11. bölüm · GİZLİ KİMLİK
9.BÖLÜM SAVAŞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
DOKUZUNCU BÖLÜM : SAVAŞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI
"Her sırrın bir ömrü var derler. Bu, bazen bir fısıltıdan ibaret olurdu, bazense de bir çığlıktan ibaret."
Bölüm Şarkısı ✨:
Zeki Müren – Şimdi Uzaklardasın
Seçemiyordu. İnsan bazen kimin dost kimin düşman olduğunu seçemiyordu. Bazen öyle bir duruma düşebiliyordu ki, en güvendiğinin düşman olmasından korkuyor, en güvenmediğinin de dostu olmasına şaşıracak hâle geliyordu.
Öyle bir durumdaydım işte. Kimin yanımda olduğunu bilmiyordum. Tam "evet, benim düşmanlarım belli" dedikten sonra biri çıkıyordu; ne düşman ne de dost diyebileceğim biri. Kimliği belirsiz. Sadece varlığını bildiğim biri.
Kimdi? Beni ölümün eşiğinden döndüren kişi kimdi? O gece Demiryurt çetesi tarafından zehirlendiğimi bilip bana tam vaktinde panzehir getiren kadın kimdi? Ya da bir başka soru: O gece bunu neden Vural değil de başka biri yapmıştı? Rıza her ne kadar inkâr etmeyi sürdürse de, ben katil olmak isteyeni gözlerinden tanırdım. Vural, o gece beni öldürmeyi değil, daha çok tanımayı ister gibi bakıyordu. Bayılmadan önceki bakışlarında ilk defa nefret sezmemiştim. Meraklı bakıyordu. Gerçeklere aç bakıyordu.
Aklımdaki düşünceler bunlardı işte, bunlar ve daha niceleriydi; sonu gelmeyen sorulardı bunlar. Birinin cevabını bile bulamazken bir diğeri ekleniyordu. Nefesimi verdiğimde havanın acımasız soğuğu çarpmıştı yüzüme. Aynı acımasız kelimeler gibi bir çırpıda yüzüme çarpmış, sonra da gitmişti.
Acısı kalmıştı ama kendisi yoktu.
Nefesimi verdiğimde yaslandığım duvardan dikleştim, etrafıma baktım. Hastanenin arka çıkış kapısında Kaan'ı bekliyordum. Büyük bir plan kuracaktık. Bu öyle bir plan olacaktı ki, Halil Korkmaz'ın devrini kapatacak ve Korkmazlar'a yıkım getirecekti. Bu planı kurmak için de otelde bir toplantı düzenleyecektik. Bu toplantıya bütün Palabıyıklar katılacaktı çünkü Rıza Armağan'ın kızı Alev Armağan onlar için tehdit altındaydı. Halil Korkmaz, Armağanlar için bir tehditti.
Akıllarınca beni koruyup çetenin Rıza'dan sonraki başını kendilerine çekeceklerdi. Yani beni. Bu dava sadece Leyla ve benim davamken, bir anda büyük bir çetenin davası olmuştu. Buna engel olmayacaktım. Çünkü herkes görmüştü; Leyla'nın benim yıkımım, aynı zamanda güç kaynağım olduğuna herkes şahit olmuştu. Ve bu da demek oluyordu ki, beni ayakta tutmak için önce Leyla'yı koruyacaklardı.
Bir kere kendi gururum için Leyla'yı üçüncü plana atmış ve sonuçlarına bizzat şahit olmuştum. Aynı şeyi tekrar yapıp onu kaybedemezdim. Buna gücüm yoktu. Bu saatten sonra Leyla'nın yanında gururum yerle bir olsun, hiçbir şey fark etmezdi. Çünkü soluma baktığımda göreceğim, elini tutabileceğim biri olacaktı. Leyla.
Yere düştüğümde bana elini uzatması ile yine ayağa kalkacak ve gücümü bulup savaşacaktım. Tek amacım buydu.
Aklımdaki düşünceler önümde duran siyah Transporter ile kaybolduğunda, gözlerimi açılan camdan içeriye kaydırdım. Sürücü koltuğunda gördüğüm Hüseyin ile zamanın geldiğini anladım ve adımlarımı benim için açılan kapıya çevirdim.
Transporter'ın içine girdiğimde karşılıklı koltuklardan birine attım kendimi ve aynı zamanda da karşımda oturan Kaan ve ekibe "Önce beni bir eve bırakın, kendime çeki düzen vermem gerekiyor," diye mırıldandım.
Ekipten onaylayan mırıltılar çıktığında, Kaan'ın ses vermediğini fark ettim. Gözlerimi kısarak ne yaptığına baktığımda bilgisayara odaklandığını ve dünyadan resmen kopmuş olduğunu gördüm. Gür çıkan sesim ile "Ne araştırması yapıyorsun?" dedim.
Kaan çatık kaşlarını daha fazla çattığında ne yaptığını gerçekten merak etmiştim. Kaan'ın yanındaki korumalardan biri Kaan'ın kolunu dürttüğünde, Kaan bakışlarını önce korumaya ardından da bana çevirdi.
Beni görünce sanki burada olduğumu yeni fark etmiş bir ifadeyle baktığında, başımla bilgisayarı gösterip "Ne iş?" dedim. Yutkunup bana baktığı sırada kafasını tekrardan önüne eğdi: "İş olduğu için değil, eğer Halil Korkmaz'ı devirmek istiyorsak onun bir açığını yakalamak zorundayız. Araştırma yapıyorum."
Kafamı geriye yaslayıp Kaan'a baktığımda ellerinin bilgisayar klavyesinde bir şeyler yazdığını gördüm. Sonra da "Eğer bir şey bulursan bana da söyle. Ki sanmıyorum o itin bir açık bırakacağını, ama eğer ufacık bile bir sızma olduysa yine de bilgilendir," dedim. Kaan başını sallayıp Enter tuşuna bastığında bakışlarımı ondan çekip camdan dışarıya çevirdim.
Arabanın hızı ile camdan görünen her şey hızla akıp giderken, bedenimdeki yorgunluk kendini yavaşça uykuya çekiyordu. Karşı koymaya çalışsam dahi, saatler önce ameliyat olmamın ve yediğim narkozların da ağır basması ile gözlerim kapandı.
Kaan'ın bir şeyler mırıldandığını duydum ama gözlerimi açıp ne olduğunu soramadım. Zihnim uykunun kollarına giderken önce Hüseyin'in sessizliği bozması adına açtığı şarkının notalarını, ardından da Zeki Müren'in Hicran dolu sesini duydum.
Şimdi uzaklardasın, gönül hicranla doldu.
Hiç haberin yok, yokluğun bir alev oldu.
Her anımsamada, bin sızı kalbimde.
Yanımda olmasan da, ruhum seninle...
✨
Transporter, kaldığım evin önünde durduğunda Kaan'ın sarsması ile uyanmış ve hızla kendimi toparlayıp arabadan inmiştim. Eve girdiğimde ilk yaptığım, Leyla'nın üstüme bulaşan kanlarından arınmak olmuştu. O kanlar, sadece Leyla'nın değil, benim de masumiyetimin son damlalarıydı.
Soğuk bir duş almış ve hiç vakit kaybetmeden üstüme, intikamımın soğukluğunu ve kararlılığını yansıtan siyah, vücuda oturan, esnek kumaştan bir tulum giymiştim. Üzerine ise hareketimi kısıtlamayacak, deri detayları olan, kısa bir bombardıman ceketi geçirmiştim. Saçlarımı, yüzümün yanlarını tamamen açıkta bırakan, sıkı ve arkadan toplanmış bir at kuyruğu yapmıştım; artık saklanacak hiçbir şeyim yoktu. Ayağıma Rıza'nın en son gönderdiği marka olan, siyah, bilekli, taktik botlarını giymiş ve beni bekleyen araca binmiştim.
Şimdi ise buradaydım. Leyla'nın benden alındığını öğrendiğim yerde. Armağan Otel'deydim. Her şeyin başladığı ve son bulacağı o yerde.
Toplantı salonu en alt kattaydı. Ve bu salona sadece Palabıyıklar'dan bilindik ve güvenilir olan kişiler katılırdı. Özel toplantıların yapıldığı odaydı orası. Herhangi bir cihaz ya da alet ile dinlenmediğimiz tek yerdi. Daha doğrusu buna emin olduğumuz tek yerdi.
Her ne olursa olsun, kimseye güvenemezdik. Bu yüzden bir gelenek olarak toplantı öncesi ve sonrası oda kontrol edilir, özel üretilen cihazlar ile bir aksiliğin olup olmadığına bakılırdı. Adımlarımı asansöre yönlendirdiğimde şuna emindim: Artık Alev Armağan, tek başına Leyla'nın intikamını kovalayan genç bir kadın değil, büyük bir tehdidin hedefindeki çete varisiydi.
Asansör kapıları iki yana açıldığında yanımdaki koruma ile toplantı odasına doğru adımladım. Son bir kez üstüme baktığımda, üstümdeki siyah tulum kararlılığımı yansıtırken, zihnimdeki tek ses intikamın davetiydi.
Koruma kapıyı bana açtığında sağ ayağımı kapının arasındaki ahşap zemine atarak içeri girdim. Ardından kapı kapandığında ise Kaan ve Cevdet'in ortasındaki boşluğun benim için ayrıldığını gördüm. Uzun, koyu renkli maun masanın etrafında yaklaşık otuz kişi toplanmıştı. Gözlerimi oturan kişilerde gezdirdiğimde Rıza her zamanki gibi masanın en başında oturuyordu; yüzü gergin ve otoriterdi. Rıza'nın yanında ise İbrahim Ağa diye anılan, deneyimli çete liderlerinden biri vardı.
Bu odada bugün belki de en çok işimize yarayacak olan kişiler toplanmıştı. Bunun verdiği sevinç ile Kaan'ın yanına oturdum ve bakışlarımı Rıza'ya odakladım. Rıza masadaki adamlara bakarak elini iki kere masaya vurduğunda toplantının başladığını anladım.
"Herkes yerinde. Sözü uzatmayacağım. Bugün burada Halil Korkmaz için toplandık. Neler yaşadığımızı biliyorsunuz, tekrardan o konuları açıp zaman çalmayacağım."
Oda sessizleştiğinde Rıza'nın bu sefer de sinsi bir şekilde bana baktığını gördüm: "Alev, durumu sen özetle. Son durum ne?"
Odadaki gözler teker teker bana dönmüştü, Rıza'nın topu bana atması ile. Derin bir nefes alıp konuşmaya başladığımda gözlerimdeki acımasızlık kendini belli ediyordu: "Halil Korkmaz'ın yeri belli. Eski Sanayi Bölgesi, 19 Nolu Depo." Masadaki adamlara baktım ve devam ettim. "Ancak oraya direkt baskın yapmak baştan yenilgi olur. Bunun yerine daha güçlü bir plan yapmalıyız."
Sözümü bitirip geriye yaslandığımda arkadan Yılmaz Güney'in, yani Rıza'nın eski ortağının sesini duydum: "İyi de Korkmaz'ın yerini nasıl tespit ettiniz? Araştırma yapılmadı, bize öyle bir bilgi gelmedi."
Bakışlarımı Yılmaz'a çevirdiğimde sorusunu yanıtladım: "Tilki... Tilki sayesinde öğrendik."
Masada gerginlik oluşup fısıltılar yükseldiğinde Cevdet ortamı sakinleştirmeye çalıştı. İbrahim Ağa bu olana şaşırmadığını ortaya koyarak konuştuğunda dikkatimi ona verdim.
"Tilki... Yılanın teki o. Yine de Halil'in yerini bilmesi önemli. Var bir amacı elbet, fakat biz Tilki'nin amacını çözemezsek, o da bizi Halil'le beraber tuzağa çeker. Bizim amacımız Halil'i yakalamak, tuzağa düşmek değil. Halil'in evini basıp ortalığı dağıtalım. Halil'i depodan dışarı çekelim."
İbrahim Ağa konuşmasını bitirdiğinde söylediklerini düşündüm. Eğer Tilki'nin amacı farklı ise ne yapacaktık? "Düşmanımız ortak" demişti. Onun Halil ile ne gibi bir düşmanlığı vardı ki? Düşüncelerim, adının Fırat olduğunu bildiğim genç Palabıyık ile bölündüğünde, onun söylediklerine de hak verdim.
"İbrahim Ağa haklı. Depoya girmeden önce dikkat dağıtmalıyız. 19 Nolu Depo'ya doğru yola çıktığımız adına bir istihbarat yayalım fakat bu sırada asıl baskını Halil'in ailesinin ya da en güvendiği adamının evine yapalım. Halil, onun yanına gittiğimizi düşünüp illaki hareketlenecektir."
Fırat'ın konuşması bittiği gibi Rıza konuşmaya başladığında ise bakışlarımı ona çevirdim: "Fikirler mantıklı. Amaç Halil'i tuzağa çekip ters köşe oynamak. Cevdet, senin fikrin ne?"
Rıza'nın sorusu ile bu sefer de odağımız Cevdet olduğunda Cevdet ve onun ardından Hüseyin konuşmaya başladı. Ben ise karşıma bakarak masanın üstünde duran elimle ritim tutuyordum.
"Halil'in bildiğimiz tek evi, birkaç hafta önce taşındığı Büyükçekmece'deki villa. Oğlu Vedat'ın orada olup olmadığını bilmiyoruz. Ancak oraya yapacağımız sert bir baskın, Halil'in sinirlerini bozacaktır. Alev ve ekibi, villayı tamamen dağıtabilirler. Bizim ekip ise depoyu gözetlesin."
"Cevdet haklı. Bizim asıl hedefimiz depoya sızmak değil. Halil'in çıkışını yakalamak. Deponun etrafını çevreleyip, villaya yapılan baskından sonra çıkış yapacağı anı bekleyelim. Canlı yakalamamız şart."
Söylediklerine kaşlarımı çatıp araya girdiğimde masadaki elim durmuştu. "Hayır. Canlı yakalamamız şart değil. Amacımız sadece intikam. Halil'i depoda sıkıştırmak, onu köşeye çekmek en iyisi. Tilki'nin verdiği bilgi, Halil'in orada tek başına olduğu. Tek başınaysa, korumaları onu çoktan terk etmiş demektir. Biz, depoya doğrudan, ama sinsice gireceğiz."
Kaan elini omzuma koyduğunda, bana hak verdiğini belirterek konuşmaya başladı. "Alev'in fikri riskli ama doğru. Halil'in hareket etmesini beklemek, bize zaman kaybettirir. Halil'i depoda, en çaresiz anında bulmalıyız. Tilki'nin mesajı bu. Ancak Alev'in dediği gibi, sessiz olmalıyız. Birimiz, Halil'in yanına tek başına sızacak. Bu, Halil'in gardını indirecek tek yol. Bunu kim yapacak?"
Kaan sustuğunda, doğrudan bana bakan Rıza'yı fark ettim. Bu, beklediğim bir andı. Ne diyeceğimi biliyor gibiydi. Ben de onun gözlerinin içine baktım ve hiç düşünmeden fısıldadım: "Ben."
Gözler bana döndüğünde İbrahim Ağa'nın homurdandığını duydum. Oğullarının kızının tek başına Halil'in karşısına geçemeyeceğini, bunun tamamen bir saçmalıktan ibaret olduğunu söylüyordu. Öyle miydi?
Bence değildi. Şahsen bunu asıl ben yapmalıydım. Çünkü Halil Korkmaz, burada benden başka kimseye inanmaz ve tuzağa düşmezdi. Onun yanına ancak ben gidersem, onu kazdığımız çukura iterdim. Bakışlarımı İbrahim Ağa'ya çevirdiğimde aklımdan geçenleri dile getirdim: "İbrahim Ağa, bu delilik değil, aksine en etkili yol. Halil'i dizlerinden vurdum. O, beni en çok öldürmek isteyen kişi. Ama tam da bu yüzden, beni tek başıma gördüğünde şaşıracak. Ve bana silah doğrultacak. Amacımız da bu zaten; o bana silahını doğrulttuğunda, onu bitirecek olan kozu kullanmamız."
Arkadan Cihan Bozkır konuşmaya başladığında ne diyeceğimi düşündüm.
"İyi de hadi diyelim Halil'i o tuzağa çektin, sonra ne olacak? Elimizde bir koz mu var? Ne deyip onu darmaduman edeceğiz ki?"
Dediklerine bilmediğimi söyleyeceğim sıra, benden önce konuşan Kaan ile sustum: "Bunun cevabını birazdan duyacağız. Arkasına düştüğüm bilgi Halil ile ilgili değil, ama onun için kendinden bile önce gelen biri ile ilgili. Oğlu Vedat Korkmaz. Halil için oğullarının önemini biliyoruz, zaten Leyla'nın peşine de bu yüzden düştü. Eğer düşündüğüm şey doğruysa, Halil Korkmaz'ın iplerini bu gece ele alacağız."
Kaan'a kaşlarımı çatıp baktığımda bana değil Rıza'ya bakıyordu. Odada sessizlik oluştuğunda Rıza Armağan sessizliği böldü: "Planımız belli. Bilgiyi önce Halil'in olduğu depoya doğru gidiyoruz diye duyuracağız ve oraya birkaç adam yollayacağız. Adamlar iki yandan gidecekler: Siyah Araba ve Beyaz Araba. Beyaz arabada ilk grup olacak ve Siyah arabada da ikinci grup. Beyaz arabadakiler Siyah arabadan önce depoya gidip orada yerlerini alacaklar. Bu sayede hem Halil'in gerçekten orada olup olmadığını öğreneceğiz hem de planın bir diğer adımını gerçekleştirmiş ve adamlarımızı oraya yerleştirmiş olacağız. İkinci grup olabildiğince yavaş bir şekilde ilerleyecek. İzlerin hepsini üstüne alarak şüpheleri bizden çekecek."
Bakışlarını Kaan'a, bana ve Hüseyin'e çevirdiğinde ise konuşmasına devam etti: "Onlar depoya doğru çıktıktan tam kırk beş dakika sonra ise siz villaya doğru yola çıkacaksınız. Siz de ilk başlarda çok normal bir hızda ilerleyip Cevdet'ten bir telefon geldiği an hızınızı artıracaksınız. Amacınız villayı boşaltmak. Yanınıza ek adam da göndereceğim. Unutmayın, bugün Korkmazlar'dan sadece Vedat ve Halil Korkmaz kalacak. Geriye kalan her birinin işini bitirin."
Bakışlarını bu sefer de Cevdet'e çevirdiğinde, "Sen ise ilk grup ile iletişimde olacaksın," dedi. Ve plandaki herkesin rolünü açıklayan kelimelerini ardı ardına sıraladı: "Sürekli yer tespit edip Alev'lere bilgi ulaştıracaksın. Onlara nerede ne olup bittiğini sen söyleyeceksin."
Rıza Armağan başını havaya kaldırdığında oturduğum yerde dikleştim: "Bu baskında Cevdet, sen..." dediğinde tekrar Cevdet'e baktı ve kelimelerini ardı ardına sıraladı:
"...çetenin gözü."
"Kaan, sen çetenin kulağı."
"Hüseyin, sen çetenin ayağı."
"Ve Alev, sen de çetenin beyni olacaksın."
"Hepiniz kendinizi biliyorsunuz, bunu kullanmanın tam zamanı. Biriniz hızı ile akılları karıştırırken, biriniz gördüklerini size söyleyecek, biriniz duyduklarını iletecek ve biriniz ise operasyonu yönlendirecek."
Rıza Armağan cümlelerini sonlandırdığında, odadaki sessizliği bu kez de Kaan'ın çalan telefonu bozdu. Kaan telefonu açıp kulağına götürdüğünde çatık kaşları düz çizgi hâlini alırken, dudakları ise kıvrılmaya başlamıştı. Odadaki herkes Kaan'a bakarken, Kaan memnun ve kazanmış bir ifadeyle telefondaki kişiyi dinliyordu.
Bakışları karşısındaki duran tabloya çevrildiğinde telefonu da yavaşça aşağı indirdi. Her ne olduysa, bu operasyon için iyi bir gelişme olmalıydı. Merakla Kaan'a bakarken Kaan önce gözlerime baktı ve sonra da Zafer dolu sesi ile fısıldadı:
"Tahminlerim... Yanılmamışım. Şu andan itibaren elimizde öyle bir koz var ki, hem Vedat Korkmaz'ın hayatını bitirecek hem de Halil Korkmaz'ı tuzağımıza çekecek..."
✨
Saatler süren toplantının bitmesi ile otelin arka bahçesine geçmiştik. Burası operasyonun lojistik merkeziydi. Rıza'nın belirlediği görev dağılımına göre şu anda yaklaşık 25 adam silahlarını kontrol ediyor ve son hazırlıklarını yapıyordu. Bahçedeki herkes, üstündeki siyah kıyafetler ve sessiz hareketleriyle gecenin gölgesi gibiydi.
Yanımdaki Kaan, Hüseyin'e kulaklığı uzattığında odağımı bahçedeki diğer kişilerden çektim. Biz de diğerleri gibi son hazırlıkları yapıyorduk. Kulak içi telsizlerin ses seviyesini ayarlıyorduk. Bakışlarımı Kaan'ın kasvetli yüzüne çıkardığımda Vedat hakkındaki kozu bulmanın verdiği gergin bir memnuniyet olduğunu gördüm.
Kafamı onun gözlerinin hizasına doğru eğip "Kaan, duyuyor musun?" diye fısıldadım. Sesimin telsizden gelip gelmediğini soruyordum. Bana baktığında tekdüze bir sesle "Net," diye yanıtladı. Sonra da yönünü Hüseyin'e döndürdü "Ses kontrolü tamam. Hüseyin?"
Hüseyin başını sallayıp cevapladığında derin bir nefes verdim. "Hazırız. Beyaz araba yola çıkalı neredeyse bir saat oldu. İlk sızma ekibinin depodan gelmesini bekliyoruz."
O an, yanımıza Cevdet yaklaştı. Yüzündeki ifade, gergin ama planın işlediğini gösteriyordu.
"Alev, Kaan, Hüseyin," dedi, sesini alçak tutarak. "Beyaz araba ekibinden teyit geldi. Siyah araba yola çıkalı otuz dakika oldu. Beyaz arabadaki ilk grup depoya ulaştı ve sızdı. Halil Korkmaz gerçekten de depoda ve etrafta da kimse yokmuş. Korumaları tamamen çekilmiş. Ya tuzağa düşürüldü ya da Tilki'nin bilgisi doğru."
Kaan kaşlarını çattı. "Tuzağa düşse bile, elimizdeki kozla ona karşı koyarız."
Cevdet Kaan'a cevap vermeyip devam etti: "Temiz arabalara geçin. On beş dakika sonra yola çıkacaksınız. Hazırlıklı olun."
Cevdet yanımızdan ayrıldığında, Kaan bana döndü. "Hüseyin'in arabasıyla villaya doğru yola çıkıyorsunuz. Cevdet'ten telefon geldiğinde hızlanıp villayı boşaltacaksınız. Sen, tek başına depoya sızmak için doğru zamanı bekleyeceksin."
Kafamı sallayıp telsizimi düzelttim. Sonra da telsize bağlı olan tüm adamlara o cümleyi söyledim. "Harekete geçiyoruz."
Kaan ve Hüseyin'le bakıştığımızda Cevdet telsizden konuşmaya devam etti "Birazdan önünüzde siyah bir cip duracak, içine bineceksiniz."
Cevdet'in sözlerinin bitmesi ile görmeyeceğini bildiğim hâlde başımı olumlu anlamda sallarken önümüzde cip durduğunda açılan kapıdan önce Hüseyin girdi. Sonra da Kaan cipin içerisine doğru adımladı. En son dışarıda sadece ben kaldığımda arkamı döndüm ve Armağan Holding'e baktım. Sonra da kimsenin duymayacağı bir sesle fısıldadım "Bitecek. Bugün her şey bitecek Leyla, söz veriyorum bitecek."
Önüme dönüp cipin içine bindiğimde yüzümde herhangi bir mimik yoktu. Kendimi turuncu renkteki koltuklara attığımda bu sefer yanımda Kaan, karşımda Hüseyin vardı.
Bakışlarımı önce Kaan'a çevirdim, elindeki tabletle uğraşıyordu. Yüzünde ciddiyetin izleri vardı. Nefesimi verdiğimde bu sefer de başımı Hüseyin'e çevirdim, bana bakarak güldüğünü gördüm. Kaşlarımı çatıp kafamı salladığımda konuşmaya başladı "Hastanede arka bahçede düşmanının oğluyla o kadar yakın ne yapıyordunuz bakalım, anlat!"
Söylediklerine kaşlarımı daha fazla çattığımda gülmeye devam etti. Nefesimi vererek söylediklerine düz bir sesle karşılık verdiğimde bakışlarım yine Kaan'a dönmüştü. "Haberin var sanıyordum. Yokmuş. Zehirlendim. O da oraya beni zehirlemek için geldi. Ne ima ettiğini biliyorum Hüseyin, saçma sapan konuşma!"
Hüseyin gülmesine devam ederken "Orasını biliyorum. Benim asıl anlamadığım yer, senin zehirlenme aşamasına gelene kadar bunu nasıl fark etmediğin. Artık nasıl bir etki bıraktıysa üstünde..." dediğinde tam Hüseyin'e cevabını vermek için ağzımı açtım fakat konuşan Kaan buna engel oldu "Nasıl kurtuldun?"
Bir anda sorduğu soruya kaşlarımı çattığımda "Anlamadım," dedim. Kaan elindeki tableti kapatıp kenara koyarken yüzüme baktı ve sorgulayıcı yüzüne eş değer sesiyle konuştu "Zehirlenmenin üstünden daha saatler geçmişken nasıl bu kadar çabuk etkisinden kurtuldun? Ne oldu da o zehri vücudundan atabildin?"
İkisinin yüzüne de inanamayan bakışlar attığımda "Siz rolleri mi değiştirdiniz? Normalde grubun en sessizi olan Hüseyin'in şuan gevezelik yapası, grubun çapkınının da mantıklı düşünesi gelmiş. Ayrıca yok öyle bir şey; vücudumun direnci sayesinde kurtuldum işte. Hem biliyorsunuz daha önce de zehirlenmiştim, alışkındım yani kolay attım."
Kaan bana cevap vermek için ağzını açtığında çalan ve onu susturan telefona şükrettim. Şimdi onlara o gece yaşanan şeyleri söyleyip sorguya çekilmeye niyetim yoktu. Gözlerimiz Hüseyin'e döndüğünde elini cebine götürdü ve çalan telefonunu çıkardı, ardından yazan isme baktı ve heyecanla bize dönüp "Cevdet," dedi. Oturduğumuz yerde dikleşirken Hüseyin telefonu açıp kulağına götürdü.
Bir süre karşı tarafı dinlediğinde pür dikkat ona bakıyorduk. Yüzündeki gerginlik silindiğinde "Tamam, anlaşıldı. Sen merak etme, gerisi bizde Cevdet," dedi ve şoföre şifreli kelimeyi söyledi. Şifreli kelimeyi söylemesi ile beraber cipin kapılarının kilitleri ve kapı kollarının altındaki silah bölümleri açılmıştı.
Bu yüzden şifreli bir kelime seçmiştik ve bu şifreyi, daha doğrusu şifrenin anlamını arabada duran 15 kişiden Sadece dört kişi biliyordu: Kaan, Hüseyin, ben ve şoförümüz olan Turgut Bey.
Silah kapaklarının açıldığını anlamam ile elimi kapaklara doğru attım. Kaan'ın yanındaki tableti alır gibi yaparak kapaklara bakacaktım fakat bu hareketim kucağımda çalan telefonum ile son buldu. Gözler bana döndüğünde uzattığım elimi geri çektim ve telefonu elime aldım. Arayan numaraya baktığımda şu anda bu planın başlamasına sebep olan o kişinin aradığını gördüm. Tilki.
Aramayı yanıtlayıp kulağıma götürdüm. Arayan kişinin konuşmasını bekledim fakat herhangi bir şekilde ses duymadığımda kaşlarımı çattım. Kimseden çıt çıkmıyordu, herkes benim yüzüme bakıyor ve ne olduğunu anlamaya çalışıyordu. Telefondan yine ses gelmediğinde telefonu çekip ekrana baktım, arama mı kapanmıştı?
Ekrana baktığımda devam eden arama yazısını görmemle kaşlarımı daha fazla çattığımda yumruklarımı sıktım. Oyun mu oynuyordu benimle?
Nefesimi sakinleşmeye çalışır gibi verdiğimde aramayı kapatmak adına elimi ekrana yaklaştırdım fakat duyduğum ses ile olduğum yerde kaldım.
Telefonu hızla tekrar kulağıma götürdüm ve konuşan kişinin kim olduğunu düşündüm. Sesi farklıydı. Gerçi sesi bile insan sesi gibi değil, daha çok robot sesi gibi geliyordu. Sanki ağzında sesini değiştiren bir maske vardı. Gizliyordu kimliğini. Hem de çok iyi bir şekilde yapıyordu bunu.
"Seni zeki birisi sanmıştım fakat yaptığın plan bunun tam tersini söylüyor. Gerçekten onun yanına mı gidiyorsun? Sana onun yerini aptalca bir plan yapıp her şeyi mahvet diye söylemedim Armağan. Planın onu depoda basmak mı, bu mu?"
Sözlerine gözlerimi kapattığımda sakin kalmaya çalışarak cevap verdim "Ne istiyorsun, niye aradın?"
Telefonun arkasında kaşlarının çatıldığını hissettim, sesindeki yenilmezlik bunu gösteriyordu. "İstediğim bir şey yok, sadece aptalca bir plan yapma diye aradım ama geç kaldım sanırım. Sana diyeceğime kendim de yapabilirdim, şayet ben yapsaydım şimdiye kadar her şey bitmişti."
Dudaklarım söylediklerine kıvrılırken alaycı bir tavırla "Neden yapmadın o zaman?" dediğimde sinirlendiğini hissettim. Ve bu hoşuma gitti. "Bana bak Armağan, benimle oyun oynama. Pişman olursun."
Sinirle sarf ettiği sözleri ciddiye almıyordum ve bu da onu daha da krize sokuyordu. Alay eden sesimden ödün vermeden "Daha benimle konuşurken sesini bile açığa vuramıyorsun, hep kimliğini gizliyorsun, sen mi şimdiye kadar bitirecektin? Güldürme beni," dediğimde bombanın pimini yavaş yavaş çekiyordum.
"ALEV ARMAĞAN!" Durup sakinleşmeye çalıştığında sesi bu sefer daha ılık çıkmıştı "Kimliğimi gizli tutmam güçsüz olduğum anlamına gelmez, hoş güçsüz olsaydım bu gizli kimliği zaten yaratamazdım."
Söylediklerine karşılık kendi cevabımı vereceğimde konuşan Kaan buna engel oldu "Ulan ben seni o gizlediğin kimliğini -" elimle Kaan'ın ağzını kapatarak sözcüklerini yarıda kestiğimde gözlerimi açarak "sus" temalı bir bakış attım.
Öğrenmemeliydi Tilki, yanımda onların olduğunu. Şimdi değildi. Kaan sinirle elimi ittiğinde tekrardan onun sesini duydum "Ne diyorsun orda sen?" Gözlerim ile Kaan'a öldürücü bakışlar atarken planı mahvetmesine izin vermezdim. Gözlerim ile susmasını işaret ettiğimde oturduğu yerden yere eğildi ve eliyle yüzünü sert bir şekilde sıvazladı.
Cevap bekleyen Tilki'ye "Şerefsizliğini diyorum," dediğimde bir şey söylemek için hazırlandı fakat son hamlemi kullanarak onu susturdum "Sen korkak bir zavallısın Tilki, korkak bir zavallı," dedikten sonra cevap vermesini beklemeden telefonu suratına kapattım.
Aramanın kapandığını belli eden ses geldikten sonra telefonu karşıdaki koltuğa fırlatıp Kaan'a döndüm "YA SEN NE YAPIYORSUN, KENDİNE GEL!" Bağırmam ile yüzünü kaldırıp bana baktığında o da bana doğru döndü "NE YAPABİLİRİM? GEREKENİ YAPMADIĞIN İÇİN HAD BİLDİRİYORUM ALEV!"
Sinirle nefesimi verdiğimde dilimi dudağımda gezdirdim. Başımı havaya kaldırdım sonra da Kaan'a döndüm "Böyle yaparak eline ne geçireceksin? Her şeyi mahvetmekten başka hiçbir şeye yaramayacak bu Kaan."
Bağırmam kesilmiş olsa da sesimdeki kızgınlık geçmemişti. Hüseyin "Abi sakin olun bir ya, şurada birazdan çatışmaya gireceğiz, sizin yaptığınıza bak, kavga ediyorsunuz," dedi.
Kaan, Hüseyin'in söylediklerini ciddiye almadan sinirli sesiyle konuşmaya devam ettiğinde ofladım "Sen engel olmasaydın elime bir sürü şey geçirecektim ama sen her zamanki bildik tavrını sergileyerek buna engel oldun. Alev, sen kendini çok-"
"YETER!" Kaan'ın aralıksız söylediği sözlere inanamaz gibi bakarken az önceki bağıran halimden eser kalmamış şekilde fısıldadım "Yeter Kaan. Bir plan yaptık, bu plan da işliyor. Bunu söylediklerin ile mahvedemezdim. Niye anlamak istemiyorsun? Ben kötü bir şey yapmıyorum. Yapmıyorum. Tamam mı? Yapmıyorum."
Kaan söylediklerimi önemsemediğinde geriye yaslandı. Farkında değildi ama o sinirlendiği an kendini tutamıyor ve her şeyi açık ediyordu. Bunu engellemeye çalışmıştım ben. Arabadaki diğer korumalara bakıp "Siz söyleyin, eğer ben onu durdurmasaydım ağzından neler kaçırmıştı siz söyleyin," dediğimde onların benim haklı olduğumu kanıtlayan bir cümle söylemelerini bekledim.
Biliyorlardı çünkü daha önce Kaan'ın sinir problemi yüzünden yaşadığımız sıkıntıları. Bir şey söylerlerdi. Söylemelilerdi. Korumalara baktığımda hepsinin başını yere eğdiğini gördüm. Histerik bir şekilde güldüğümde gözlerim Hüseyin'i buldu.
Ne söyleyeceğini bilmiyor gibiydi, arada kalmak istemiyor gibiydi. Gülüşüm büyüdüğünde hayret etmiştim, bu kadardı çünkü. Birinin beni arkasına alma süresi bu kadardı. Bakışlarımı yere eğdiğimde Kaan'ın sesini duydum "Senin iyiliğin anca böyle olur zaten," diyordu.
Oturduğum yerde kendimi saldığımda yutkundum sonra da Kaan'a cevap verdim "Ben buyum Kaan, işine gelirse..."
Kaan söylediklerime bir cevap vermezken Turgut abiye seslendi "Ne kadar var şu kahrolası villaya?"
Turgut abi anında cevap verdiğinde yeri izliyordum. "Geldik çocuklar, geldik. Sağa döndüğüm an karşımızda kalacak. Ön kapıdan giriş yapacağız. Halil'in yokluğu ile herkes birbirine karışmış durumda zaten, kolay olur."
Kaan herhangi bir cevap vermediğinde cipin sağa doğru döndüğünü hissettim ardından da durduğunu.
Cip durduğunda korumaların inmesini bekledim. Korumalar indikten sonra ise yine inmedim. Sağımda oturan Kaan ayağa kalktığında ben de ayağa kalktım. Cipte sadece üçümüz kalmıştık. Kaan hızlı adımlar ile arabadan indiğinde arkasından gitmek için adım attım. Fakat Hüseyin'in karşıma geçmesi ile olduğum yerde kaldım. Ilımlı yaklaşmaya çalışıyordu "Alev, ona da hak ver. Sevdiği kız komada, daha dün kardeşi gibi gördüğü kız zehirlendi. Bugün bunlar çok, yoruldu o da."
Acımasız bakan gözlerim bu sefer çaresiz bakıyordu. Gür çıkan sesimde güçsüz çıkıyordu. "Peki ya ben Hüseyin, ben hiç mi yorulmadım?"
Umutsuzca sarf ettiğim sözlere Hüseyin bir cevap bulamadığında yanından geçmek için hareketlendim fakat yine geçmeme izin vermediğinde "Kızım, öyle mi dedim ben? Sadece anlayın birbirinizi, saygı gösterin birbirinize, sen de o da-"
"Hüseyin, gerçekten yeter! Madem saygıyı bu kadar düşünüyorsun, bunu benle değil, tepkisinden korktuğun o Kaan'a söyle."
"Kızım, seviyor o. Âşık Leyla'yı seviyor, aklı orda."
Başımı iki yana salladığımda kolunun altından geçtim Hüseyin'in ve adımlarımı Kaan'a doğru yönlendirdim sonra da fısıldadım "Benim emin olmadığım kısım da orası zaten. Be abi, Kaan Leyla'yı nasıl seviyor?"
Kaan'ın yanına dizildiğimizde ortada ben, sağımda Hüseyin, solumda Kaan öylece malikaneye bakıyorduk. Birazdan geri dönülmez bir yola girecektik. Korumalar iki yandan eve giriş yapmaya başladığında tulumumun içindeki silahlara, botlarımın içindeki bıçaklara baktım, hazırdım.
Telsizden Cevdet'in sesi duyulduğunda gözlerim etrafı taradı "Alev, kapı girişinde 3 adam var. Önce onları indirmelisin. Sonra sen sağdaki koridora doğru sap. Orada bir ofis odası var, bilgileri karıştır. Eğer bir şey bulursan bana söyle, orada vakit harcama ve diğer odalara bak. Ben o bilgileri alması için birini göndereceğim."
Dediğinde ben adımlarımı malikaneye yönlendirdim, bahçedeki tek tük adamı korumalar indirmişti. Benim bakmam gereken katlar birinci ve üçüncü katlardı. Üçüncü katta iki oda vardı, zaten asıl bilgiler oradaydı. Adımımı atacağımda sol kolumun tutulması ile olduğum yerde kaldım. Tutana baktığımda Kaan'ın olduğunu gördüm. Bana bakıyordu.
Belki pişman değildi ama korkuyordu, başıma bir şey gelmesinden korkuyordu sadece belli etmiyordu. Sesindeki soğukluğa rağmen "Dikkatli ol," dediğinde gülümsedim. Ve "Sende," diyerek belimdeki silahın emniyetini açtım.
Koşar adımlarla malikanenin kapısına vardığımda kapıya ayağım ile tekme attım. Kapı sarsıldığında kapının yanındaki kolonun arkasına saklandım. Adamlar kapıyı açtığında önce birisi çıktı dışarıya, etrafa baktı. Kaan'ları görememişti. Tam geriye döneceği sıra arkasında belirdim, sonra da hâlihazırda yumruk olan elimi "Selam tatlım," diyerek yüzüne geçirdim. Adam sendelediğinde bu sefer de arkasına geçtim ve kolumu boynuna dolayarak nefesini kestim. Ani saldırı karşısında nefesi yetmeyen adam yere yığılırken "birinci leş," diye fısıldadım.
Bu sefer de kapının sol tarafındaki kolona yaslandığımda yere çömeldim ve ayağımı düz bir şekilde girişe uzattım. Kapının arkasındaki adamlardan biri daha çıktığında diz kapağımı bükerek düşmesini sağladım. Adam yüz kızartan bir küfür savurup yere düştüğünde başını sert zemine çarptı ve ben ikinci hamleyi yapmadan diğer arkadaşının yanına gitti. "İkinci leş," diye saymaya devam ettiğimde artık silah kullanmamın zamanı gelmişti. Açık olan kapıya sırtımı vererek kapıdan içeri girdiğimde sigara yakan biriyle karşılaşmayı beklemiyordum. Daha çok elinde silah tutan birinin gelmesini bekliyordum.
Düşüncelerime sesli bir şekilde "Onu da buluruz elbet," diyerek cevap verdiğimde malikanedeki katliamın başladığını belli eden bir ses doldurdu koca salonu.
Silah sesi.
Alnından vurduğum adam ile adımlarımı sağa yönelttiğimde karşıma çıkan ilk kapıdan içeri girdim. Silahımı tekrardan belime taktığımda Cevdet'in dediği gibi çekmeceleri karıştırmaya başladım. İçinde çok eşya olmayan bir çalışma odasıydı bura. Çekmeceleri tek tek açıp içlerine baktığımda ele alacak bir şey bulamadım ve telsizden Cevdet'e seslendim "Kat bir, sağ koridor ilk oda temiz. Başka oda var mı bu katta?"
Cevdet aynı hızla "Mükemmelsin Alev, evet. Karşında karşılıklı iki oda daha çıkacak; biri oturma odası, diğeri de oyun odası," dediğinde çoktan sağımdaki çocuk odasına ulaşmıştım. Odadaki oyuncakların içlerine elimle baskı yaparak baktığımda bir şey bulamamıştım. Çekmecelere yöneldiğimde ise ilk iki çekmece boştu fakat bir sonraki çekmecede üstünde Demiryurt yazan kağıtlar vardı. Telsizden "Çocuk odası, bilgiler var. Yatağın üstüne bırakıyorum," dedim ve odadan çıktım. Karşıdaki odaya girdiğimde burada da hiçbir şey ile karşılaşmamıştım.
Odadan çıkacağımda kapının ardından sesler geldiğini duydum. Kapıya yaklaşıp sağa doğru baktığımda bir adımımı dışarı atmıştım. Ensemde nefes hissederek arkamı döndüğüm an elim belime gitmişti fakat koluma yediğim tekme ile yeni çıkardığım silahım koridorun sonuna fırlamıştı. Bunu yapanın benim gibi bir kadın olduğunu gördüğümde kaşlarımı çattım ve yere eğildim. Yüzüme doğru savurduğu yumruğu havada kalırken botumdan çıkardığım bıçağı hiç düşünmeden bacağına geçirdim. Bacağının acısı ile acı çığlık atan kadına bakarken diğer botumdan da bir iğne çıkararak boynuna sapladım. Kadınım bilinci hızla kaybolurken bıçağı bacağından çekip aldığımda üstündeki kanlara baktım.
Ne mutluluk ne de üzüntü veriyordu.
Kanları üstümdeki siyah tuluma silip tekrar botuma soktuğumda adımlarımı üçüncü kata doğru çıkarmıştım. Kaan'ların çoktan ikinci katı hallettiğini gördüm. Her yerde bir ceset vardı. Bunları önemsemeden üçüncü kata çıktığımda Cevdet'in sesini duydum "Alev, burası senin bakacağın son kat. Görev dağılımı yüzünden hanginizle ilgileneceklerini şaşırdılar. Kaan öyle bir hızda odalara bakıyor, görmen lazım. Hatta bir ara Hüseyin'in iki kişiyi kovaladığına bile şahit oldum. 'Bacaksızlar, siz benim boyuma nasıl laf edersiniz?' diye diye koşuyordu."
Cevdet'in söylediklerine küçük bir kahkaha atarken "Tam tersini beklerdim," dedim. Cevdet de bu söylediğime güldüğünde üçüncü kata ulaşmıştım. Cevdet'in gülen sesi kaybolduğunda emrivaki sesi yankılandı kulağımda "Burada bakacağın tek bir oda var Alev. Senin daha fazla vakit kaybetmemen lazım, gerisini diğerleri halledecekler. Senin bakacağın oda bu evdeki en önemli oda olan Halil Korkmaz'ın odası. Son zamanlarda hiç çıkmadığı odası."
Başımı sallayıp adımlarımı onun tarif ettiği yönde atıyordum. Cevdet'in uzun uğraşlar sonucu tarif ettiği odayı bulduğumda neden Halil Korkmaz'ın odası olduğunu anladım çünkü burası diğer odalara göre daha görkemli, daha büyük ve koruması en yüksek olan odaydı. Kapısındaki şifreden anlamıştım bunu.
Cevdet'e "Kapıda şifre var, ne olduğunu biliyor musun?" diyerek sorduğumda "Hayır, işte burada sen devreye giriyorsun. Çocuklar sana zaman kazandırırken sen de beynini kullan ve şifreyi çöz. Şimdi anladın mı Rıza'nın sana niye grubun beyni dediğini?"
Cevdet'e cevap vermediğimde kapıdaki şifreye baktım, beş haneliydi. Ne olabilirdi ki. Cevdet "Eğer bilgi lazımsa verebilirim. Kolay bir şey olduğunu sanmıyorum. Kaan saat beş yönünde adam var, Hüseyin tam arkanda, evet adamım. Ahh evet Alev ama yine de -"
"Cevdet, Halil'in ilk düşmanı kim?"
Sorduğum soru ile sözü yarıda kesilen Cevdet "İlk düşmanı mı? Tamam dur bekle bulayım. İlk kanlısını soruyorsan, tam olarak 15 yıl önce Özkaya Ailesi ile ilk kanlı savaşları başlamış, yıl 2010."
"Peki bu kanlı dava bitmiş mi?"
"Hmm, bir dakika. Evet, 2018'de son bulmuş."
"Tamam, çok iyi. Bunlar buraya tam olarak ne zaman taşındılar?"
"Yaklaşık iki hafta önce, yani daha detaylı olarak 14 Nisan'da almış ve 22 Nisan'da oturmaya başlamışlar."
"Peki sana son sorum: Cenk'in ölüm tarihi ve Vedat'ın doğum tarihi kaç?"
"Cenk'in öldüğü yıl 2019, Vedat'ın doğduğu tarih ise 2008."
Cevdet'in söyledikleri ile aklımda oluşturduğum şifreyi girdiğimde tahmin ettiğim gibi kapı açıldı.
"Aklına yaz Cevdet, şifre 82411."
Cevdet'in hayret eden sesini duyduğumda çoktan odaya girmiş ve odaya bakıyordum "Sence nerede saklıyor olabilir bilgilerini? Sonuçta daha taşınalı bir ay bile olmamış, çok da büyük bir yere saklayamaz," dediğimde Cevdet saklayacağı yerin de kolay olmayacağından bahsediyordu. Gözlerim yatağa takıldığında Cevdet'e telsizden fısıldadım "Hayır Cevdet, asıl bulunması en zor olan yer en kolay yerdir," ve yatağın bazasını kaldırdım.
Bazanın altında bana bakan yığılı kağıtları gördüğümde yüzümdeki zafer ile Cevdet'e "Kağıtlar odada, yatak bazasının altında. Gönder buraya birkaç kişi, alsınlar şunları," dediğimde çoktan odadan çıkmıştım.
Cevdet "Tamam Alev, sen şimdi dışarıdaki siyah bir Range Rover'a bin. Turgut seni onun yanına götürecek. Halil Korkmaz'ın. çocuklar da buradaki bilgileri toplandığında gelecekler," dediğinde çoktan dışarı çıkmıştım. Ve beni bekleyen Range Rover'a binmiştim.
Arabanın içindeki kasvetli hava arabaya binmem ile yüzüme çarptığında asıl oyun yeni başlıyordu. Arabada yalnız ben vardım. Geriye doğru yaslanıp camdan dışarıya baktığımda Turgut abiye "Ne kadarlık bir yol var?" diye sordum.
Turgut abi aynadan bana baktığında "15 dakikalık efendim ama daha hızlı götürmeye çalışacağım, en az 10 dakikada varmış oluruz," dedi. Ona kafamı sallayarak önüme döndüğümde günün yorgunluğu kendini belli etmeye başlamıştı. Ellerim ile yüzümü kapatıp öne doğru eğildiğimde Leyla'yı düşünüyordum. Başına diktiğim onca korumaya rağmen güvende miydi, emin olamıyordum.
Gözümün önüne masum yüzü geldiğinde dudaklarımda küçük bir gülümseme oluştu. Acaba uyandığında ilk ne yapacaktı. Son günlerde fazlalaşan umutlar ile artık düşünmeye başladığım şeylerden biri buydu. Uyandığında bana sarılacak mıydı? Beni yanında isteyecek miydi?
Aklımı kurcalayan sorular bunlardı. Gözümün önündeki masum yüzü yavaş silindiğinde bir süre de öylece yeri izledim.
Araba yavaşlamaya başladığında ise sonunda geldiğimizi anladım ve başımı kaldırdım ardından da açılan kapıdan adımlarımı dışarıya doğru attım.
Botlarımın toprakta çıkardığı tiz ses ile bir adım attığımda duvardaki tabelayı gördüm: Eski Sanayi Bölgesi yazıyordu.
Adımlarımı depoya çevirdiğimde bütün çetenin beni izlediğini biliyordum. Şu an otelde büyük bir ekranda gizli kamera sayesinde izliyorlardı beni.
Deponun yanındaki kapı aralığından süzülen soluk ışığa baktım. Halil Korkmaz buradaydı. Bu kapının arkasındaydı.
İnce aralık olan kapıdan içeri kaydım ve direkt karşıma baktım.
Halil Korkmaz, tekerlekli sandalyesinde, yüzü kapıya dönük bir şekilde oturuyordu. Dizlerindeki kurşun yaraları onu çaresiz ve hapsedilmiş bir duruma itmişti.
Benim geleceğimi biliyor bir ifadeyle bana baktığında çoktan karşısına geçmiştim. "Geldin," dedi.
Başımı sağa eğerek, "Geldim," diyerek karşılık verdim.
"Öleceğini bileceğin hâlde ayaklarıma gelmen takdire şayan."
Söylediklerine güldüğümde, "Sen mi öldüreceksin beni?" dedim. Gülmem hoşuna gitmiş gibi o da sinsice sırıttığında, "Yapamam mı sanıyorsun?" diye sordu.
Alaycı bir tavırla karşısında rahatça durduğumda, Halil Korkmaz elini ağzına götürdü ve tiz bir ıslık çaldı. Boş deponun içindeki karanlık köşelerden bir anda çıkan iri yarı adamları gördüğümde, telsizden Cevdet'in öfkeli bir küfür savurduğunu duydum.
Oyununa gelmiştik. Etrafım, en az on beş kişi tarafından sarılmıştı.
Etrafımı saran adamlara baktığımda hepsinin devasa, iri yarı adamlar olduğunu gördüm. Buna rağmen korkusuzca Halil'e doğru tekrar döndüğümde, alnıma yaslı bir silah beklemiyordum. Arkamı dönmem ile alnıma doğrultulan silahla karşılaşmıştım.
Cevdet telsizden bir şeyler söylüyordu ama duymuyordum. Şu andan itibaren tek bir amacım vardı: Korkmaz'ı bitirmek. Artık zamanı gelmişti, daha fazla beklemenin manası yoktu.
Alnımdaki silaha bakıp güldüğümde Halil'in kaşları çatılmıştı. "Bugün sen benim kılıma bile dokunamayacaksın Halil Korkmaz. Hatta bırak bana zarar vermeyi, yalvaracaksın bana."
Söylediklerime güldüğünde, inanmadığını biliyordum. "Ne yapabilirsin ki?" dediğinde başımı hafifçe yere eğip sinsice baktım. Söyleyeceklerimin her şeyi altüst edeceğini biliyordum. Ama umrumda değildi. Halil Korkmaz'ın yaşlı yüzüne doğru acımasızca tısladığımda, değişen yüz ifadesine o gece şahit oldum.
"Mesela Vedat Korkmaz'a, kardeşini Leyla'nın değil de öz babasının öldürdüğünü söylesem..."
