1. bölüm / 25
GÖLGE ANNE1...
Bölümler 25Şu an: 1...
- 1 1...2.480 kelime · Okuduğun bölüm
- 2 2...2.761 kelime
- 3 3...3.440 kelime
- 4 4...3.817 kelime
- 5 5...3.237 kelime
- 6 6...3.548 kelime
- 7 7...4.069 kelime
- 8 8...3.025 kelime
- 9 9...3.695 kelime
- 10 10...4.345 kelime
- 11 11...4.146 kelime
- 12 12...2.068 kelime
- 13 13...2.975 kelime
- 14 14...3.167 kelime
- 15 15...3.701 kelime
- 16 16...3.290 kelime
- 17 17...2.984 kelime
- 18 18...2.666 kelime
- 19 19...3.213 kelime
- 20 20...3.774 kelime
- 21 21...2.937 kelime
- 22 22...2.977 kelime
- 23 23...2.764 kelime
- 24 24...3.117 kelime
- 25 Final...2.268 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Simsiyah gökyüzünde, şehrin ışıklarına inat, daha çok parlamaya çalışan yıldızlara bakıyordu. Gecenin ayazı kemiklerini titretecek kadar soğuk hissettirse de Evren olduğu yerde kıpırdamıyordu.
Dört yılı aşkın süre Season otelin genel müdürlüğünü yapmış ardında da Season Oteller Koordinatörlüğü’ne yükselmişti. Seyahatleri olsa da dönüp dolaşıp İstanbul’a geliyordu. Seviyordu bu oteli, her yerini tek tek sabırla geliştirmişti. Şehir merkezinde olmanın tüm avantajlarını kullanmıştı. İşe ilk başladığında gözden çıkartılmayı düşünülen bir yer olsa da şimdi Evren sayesinde her sezon doluluk oranı alkış alıyordu. Satış ekibini bir an bile boş bırakmıyordu. Davetler ve etkinlikler neredeyse hiç bitmiyordu. Yaptığı iş bağlantıları asla tek seferlik olmuyordu.
Bu mesleğe başladığından beri gecesini gündüzüne katarak çalışmak alışkanlık olmuştu. Bu alışkanlık da ona başarı getirmişti. Turizm otelcilik okuduktan sonra işletme mastırı yapmış ve dilini geliştirmek için Londra’ya gitmişti. Hem okumuş hem çalışmıştı. Daha o zamandan iyi bir çevre edinmeye başladı. Kendi geçimini sağlayarak ailesinin üzerindeki yükünü aldı. Annesi bu söze çok kızardı. ‘Sen evlatsın! Evlattan yük olmaz’ diye azarlardı. Bu azar onun kalbini yumuşacık yapardı.
İş adına aldığı tüm önemli kararları şu an oturduğu terasta vermişti. Temiz havada aklının daha iyi çalıştığına inanıyordu. Özel ısıtma sistemi ve modern mangallarla kışın da rahatlıkla kullanılabilen alan, Evren’in bu otelde en sevdiği yerlerden biriydi. Şehir önlerinde ışık denizi gibi parlıyordu. Bu teras sayesinde çok arkadaş edinmişti. İnsanlarla iletişimi seviyordu. İşi için de artı puan getiriyordu.
Çayından bir yudum alıp cam bardağını usulca tekrar masanın üzerine bıraktı. Yine bir karar verme aşamasındaydı. Aslında gelen teklif yeni değildi. İki sene öncede aynı teklifi almış ama ustaca ötelemişti. Artık öteleyebileceği zamanı kalmamıştı. Önünde iki yol vardı. Ya kendi otelinde kral olmaya devam edecek ya da kralın yanında soytarı olacaktı. Bu cümleyi ilk kurduğu kişi aklına gelince kendi kendine tebessüm etti. Bir zamanlar sevgilisi olmasına rağmen, aklını karıştıran Özden… Kendisi yerine şu an eşi olan adamı tercih edince üzülmüş, kırılmış hatta bunu Özden’e bile söylemişti. Zaman geçince ne kadar hatalı olduğunu fark ederek utanmıştı. Aslında Özden’in doğru davrandığını ve kadını haksız yere üzdüğünü anlamak Evren’de derin yara açmıştı. Dürüst ve açık yürekli bir kadına yapılacak en yanlış hareketi yapmıştı. Utanıp özür dilemek istemiş fakat hayatına dâhil olmayı hak görmediği için arayamamıştı. Mutluluğuna gölge düşürmek istemiyordu. Onun, istediği mutlu hayatını yaşıyor olması yeterli gelmişti. Varsın Evren’i kötü hatırlasın. Birde kendi mutlu olabilse…
Uzatmalı sevgilisi, babasına ait otelde genel müdürlük yapıyordu. Aynı konumda oldukları için bir türlü birleşemeyip uzak ilişki yaşamak zorunda kalmışlardı. İki sene önce kızın babası beraber çalışmayı teklif etmişti. Emel çok istese de Evren daha Season otelde bitirmesi gereken projeler olduğunu söyleyerek teklifi ertelemişti. Asıl gerçek burada canını dişine takarak aldığı konumunu orada düşürmek istememesiydi. Koordinatörlükten genel müdür yardımcılığına düşmeyi kim kabul ederdi? Geçen iki yılın ardından adam aynı teklifle geri gelmişti. Şimdi sunacağı bahanesi de yoktu. Oteli istediği konuma getirmiş, saat gibi çalışan sistemi kurmuştu.
Emel’le aralarında uzaklık dışında problem yoktu. Özlemek onların ilişkisinde sıradan olmuştu. İyi geçiniyorlardı. Emel de şimdiye kadar şikâyet etmemişti. Büyük bir aşk yaşamasalar da alışkanlık haline gelmiş sıradan bir ilişkiyi sürdürüyorlardı. En büyük problemleri Emel’in babasının sözünden dışarıya çıkamamasıydı. Ahmet Bey baskın bir karakterdi. Çokça da ukala… Kızı genel müdür de olsa son söz babaya aitti. Evren özgür çalışmayı severdi. Baskı altında kasılıp kalır ve çalışamazdı. Kendini tanıyan adam bir süre sonra Ahmet Bey’in baskısından bunalacağını biliyordu.
Başını gökyüzüne kaldırıp derin bir soluk aldı. İşi ve ilişkisi arasında kalmıştı. Bu kadar sıkılmaya değer miydi? Teklifi kabul ederse mutsuz olacak, etmezse Emel’le zor bir yola gireceği belliydi. Sonsuza kadar uzak ilişki yaşayamayacaklarını bilecek kadar kendindeydi. Son konuşmalarında Emel ilk defa serzenişte bulunup ‘Orada ne yaptığını bile bilmiyorum’ demişti. Güvensizlik baş göstermeye başladıysa tehlike çanları çalıyor demekti.
“Müdürüm”
Arkasından gelen sesle sıçrayarak düşünce kuyusundan çıktı. Garson kız tebessümle masada soğumuş olan çayı alıp yeni demlenmiş sıcak çayı bıraktı.
“Bu havada çay çabuk soğuyor müdürüm.”
“Haklısın. Dalmışım, teşekkür ederim.”
Kız yüzündeki tebessümü bozmayarak başını yana eğerek adamın yüzüne baktı.
“Sıkıntılı görünüyorsunuz” dedi kız ifadesinden anladığı kadarıyla
Evren tüm personelle sohbet ettiği için çalışanların yaklaşımı da saygılı ve samimiydi. Otel çalışanlarını gemiyi yürüten çarklardan biri olduğunu düşünürdü. Sıkışan bir çark, tepeye kadar tüm sistemi etkileyebilirdi. Bu nedenle her birim çok önemliydi. Kızın yerinde tespitine başını sallayarak onay verdi.
“Haddim değil, konuyu da bilmiyorum ama siz bu otel için hep doğru kararlar verdiniz. Sorun her ne ise ben yine doğru karar vereceğinize inanıyorum.”
Bu içten gelen güven duygusu Evren’i gülümsetti. Sırtını okşayan sıcacık bir elin varlığını hissetti.
“Teşekkür ederim. Doğru olanı seçmek kolay olmuyor. Bir de kime göre doğru?”
Kız hafif gözlerini kısıp konuşmaya devam etti.
“Nenem derdi ki ‘Zorda kalınca gözünü kapat kalbin ne yöne koşuyorsa oraya git’”
“Romantik bir nenen varmış”
Kız gözlerini kocaman açıp “Yok canım baya eli sopalıydı” dedi. Bunun üzerine Evren başını geriye atarak kahkaha attı. Demek bu kızın nenesi de aynı kendisininki gibiydi. Önce bilgece konuşur sonra bir küfürle kapanışı yapardı.
“O zaman sopa yemeden karar vermeliyim”
“Vallahi müdürüm ben o sopalarla doğru yolu buldum. Siz akıllı adamsınız. Sopaya gerek kalmaz” dedi kız içtenlikle
Karşılıklı gülüştükten sonra kız izin isteyerek yanından ayrıldı. Evren’in yüzündeki tebessüm bir süre silinmedi. Burada güven vardı, samimiyet vardı, saygı vardı ve en önemlisi huzur vardı. İnsan elinin altında bulunan değerleri bırakıp gider miydi? Genç kızın nenesinin sözünü dinleyip gözlerini kapattı. Şimdi konuşma sırası kalbine gelmişti. O ne derse uyacaktı. Her daim mantık yürütmek matematikseldi ve yorucuydu. Belki de hayata biraz daha romantik bakmak gerekiyordu.
Omzunun dürtülmesiyle hızla gözlerini açtı. Şaşkınca etrafına bakındı. Kalbini dinlerken uyuya kalmıştı.
“Birader tamam otel dolu da senin de evin var. Terasta uyumak da ne?”
Kıvanç sırıtarak karşısında duruyordu. Otelin ikinci koordinatörü olan Kıvanç aynı zamanda gece müdürlüğünü de üstlenmişti. Geceleri otelin tüm sorumluluğu ondaydı. Evren’in terasta olduğunu duyunca iki muhabbet ederiz diye gelmiş ama uyumuş olacağını düşünmemişti. Evren avuç içleriyle gözlerini ovuşturdu.
“Ne ara uyudum ben ya? En son kalbimi dinliyordum.”
“Kalbinin ne kadar sıkıcı olduğunu beyninde algılayınca kapatmış kendini. Hadi kalk evine git. Hasta olacaksın.”
Hasta olur mu bilmiyordu ama gece ayazı sırtına fena vurmuştu. Acı çekerek vücudunu sağa sola kıvırdı.
“Gerçekten kalbim o kadar sıkıcı mı benim? Bir karar verecekti.” diye söylenerek kalktı yerinden. Kaşları çatık dönünce Kıvanç’ın başını eğmiş bakışlarını yakaladı.
“Ne alaka?”
“Şu teklif meselesi” diyerek arkadaşını aydınlattı.
Kıvanç konuyu ayrıntısıyla biliyordu. Uzun yıllardır beraber çalıştıkları için yakın dost olmuşlardı. Kıvanç hemen yüzünü buruşturdu. Ona kalsa çoktan kararını vermişti.
“Sen hala orada mısın birader?”
“Başka nerede olacağım? Net cevap vermeden konu kapanmayacak.”
Kıvanç yanaklarını şişirerek uzun bir nefes verdi. Evren’in bu kadar uzatmasını anlamıyordu.
“Evren sen herkese kolaysın ama kendine çok zorsun. İşi, oteli geç. Vereceğin karar şu; iç güveysi olmak istiyor musun, istemiyor musun?”
Evren kollarını iki yana açıp kendinden emin bir tavırla “böyle sorarsan istemem tabii” dedi.
“Tamam, karar verilmiş. Şimdi siktir git evine yat. Bizde işimizi yapalım. Ben başımda kalbini dinliyor ayağına uyuyan adamla çalışamam”
Aynı yaştaki iki adam aynı zamanda otellerin en önemli iki adamıydı. Yedikleri içtikleri ayrı gitmezdi. Evren kalkıp adamın omzuna yumruk attı.
“Umarım tüm gece seni diken üzerinde oturtacak bir müşteriyle uğraşırsın.”
Evren iyi dileklerini iletip giderken Kıvanç ardından bağırdı.
“Oğlum ağzını hayra götünü bayıra aç!”
Evren arkasını dönmeden ellerini kalçalarına yerleştirdi.
“Kıymetlimi ulu orta açamam canım.”
“Geri zekâlı!” Kıvanç sinir olmuştu. Otelcilikte böyle beddua edilmezdi. Sanki çok normal müşterileri varmış gibi.
Evren gülerek terastan içeri girdi. Bir an önce sıcak suyun altına girmeliydi yoksa ertesi gün sırtı tutulup canına okuyacaktı. Eve girip beklemeden duşa girmesi çok da işe yaramadı. Sabah uyandığında sırtındaki ağrı boynuna oradan da başına vuruyordu. İnleyerek yatağında doğruldu. Başucundaki telefonu alıp ekranı yukarı kaydırarak kilidi açtı. Emel’in mesajı yanıp sönüyordu.
‘Bir karar veremedin mi? Hala neyi düşündüğünü anlamıyorum. Önceden projelerin vardı. Peki ya şimdi? Oyalanıyor gibi hissediyorum. Beni ara.’
Emel’e göre babasının teklifi güzeldi ve kabul edilebilirdi. Hemen birlikte çalışmaya başlayabilirlerdi. İlişkilerinin geleceği için gerekliydi. Şimdiye kadar tam bir bütün olamamışlardı. Ortak arkadaş edinmek, tatile çıkmak ya da evcil hayvan sahibi olmak gibi herkes için sıradan bir ilişki kuramamışlardı. Teklif öncesi bu durumlar konu olmasa da babasının teklifinden sonra Emel, Evren’in yanına geleceğini düşünüp beraber gelecek hayalleri kurarak kendince planlar yapmaya başlamıştı. Onun tarafından garipsenecek bir istek değildi. Her kadın gibi o da ilişkisini herkes gibi yaşamak istiyordu.
Evren kalkıp ufak bir çanta hazırladı. Net ve doğru olmak zorundaydı. Verdiği karar kimi için iyi kimi için kötü olacak olsa da kararsızlıktan daha iyi olacaktı. Uçak biletini aldıktan sonra Kıvanç’ı aradı. Telefonun selamlaşmayla açılması görgü kuralı o sabah Kıvanç için geçerli değildi.
“Senin ağzına tüküreyim Evren!”
Evren gülerek “Ne oldu?” dedi.
“Daha ne olsun? Bir daha ah ederek çıkarsan bu kapıdan istifamı veririm. Tüm gece sarhoş bir kadınla uğraştım. Tam odasına çıkarıp kurtuldum derken kadın bayıldı. Yetmedi bir de hastanede uğraştım. Kadının tüm boktan hayat hikâyesini, pis sarhoşluğunu yaşayarak öğrendim.”
Kıvanç resmen burnundan soluyordu. Evren birkaç gün otelde olmayacağını söyleyecekti. Çok yanlış bir zamandı ama başka çaresi yoktu. Arkadaşının tüm gece yüklendiği negatif enerjiyi boşaltmasını sabırla bekledi ve sonunda konuya girdi.
“Söylenmen bittiyse önemli bir şey diyeceğim.”
“Telefondaki bitti. Gerisini yüzüne karşı söyleyeceğim. Daha keyifli oluyor.”
Kıvanç’ın sesi hemen normale dönmüştü. Çabuk parlayıp çabuk sönüyordu.
“Birazdan Bodrum’a uçacağım. Birkaç gün yokum.”
Nedenini söylemedi ki arkadaşı zaten biliyordu. Hatta ne konuşacağını bile anlamıştı.
“Hmm… Birkaç gün dediğine göre sarayını terk etmiyorsun.”
“Evet”
“Sevgilini ve babasının sonsuz servetini terk edeceksin.”
“Zengin bir soytarı olmaktansa…” Evren cümlenin devamını getirmedi. Zaten konuyu kapatmaya gidiyordu.
“Manevi olarak doğru, maddi olarak berbat bir karar olsa da ben senin yanındayım.”
“Teşekkür ederim Kıvanç umarım yokluğumda pamuk gibi müşteriler karşına çıkar.”
“Siktir oradan pezevenk!”
Evren suratına kapanan telefonla kahkaha attı. Kıvanç olduğu sürece gözü arkada kalmazdı.
**
Yaz sezonu kapandığı için Bodrum sakinleşmişti. Yazlıkçılar evlerine dönmüş, ünlüler kışlık mekânlarla anlaşma imzalamıştı. Yorgun belde dinlenmeye geçmişti. Taksiden inince kapı görevlisi koşarak yanına geldi. “Evren Bey hoş geldiniz” diyerek gülümsedi. Taksicinin indirdiği bagajı eline aldı.
“Çantanızı odanıza gönderiyorum. Emel Hanım lobide sizi bekliyor.”
Evren güleç yüzlü çalışanın omzunu hafifçe sıkıp teşekkür etti. Seri adımlarla ezbere bildiği yolu yürüdü. Emel lobideki geniş koltuklarda babasıyla oturuyordu. Evren’i görünce kocaman gülümsemesiyle ayağa kalktı fakat kapı görevlisi çocuğun elindeki küçük çantayı görünce gülüşü biraz gölgelendi. Moralini düşürmemek için bakışlarını tekrar Evren’e çevirdi.
“Canım hoş geldin.”
“Hoş buldum” diyen Evren, kadının bir yanağını öpüp oturduğu yerden kendilerini izleyen Ahmet Bey’e döndü ve elini uzattı. Ahmet yıllarını otelciliğe vermiş deneyimli ve konusunda bilgili bir adamdı. İşleri kızına devredeceğini söylese de hala çekilmemiş, otoritesini sürdürür vaziyetteydi. Kızının Evren’le ilişkisini her zaman desteklemişti çünkü Evren disiplinli ve çalışkandı. Uzun zamandır evlilik kararı almalarını bekliyordu ancak Evren ağırdan alıyordu.
“Merhaba Ahmet Bey, nasılsınız?”
“Teşekkürler, iyiyim. Umarım doğru bir kararla gelmişsindir.”
Adam hiç vakit kaybetmiyordu. Evren gülümsedi fakat Emel gözlerini kocaman açarak “Baba!” dedi.
“Evren şimdi geldi. Bırak bir nefes alsın.”
Ahmet Bey ağır hareketlerle yerinden kalktı. Dim dik duruşla çocuklara baktı. Onlar hala Ahmet için çocuktu.
“İyi madem, akşam yemekte görüşürüz.” Diyerek yanlarından ayrıldı. Adam bir an önce sonuca ulaşmak istiyordu fakat bunların aşk meşk ilişkilerini de baltalamayacaktı.
Emel, Evren’in koluna girdi. O da babası gibi kararı bir an önce duymak istiyordu. Evren’in vereceği karar ilişkilerinin seyrini belirleyecekti. Emir almaya alışık kadın her zaman karşının kararını bekliyordu. Çocukluğundan beri kendi fikirleri önemsenmemişti. Emel’in doğru bildiği buydu.
“Yorgun musun? Dinlenmek ister misin?”
“Hayır değilim. Kahve ısmarlarsan sohbet edebiliriz.”
Emel’in kaşları havalandı ve keyiflendi. Hemen konuşmak istemesini olumlu olarak yorumladı. Babasının sabırsızlığını iyi bildiği için Evren’in de beklemek istemediğini düşündü.
“Sevgilim de babam gibi aceleci anlaşılan.”
“Aceleden değil Emel. Babana sadece bir cümle söyleyeceğim ama seninle uzun konuşmamız gerekiyor.”
Emel kocaman gülümsedi. Babası için teklifi kabul ettiğini duymak yeterliydi ama ikisi geleceklerini planlayacaklardı. Önce güzel bir düğün, balayı, ev… Mutluluktan neredeyse sekerek yürüyecekti.
“İstersen kahveleri benim odamda içelim. Hem orada kimse bizi rahatsız etmez.”
“Olur”
Ulu orta konuşmayı Evren de istemediği için oda teklifi mantıklı geldi. Emel odaya girer girmez kapıyı kapattı ve kollarını Evren’in boynuna doladı.
“Özledim seni”
Evren ellerini kadının belinin yanına yerleştirerek başını hafif geri çekti.
“Konuşacaktık.”
Derin bir of çeken kadın iki adım geri gitti.
“Tamam Evren, konuşalım! Yoruldum artık bu gel gitli durumdan.”
Kadının yılgın ifadesine kapılmadan elinden tutup koltuklara yöneldi. İşi biraz şakaya vurdu “Sen çok dırdırcı oldun bu ara” dedi sırıtarak.
“Haksız mıyım?”
Emel’in hiç eğlenen bir hali yoktu. Evren de ciddileşti.
“Tamam, kızma. Benim tarafımdan bakarsan bunun çok kolay bir karar olmadığı anlayacaksın.”
“Zor olan ne Evren? Buraya geleceksin ve otellerin başına geçeceksin.”
Evren’in kaşları çatıldı. Ahmet Bey’in söylediği bu değildi.
“Baban otellerin başına geç demedi Emel. Buraya gel ve Emel’le çalış dedi.”
Emel umursamazca elini havaya savurdu.
“Tamam işte o çekilince işlerin başına beni geçirecek ve biz yine beraber çalışacağız.”
Evren dimdik kadının yüzüne baktı. Ya gerçekten anlamıyor ya da anlamak istemiyordu.
“İkisi aynı şey mi?”
“Senin derdin ne Evren? Otelleri üzerine almak mı?”
Evren’in kaşları iyice çatıldı. Sinirden boyun damarları genişledi. Kimsenin malında, parasında gözü olmamıştı. Belki otel sahibi değildi ama azımsanmayacak bir varlığı vardı. Hiçbir zaman parayla işi olmamıştı. Başarısı zaten ona para getirmişti.
“Böyle bir amacım olsaydı ilk teklifte koşarak gelirdim Emel! Ben kariyerimde yükselirken yanımda sen ya da baban yoktu. Ailemden bile tek kuruş almadan çalışarak geldim bugüne. Ben para için kendimi satmam kızım!”
Evren’in sert çıkışı Emel’i sindirdi. Çok yanlış konuşmuştu ve şimdi nasıl döndüreceğini bilmiyordu.
“Öyle demek istemedim Evren”
Evren daha fazla uzatmak istemedi. İçinde kalan vicdan da az önce kurulan cümleyle yok olmuştu.
“Emel, ben buraya babanın teklifini kabul etmediğimi söylemeye geldim. Telefonda da söyleyebilirdim ama ilişkimize saygı duyduğum için yüz yüze konuşmak istedim çünkü bizimde bir karar vermemiz gerekiyor.”
Emel’in gözleri doldu. Bu yaşına kadar babasına hiç karşı gelmemişti, gelemezdi. Evren’le ilişkisi belki çok mükemmel değildi ama bir şekilde yürüyordu.
“Ayrılmak mı istiyorsun?”
“Bir karar verelim istiyorum. Beraber, anlaşarak. Emel, ben bu otele gelmeyeceğim. Ya bitecek ya da böyle ayrı devam edeceğiz.”
“Babam kabul etmez” dedi kadın çaresiz bir telaşla. Evren biliyordu ama kadının ağzından duymaya ihtiyacı vardı. O çoktan babasının boyunduruğu altında yaşamayı kabul etmişti.
“Ne beni bırakır ne de ilişkimizi bu şekilde devam ettirmemizi kabul eder.”
Evren derin bir nefes verdi. Hala babam demesi onu delirtiyordu.
“Emel, ben sana babanı veya beni seç demiyorum. Sen ne düşünüyorsun, ne istiyorsun diye soruyorum.”
“Buraya gelmeni istiyorum” dedi kadın olmayacağını bilerek.
“Senin düzenin bozulmasın diye… B planın ne Emel?”
“Yok. Buna ben karar veremem.”
Kadının omuzları yüzüyle beraber düştü. Evren uzanıp kadının ellerini tuttu ve buğulanan gözlerine baktı. Belki büyük bir aşk yaşamamışlardı ama birbirlerini tanıyor ve saygı duyuyorlardı.
“Emel sen kendi isteklerini yok sayarak sadece babanı mutlu etmeye çalışarak yaşarsan biz nasıl ilerleyeceğiz? Sen başarılı bir kadınsın. Kendi ayakları üzerinde durabilecek güçtesin. Ben sana babana arkanı dön demiyorum ama biz varız.”
Emel’in gözlerinden iki damla yaş süzüldü. Evren doğru söylüyordu ama o tek başına bir hayat yaşamamıştı, bilmiyordu.
“Eğer sen babamın teklifini kabul etmezsen biz yürütemeyiz Evren”
Evren yavaşça ellerini kadının ellerinden çekti. Hala kendini düşünmüyordu. Kendini düşünmeyen biri nasıl başkasını düşünebilsin? Bu son için kendini hazırlamıştı fakat düşünmekle yaşamak bir olmuyordu. Kalbinin acıdığını hissetti. Tüm emeğini ve gururunu bir kenara atıp Ahmet’in boyunduruğu altına giremezdi. Dizlerinden güç alarak ayağa kalktı.
“Ben Ahmet Bey’e kararımı bildireyim.”
Uzanıp kadının başının üzerinden öptü. Kapıya yürürken durdurulmayı bekledi fakat beklediği olmadı. Bu biraz daha canını yaktı. Kapıdan çıktığı anda Emel geçmişte kalmıştı.
Bölüm etkileşimi
