15. bölüm · GÖLGE ANNE
15...
Kış ayında oldukları için bir hafta sonrasına nikâh tarihi alabilmişlerdi. Evlenecekleri haberi çevrelerinde şok etkisi yarattı. Şafak Bey telefonda Evren’e “Size o kadınları yatağınızdan uzak tutun dedim!” diye kızmış sonrasında “Ben Coşkun’a ne diyeceğim?” diye söylenmiş ancak sonrasında onların adına mutlu olduğunu söylemişti. Adam aşkı seviyordu. Gerçeği bilen bir avuç insandı onlardan da sır çıkmazdı.
Coşkun Bey tanışmalarına vesile olduğunu düşünüp memnun olmuştu. Şafak’ın aksine daha sevecen yaklaşmıştı. Kızlarından birinin evleniyor olmasına ayrı bir heyecan duymuştu. Kızının saçlarını okşayıp yanaklarını öpmüş bolca mutluluk dilemişti. Ezgi’nin yalan söylediği için içi burulsa da bunu Coşkun babasına anlatamazdı. Suçluluk duygusunu bastırıp sıkıca Coşkun Bey’e sarılmıştı.
Nikâha iki gün kala tüm hazırlıklar tamamlandı. Ezgi hala işine gidip geliyor arkasında dönen dolapların farkında değildi.
Özüm, Ayten teyzesinin, kızının böyle alelade bir şekilde evlenmesine üzüldüğünü duyunca gizlice kadını kenara çekip nikâh planlarını anlattı. Evren’in özellikle gizli tuttuğunu tüm bunları Ezgi’yi mutlu etmek için yaptığını ve ağzını sıkı tutması gerektiğini özellikle belirtti. Ayten Hanım’ın parlayan gözleri ne kadar sevindiğini açıkça ortaya koymuştu.
Evren, kendine kahve yapan Ezgi’nin yanına gitti. Kalçasını tezgâha yaslayıp kollarını göğsünde bağladı.
“Bana yok mu?”
“İstersen yaparım.”
“Sabah annemler geldi.”
“Aa haberim yoktu. Neyle geldiler?”
“Araba yollamıştım. Seninle tanışmak istiyorlar. Akşam gelir misin?”
Ezgi bir anda gerildi. Tanışmak istemeleri normaldi. Evleneceklerini ilan ettiklerinde bu kadar zorlanmamıştı çünkü gerçek evlenme nedenini kimse bilmiyordu. Konu aileler olunca gerçek nedenler ortaya serilmişti. Ezgi çok utanıyordu. Dudaklarını kemirip çıkarabildiği kadar sesle “Tamam” dedi. Sonra kahvesini alıp odasına yöneldi.
“Benim kahveme ne oldu?”
“Çok gerginim. Kahveni kendin yap.”
Evren şaşkınca arkasından baktı. Bakışları boş fincan ve Ezgi arasında gidip geldikten sonra içmemeye karar verdi.
Evren yoğunluktan boynunu dahi oynatamayacak durumdaydı. Şafak Bey’den istedikleri süreyi almış olsalar da iki katı hızla çalışmak zorundalardı. Giderler çizelgesi uzaya giden roket gibi hızla yükselirken çalışmaları da aynı hızla ilerlemesi gerekiyordu.
Personeller seçilmiş eğitimler başlamıştı. Otel inşaatı ana hatlarıyla tamamlanmıştı ancak esas iş bundan sonra başlıyordu. Detaylarda boğulmamak mümkün değildi. Her metre kareyle ayrı ilgilenen mimarlar işini kolaylaştırmıyordu. En iyisi, en güzeli, en kullanışlısı olması için titizlikle çalışıyorlardı. Hüma daha şimdiden karakterini ortaya koymuş ve ayrıntıcılığını en üst noktaya taşımıştı. Balodan sonra İstanbul’a dönmüş ama yakın bir tarihte yine gelecekti.
Sırtını koltuğa yaslayıp kasılan kasları yüzünden acı çekti. Odanın kapısından beliren Ezgi kendi belli etmek için kapıyı iki defa tıklattı.
“Gel Ezgi”
“Yorgun görünüyorsun.”
“Çünkü yorgunum. Sen ne durumdasın?”
“İdare ediyorum.”
Ezgi’nin de Evren’den çok farkı yoktu. Evren bir an durup kadının yüzüne baktı. İki gün sonra evlenecek kadının şu an kendini dinlenmeye almış ve düğünü için hazırlık yapıyor olması gerekirken o burada oturmuş bütçeyle uğraşıyor ve satış stratejileri belirliyordu.
“Özür dilerim” dedi bir anda. Ezgi nedenini anlayamadan kaşlarını çattı.
“Bilmediğim bir şey yaptığın için mi özür diliyorsun yoksa daha sonradan yapman muhtemelen hıyarlıklar için mi özür diliyorsun?”
Kadının yorumuna kahkaha attı. Zaten bu kafa bir Ezgi’de olurdu. Bilgisayarının ekranını kapatıp ayağa kalktı. Hazır keyfi yerine gelmişken çalışmaya devam etmeyecekti. Ezgi’nin yanına gidip “Hangisini tercih ederdin?” diye sordu.
“Bilmiyorum. Seçmesi çok zor. Ne yaptığına ya da ne yapacağına bağlı.”
“Hayallerindeki gibi bir gelin olmayacağın için özür dilerim.”
“Çok da hayal etmedim” dedi ama sesinin kısık çıkması cümlenin inandırıcılığını yok etmişti.
“Çok doğru bir cümle olmadı.”
Ezgi derin bir nefes aldı. Gerçekten de düğün ve gelinlik hayalleri ayrıntılı değildi. Karşısına evlenmeyi düşündürecek bir adam çıkmadığı için yüzeysel biraz da sıradan düşünceleri vardı.
“Bazen hayatı akışına bırakmak gerekir.”
Evren yavaşça başını salladı.
“Bende yıllarca akışına bıraktım ama bir sonuca ulaşmadı.”
Ezgi bu tespitin özel bir ilişkiyle alakalı olduğunu düşündü. Pek çok kadının beğeneceği bir adamdı. Elbette hayatında kadınlar olmuştu. Belki uzun ilişkileri bile olmuştu. Ezgi aklına gelen bu seçeneklerle midesinin kasıldığını hissetti. Evren’in başka bir kadının yanında görüntüsünü gözünün önünden hemen sildi. Çok rahatsız edici bir duyguydu. Ayrıca bu duygulara kapılmaması gerekiyordu. İyilik için yapılan bir evliliğe aşkı dâhil ederse üzülecek olan sadece kendisiydi.
“Annenler bekliyordu. Gidelim mi?”
Ezgi’nin değişen ifadesi ve konuyu değiştirme çabası Evren’in dikkatinden kaçmadı. Bu evlilikle ve ilişkileriyle ilgili konuşmaları gerekiyordu ancak Ezgi’yi bu konuya çekmek kolay değildi. Kadını zorlamak istemiyordu fakat bu belirsizlikte Evren’in bocalamasına neden oluyordu.
Eve varana kadar Antalya hakkında sohbet ettiler. Evin kapısına geldiklerinde ise Ezgi savunmasız bakışlarını Evren’e çevirdi.
“Beni terslemezler değil mi?”
“Saçmalama! O nasıl laf Ezgi?” Evren’in sesi hayretiyle orantılı sert çıktı. Sert ses tonu Ezgi’yi sinirlendirdi.
“Aklımdakini söylediğim zaman bana saçmaladığımı söyleyemezsin! Ne hissettiğimi bilmiyorsun! Ayrıca bana bağırma, bundan nefret ederim.”
Evren alttan almak zorunda kaldı çünkü gerçekten ne hissettiğini bilmiyordu. Ellerini kadının omuzlarına yerleştirdi. Başını hafifçe yüzüne doğru eğdi.
“Henüz seni çözemediğim doğru. Bildiğim tepkileri vermiyorsun. Bizim seninle oturup uzunca konuşmamız lazım.”
Ezgi’nin omuzları düştü, gözlerini kapadı. Kendi bile duygularını doğru anlayamıyordu. İçinde saçma sapan bir karmaşa vardı. Bir yandan istediği oluyor bir yandan iyi niyetli bir adamı kullanıyor gibi geliyor bir yandan da asla olmayacak bir ilişkiyi zorla olduruyormuş gibi hissediyordu. Bir adım geri çekilip üzüntüyle adamın yüzüne baktı.
“Ben sana haksızlık ediyorum.”
“Ezgi…”
“Yok öyle… Benimle evlenmek zorunda değilsin. Etrafında bir sürü güzel kadın vardır. İyi niyetin yüzünden olmaması gereken bir karar verdin. Yoksa neden benimle evlenmek isteyesin ki? Beni tanımıyorsun.”
Evren eliyle Ezgi’nin ağzını kapadı. Daha fazla saçmalamasını duymak istemedi. Tüm kelimeleri yok sayabilirdi fakat neden benimle evlenmek istesin ki? Sorusu içini acıttı. Karşısında acı çeken gözlerle bakan kadın, ne kadar muhteşem olduğunun farkında değildi.
“Bak şimdi yine saçmala diyeceğim ve yine kızacaksın fakat bu defa gerçekten saçmalıyorsun. Bu konuşmayı yapılmamış sayıyorum. İçeri giriyoruz ve ailemle tanışıyorsun. Bana zorluk çıkarma”
Ezgi hırsla ağzına kapanan eli itti. İşaret parmağını kaldırıp Evren’in burnunun ucunu dürttü.
“Bana emir cümleleri kurma!”
Evren de aynı şekilde burnunun ucundaki parmağı itti.
“Sen de arada aynaya bak. Karşıma çıkan güzel kadın sensin. Bir kendini fark et istersen.”
Evren, Ezgi’nin açılan gözlerini umursamadan zile bastı. Bu dik kafalı kadın sabaha kadar kapıda tehditler savururdu. Kapı açılmadan yan gözle Ezgi’ye baktı.
“Dudaklarını kabartman iltifatın etkisi mi?”
“Yok, silikon yaptıracağım deneme yapıyorum.”
Evren gözlerini tehdit edercesine kıstı.
“O güzel dudaklara bir kişi bile dokunursa salasını ben okuturum.”
Ezgi’nin yüzüne tatlı bir gülümseme yerleşti.
“Senin iltifatlarda biraz değişikmiş”
“Yersen canım”
Ezgi tek omzunu silkip “A ah yerim tabii” dedi. Evren başını iki yana salladı. Bu kadınla işi vardı.
Evren ve Ezgi uzun koltukta yan yana oturdular. Anne ve babası da karşılarına geçmişti. Evren’in annesi gözlerini dikmiş şefkatle Ezgi’ye bakıyordu. İlk gördüğü an genç kadına içi kaynamıştı. Evren güzelliğinden hiç söz etmemişti. Biricik oğlu kendini ne güzel bir kıza yakıştırmıştı.
“Oğlum bahçen çok güzelmiş. Gitmeden bir şeyler mi eksek?”
Hayatı toprakla geçen kadının bir karış toprağı değerlendirmeyi düşünüyordu.
“Anne olur mu hiç?”
Kadın hemen Ezgi’ye döndü.
“Neden, kötü bir fikir mi Ezgi?”
“Yoo değil” diyen Ezgi için en kolay iş yapılmayan işti.
“Benim uğraşacak vaktim yok anne” diyen Evren annesini vazgeçirmeye çalışıyordu.
“Sen uğraşamazsan Ezgi ilgilenir değil mi kızım?”
Ezgi’nin korkuyla gözleri açıldı ve Evren’e baktı. Evren sırıtarak “Nasıl fikirmiş?” diye sordu.
“Sürdürülebilir değil”
Koltuğun köşesine kurulmuş Evren eliyle gözlerini kapatıp gülmeye başladı. Babası da ona ayak uydurdu. Ezgi’nin başarılı u dönüşü her birini eğlendirdi.
Gece yatağına yattığında Ezgi’nin içi huzurla doluydu. Evren’in ailesi çok anlayışlı davranmışlar ve ona kızım diye hitap etmişlerdi. Verecekleri her kararın yanında olduklarını özellikle belirtmişlerdi. Kendi annesi de Evren’i tanıdıktan sonra onay verdiğine göre kendini akışa bırakacaktı.
Evren ona güzel olduğunu söylemişti ve dudakları için yaptığı tehditli iltifat ise şimdi bile yanaklarının kızarmasına neden oldu. Dudaklarına yiyecek gibi bakmıştı. Ezgi yatakta kendi kendine kıkırdamaya başladı. Evren’in her cümlesinin altı doluydu. Şimdiye kadar hiç atıp tuttuğunu ya da boş konuştuğunu görmemişti. Kendine güveni tamdı ve adımlarını bilinçli atıyordu. Her şey bir yana, hayatına doğru bir adam aldığını anlamıştı.
**
Ezgi ertesi günü Ceylan’ı alıp Evren’in evine gitti. Evliliğin amacı olan ve bolca anlatılan bebeği merak edip tanımak istemişlerdi.
Ceylan’la oyuncak gibi oynarlarken Evren eve geldi. Ceylan, onu görünce hemen kollarını havaya kaldırdı. Bebeğin sevgisine kayıtsız kalmayan Evren hemen onu kucaklayıp havaya kaldırdı.
“Sen beni mi özledin küçük sincap”
Evren ve Ceylan arasında çok güzel bir bağ vardı. Ezgi onları izlemeyi seviyordu.
“Gülgün Teyze, Ceylan’ın diş çıkardığı gece görecektin, nasıl zordu. Canımıza okudu.”
“Evet anne öyle zordu ki Ezgi sabaha kadar uyudu.”
Evren başını çevirip gülmemek için dudaklarını birbirine bastırdı. Ezgi’nin atağını bekliyordu.
“Aa! Aşk olsun. Sen demedin mi Ezgi uyu diye”
“Kızım ben ne bileyim senin sabaha kadar uyuyacağını.”
Ezgi kendini savunmak için hızla anneye döndü.
“Gülgün Teyze bende kahvaltısını yaptırdım.”
“Tabii kızım hayat paylaşmaktır” diyerek orta yolu bulmaya çalışan kadın da oğlu gibi gülüşünü saklamaya çalışıyordu.
Ezgi kaşlarını çatmış her an parçalayacakmış gibi Evren’e bakıyordu.
“Bakma öyle, çocuk kucağımda korkacak”
“Ver o zaman. Sonra tüm akşam kucağımda taşıdım dersin”
“Taşıyorum zaten Ezgi”
Ezgi “Ya!” diye çıkışınca Evren artık dayanamayarak gülmeye başladı. Bu kadının sinir uçları çok yüzeydeydi.
**
Normal bir güne başlayacağını düşünen Ezgi sabah kalkıp duşunu aldı. Gününün tek farklı yanı bugün ofise gitmeyecekti. Kuaföre gidip saçına kırık fön çektirecek, hafif bir makyaj yapacak ve nikâh için seçtiği sade krem rengi elbisesini giyerek Evren’in onu almasını bekleyecekti. İşe gitmediği günlerde yaptığı gibi eve döndükten sonra Ceylan’ı alıp ilgilenecekti. Fakat kendince yaptığı plan daha duştan çıkmasıyla bozuldu. Özüm fırtına gibi eve girmiş, Ayten teyzesini ışık hızıyla öpmüş ve Ezgi’yi kolundan çekerek odasına götürmüştü.
“Özüm nereye yetişiyorsun?”
“Ben değil sen yetişiyorsun”
Ezgi ıslak saçlarını sardığı havlulu başını yana eğerek arkadaşına baktı.
“Peki, ben nereye yetişiyorum?” diyerek soruyu düzeltti.
“Aşkım bugün evleniyorsun ya”
“Onu biliyorum muhteşem zekâlı arkadaşım ama koşmam için neden göremiyorum.”
Özüm omuzlarını düşürdü, başını geriye attı. Sürprizi koruyarak Ezgi’yi nasıl hazırlayacak bilemiyordu. Haber alma konusunda istihbaratçılarla yarışan arkadaşının şu ana kadar farkında olmaması bile mucizeydi.
“Hayatında bir defa sorgulamadan kendini bana bırakmaya ne dersin?”
“Neden?”
“Ezgi! Sorgulama dedim!”
Ezgi tehlikeli bir yavaşlıkta saçındaki havluyu çıkartıp yatağının üzerine bıraktı. Ellerini beline yerleştirip gözlerini kısarak Özüm'e baktı. Özüm’ü çok iyi tanıyordu ve şu an gözlerinin titremesinden endişeli olduğunu rahatlıkla anlayabiliyordu. Hatta ileri gidip panik yapmak üzere olduğunu bile söyleyebilirdi.
“Peki… Sormuyorum.”
Özüm mutlu olarak ellerini çırptı.
“Hadi üzerine rahat bir şey giy. Gidiyoruz.”
Ezgi tam “Ne” diye soru cümlesine başlıyordu ki arkadaşının havaya kalkan parmağı ile dudaklarına fermuar çekti. Soru sormadan merak etmeden tüm gün nasıl geçecek bilmiyordu fakat bir defa söz vermişti. Pijamalarını çıkartıp günlük rahat pantolon ve buluz giydi. Saçlarını şekillendirmesine izin vermeyen Özüm basit bir topuz yaptırdı.
Ayten Hanım tebessümle evin içinde koşturan Özüm’ü ve onun ardından ördek yavrusu gibi dolanan kızını izliyordu.
“Anne biz çıkıyormuşuz ama nereye diye sormamı yasakladı bu. Sen nikâh saatini unutmazsın değil mi?”
“Unutmam yavrum. Siz keyfinize bakın.”
“Anne soru soramadığım için şu an çok keyifsizim. Bu benim bütün enerjimi sömürdü.”
Özüm kendini işaret eden parmağa sert bir tokat attı.
“Bana bu deyip durma!”
Ezgi umursamaz tavrıyla omuz silkti ve evden çıktılar. Özüm’ün arabasıyla geldikleri oteli tabii ki tanıyordu. Hatta otelin müdürü Salim’in eşi liseden arkadaştı. Ezgi soru soramadığı için çatlayacaktı. Özüm bunu bildiğinden önüne bilgi kırıntıları atarak onu oyalayabileceğini düşünüyordu.
“Hazırlığımızı burada yapacağız. Salim bizim için oda ayarladı.”
Ezgi’nin gözlerinden soru işaretleri fışkırsa da arkadaşına güvendiği için kendini tutmayı başardı. Resepsiyondan oda kartını alıp asansöre bindiler. Süit odayla karşılaşacağını bilmeyen Ezgi gözlerini kocaman açarak etrafına bakındı. Otelin konumu zaten güzeldi ki eşsiz deniz manzaralı oda beyaz lilyumlarla süslenmişti.
“Salimcim bize torpil geçmiş.”
“Karısının arkadaşısın, olsun o kadar.”
“Bu erkekler her şeyden kendilerine bir pay çıkarıyorlar. ‘Karıcım arkadaşının odasını çiçeklerle donattım. Hadi yatağa gidelim’ mi diyecek şimdi?”
Özüm gülerek kapıyı kapattı.
“Ne var adama bir faydamız dokunsun.”
Ezgi’de gülerek kendini rahat koltuğa bırakıp kollarını iki yana açtı ve bacak bacak üzerine attı.
“Bir kahve söyle de azıcık keyif yapalım.”
“Ah sen keyif iste Ezgi kuşum benim”
Özüm arkadaşının yanaklarını sıkıp öptü. Ezgi ne kadar normalse Özüm o kadar coşkuluydu. Genelde tersi olurdu fakat Ezgi adına çok seviniyordu. Bu mutluluğu da doyasıya yaşamaya kararlıydı.
Karşılıklı kahve içip sohbet ettiler. Ezgi saatine bakıp nikâh için iki saatinin kaldığını gördü.
“Özüm artık hazırlanmam lazım. Geç kalacağım.”
Tam ayağa kalkmıştı ki Evren aradı. Kısa bir konuşma yaptıktan sonra anlamsız bir ifadeyle telefonu kapatıp masanın üzerine bıraktı.
“Belediyeden aramışlar. Bir aksilik olduğunu ve nikâh saatini akşam altıya alabilir miyiz diye sormuşlar. Evren de tamam demiş” sonra yüzünü buruşturup “Bu çok saçma değil mi?” diye devam etti.
“Evet, çok saçma ama olsun. Bizim acelemiz yoktu zaten”
Ezgi tekrar kalktığı koltuğa oturdu. Ne yapacağını bilemeden boşlukta kalmış gibi hissetti. Eğer bugün düğünleri olsaydı asla bu saat değişimini yapamazlardı. Birçok davetli gelecekti, organizasyon ayarlanmış olacaktı. Fakat basit bir imzanın saat kaçta atılacağının bir önemi yoktu. Belli ki Evren de umursamamış ve Ezgi’ye sormadan kabul etmişti. Başını öne eğip dudaklarını kemirmeye başladı. Önemsenmeyen, boş verilmiş bir eş olmayı hak etmiyordu. Tekrar hata yaptığını düşünmeye başladı ve morali bozuldu. Şu an kararından dönebilirdi ancak içinde bir yer dönmesini istemiyordu ve orayı susturamıyordu.
Özüm, arkadaşının düşen moralini fark ederek yanına oturdu ve ellerini tuttu.
“Kafanın içindeki tilkileri serbest bırak Ezgi. Sen çok değerli bir kadınsın ve bu değerini gören adamla evleniyorsun. Hayatın getirdiklerini her zaman sorgulamamalıyız. Bazen akışına bırakmak daha iyi olabiliyor.”
“Sen benim yerimde olsan ne yapardın?”
Özüm tebessüm etti.
“Benim senin gibi deli cesaretim yok Ezgi. Daha başta Ceylan’a anne olmayı düşünemezdim ki bunun için çaba harcamak benim yapacağım bir iş değil. Sen bu nedenle özelsin.”
Ezgi dudağını yamulttu.
“Adama ayıp olmasın. Evleneyim bari”
“Tabii canım ayıp olmasın. Yoksa yakışıklı olmasının, ateşli vücudunun ve yakıcı bakışlarının hiç etkisi yok.”
Ezgi iki eliyle kendini yellemeye başladı. Bir anda gözünün önüne gelen Evren’in görüntüsüyle sıcak bastı.
“Ay bu kış da bir gelmedi.”
Özüm’ün odada çınlayan kahkahası kapının çalan sesine karıştı. Gülmesini kesmeden kalkıp kapıyı açtı. Otel görevlisi elinde büyük bir kutu ile bekliyordu. Özüm yana çekilerek görevliyi kutuyu içeri bırakmasını söyledi. Ezgi’nin antenler yine açılmıştı. Etrafında bilmediği dönen dolaplar fazla merak uyandırmaya başlamıştı.
Özüm kutuyu açıp hayranlıkla baktığı beyaz gelinliği kutusundan çıkardı. Ezgi’nin ağzı öyle bir açıldı ki çenesi yere düşecekti. İçinden çıkan notu aldı ve okudu.
‘Bu gelinliğin sana çok yakışacağını düşündüm. Giyersen çok memnun olurum. Evren Kılıç’
Kalın askılı, V yakalı, gipür dantellerle bezenmiş gelinlik tam Ezgi’nin bedenindeydi.
“Özüm…”
Ezgi konuşmayı unutmuş gibi kalmıştı. Hayranlıkla gelinliğe baktı. Gözleri doldu.
“Ben… Ben basit bir elbise seçmiştim. Ama Evren…”
“O sana değer veriyor Ezgi”
Ezgi başını sallayarak arkadaşını onayladı. Hala konuşacak gücü bulamamıştı.
“Hadi bu gelinliğe yakışır saç ve makyaj yapalım. Damat Bey’in özenini karşılıksız bırakmayalım.”
Ezgi gülümseyerek “Tamam” dedi. Beyaz gelinliğin büyüsüyle beraber tüm olumsuz düşünceler silinip gitti.
Tekrar kapı çaldığında Özüm kimin geldiğini bilir gibi beklemeden açtı. Kuaför ve makyöz gelmişti.
“Ay yok artık!”
“Adam zirvede yaşıyor. Ne bekliyordun?”
Özüm’ün minik kahkahasına Ezgi de eşlik etti. Gerçekten hayatın getirdiklerini sorgulamamak gerekiyordu.
Saat altıya yaklaşırken Ezgi ve Özüm’ün tüm hazırlıkları bitmişti.
“Damat Bey’in yanına kadar sana ben eşlik edeceğim.”
Ezgi neden ve nasıl sorularını ağzına almadan keyifli vakit geçirmişti. Özüm’e ayak uydurup onunla odadan çıktı. Otelin kapısına gideceklerini sanıyordu fakat Özüm onu salon olduğu belli olan büyük kapının önüne getirdi.
“Hazır mısın?”
“Neye hazır mıyım?”
Özüm gülerek ellerini uzatıp çift kapıyı iterek açtı. Kapının açılmasıyla müzik başladı. İki yana ayrılmış misafirler hayran bakışlarıyla gelini alkışlamaya başladı. Önünde uzanan uzun koridorun sonunda Evren smokini içinde tüm yakışıklılığıyla duruyordu. Salonun içi beyaz ve pudra rengi süslerle masalsı bir havaya bürünmüştü. Tavanda büyük ve dekorun içinde irili ufaklı kelebekler vardı.
Ezgi nereye bakacağını şaşırmıştı. Hayranlık, şaşkınlık, mutluluk gibi tüm duyguları taşmıştı. Kalbi kuş gibi göğsünün içinde çırpınıyordu.
Evren koridor boyunca emin adımlarla yanına kadar yürüdü. Elini uzattığında Ezgi ince ellerini adamın elinin üzerine yerleştirdi.
“Çok güzel görünüyorsun. Hayallerim bu kadarına yetmemiş.”
“Evren…” derken sesi titriyordu.
“Sakın bayılma”
“Söz veremem”
“Az sonra vereceğin sözü unutma o bana yeter.”
Birbirlerinin gözlerine bakarak gülümsediler ve el ele misafirlerin arasından nikâh masasına doğru yürüdüler.
Özüm, Kıvanç ve belediye başkanı onları bekliyordu. Yerlerine geçtiklerinde Ezgi gözlerini misafirler arasında gezdirdi. En önce annesini gördü. Ayten Hanım gözyaşlarını serbest bırakmış, mutlulukla gülümsüyordu. Annesini görünce Ezgi’nin de gözleri doldu. Hemen yanında Evren’in anne ve babası vardı. Daha birçok dostu salonu doldurmuştu. Coşkun Bey’i görünce dudaklarını bastırdı. Kendini tutmayı başaramazsa makyajı için verilecek onca emek boşa gidecekti.
Belediye başkanı dikkatleri üzerine çekip kısa bir konuşmanın ardından genç çiftin birbirlerine verdikleri sözle nikâhlarını kıydı. Kıvanç ve Özüm şahit olarak deftere imzalarını attılar.
Kısa kokteylin sonunda misafirler ayrılmıştı. Gelin ve damat aileleriyle yemek yemek için kendileri için özel hazırlanan yemek bölümüne geçtiler. Evren hiçbir ayrıntıyı atlamamıştı. Yüzündeki gülümsemeden mutlu olduğu açıkça belli oluyordu.
Yuvarlak masada yan yana oturdular. Evren’in anne ve babası, Ayten Hanım, Şafak Bey ve Coşkun Bey yanlarında da Özüm ve Kıvanç yerleşmişti. Önceden hazırlanmış özel menü sırayla servis edilmeye başladı. Masada tatlı bir sohbet dönüyordu. Yüzü gülmeyen, halinden memnun olmayan kimse yoktu.
Evren, Ezgi’nin kulağına eğildi.
“Her şey yolunda mı?”
“Evet… Çok teşekkür ederim.”
“Senin gibi özel bir insanın basit bir imzayla evlenmesine izin veremezdim. Mutlulukla hatırlayacağın bir düğün olsun istedim.”
“Bu mutluluktan çok daha fazlası”
Evren bir süre kadının gözlerinin içine baktı. O gözlerden hiç ayrılmak istemiyordu. Saatlerce onu izlemek, hayaller kurmak ve o hayalleri gerçeğe dönüştürmek istiyordu.
Yemekler yenmiş tatlıya geçilmişti. Ezgi keyifle elindeki kadehi dudaklarına götürdü ve aklına gelen düşünceyle bir anda dona kaldı. Başını hızla Özüm’e çevirdi. Özüm, arkadaşının garip bakışını görünce bir sorun olduğunu anladı. Ezgi yerinden kalkıp Özüm’ün yanına gelerek kulağına eğildi.
“Tuvalete gidelim”
“Ben de önemli bir şey var sandım Ezgi”
“Kalk hadi kalk!”
Sorunun tuvalet olmadığı anlaşılmıştı. Ezgi koridora çıktığı gibi Özüm’ün karşısına geçip omuzlarını tuttu.
“Özüm! Biz bu gece nerede kalacağız?”
“Bi bilmem”
“Ne demek bilmem? Arkamdan bir dünya iş çevirmişsin. Bunu nasıl bilmezsin?”
“Ezgi bu nasıl sorulur ya!”
“Özüm… Şimdi bu adam der mi biz evlendik. Hadi soyun.”
Özüm gülmeye başlayınca Ezgi onu daha çok omuzlarından sarstı.
“Kızım gülmesene!”
“Derdin bu muydu?”
“Kızım tamam, adam ateşli falan ama…”
Ezgi’yi telaş sarmış ne yapacağını bilmez halde olduğu yerde daireler çiziyordu. Hiç bilmediği tecrübeyi bu şekilde deneyimleyeceğini düşünmemişti.
“Canım kaparsın gözünü…”
“Şimdi sana bir çakarım gözünü kapamak nasıl olur görürüsün Özüm. Kızım ben ne yapacağım?”
“Ezgi bir sorun mu var?” diyen Kıvanç’ın sesine döndüler.
“Gel de anlat bakalım” dedi Ezgi kendi kendine
“Sorun yok. Bir şey mi oldu?” diyen Özüm gülümsüyordu
“Herkes yoruldu. Kalkıyorlar.”
Ezgi’yi bir panik dalgası daha sardı. Bu defa Kıvanç’ın kollarını sıkı sıkıya tuttu.
“Söyle kalkmasınlar!”
Kıvanç beklenmeyen bu atakla gözlerini Özüm ve Ezgi arasında dolaştırarak “Neden?” diye sordu.
Ezgi’nin verebileceği bir cevap yoktu. Özüm kontrolü eline aldı. Kıvanç’ın koluna girip salona doğru yürümeye başladı.
“Ezgi çok mutlu olduğu için gece bitmesin istiyor.”
Kıvanç gülümseyerek Özüm’e baktı.
“Gerçekte güzel oldu.”
“Değil mi?”
Özüm, Kıvanç’a her zaman göstermedi tatlı haliyle konuyu dağıtıp salona geri döndürdü.
Misafirler tebriklerini yineleyerek ayrılmıştı. Ayten hanım bile kızının yanağından öpüp gitmişti. Ezgi hemen yanında duran Evren’in yüzüne bakamıyordu. Evren’in anne ve babası, Özüm, Kıvanç baş başa kaldılar. Kıvanç “Hadi gidelim” diyerek ilerlemeye başladı. Otelin kapısında arabaları arka arkaya bekliyordu. Ezgi bedenini Özüm’e yapıştırmış ömür boyu ayrılmayacakmış gibi onunla adım atıyordu. Özüm sinek kovalar gibi kolunu silkeledi. İki arkadaş birbirlerine yakıcı bakışlar gönderdi. Birinin derdi artık yakasından düşmesi diğerinin derdi yeni kocasının yatağıydı.
Evren ailesini arabasına alıp yola çıktı. Kıvanç ve Özüm de hemen arkalarından ilerliyordu. Sitenin otoparkına gelip park ettiler. Ezgi kimseyi beklemeden kapıyı açıp çıktı. Niyeti Özüm’ü yakalayıp yine ona yapışmaktı. Evren arabadan çıkıp telaşlı kadına baktı.
“Ezgi nereye koşuyorsun?”
“Koşuyor muyum? Koşmuyorum. Hem niye koşayım? Aslında koşsam ısınırım. Çok üşüdüm.”
Evren ciddi bir ifadeyle Ezgi’ye bakıp anlamaya çalıştı fakat kısa sürede vazgeçti. En son üşüdüğünü anlaması yeterdi. Ceketini çıkartıp kadının omuzlarına bıraktı.
“Daha önce söylesene”
“Arada da ateş basıyor.”
Ezgi hala Evren için anlamsız cümleler kuruyordu. Derdi vardı ama ne olduğunu çözemedi.
Kıvanç ve Özüm önden yürürken Ezgi ve Evren hemen arkalarındaydı. Evren’in annesi ısrarla kocasının kolunu dürtüp oğlunu işaret ediyordu.
“Tamam be kadın!” diyen babasının sesini duyan Evren arkasını döndü.
“Oğlum baban sana bir şey diyecek”
Ali Efe Bey derin bir nefes alıp sabır dileyerek geri verdi. Evren babasının yanına yanaştı.
“Ne oldu baba?”
“Anan şey diyor. Akşam biz sende kalmasak mı?”
“Neden baba?”
“Hani bugün evlendin ya” adam oğlu anlasın diye dile getiremediklerini işaretle anlatmaya çalışıyordu. Başıyla gelinini işaret etti. Evren, Ezgi’ye bakıp babasının ne anlatmaya çalıştığını anladı ve güldü.
“Anne neden babamı zor durumda bırakıyorsun?”
“Ben mi söyleseydim? Ayıp!”
Evren kıkır kıkır gülmeye başladı. O güldükçe babası kızarıp karısına sinirleniyordu.
“Hadi siz eve geçin, bende gelirim birazdan”
Annesi usulca yanına yanaştı ve sesini kıstı.
“Oğlum böyle mi olacak?”
“Bir süre annecim” diyen Evren annesinin kolunu sıvazlayıp evi işaret etti. Durumdan memnun olmayarak yürümeye devam ettiler. İyi geceler dilekleriyle eve girdiler.
Kıvanç yeni çifti yalnız bırakmak için Özüm’e eve kadar eşlik etti. Özüm kapıyı ardından da evin ışıklarını açtı. Arkasını döndüğünde Kıvanç’ın inceleyici bakışlarıyla karşılaştı.
“Bu saate kadar söyleyemedim ama çok güzel olmuşsun.”
Yanakları kızaran Özüm “Teşekkür ederim” dedi. İltifattan ziyade üzerinde dolaşan anlamlı bakışlardan utanmıştı.
“Aslında her zaman güzelsin ama tabii bu gece farklı olmuş”
Kıvanç’tan sıralı gelen iltifatlar kadını şaşırttı. Tüm bunlar kıyamet belirtisi olabilir miydi?
“Bu kadar iltifat ettiğine göre artık beni sevmeye başladın galiba”
Kıvanç gülümseyerek kadını gözlerinin içine baktı. Kadının güçlü duruşu, kararlılığı, başarısı baştan beri dikkatini çekiyordu. İnce ne narin fiziğine eşlik eden kibar hareketlerini görmezden gelemezdi. Özüm doğasında asalet olan insanlardandı. Herkesin gördüğü bir gerçek vardı ki Özüm güzel bir kadındı. İçinden bu cümleler geçerken balyoz yemiş gibi sarsıldı. Özüm sarışındı.
Elini uzatıp kadının yanağına koydu ve başparmağıyla dokunduğu yeri okşadı. Tüm özelliklerine yetmezmiş gibi bir de pürüzsüz ten eklenmişti.
“Ben sarışın sevmem Üzüm” dedi ve göz kırparak iki adım geri gidip arkasını döndü. Ayakları bahçeye vardığında içinden kendine sövüyordu. ‘Yanak okşamak ne salak. Dokunma! Dokunma işte! Al yandın. Çok lazımmış gibi’
Özüm arkasından sadece gülmekle yetindi. Kıvanç söz konusuysa o kadar iltifatın arkasından mutlaka sinirlendirecek bir cümle gelirdi. Fakat Özüm artık onun dengesizliklerine alışıyordu ve emindi ki kadınlarla arasına koyduğu sınırın bir nedeni vardı.
Bahçenin dışında Evren ve Ezgi karşılıklı loş ışığın altında durmuşlardı.
“Teşekkür ederim Evren”
Ellerini kadının yanaklarına yerleştirip uzanarak karısının alnını öptü.
“Daha kaç defa teşekkür edeceksin?”
“Çok”
Karşılıklı güldüler.
“Tamam ama bari sayısını azalt. Ve… Bu sitede bir evin var, unutma.”
Ezgi gözlerini kaçırarak başını salladı.
“Şimdi git güzelce dinlen. Belki sabah beraber kahvaltı yaparız, ne dersin?”
Ezgi bu defa Evren’in gözlerini içine baktı. Ne zaman saçma bir kuruntu yapsa ya da olmayacak bir korkuya kapılsa adam öyle bir incelik gösteriyordu ki ne endişesi ne de korkusu kalıyordu. Sanki hisleriyle doğru yolu bulup Ezgi’nin yüreğini ferahlatıyordu. Ezgi bu defa içinden geleni yapıp kollarını karşısında duran adamın bedenine sıkıca sardı ve başını göğsüne yasladı. Şu an duyduğu huzur ve güven hissini ilk defa yaşıyordu. Evren de beklemeden kollarını ona sarınca tamamlanmış oldu. Ezgi’nin saçlarını öpen Evren kollarını biraz daha sıkılaştırdı. Bu defa teşekkür eden Evren oldu.
“Neden teşekkür ettin?” Ezgi başını kaldırmadan sordu.
“Bana güvendiğin ve yolunu benimle paylaştığın için teşekkür ederim.”
