GÖLGE ANNE kitap kapağı

2. bölüm / 25

2...

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 25Şu an: 2...

Ahmet Bey’in odasına gidip kapısını çaldı. Adamın “Gel” demesiyle içeri girdi.
Evren’in odaya girmesiyle adamın keskin bakışları üzerine kilitlendi. Geniş bir odaydı. Odanın büyük bölümünü kaplayan oymalı tahta masanın ardında Ahmet tüm heybetiyle oturuyordu. Adam gücünü her şekilde göstermeyi seviyordu.
“Akşam yemekte konuşacağımızı söylemiştim Evren.”
Bu cümle bile adamın söylediğinin dışında hareket edilmesinden hoşlanmadığını belli ediyordu. Evren verdiği kararı bir kez daha kendine doğruladı.
“Pek vaktim yok Ahmet Bey. Teklifinize cevabımı verip gideceğim.”
Evren’in duruşu gibi olan dik tavrı Ahmet’in hoşuna gitmedi. Bu çocuk zaten onu çok oyalamış, kızının hatırına müsaade etmişti. Koltuğuna genişçe kurulan adam devam etmesi için başıyla onay verdi. Evren hoş sohbete gelmediği için oturmayı düşünmedi.
“Teklifiniz için teşekkür ederim ancak ben kendi yolumda yürümeye devam edeceğim.”
Ahmet ellerini kenetleyip dirseklerini masaya yasladı. Bir an bile gözlerini Evren’in üzerinden çekmedi. Evren de aynı tutum içindeydi. Aslında tam aradığı adam oydu fakat bunu söyleyip Evren’in gereksiz gururunu okşamayacaktı. Dudağının yanını kıvırıp yüzüne küstah bir gülümseme yerleştirdi.
“Neyi reddettiğinin farkında mısın?”
“Genel olarak kazandıklarıma odaklanıyorum.” Evren bu küstahlığa pabuç bırakmayacaktı.
“Hatalarından ders almıyorsun yani” diyen Ahmet bir de ukalalığı eklemişti.
Evren hafifçe tebessüm etti.
“Bazı hatalar insanı doğruya götürür Ahmet Bey. Bana bu teklifi ne için yaptınız? Kızınız için mi? İşiniz için mi?”
“Ne fark eder?”
“Çok şey… Ben başarılı bir otelciyim Ahmet Bey. Sizde bunu çok iyi biliyorsunuz. Hazır kızınızla da ilişkimiz olunca bir taşla iki kuş vurayım dediniz. Ancak atladığınız iki husus var. Birincisi ben bir av hayvanı değilim. İkincisi kızınız duyguları olan bir kadın. Beni önemsememeniz sorun değil fakat kızınız için bir daha düşünün. İyi günler.”
Evren adama başka bir söz hakkı tanımadan odadan çıktı. Resepsiyona inip çantasını getirmelerini ve taksi çağırmalarını istedi. Çalışanları şaşkın bakışlarını üzerinde hissediyordu. Fırtına gibi gelip gitmesine alışık değillerdi. Az önce Emel’de otelden koşarak ayrılmıştı.
Evren’in gidişinin ardından Ahmet resepsiyona gelip kızını sordu.
“Emel nerede?”
“Az önce çıktı efendim.”
“Arayın gelsin.” Sesi ortamı titretecek kadar sertti.
Resepsiyon görevlisi kız telefonu kulağına götürdü ve hemen kapattı.
“Emel Hanım’ın telefonu kapalı efendim.” Korkudan sesi titremişti.
“Bulun ve gelmesini söyleyin.”
Ahmet sinirli adımlarla odasına döndü. Evren’e karşı sözünü geçirememesi ve kızının da ikna etmede bir işe yaramamış olması onda kuvvetli bir yenilmişlik hissi uyandırmıştı. Evren üzerinden kurduğu tüm planlar çöp olmuştu. Kızının şımarıklığı, Evren’in küstahlığı tüm sinirlerini ayağa kaldırdı. Evet, Evren’in böylesine parlak bir teklifi geri çevirmesi tam bir küstahlıktı. Bu kararından sonra onun için düşündüğü tüm olumlu düşünceler yok oldu.
Evren takside uçak bileti almaya uğraşmış fakat tüm uçuşlar dolu olduğu için ortada kalmıştı. Sesli ve derin bir of çekti. Taksici dikiz aynasından bakıp sırıttı.
“Hayırdır abi?”
Adamla dikiz aynasında göz göze geldi ve o da taksici gibi sırıttı.
“Havaalanına gitmiyoruz. İstanbul’a gidiyoruz.”
“Ne?”
Adamın gözleri yerinden çıkacaktı.
“Dediğimi duydun. Sen şimdi İstanbul’a sür. Bir gün benim otelde misafirim olup dinlenirsin. Dönüş masraflarını da ben karşılayacağım.”
Adamın iki eli direksiyonda gözleri hala normal halini almamış ilerliyordu. Ayarsız müşterisi çok olurdu ama bu biraz fazla geldi.
“Abi ben evi arasam.”
“Olur. Güzel yemek yiyeceğimiz bir yerde dur da aç yola çıkmayalım.”
Evren üzerindeki yükü atmanın rahatlığıyla aracın arka koltuğuna kuruldu. Biraz gözlerini kapatıp dinlenmek istemişti fakat attığı yükün sadece iş olduğunu fark etti. Bir de hayatından giden Emel vardı. Onu üzdüğünün farkındaydı. Bir kadını üzmenin acısı içini acıtıyordu. Verdiği karar belki de bencilce olarak algılanmıştı ama bunca seneden sonra Emel’in da onu tanımış olması gerekirdi. O, Emel gibi Ahmet Bey’in gölgesinde yaşayacak bir adam değildi. En azından ilişkileri bir netlik kazanmıştı. Var yok arası giden ilişki, yok olarak noktayı koymuştu. Bundan sonra herkes kendi yoluna bakacaktı.
Kısa bir yemek molasından sonra durmadan yola devam ettiler. Sabaha karşı otele vardılar. Otelin kapısına vardıkları anda iki görevli önce çantalarını aldı. Vale taksiyi otoparka çekeceğini söyledi. Taksici Evren’in arkasından giderken şaşkınlıkla etrafa bakınıyordu. Resepsiyonun önüne geldiklerinde Evren “Oda ayarlandı mı?” diye sordu. Gelmeden tüm planlamayı telefonuyla halletmişti.
“Her şey istediğiniz gibi ayarlandı Evren Bey.”
“Güzel. Aziz Bey’in yerleşmesi için yardımcı olun. Kendisi benim misafirim.”
Taksici Aziz lobinin ortasında durmuş, elleri belinde hayranlıkla etrafa bakınıyordu. Pek çok lüks otele misafir bırakmışlığı vardı ama hiç birinde kalacağını hayal etmemişti. Görevli kız şaşkın adama tebessüm ederek “Aziz Bey kimliğinizi alabilir miyim?” diye seslendi. Evren o an Aziz’in yanında olmadığını fark etti. Aziz’in şaşkın haline bakıp gülümsedi. O da haklıydı. Akşamın bir vakti yola çıkıp kendini İstanbul’un lüks bir otelinde bulmuştu.
“İncelemesini bitirince verir.”
Kız kıkırdayarak bir süre bekledi.
“Abi burası senin mi?”
“Yok, ben buranın koordinatörüyüm.”
“Valla on numara beş yıldız.”
“Altı yıldız” diye düzeltti Evren.
“He galaksi diyorsun. Eyvallah”
Adamın sırtına dostça iki kez vurdu.
“Sen dinlen. Arkadaşlar yardımcı olacak. Sabah kahvaltıda görüşürüz.”
Evren’in ve personelin sıcak tavrından etkilenen Aziz mahcup bir halde teşekkür etti. Aziz’i personeline teslim eden Evren lobinin içindeki kafeye gitti. Tezgâhın yanında duran telefonu açıp iki tuşa bastı. Kafede görevli çocuk merakla ona bakıyordu.
“Kıvanç Bey lobi kafeye gelmeniz gerekiyor. Çok acil!” diyerek telefonu kapattı. Ortada acil bir durum görmeyen çocuk merakla etrafa bakınmaya devam etti ancak gördüğü sadece Evren’in sırıtan yüzüydü. Geniş koltuklara kendini attı. Arabayı o kullanmamıştı ama yorgundu. Birde yol boyu Aziz’in garip müzik zevkine maruz kalmıştı.
Koşan adım seslerini duyunca arkaya yasladığı başını kaldırdı. Kıvanç hızla gelmiş ne olduğunu anlamak için etrafa bakınıyordu. Evren’le göz göze gelince oyuna geldiğini anladı.
“Bir de sesini değiştirmiş it!”
Evren kaykıldığı koltukta kıkır kıkır gülüyordu. Huysuz Kıvanç söylenerek karşısına oturdu ve gülüşünü saklamaya çalışan görevli çocuğa döndü.
“Bizi iki kahve. Gülersen ağzına sıçarım.”
Çocuk dudaklarını birbirine bastırıp başını kahve makinasına gömdü ama omuzlarının sallanmasını engelleyemiyordu. Bu otel, Evren ve Kıvanç’ın birbirleriyle şakalaşmalarına çok şahit olmuştu. Kıvanç başını iki yana sallayarak Evren’e döndü.
“Bu kadar hızlı kovulmanı beklemiyordum.”
“Kovulmadım, kendim ayrıldım.”
Kıvanç “Hı hıı… Gururlu ama fakir genç” diyerek dalga geçti.
“Yani beş dakika fazla kalsam kovulacaktım. Tam zamanında ayrıldım” diyen Evren gülerek gerçekleri ortaya döktü. Kahveleri geldiğinde Evren tüm gerçekleri açıklıkla anlattı. Kıvanç sonuna kadar dinleyip başını yavaşça salladı. Elini çenesinde gezdirip yüzüne memnuniyetsiz bir ifade yerleştirdi.
“Ben en çok Emel’e üzüldüm. Kız işiyle aşkı arasında kaldı.”
“Emel hayır demeyi öğrenemediği sürece babasının kuklası olarak yaşamaya devam edecek. Kendi öneminin farkında değil. Hayatını, kendisini babasına kabul ettirmeye adamış bir kadın ama bilmiyor ki bu hiçbir zaman olmayacak.”
“Korkuyordur” dedi Kıvanç, kadını anlamaya çalışarak
“İstedikleri zaman kadınların ne kadar güçlü ve kararlı olduğunu biliyoruz Kıvanç. Demek ki Emel istemiyor. Bu korku değil. Güven ortamını kaybetmeyi göze alamamak.”
Kıvanç omuz silkerek konuyu uzatmadı.
“Neyse ne? Artık bekârsın.”
Yüzünde sinsi bir ifade vardı. Evren bu ifadeyi çok iyi biliyordu. Karşısına doğru insan çıkana kadar belki ona ayak uydururdu. Gerçi uzun zamandan sonra nasıl olacak o da bilmiyordu.
Evren sabaha karşı otele geldiği için günü otelde çalışarak tamamladı. Sabah taksici Aziz’le kahvaltı yapıp onu yolcu etmişti. Hayatı kaldığı yerden devam etmeye başlamıştı.
Bir hafta boyunca Emel’dan haber çıkmayınca onunda bu ilişkiyi noktaladığını anladı. Ne kadar merak etse de kaseti başa sarmamak için arama girişiminde bulunmadı. Arada boşluk hissettiği oluyordu. Ne kadar uzak ilişki yaşıyor olsalar da hayatlarının bir yerinde varlardı.
Ertesi gün sabahın erken saatlerinde otele gelip en üst kattaki bara çıktı. Şehri tepeden gören lüks bir yerdi. Elinde sıcak çay kupası ile pencerenin önünde durmuş şehrin üzerinde uçan martıları, boğazın altından geçen gemileri izledi. Yılda bir diğerler otelleri ziyaret ediyordu ama en uzun süre kaldığı ve en çok emek verdiği otel burasıydı. Bu nedenle bu oteli çok seviyordu. Kıvanç’la beraber yaptıklarından sonra otel sahibinin de en gözde yeri olmuştu.
Yere vuran tanıdık ritmik baston sesini duyunca kaşları havalandı ve hemen arkasını döndü.
“Şafak Bey?”
Evren’in şaşkın ifadesi adamı gülümsetti.
“Ne o? Hortlak görmüş gibi oldun” dedi Şafak eğlenir tonda
“Olur mu canım öyle şey? Geleceğinizi bilmiyordum.”
“Bir daha izin alırım.”
Evren gözlerini devirince adam göbeğini hoplatarak güldü. Oğlu gibi gördüğü Evren’e sıkıca sarıldı. Pencere kenarındaki masalardan birine oturdular. Hemen Şafak Bey’e de çay servisi yapıldı.
Şafak Yurtoğlu’nun yurtdışında bir yurt içinde iki oteli vardı. Her biri lüks olan oteller üst tabakaya hizmet ediyordu. Aileden turizmci olan adam hayallerini bir bir elde etmişti. Açık kumral saçları, yeşil gözleri biraz da göbeği vardı. Genç eşleri sayesinde dinç kalmayı başarmıştı.
Şafak mekânda gözlerini dikkatlice gezdirdikten sonra son nokta Evren’de durdu. Evren’i staj yaparken tanımıştı. Yurtdışında eğitimini tamamlayıp döndükten sonra da izlemiş ve doğru zamanda kendi bünyesine katmıştı. Season otelin geldiği son durum zaten doğru karar verdiğini gösteriyordu. Bu otelin toparlanacağına kendi bile inanmazken Evren’in getirdiği son durum takdire şayandı. Bu nedenle de onu bir kademe daha yükseltmişti. Ahmet’in Evren’e yaptığı tekliften haberi vardı. Evren açık yüreklilikle söylemişti fakat Şafak onun kendi kararını vermesi için sessiz kalmıştı. Son dedikodular ise Ahmet’in çok sinirli olduğu yönündeydi.
“Ahmet’i kızdırmışsın” diyerek konuya direk giriş yaptı. Evren önce şaşırdı sonra şaşırdığına şaşırdı. Bazen turizm camiasının ne kadar dedikoducu olduğunu unutuyordu.
“Ben sadece teklifini kabul etmedim. Kızmak onun tercihi”
Adam gururla başıyla onayladı. Sonuçta tercih edilen kendisi olmuştu.
“Peki ya Emel?” Şafak her ayrıntıyı bilmek istiyordu.
“Herkes kendi tercihini yaptı Şafak Bey.”
“Tercihin aksi yönde olsa kızmazdım.” Bunu çok samimi olarak söylemişti. Evren başarılı bir adamdı ve verdiği kararlara saygı duyuyordu. Tabii kendisini seçmiş olması hala gururunu kabartıyordu.
Evren “Biliyorum” dedi. Evren de en az onun kadar Şafak’ı tanıyordu. Şafak Bey gülerek “Ukala dümbeleği” dedi. Ardından ellerini ovuşturarak ciddi bir tavır takındı.
“Ben de buraya yeni bir iş teklifi için geldim.”
Evren heyecanla “Nedir?” diye sordu.
“Antalya’da bir otel var. Onu almaya karar verdim. Aslında aldım sayılır.”
Evren arkasına yaslanıp derin bir nefes aldı. Konunun devamının kendisini ilgilendirdiğini biliyordu.
“Ve…” dedi sabırsızlığını ortaya koyarak
“Seni ve Kıvanç’ı Antalya’ya gönderiyorum. Otelin biraz toparlanmaya ihtiyacı var.”
Bir anda Kıvanç’ın sesi duyuldu.
“Kendimi tamirci gibi hissetmem normal mi?”
Şafak’ın son cümlesini söylerken kapıdan girmişti. Gülerek yanlarına gelmiş Evren’le yumruk tokuşturarak selamlaştıktan sonra sıkıca Şafak’a sarılmıştı. Kıvanç da Evren kadar seviliyordu. Biraz ayarsızdı ama birbirlerini dengeliyorlardı. Aldığı otelin halini görünce anca bu ikisinin altından kalkabileceğine kanaat getirmişti.
Antalya…
Denizin rengi yoktur. Gökyüzünün rengi vurur derler. Özüm gecenin karanlığında simsiyah denize bakıyordu. Karşı kıyının ışıkları göz kırpar gibi parıldıyordu. Sarı ışıkların arasına serpiştirilmiş renkli ışıklara tek tek baktı. Otelin geniş terasında kollarını göğsünde kavuşturmuş, nemli havanın hafif ürpertisiyle rahatlamaya çalıştı. Akdeniz sahiline kış geç geliyordu. Sıcak ve nemli geçen yazdan sonra bu serinliğe hasret kalmıştı. Gün içindeki karmaşa ve sorun yığınını anca bu saatlerde atlatılabiliyordu. Çok sevdiği iyot kokusunu ciğerlerine doldurdu. Denizin olmadığı şehirlerde nasıl yaşanır anlayamıyordu. Kokusu olmasa sesi, sesi olmasa varlığı yeterdi. Başını aşağıya eğip sahilde yürüyen tek tük insanlara baktıktan sonra arkasını dönüp kalçasını korkuluklara yasladı. Yılların yorgun binası deniz tuzunun etkisiyle sıvalarını dökmüştü. Sıvalar çatlamış, rengi solmuş, ölüm saatini bekleyen hasta gibi duruyordu. Ya da yaşamak için direniyordu. Tüm çabasına rağmen otelin sahibini onarım için ikna edememişti. Adam da haklıydı. O da bina gibi yorgun ve yaşlıydı. Eskiden sahil boyunca sıralanan oteller içinde en büyük ve en görkemli olan oydu. Acımasız zamana ayak uyduramamış, anca kendini idare eder hale gelmişti.
Özüm hüzünle içli bir nefes aldı. Karanlıktan gelen topuk seslerine başını çevirdi. Ezgi elleri dar pantolonunun cebinde yavaş adımlarla geliyordu. Özüm’ün yanına gelip aynı şekilde kalçasını korkuluğa yasladı.
“Eski dostla sohbet mi?”
“O huysuz bir ihtiyar artık”
Ufak gülüşlerini ortaya döktüler. Özüm ve Ezgi okul bittikten sonra stajlarını bu otelde yapmışlar ve bir daha hiç ayrılmamışlardı. Gözleri kapalı olarak otelin her santimini anlatabilirlerdi. Ezgi’nin ikna yeteneği sayesinde tüm satış ekibi ona bağlı çalışıyordu. Otel ne kadar eski olsa da o ve ekibi hala odaları satabiliyordu. Özüm ise hızlı çözüm üretebilmesi ve sorun giderici olarak genel müdürlük yapıyordu. Yani iki genç kadın otelin bel kemiği, yönetim kadrosunda yer alıyordu. Aynı zamanda otelin sahibi Coşkun Bey’in göz bebekleriydi. Elinde büyümüş bu yetenekli kadınları kızları gibi seviyordu. Bildikleri ne varsa Coşkun Bey’den öğrenmişlerdi. Bu nedenle saygıları, sevgileri ve minnetleri büyüktü. Ne var ki Coşkun Bey eskisi kadar kolay ikna edilebilir değildi. Yaşlandıkça inatçı olmuştu. Özüm arada ona “Geçirdiğin kalp spazmından sonra arıza verdin” diyerek takılırdı. Her seferinde de gümüş başlıklı baston havaya kalkardı. Tehditkâr bakışların altındaki şefkatli sırıtma ortaya çıkardı.
Coşkun’un iki oğlu yurtdışında kendi hayatlarını kurmuşlardı. Babalarına ve kardeş kabul ettikleri iki kadına karışmıyorlardı. Eskiden tatillerini babalarının otelinde geçirseler de son yıllarda onlar da daha yeni otelleri tercih etmeye başlamıştı. Haklılardı. Her gün yeni bir problem baş gösteriyordu. Coşkun’un elinde iki kızı kalmıştı. Kovsa da gitmiyorlardı. Özüm zaten otelde yaşıyordu. Arada aşçıyla yemek yapar arada teknik servisle elinde tornavida gezerdi. Ezgi şehirde annesiyle yaşıyordu. Annesi yeni emekli olup ev hanımlığına geçmişti. Ezgi de Özüm kadar olmasa da günün büyük bölümünü otelde geçiriyordu.
Ezgi yaşlı binaya göz gezdirip denize döndü. Derin bir of çekip dirseklerini korkuluklara yasladı. Onun da işi kolay değildi. Her an sorun çıkaran bir yeri pazarlamak çok zordu. Müşteri memnuniyeti tehlikeli sınırlarda geziyordu. İstese çok iyi otellerde çalışabilirdi. Gelen tekliflerin sayısı belli değildi ama içindeki vefa duygusunu aşamamıştı. Arkadaşına bakıp “Hadi gidelim, saat bir oldu” dedi.
“Evet, biraz uyuyalım. Bakalım yeni gün ne sorunlar getirecek?”
“Aman… Koyar mı bize kızım?”
Özüm gülerek kolunu Ezgi’nin omzuna attı.
“Koymaz be yavrum”
Kol kola içeri girdiler. Özüm kapıya kadar arkadaşına eşlik etti.
“Arabayı dikkatli kullan. Kimseye sataşma.”
“Peki, uslu olurum. Sende yüzündeki boyaları sil.”
Özüm göz devirerek “tamam” dedi. Sarışın olduğu için makyaj yapmadan gezemiyordu fakat akşam silmeye de üşeniyordu. Onlarca kremi olan kadınlardan değildi. Yüzünü suyla yıkar, basit bir nemlendirici sürer geçerdi. Çok bakıma ihtiyacı yoktu. Beyaz duru bir teni vardı. Resepsiyona telsizini bırakıp odasına çıktı. Kıyafetlerini kirli sepetine atıp penye geceliğini giydi. Yatağın örtüsünü açmasıyla “Ah!” diyerek banyoya yöneldi. Makyaj!
Ezgi eve geldiğinde ışıklar hala yanıyordu. Annesi koltukta uzanmış televizyon izliyordu.
“Annem sen neden uyumadın?”
Başını arkaya çeviren kadın gülümsedi.
“Seni bekledim.”
“Ay anne çocuk muyum da bekliyorsun?”
“Yeni hobim” dedi kadın gülerek
“Doğru, evde oturmaya alışık değilsin. Oturdun, düşündün, kızımı darlıyayım dedin”
Kadın yattı yerden doğrulup dağılan saçlarını düzeltti.
“Olabilir ama hiç benlik değilmiş. Uykum geldi.”
Ezgi annesinin yanına oturup yumuşamış etlerini sıkıştırarak sevdi. Anne kız gece aşkının ardından odalarına çekildi.
Saat 06.15… Çalar saat odayı inletircesine çalmaya başladı. Özüm yüzünü gömdüğü yastıktan ayırmadan el yordamıyla saati bulup tepesine vurdu.
“Her gün bir şey bozuluyor bir bu saat bozulmuyor. Kesin üretici firma battı. Hiç mi teklemez arkadaş?”
Yıllardır aynı saatte kalkar ve aynı şekilde söylenirdi. Kalktı, yüzünü yıkadı. Taytını ve sporcu atletini giydi. Sahile inip yürümeye başladı. Yıllardır haftanın üç günü bu yürüyüşü yapıyordu. Yarım saatlik yürüyüşün ardından otele geri döndü. Duşunu aldı, sarı saçlarını kuruttu. Hafif makyajını tamamlayıp beyaz kalem eteğini ve sarı bluzunu giydi.
Resepsiyonda yankılanan ince topuk seslerinden Özüm’ün geldiği anlaşılıyordu. Gülümseyerek çalışma arkadaşlarını selamladı. Aynı anda Ezgi otele girdi. Kalın askılı yeşil elbisesinin altına dolgu topuklu sandaletlerini giymiş, güneş gibi gülümsemesiyle ortamı aydınlatmıştı.
“Hello…” diyerek el salladı.
“Sabahın köründe bu ne enerji?”
“Gün üzerimizden geçtiği için mecburen sabah insanı oldum. Tek huzurlu saatlerimi yaşıyorum.”
Dert yanıyordu ama aynı zamanda gülüyordu. Onun enerjisi diğerlerine de yansıdı. Kumral saçlarını havalandırıp Özüm’ün koluna girdi ve kahvaltı salonuna yönlendirdi. Kahvaltıya daha iki saat vardı ama mutfakta hummalı çalışma çoktan başlamıştı. Sezonu kapatmalarına az kalmış olsa da son müşterilerini memnun etmeye çalışıyorlardı.
İkisi de başarılı ve sektörde tanınan kadınlardı. İş söz konusu olunca disiplinli ve hatasızlardı. Kuralları sever, dışına çıkmazlardı. Sosyal insanlar olmalarına rağmen özel hayatları kan ağlıyordu. İşteki sağlam bağlantıları özel hayatlarında başaramamışlardı.
Müşteriler gelmeden karınlarını doyurmak istemişlerdi fakat daha salonun kapısında oldukları yerde kaldılar. Coşkun Bey erkenden gelip pencere kenarındaki masaya kurulmuş, önüne çayını almış dışarıyı izliyordu. Adamın masasının başında dikildiler.
“Uyku mu tutmadı?”
“Bizi mi özledin?”
Yaşlı adam ışıldayan iki kızına baktı.
“Sizi özledim.”
Özüm bir yanağından öpüp “Ah yaşlı delikanlı yine kalbimden vurdun” dedi.
“Benim dışımda başka çapkınlara baksanız fena olmaz.”
Ezgi adamın diğer yanağını öptü ve “İsteklerimizi dikkatle seçelim. Çapkınlarla işimiz olmaz” dedi.
“Bu kıvırmaları başkalarına yapın. Ne dediğimi gayet iyi anladınız bayan otuzlar.”
Özüm gözlerini kocaman açtı.
“İğneyi batır birde kanırt. Pes!”
Ezgi elini göğsüne yerleştirdi.
“Ne varmış yaşımızda?”
Coşkun kızlara bakıp kıkırdadı.
“Biraz geçkin. Ben sizin yaşınızdayken evli ve çocukluydum.”
“O içindeki hanım teyzeye söyle, kenarda oturup örgüsünü örsün. Bizimle uğraşmasın.”
Coşkun bu kadınlara laf yetiştiremeyeceğini biliyordu. Önlerine gelen kahvaltılıkları yemeye başladılar. Coşkun öğün atlamaz, aç çalışmaya başlamazdı. Kızlar da kahvaltısız güne başlamamayı alışkanlık haline getirmişti. Kahvaltının ardından oturma guruplarında sakin olan bir köşeye geçtiler. Kahveler gelene kadar iki kadın sabırla bekledi. Coşkun’un düşünceli hali endişe vericiydi. Önemli bir konuşma geleceği belliydi. Otelle ilgili bir karar gelmesini bekliyorlardı.
Coşkun, yıllarını geçirdiği yapıda özlerini gezdirdi. Her köşeden taşan anılar barındırıyordu. Acı, tatlı, komik, eğlenceli ve stresli günler yaşamışlardı. Başa dönse yine aynı hayatı tercih edecek kadar sevmişti bu mesleği ve otelini. Ama her güzellik bir gün son buluyordu. Doğru zamanda geri çekilmeyi bilmek de erdemdi, tecrübeydi. Kararalı aynı zamanda hüzünlü bakışlarını kızlarına çevirdi. Doğru kelimeleri seçmekte biraz zorlandı.
“Bu otelin benim için ne ifade ettiğini az çok biliyorsunuz. Siz de benim gibi yıllarınızı verdiniz. Çok güzel yıllarım geçti burada ama maalesef artık sona geldik. Son beş senedir bir çivi bile çakmadık, güç kaybettik. Benim de uğraşacak gücüm kalmadı. Bu nedenle oteli satmaya karar verdim.”

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

135okunma 43beğeni 8yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…