırmış her şeyin farkındayım bakışını atıyordu. Kıvanç korkulacaklar listesinin en başına Ezgi’nin ismini yazmaya karar verdi ve odadan kaçtı.
On dakika sonra Özüm yanına geldi.
“Evren’in yanından geliyorum. Çok üzgün ve çaresiz. Ona kızdığını ve kırıldığını biliyor. Bir de bana ‘Sen de gerçeği biliyordun. Neden sadece bana kızgın?’ diye sordu. Ben de ona yakın arkadaşlara kızılmaz ama kocalar hep haksızdır dedim.”
“Sana kızmadığımı nereden çıkardın.”
Özüm arkadaşının ellerini tuttu.
“Kızdığını biliyorum canım ama Evren’in karşısında kuyruğumu düşürecek değildim.”
Ezgi yine gülmeye başladı. Bir deli gidip diğer deli geliyordu. Evren’le konuşmadan önce gerekli bilgileri toplamak istiyordu.
“Sen neden söylemedin Özüm?”
“Bunlar telefonda konuşulacak konular değil bir tanem. Hem orada Evren’in akrabalarının içindeyken nasıl anlatacaktım? Hiç biri sizin neden evlendiğinizi bilmiyor. Vereceğin tepkileri yanlış anlayacaklardı. İkiniz de zor durumda kalırdınız.”
Özüm haklıydı. Belki uzakta olduğu için ortalığı daha çok ayağa kaldırırdı. Sadece Evren’i değil anne ve babasını da zor durumda bırakırdı. Kendini çok yorgun ve halsiz hissedince Özüm’e onu eve bırakmasını rica etti.
Ezgi’nin çıktığını duyan Evren gitgide ondan uzaklaştığını hissediyordu ve bu korkusunu arttırıyordu. Kalan imzalarını hızla tamamlayıp Ezgi’nin evine gitti.
Kapıyı açan Ayten Hanım karşısında damadını görünce “Hah!” dedi. Evren gelecek atağı sükûnetle bekledi.
“Oğlum al karını götür. Zırıl zırıl ağlıyor, içimi sömürdü.”
Evren’in beklediği tam tersi bir tepkiydi ama şaşırmadı. Sonuçta karşısındaki Ezgi’nin annesiydi.
“Ben demiştim demeyecek misiniz?”
“Kaşınma çocuğum.”
Evren gülümseyerek anneye sarıldı. Kadında şefkatle oğlunun sırtını sıvazladı. Kazık kadar olup da nasıl bu kadar saçmalayabiliyorlardı anlam veremiyordu.
“İzin verirseniz Ezgi’yle dışarıda biraz konuşalım.”
“Al karını git diyorum sen izin diyorsun oğlum. Aklın nerede?”
“Aman ben ne yaşadığımı biliyor muyum Ayten anne ya”
Evren’in serzenişi kadını güldürdü. Ezgi saçlarını alelade bir şekilde yukarıdan toplamış, bağdaş kurmuş koltuğun ortasında oturuyordu. Evren hemen önündeki sehpaya oturdu. Başını yana eğerek küskün bakışlı karısını izledi.
“Biraz dışarı çıkalım mı?”
“Bu halde mi?”
“Senin her halin güzel”
“Yürü git! Sinirimi daha fazla bozma”
Kadın sinirliydi, kovuyordu ama Evren’in gözünde öyle sevimli duruyordu ki sıkıca sarılıp bırakmamak istiyordu. Neredeyse aşktan delirdiğini düşünmeye başlayacaktı.
“Tamam, evimize gidelim. Annen arkada bizi kovmaya hazır bekliyor.”
Ayten Hanım çiçekleriyle ilgileniyormuş gibi yapıyordu ama bir gözü onların üzerindeydi. Ezgi elinin tersiyle burnunu silip başını yukarı aşağı salladı. Evren kalkıp elini uzattı ama eline sert bir tokat yedi. Ezgi saçını savurarak “Önce üzerimi değiştireceğim” dedi.
Kapıdan çıkıp görüşürüz demelerine kalmadan kapıyı yüzlerine kapatan Ayten koşarak salona gitti çünkü kendisinden haber bekleyen bir dünürü vardı. Çok bile oyalanmıştı.
Eve geldiklerinde Ezgi salondaki büyük koltuğa gidip ellerini yanağında birleştirerek yan yattı. Hala kendini halsiz hissediyordu. Evren de çay koydu.
Evren yanına oturup saçlarını okşadı.
“Hava değişimi hasta mı etti seni?”
“Duygu değişimi”
“Özür dilerim Ezgi”
Ezgi yatmaktan vazgeçip tekrar oturdu.
“Bana kızdığını biliyorum ama o zaman söyleyemedim.”
“Ailen bilmediği için” Ezgi sözünü tamamladı.
“O da var ama seni üzme düşüncesi bile beni geriyor Ezgi. Gülüşünü solduran ben olmak istemiyorum. Sibel’le konuşunca ilk aklıma gelen onları güvenli bir yere almak oldu. Kıvanç ve Özüm yardımcı oldu. Sonrasında o herif için ne karar verilecek bilmediğimden bir süre uzakta olmalarının iyi olacağını düşündüm. Hakan ve Busem’e Ceylan’ı anlattım.”
Ezgi’nin gözleri kocaman açılınca Evren güvenle elini tuttu.
“Sadece Ceylan’ı evlat edinmek istediğimizi biliyorlar. Ayrıntıya girmedim” diyerek kadını rahatlattı.
“Bir süre Aydın’da yaşayacaklar. Hakan onlara dayalı döşeli ev buldu. Busem de ihtiyaçları için koşturacak. Yani ikisinin gözetiminde olacaklar. Ceylan’ın tüm masrafları bana ait. Sadece şu an için değil. Büyüyüp meslek sahibi genç bir kadın olana kadar o bizim kızımız olacak.”
“Sonra…”
“O kadar büyüttükten sonra muhtemelen evlendirmeye gönlüm razı olmayacak. Turşusunu kurarız.”
Ezgi gülümsedi.
“Bu nedenle bana sen gölge anne olacaksın dedin.”
“Evet, güzel değil mi? Kızımız olması için illa soyadımızı taşıması gerekmiyor.”
Ezgi derin bir nefes alıp başını Evren’in omzuna yasladı. Düşününce kötü bir plan değildi. Ceylan şanslı bir çocuk olacaktı. Aralarında mutlu olarak büyüyebilirdi.
“Ceylan için en iyisi olsun istiyorum.”
“Bende bunun için çabalıyorum Ezgi”
Başını kaldırıp adam baktı, tebessüm edip tekrar başını omzuna yasladı. Ezgi yorgunluktan koltukta uyuya kalınca Evren onu rahatsız etmemek için üzerini örttü ve rahat olduğu yerde bıraktı.
**
Evren birkaç gün duyguların yatışmasını bekledi. Ezgi’nin durumu kabullenmesi gerekiyordu. Kendini öyle çok Ceylan’ın annesi olacağına inandırmıştı ki şimdi bundan geri dönmek zor ve sancılı olacaktı.
Ezgi her gün işten çıkıp Özüm’e gidiyordu. Ceylan’la geçireceği zamanı uzatmak ona daha fazlasını verebilmek istiyordu. Zamanla paylaşımcı olmaya alışmaya başladı. Sibel’e karşı yumuşadı. Özüm iki kadın arasında iyi bir köprü olmuştu. Sibel’i yönlendirmesi, Ezgi’ye verdiği telkinler sayesinde Ezgi artık bebeğin annesiyle olmasını kabullenmişti. Sibel’in çabası ona olan güvenini arttırmaya başladı.
Bir haftanın sonunda artık gitmeye hazırlardı. Sibel bilmediği bir şehre, bilmediği insanların yanına gideceği için tedirgin olsa da Ezgi ona Busem’den söz etmiş ve onu kardeşi gibi görebileceğini söylemişti. Hakan için de ‘onu da Evren gibi görebilirsin zaten çok benziyorlar’ demişti. Hazırlıklar tamamlanmış bir tek araç ayarlanması kalmıştı. Akşam Özüm’ün evinde toplanmışlardı. Kıvanç’ta İstanbul’a gidecekti.
“Ben İstanbul’a şirketin arabasıyla gideceğim. İsterseniz Sibel ve Ceylan’ı Aydın’a bırakabilirim.”
Kıvanç’ın teklifi güzeldi fakat uzun ve zor bir yol alacaktı. Evren, arkadaşına bakıp “Senin için zor olacak” dedi.
“Önemli değil. Bana da eğlence olur. Hiç bebekle yolculuk yapmamıştım.”
Karar verilmiş ve akşamdan çantalar arabanın bagajına yerleştirilmişti. Sabahın erken saatinde yola çıkmak için hazırlardı. Ezgi, Kıvanç’ın yanına gitti.
“Her molada beni arıyorsun. Uykun gelirse sakın idare ederim deme arabayı kenara çek ve uykunu ne açıyorsa onu yap. Aydın’da onları Hakan ve Busem’den başkasına teslim etme.”
Kıvanç dehşet içerisinde Ezgi’ye baktı.
“Aydın’dan sonra ne yapmamı istersin?”
Ezgi umursamazca omuz silkti.
“Ondan sonrasını da kendin düşün koca adamsın.”
“Aydın’a kadar gelişimimi tamamlamış olacağım yani” diyen Kıvanç artık işi dalgaya vurdu.
Ezgi adamın sırtına vurup arabaya ittirdi.
“Maşallah canım her şeyin yerli yerinde, seni alan yaşadı” dedi.
Kıvanç gülerek arabaya bindi. Sibel ve Ceylan da arka koltuğa yerleştiler. Kıvanç camı açıp gülümseyerek Özüm’e baktı.
“Sıkışırsan beni ara üzüm. Bir de gece inşaata gitme, ne olacağını biliyorsun.”
Özüm yüzünü buruşturup gözlerini devirdi. Yanında kıkırdayan Evren’e de dirsek attı. Ayarsızlar, iki arada bir derede bile uğraşıyorlardı. Yola çıkan aracın görüntüsü kaybolana kadar arkasından baktılar.
Ezgi gözlerinin dolmasına engel olamadı. Her ne kadar kendini alıştırmaya çalışsa da canlı olarak gidişlerini görmek üzmüştü. Hızlı adımlarla Özüm’ün evine ilerledi. Arkada kalan Evren ve Özüm üzüntüyle birbirlerine baktılar.
“Görüyorsun değil mi? Bizim evimize gitmek aklına bile gelmiyor. Ayakları onu senin evine götürüyor.”
Özüm teselli etmek istercesine adamın kolunu sıvazladı.
“İlk anda ona söylemediğin için hala sana biraz kırgın Evren.”
“İyi de açıkladım nedenini”
“Evet, açıkladın ama kalp kırgınlığı doğruları duyunca hemen iyileşmiyor. Ezgi sana çok güveniyor ve inanıyor. Biliyorsun o duygularıyla hareket ediyor. Şu an böyle hissediyor.”
Evren sıkıntılı bir nefes verip başıyla onayladı.
Kıvanç, Ezgi’nin tüm kurallarına uymuş, her molada aramış ve Aydın’da Hakan’la buluşup onun tuttuğu eve kadar gitmişti. Kızları eve yerleştirdikten sonra Ezgi’yi arayarak kadının içinin rahat etmesini sağlamıştı. Ezgi’den sonra Evren telefonu aldı.
“Oraya kadar Ezgi’nin kontrolündeydin artık bendesin.”
“Hani koca adam olmuştum.”
“Aynı zamanda her şeyin de yerli yerinde” diyerek kahkaha atan Evren devam etti “Saat geç oluyor ve yoruldun. Akşam bizde kalıyorsun. Hakan seni götürür. İtiraz istemiyorum. Sabah dinlenmiş olarak yola çık.”
“Şimdi de beni mi evlat edinmeye karar verdiniz? Düşsenize yakamdan.”
Bu yoğun ilgi Kıvanç’ı afallatmıştı. Evren’i biliyordu ama Ezgi’yle bu kadar uyumlu olacaklarını tahmin etmemişti.
“Oğlum, benim topraklarımdasın. O çiftliğin horozu benim”
Evren’in tehditkâr konuşmasına “Pes!” diyen Kıvanç teklifi kabul etmek zorunda kaldı.
**
Kıvanç, İstanbul’a vardığında önce evine gitti. Uzun zamandır kapalı olan evini havalandırdı. Ardından markete gidip alışveriş yaptı. Sonrada söz verdiği gibi gidip babasını aldı. Birkaç gün baba oğul özlem gidereceklerdi.
Babasıyla aynı çatı altında olmayı özlemişti. Onunla şakalaşmak, uzun sohbetler etmek Kıvanç için paha biçilmezdi. Ona kalsa her gittiği yere babasını da götürürdü ama babasını bu konuda asla ikna edememişti.
Sakin bir gece geçirmişlerdi. Ertesi gün öğlen ikisi de koltuğa oturmuş bacaklarını sehpaya uzatmış tabletlerine bakıyorlardı. Kıvanç maillerini kontrol ederken babası sudoku oynuyordu. İkisinin arasında duran telefon çaldı. Aynı anda ekrana bakmışlardı. Kıvanç açıp sesi hoparlöre aldı.
“Efendim Özüm”
“Rahatsız ediyorum ama site görevlisi aradı. Arabanı park ettiğin yerde su borularıyla ilgili bir kapak varmış. Onu açamıyorlarmış.”
“Arabanın anahtarı evde, evin yedek anahtarı da Evren’de”
“Evren de dağa mı kaçtı?”
Kıvanç gülerek “Bu iğrenç esprini babam da duydu üzüm” dedi. Özüm utançtan kırmızı olduğuna emindi.
“Hi! Belki özel bir şey söyleyeceğim Kıvanç! Amcacım çok özür dilerim. İnanın bu iğrenç esprilerim sadece oğlunuza özel”
Baba oğul, Özüm’ün telaşına gülüyordu.
“Bebeğim özel konuşmak istiyorsan içeri odaya gideyim.”
“Hadi Kıvanç hadi!” diyen Özüm telefonu suratına kapattı.
Uzaktan bile Özüm’ü ağına düşürmek onu keyiflendirmişti. Babası tabletini önüne sürdü. Hemen ekranına baktı.
‘Neden kızı utandırıyorsun?’
“Özüm’le uğraşmak çok eğlenceli. Hemen sinirleniyor.”
‘Diğer zamanlar anlaşabiliyor musunuz?’
Kıvanç gözlerini sehpanın üzerindeki bambu kâseye sabitleyip tebessüm etti.
“Yani… Başta hiç anlaşamıyorduk ama sonra alıştık.”
‘Neye alıştınız?’
Dönüp babasına baktı.
“Birbirimize alıştık herhalde”
‘Nasıl bir kız bu?’
Bu soruyu daha önce de sormuştu fakat zaman geçince oğlunun duygularının değişimini görmek istedi. Kıvanç biraz daha koltukta yayıldı. Biraz düşündü.
“Nasıl bir kız? Akıllı bir kız. İşine çok hâkim. Zaten doğuştan otelci… Bir kusuru var, sarışın. Hem de ciddi sarışın”
‘Kusur mu bu?’
“Biliyorsun baba, ben sarışın sevmem”
‘Sarışın olması senin için sorun olmamalı sonuçta iş arkadaşın’
Babası sorularını yazıp cevabı beklerken dikkatle oğlunun tepkilerini izliyordu. Onun her mimiğini, ses tonunun nasıl ve neden değiştiğini bilirdi.
Kıvanç yanaklarına hava doldurup şişirdi sonra puflayarak geri verdi. Babası sabırla içini dökmesini bekliyordu. Küçüklüğünden beri önce kıvranır sonra açılırdı. Her yeni olayın başında huysuzluk yapar sonra elinden gelenin en iyisini ortaya sunardı. Otuz beş yaşına gelmiş olsa da bu iki huyu değişmemişti.
“Aslında ben biraz karışığım. Özüm… Çok güzel ve etkileyici bir kadın... Olgun bir kadın olmasının yanında içinde saf, hiç ellenmemiş bir yan var. Bazen kendimi ona kapılmış buluyorum. Sonra saçmalamamak için toparlanıyorum.”
‘Saçmalamaktan kastın ne?’
“Âşık olmak.”
‘Âşık olsan ne olur oğlum?’
“Üzerim, üzülürüm. Ben kimsenin canını yakmak istemiyorum baba.”
‘Böyle senin canın yanacak’
“Neden?”
Babası tebessümle tabletin tuşlarına basıp yazdıklarını okuması için oğluna çevirdi.
‘Çünkü âşık olmana sadece bir an kalmış’
**
Özüm konuşmadan sonra Evren’in yanına gidip durumu anlattı. Evren çekmecesinden bir gurup anahtar çıkarıp Özüm’e uzattı. Özüm bir anahtara bir Evren’e baktı.
“Ben toplantıya gireceğim. Sen halleder misin?”
Özüm tereddütle “Peki” diyerek anahtarı aldı. Siteye gidip Kıvanç’ın kapısının önünde durdu. Kıvanç yokken onun evine girmek garip hissettirdi. Anahtarı yuvasına sokup çevirdi ve açılan kapıdan ufak adımlarla içeri girdi. Yerinden fazla hareket etmeden etrafa bakındı. Bir erkek arabasının anahtarını nereye koyardı? Tahminlerle ilerleyemeyeceği için tekrar Kıvanç’ı aramak zorunda kaldı.
“Efendim Özüm”
“Arabanın anahtarı nerede?” Özüm hemen konuya girdi çünkü evde tek başına olunca yabancı gibi hissetmişti.
“Evimde misin?”
“Evet”
“Tamam, yatak odasına git.”
Özüm bunu beklemiyordu. Eve girerken bile tereddüt etmişken şimdi yatak odasına gitmek zorunda kalmıştı. Bekâr bir adamın yatak odasında ne işi vardı? Bir anahtar bu kadar kıymetli olabilir miydi? Kıvanç evine yerleştiğinde evi gezdirdiği için yerini biliyordu.
Yatak, tek bir kırışıklı olmayacak kadar düzgün toplanmıştı. Etrafa atılmış hiçbir eşya yoktu. Her yer temiz ve düzenliydi.
“Geldim. Şimdi ne yapacağım?”
“Bensiz yatak odamda olman ne büyük talihsizlik”
Zaten huzursuz olan kadın Kıvanç’ın bu arsız yorumuyla iyice gerildi.
“Kıvanç! Zaten huzursuzum, şu anahtarın yerini söyle”
Kıvanç tavrını bozmadan kıkırdadı.
“Yatağın yanındaki çekmeceyi aç.”
“Tamam” diyen Özüm elini çekmecenin kulpuna uzattı fakat açmadan önce durdu.
“İçinde özel bir şey yoktur umarım.”
“Ne görmeyi bekliyorsun Özüm?” diyen Kıvanç’ın sesi kısık ve etkileyiciydi. Özüm ensesinden itibaren tüm tüylerinin ürperdiğini hissetti. Sertçe yutkundu.
“Bilmiyorum” dedi ve çekmeceyi yavaşça açtı. İki kitap, bir paket bisküvi ve gözlük vardı.
“Burada anahtar yok.”
“Yatağın diğer tarafındaki çekmeceye bakar mısın? Sanırım yanlış taraftasın.”
Özüm derin bir nefes verip yatağın diğer tarafına geçerken “Sen gözlük mü kullanıyorsun?” diye sordu.
“Gece kitap okurken kullanıyorum. Beni tanımak istersen diğer çekmecelerimi karıştırabilirsin.”
“Konuşarak tanımayı tercih ederim.”
Bu esnada çekmeceyi açan Özüm anahtarı görünce “Buldum” dedi.
“Açtığın çekmecenin arkasında paket var. O senin.”
Özüm elini çekmecenin dibine doğru sürüp eline gelen paketi aldı.
“Üzümlü çikolata”
“Afiyet olsun”
“Ödül maması mı?”
Kıvanç’ın kısık gülme sesi kulağını doldurdu.
“Markette görünce seni hatırlatmıştı.”
Özüm cevap vermeden önce yüzünde beliren tatlı gülümsemeyi maalesef Kıvanç görememişti.
“Bunların portakallı olanları da güzel oluyor” dedi fısıldar gibi
“Bir daha kendime üzümlü sana portakallı alırım. Olur mu?”
Çikolataya asla hayır diyemeyen kadın “Olur” dedi.
Konuşmanın sonunda Özüm kendini yatağın ucuna oturmuş gülümseyerek çikolata paketine bakarken buldu. Ayağa fırlayıp otururken kırıştırdığı alanı düzeltti. Hızlı adımlarla evden çıkıp Kıvanç’ın arabasına gitti. Aracı yerinden çıkartıp başka bir alana park etti.
‘Demek üzümlü çikolata’
Kıvanç, babasının tabletine yazdığı cümleyi okuyup başını ona çevirdi.
“Çok da iyi sinyaller vermiyorum değil mi?”
‘Ben öyle demezdim’
“Ya ne derdin?”
‘Sonunda yakışıklı oğlum kalbini güzel bir kadına kaptırdı derdim.’
“Al işte! Boku yedim. Bana sinir olan kadına platonik âşık oldum.”
Babası tableti önüne alıp yazmaya başladı. Kıvanç gözlerini kapatmış ne yapacağını kara kara düşünüyordu. Nasıl olurdu ya da nasıl olmuştu?
‘Korkup aşktan kaçacağına hırsız ol Özüm’ün kalbini çal. Sevgi korkunun düşmanıdır. Sevgin arttıkça korkuların kalmayacak.’
Kıvanç uzun süre babasının şefkat dolu gözlerine baktı. Aşk yüzünden hayatı tepetaklak olmuş, sağlığını kaybetmiş bir adamdı ama hala aşktan umudunu kaybetmemişti. Tek isteği babası gibi dirayetli bir adam olmaktı.
Oğlunun bakışlarındaki endişeyi görse de gerilerde, kırık kalbinin ardına gizlediği o kocaman sevgiyi biliyordu. En büyük temennisi duvarlarını indirmesi ve hak ettiği değeri görmesiydi.
