GİZLİ KİMLİK kitap kapağı

17. bölüm / 26

GİZLİ KİMLİK

15. BÖLÜM SIRLARIN KANLI GÖLGESİ

Vaveyla Yazarı: Yasminn 🤍♣️

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 26Şu an: 15. BÖLÜM SIRLARIN KANLI GÖLGESİ

ONBEŞİNCİ BÖLÜM: SIRLARIN KANLI GÖLGESİ

"Geçmişin gölgesi bugüne düşmeseydi, kimse o kanlı bedeli ödemezdi. Bir sır bu kadar derine gömülmeseydi, gerçeğin nefesi de bu kadar soğuk olmazdı."

Bölüm Şarkısı ✨:
Dj Anatolia - Bir Yaprak Düştü

Alev Armağan'dan:

Hayatta hiçbir şey göründüğü gibi olmaz derler. Bazen öyle bir doğru görürsün ki, aslında en yanlış olan odur; bazen de öyle bir yanlış görürsün ki, en doğru olan o... Bazen ise hiçbir şey göremezsin. Ne yanlışı ne doğruyu... Öylece boşlukta kalır, oradan oraya savrulursun.

Öyle bir andaydım; konuşanların sustuğu, nefeslerin tutulduğu, kalplerin ritminin hızlandığı bir an... Buradaki insanlar için belki de kaderim iki çift kelimeye bağlıydı: Rıza’nın ağzından çıkacak iki çift kelimeye. Öyle miydi sahiden? Kaderim ona mı bağlıydı, yoksa benim kaderim zaten yıllar önce çoktan çizilmiş miydi?

Bunu düşünmeye zamanında bolca vaktim olmuştu. Düşünüp kendimi yıpratmaya da... O zifiri karanlık odada beklerken de düşünmüştüm bunu, utançtan başımı kaldırıp bakamadığım annemin mezarında da. Fakat sonuç hiçbir zaman değişmemişti.

Kendi kendime sorduğum onlarca sorunun cevabı hep aynıydı: Benim, ondan başka kimsenin yönlendirip üstünde taht kurabileceği bir kaderim yoktu. Benim yaşamam gereken bir hayat, korumam gereken canlar vardı. Bu da demek oluyordu ki, benim kaderimi kimse yeniden yazamazdı; çünkü benim kaderim zaten çoktan yazılmış, hatta üstüne birde yüzlerce yaşanmışlık eklenmişti.

Bunu da bana o yapmıştı: Rıza Armağan. "Güzel kızı" olduğum o adam...

Oteldeki herkes susmuş, Rıza’ya bakıyordu. O ise kimseye bakmıyor, sadece bana odaklanıyordu. Gözleri yanımdaki Vural’a bir saniye olsun uğramazken, kaşları her zamankinden daha çatık duruyordu. Bu, onun her zamanki alaycı ifadesini silmiş, yerine düşünceli bir tavır getirmişti.

Belli değil miydi zaten ne olacağı? Mal varlığı ile sınanıyordu. Rıza Armağan, ömrünü adadığı serveti ile benim aramda sınanıyordu. Bunu da ölesiye düşmanı olduğu o adam yapıyordu: Cengiz Demir. Gözlerim olacakların farkındalığı ile yavaşça kapandığında derin bir nefes aldım. Eğer bu aldığım son nefesse, o zaman ne yapacaktım? Leyla... O ne yapacaktı? Uyandığı gibi beni görmek isteyen Leyla, benim yokluğumla baş edebilecek miydi? Cevdet, Kaan, Hüseyin... Onlar alışacaklar mıydı yokluğuma, yoksa unutacaklar mıydı beni?

Peki ya o... Vural Demir. Benim kaybım onun için de bir kayıp olacak mıydı? Baktığım gözleriyle nefes aldığımı hissettiğim adam için, bir nefes olabilecek miydim ben de?

Gözlerimi aynı yavaşlıkla açtığımda, Vural ile düştüğümüz yerden ayağa kalkmak için hareketlendim. Fakat kolum onun tarafından nazikçe tutulduğunda, kalkma planım suya düştü. Ona baktım. Onun gözlerinin de öylece bana baktığı gibi... Sanki yıllardır aradığı oyuncağını yeni bulmuş bir çocuk gibi bakıyordu. Sanki beni yıllarca aramış ve yeni bulmuştu ama kaybetmekten çok korkuyordu. Öyle bir bakıştı bu.

Bugün burada bana doğru tutulan bir silah vardı; ufacık bir harekette beni vuracak olan bir silah vardı. Ve az önce o silah, sonuçları hiç düşünülmeden ateşlenmişti. Neden bunlar benim başıma geliyordu bilmiyordum ama daha fazla ayakta kalabilecek gücüm yoktu. O silahın bana çevrilmesi de, benim için ateşlenmesi de canımı yakmamıştı. Hatta bunu bir an istemiştim bile; o merminin gerçekten kalbime girip beni yok etmesini... Bu yüzden hiç kıpırdamamıştım yerimden.

Keskin nişancıyı fark etmediğimden değil, artık yaşamayı istemediğimden tepki göstermemiştim. Yoksa en başından beri beni takip eden o namluyu biliyordum. Önce bir merdiven kenarından doğrultulmuştu bana, sonra benim yer değiştirmemle yavaşça kolonun arkasına doğru geçip ordan devam edilmişti. Bakmasam da hissetmiştim.

Hissetmesem bile bir şeyler olacağını biliyordum. Canımı yakan Rıza’nın söyleyecekleri değildi; asıl canımı yakan, Rıza’nın ne söyleyeceğini çok iyi biliyor olmamdı. Onu o kadar iyi tanıyor olmamdı... Beni kendi oyununda öyle bir büyütmüştü, öyle bir eğitmişti ki; acımasızlığın ne demek olduğunu anlamış, duygusuzluğu tatmış, hissizliği öğrenmiştim. Hepsini o anlatmıştı bana; yeri geldiğinde göstermiş, yeri geldiğinde de... Uygulamıştı.

Böyle bir zamanda nasıl tepki vermem gerektiğini de öğretmişti. İyi hatırlıyordum; ellerim küçük bir kelepçe ile başımın üzerindeki zincire bağlıydı o gün. Cezaevinden çıkmış, uçurumun kenarından kurtulmuştum. Vural’ın beni götürdüğü evden ayrılalı bile aylar olmuştu. Vural'ın evinden çıktığım gibi bir daha dönmek istememiştim o eve, hatta her ne olursa olsun demiştim... Ta ki Rıza Armağan beni kıskıvrak yakalayana dek.

Beni bir sokak köşesinde ne yapacağımı bilemez halde bulmuş ve evine getirmişti. Yol boyunca hiç konuşmamış, eve vardığımızda ise elini saçlarıma geçirmişti. Ardından beni o odaya sürüklemişti; nefesimi kesen, canımdan can alan, baktığım her noktada geçmişin gözümün önünde canlandığı o odaya... Sonrada beni, annemi öldürdükten sonra bayılıp kaldığım o noktada zincirlemişti. Saatlerce öyle kalmıştım. Bir nevi ceza çekiyordum; Rıza’nın bildiği dilden bir ceza.

O zamanlar bu gözüme çok büyük bir şeymiş gibi görünürdü. "Acımasız!" derdim Rıza’ya, bağırıp çağırırdım. Ama gün geçtikçe de daha fazla delirir, ona istediğini verirdim. Çünkü o, benim ona karşı çıkmamdan zevk alırdı. Annemin cesedini gördüğüm o noktaya bakıp elimi göğsüme vuruşumdan, vura vura çaresiz yakarışlar etmemden beslenirdi.

O zamanlar canım babamın bu denli vicdansız olmasına yanardı. Şimdi ise bu kadar vizdansız olmama yanyordu. Ona o günlerde "Senin gibi olmayacağım" derdim. Fakat bilmiyordum ki; ondan daha acımasız biri olacaktım. Bir insanı göz bile kırpmadan öldürebilecek kadar acımasız hemde.

Düşüncelerim Cengiz’in sesi ile bölündüğünde bakışlarımı ona çevirdim.

"Ne söyleyeceğin zaten belli ama ben yine de adeti yerine getireyim. Senden duyalım. Tekrar soruyorum Rıza; imparatorluğun mu, yoksa kızın mı?"

Oteldeki tüm gözler bu sefer Rıza’ya döndüğünde, o bakışlarını çoktan benim olduğum taraftan çekmiş, Cengiz’e bakmaya başlamıştı. Zihnimde onun vereceği cevap dönüp dururken bunu dışıma yansıtmamaya çalıştım. Çünkü her şeye rağmen herkesin benim ayakta kaldığımı görmesini istiyordum. Yıkıldığımı değil.

"Ne söyleyeceğimi nereden biliyorsun Cengiz Demir? Ayrıca buna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

Rıza’nın yaşına uyumlu, pürüzlü çıkan sesi otelin lobisini doldurduğunda kolumu Vural’dan çekmiş ve bu sefer onun engel olmasına izin vermeden yavaşça ayağa kalkmıştım. Şimdi Rıza Armağan’ın sağında durmuş, birbirine silah çeken dörtlüye bakıyordum.

Bütün silahlar inmiş, sadece onların ve beni izlemeye devam eden keskin nişancının namluları havada asılı kalmıştı. Yerimde boynumu sağa eğip kütlettiğimde, bu teklifin bende bir etki yaratmadığını belli etmeye çalıştım. Fakat gerçekten de hiçbir etki göstermemişti. Her şeyi içimde özetlemiştim ve bunu kimseyi düşünmeden yapmıştım. Ölürsem bu hayattaki savaşım sona erecek ve rahata kavuşacaktım. Ölmezsem de elimi kana bulamaya devam edecektim. Bu durumda ölmek işime bile gelirdi. Bu yüzden sesimi çıkarmayacaktım. Herhangi bir plan da kurmayacaktım; birazdan duyduklarım sonum olacaktı zaten, bir plan kursam bile işe yaramayacaktı.

İçimde kalıp beni yiyip bitiren tek düşünce sevdiklerimdi. Leyla vardı; fakat ona bir çözüm bulmuştum. Kaan vardı; Kaan’ın onu sevdiğinden emin olmuştum, o Leyla’ya bir zarar gelmeyeceğine emin olurdu. Cevdet ve Hüseyin de... Hem Kaan’a hem de kendilerine çok iyi bakarlardı, aklım onlarda kalmazdı. Tek cevap bulamadığım kişi olarak o kalmıştı: Vural.

Ona ne bakacak biri bulmuştum ne de onun iyiliğini düşünecek birini... Öz babası bile onu canlı bomba yapacak kadar gözünü kör etmişken, onu nasıl bu kanlı dünyada tek başına bırakıp gidecektim?

Göktuğ’un bile gücü yetmezdi Vural’ı korumaya. Benim Rıza’ya gücüm nasıl yetmiyorsa, onların da yetmezdi. Ona bir şey olacağı düşüncesi sert bir şekilde yutkunmama sebep olurken dudaklarımı ısırdım. Yaptığım doğru muydu? O, sırf ben onu kötü bilmeyeyim diye bombayı bir kenara atıp kendini bana açıklamış ve babasını karşısına almışken; benim onu bunlarla yalnız bırakıp gitmem doğru muydu?

Nefesim hızlandığında daha fazla düşünmek istemedim. O kendini korurdu. Buna gücü vardı, korumak zorundaydı. Benim yapamadığımı yapıp o kendini korumalıydı; başka bir seçeneğim yoktu. Nefesimi daraltan da buydu işte; herkese bir koruyucu bulmuşken ona hiç kimseyi bulamamış olmam... Böyle mi bitecekti bizim sonumuz? Sürekli kendimizi feda ederek, sürekli kendimizi öne atarak...

Zihnimdekiler Cengiz’in gür kahkahasıyla bölündüğünde onlara odaklanmamak için elimden geleni yaptım fakat kelimeler yine de zihnime doldu.

"Güldürme beni Rıza! Senin nasıl biri olduğunu biliyoruz, yapma bunu. Ne seçeceğini buradaki herkes çok iyi biliyor." Gözleri bana döndü ve beni işaret etti. "Kızın bile onu seçmeyeceğini o kadar iyi biliyor ki, sen de—"

"Madem benim ne seçeceğimi bu kadar iyi biliyorsun, neden bana teklif sundun?" Rıza, Cengiz'in sözlerini keserek devam etti. "Ne seçersem seçeyim, buraya bu kadar yaklaşmışken bana bırakmayacağını ikimiz de biliyoruz. Madem öyle neden beni, kızım ve servetim arasında seçim yapmakta zorluyorsun?"

Cengiz, Rıza’nın sözlerini kesmesini umursamayarak keyifle bana baktığında, kelimelerini yüzüme doğru fısıldadı:

"Ölmeden önce gerçekleri bir kere daha göstermek istedim. Neyin ne olduğunu, babasının nasıl biri olduğunu iyice anlasın istedim."

Dudaklarım hüzünle yana kıvrıldığında tek kelime etmedim. Sadece Rıza’nın ne söyleyeceğini düşündüm. Onu izledim; hareketlerini, tavırlarını... Ve kendimi hazırladım. Her ne kadar canımı yakmamasını istesem de bunu başaramayacağımı biliyordum.

Bakışlarım Rıza’ya döndüğünde ona baktım. Arkamdan Vural’ın sayıklar gibi "Hayır" deyip durması odaklanmamı zorlaştırsa da ona kulak vermemeye çalıştım. Sonuçta kimsenin elinden bir şey gelmezdi şu anda. Tek bir yanlışta hepimizi yere serecek adamlar varken Rıza’nın dahi elinden bir şey gelmezdi.

Bunu o da iyi biliyordu. Gerçi imkanı olsa bile beni seçmeyeceğini, Cengiz’in de dediği gibi iyi biliyordum. Çünkü ne zaman karşıma geçse, "Ben seni ilk doğduğunda bile kundağa değil, kefene sarmak istedim güzel kızım," diyen bir adamın şimdi beni kurtarmak istemesi saçma olurdu.

Rıza’nın sesini duyduğumda gözlerimi kapattım. Kendimi son kez hazırlayıp beklediğimde, onun kelimeleri otelin içinde yankılanmaya başladı. Duyduklarımla afallarken gözlerimi hızla açıp Rıza’ya baktım. Belki de hayatı boyunca ilk defa bana şefkatle bakarken söyledikleri tüm oteli susturmaya ve nefesimin kesilmesine yetmişti.

Göğsüm duyduklarımın ağırlığı ile güçsüzleşirken bakışlarım donuk bir ifadeyle konuşan adamda; Rıza Armağan’da, yani babamda kaldı.

"O zaman siz beni çok yanlış tanımışsınız Cengiz. Eğer beni birazcık olsun tanısaydınız; benim asıl imparatorluğumun kızım Alev Armağan olduğunu benden iyi bilir ve bana böyle bir teklifi etmeye cüret bile etmezdiniz!"

✨

Rıza Armağan'dan:

Bazen öyle bir durumda oluyordu ki insan, ne yapacağını ne söyleyeceğini bilemiyordu. Cevabı günlerce düşünse de bulamıyordu. Ancak ben, hayatım boyunca hiç böyle bir ikilemde kalmamıştım. Soyadımın bana yüklediği ağırlık yüzünden, kendimi seçmek yerine her zaman "Armağan" olmayı seçmiştim. Bu her konuda böyleydi; kızım dediğim Alev’de bile...

Onu da böyle yetiştirmiştim: Bir Armağan olarak. Ona Armağan olmanın ne demek olduğunu anlatmıştım. Karşısına çıkacak acımasızlıklar için onu duygusuzluğa, hissizliğe alıştırmıştım. Evet, belki çok acı çekmişti ama bu, o anda da sonrasında da umurumda olmamıştı. Kendimden biliyordum; Armağan olmak kolay değildi. Büyük sorumluluklar gerektiren bir yüktü bu.

Şimdi karşımda o vardı: Cengiz Demir. Uzun yıllardır düşman bildiğim o adam ve yanından ayırmadığı yeğeni Göktuğ... Öyle bir plan yapmışlardı ki, ben bile beklemediğim bir yerden vurulmuştum. Önce tüm adamlarımın bana silah çekmesini sağlamış, sonra da Alev’in hayatını avuçlarının içine aldığını söylemişti. Gözlerinin içine baktığımda nefretten başka bir şey görmediğim o adam, beni beklemediğim bir anda yakalamıştı. Şaşırmıştım. Böyle bir oyunda rol alacağım hiç aklıma gelmezdi. Böyle bir anın geleceğini biliyordum fakat bunların böyle bir günde olmasını beklemiyordum.

Tam kusursuz planımı işlemek için harekete geçecekken onları görmüştüm. Ben Halil Korkmaz’ı bitirmeye hazırlanırken, Cengiz Demir de beni bitirmek için planlar yapıyordu. Ama başaramayacaktı. Çünkü bilmediği ya da anlamak istemediği bir gerçek vardı: Ben Rıza Armağan’dım. Ve tüm dünya bilirdi ki; bir Armağan, iki ayağı çukurda olsa bile asla pes etmezdi.

Gözlerimi kısıp Alev’e baktığımda, çıkan kurşunun ona isabet etmediğini anladım. Vural kurtarmıştı onu. Babasının vurdurmaya çalıştığı kız için kendini siper etmişti. Bunu muhtemelen vicdanını rahatlatmak için yapmıştı. Bu dünyada bildiğim bir şey varsa, o da kimsenin beni kandıramayacağıydı.

Bugüne kadar çoğu kişiyi kandırmış ama kimseye kanmamıştım. Cengiz bana "imparatorluğun mu yoksa kızın mı" diye sorarken, gözlerim etrafta geziniyordu. Adamlarımın başına silah dayanmış olması Cengiz için zafer, benim içinse yeni bir savaşın başlangıcıydı. Kimse bilmese de ben biliyordum; bugün yıkılmayacaktım.

Eğer bir gün gerçekten seçim yapmak zorunda kalırsam, bu her daim soyadım olacaktı. Ama şu an ikisini de alma şansım varken bunu göz ardı edemezdim. Alev benim için sadece bir kızdı; küçüklüğünden beri eğitmeye çalıştığım bir kız... Daha fazlası değildi. Ne o benim uğruna her şeyimden vazgeçeceğim kızımdı, ne de ben onun uğruna dünyayı yakacak babasıydım. Bu hiçbir zaman böyle olmamıştı ve olmayacaktı.

Fakat şu an bunu yapmam gerekiyordu. Gözlerim ile etraftaki adamlara bakmaya devam ettiğimde hepsinin gözümün içine bakması işime geldi. Yerimde hafifçe kıpırdayarak ellerimi az önce Alev’in olduğu kameralara çevirdiğimde; Cengiz’in ve bize ihanet eden adamların kameraya bakmadığından emin oldum.

Ardından da elimle, sadece bizim anlayabileceğimiz bir dilde, işaret dili ile aklımdan geçenleri kısaca anlattım. Adamların çoğunun bakışları kamerayı bulduğunda bunu çaktırmamaya çalışmaları ifadesiz yüzümü canlandırdı. Ardından da kendime Cengiz’in sesi ile geldiğimde, ellerimi arkamda normal bir şekilde birleştirerek dikkatimi ona verdim.

"Ne söyleyeceğin zaten belli ama ben yine de adeti yerine getireyim. Senden duyalım. Tekrar soruyorum Rıza; imparatorluğun mu, yoksa kızın mı?"

Ne söyleyeceğim zaten belli miydi? Öyle mi düşünüyorlardı gerçekten hakkımda? Herkesin gözünde bu kadar belli mi etmiştim servetimi seçeceğimi? Dudaklarım düşündüklerim ile yavaşça kıvrıldığında, başımı Cengiz’e doğru yenilmez bir ifadeyle kaldırdım ve ona bakarak ben de cümlelerimi sıraladım:

"Ne söyleyeceğimi nereden biliyorsun Cengiz Demir? Ayrıca buna nasıl bu kadar emin olabiliyorsun?"

Cengiz umursamaz ve inanmaz bakışlarla bana bakarken bir anda gülmeye başladı; ardından da benim ne yapacağımı, nasıl biri olduğumu buradaki herkesin bildiğini söylemeye başladı. Sözlerini Alev’e de yönlendirmeye başladığında onun lafını sert bir şekilde kestim ve otelin odasındaki mırıltıları da bu sayede susturdum.

"Madem benim ne seçeceğimi bu kadar iyi biliyorsun, neden bana teklif sundun?" Cengiz'in kaşları çatıldığında durmadım devam ettim. "Ne seçersem seçeyim, buraya bu kadar yaklaşmışken bana bırakmayacağını ikimiz de biliyoruz. Madem öyle neden beni, kızım ve servetim arasında seçim yapmakta zorluyorsun?"

Kelimelerim Cengiz’i artık yavaş yavaş o kararlı ifadesinden çekerken, kendine olan güveni azalmaya başlamıştı; bu da demek oluyordu ki kurduğum plan işlemek için gayet uygundu. Gözlerimi şüphe çekmeyecek bir tavırla tekrar adamlarda gezindirdiğimde, hepsinin de sırayla bana göz kapatıp açtığını gördüm. Ardından da birkaçının elini gereğinden fazla yavaş bir şekilde ceketlerinin iç taraflarına, pantolonlarının kemerlerine götürdüklerini gördüm. Yani silahlarına...

Bugün bu otelde bir kargaşa çıkacaksa, bu kargaşa kimse değil, benim tarafımdan çıkmalıydı. Cengiz’in sözleri bile buna sebep olamayacaktı. Pekala, şu anda Alev’i bana karşı doldurmayı ve onu kendi tarafına çekmeyi planlıyordu. Ama olmayacaktı. Alev güçlü bir karakterdi; böylesine bir gücü yıllar boyunca çabalayıp yetiştirdikten sonra sahayı onlara asla bırakmazdım. Bırakamaz değil, asla bırakmazdım...

Sanki konuşmaya hazırlanır gibi boğazımı temizlediğimde Cengiz’e doğru adım attım ve Göktuğ’un bana bakmadığına emin oldum. Ardından da Güliz’in de pürdikkat Hüseyin’e bakmasından sonra, sanki biri varmış gibi Cengiz’in arkasına odaklandım.

Bu hareketim Cengiz’i şüpheye düşürürken, bakışlarını ufak da olsa arkasına çevirdi ve ben de tam o sırada bunu fırsat bilerek gözlerimi karşımdaki dev aynadan Cevdet’e çevirdim. Onun da bakışları beni bulduğunda gözlerimi tam solumdaki duvarda kalan alarm düğmesine çevirdim. Cevdet de benimle beraber o düğmeye baktığında, planı az çok anladığını anladım.

Başımı en sonunda Cengiz’e doğru tekrar çevirdiğimde onun da arkaya bakmaktan vazgeçip bana baktığını gördüm. Rahat adımlar ile ona adım atarken ise hiç tereddüt etmeden bu sefer başımı arkamda kalan üçlüye çevirdim ve hepsine tek tek baktım. Ardından da bakışlarımın hedefini tekrardan Cengiz yaparak, otel odasında herkesi en başta da Alev’i darmaduman edecek o cümleleri söyledim:

"O zaman siz beni çok yanlış tanımışsınız Cengiz. Eğer beni birazcık olsun tanısaydınız; benim asıl imparatorluğumun kızım Alev Armağan olduğunu benden iyi bilir ve bana böyle bir teklifi etmeye cüret bile etmezdiniz!"

Söylediklerim tam da tahminimdeki gibi büyük bir enkaza yol açtığında, Cengiz’in istediği cevabı almamış olması onu şaşırtmış gibi görünüyordu. Cengiz şaşkın bir şekilde kalakaldığında, gür sesimi tekrardan otelde duyurarak tekrar bağırdım ve ilk hamleyi yapmak için öne atıldım:

"ŞİMDİ!"

Cengiz’e doğru bir adım atıp onun bana sıkmasını hesap ederek silahın altında kalan bir noktaya eğildim ve kendi silahımı çıkarmak için elimi belime attım. Silahım vardı, evet. En nihayetinde bir Armağan’ın her zaman hazırlıklı olması gerekirdi sonuçta. Çünkü burası Armağan Otel'di.

Benim hareketim ile oteldeki bizim tarafımızdan olan her kişinin ani bir hareketle sağa doğru kalkıp başlarında bekleyen adamlara kafa atmasıyla Cengiz Demir’in ekibi sarsıntıya uğradı. Böyle bir savunma beklemiyor olsa gerekti Cengiz. Bu yüzden de adamlarını sadece herkesi el altına almak için tembihlemişti. Çünkü Cengiz planlar kurmayı sevmezdi, o anı yaşamayı severdi. Ve bu sevgisi de bugün onun sonu olacaktı...

Bizim adamlarımızın çoğu Cengiz’in adamlarını indirmişken gözlerim Alev’i aradı. Karmaşa nedeniyle bir kolonun arkasına geçmiş, elinde silahı ile öylece karşısına bakıyordu. Ortamda ama anın içinde değil gibi gözüküyordu. Haklıydı, benden ilk defa böylesine bir şey duymuştu. Fakat çok geçmeden bunun planın bir parçası olduğunu da anlayacaktı elbet.

Sadece şimdi biraz zamana ihtiyacı vardı. Bunun içinde buradan uzaklaşması gerekiyordu. Bakışlarım onun hemen yanında duran ve elindeki silahla kendi adamlarına arka arkaya sıkan Vural’ı bulduğunda, dudaklarım bir kez daha sinsi bir sırıtış ile kaplandı.

Vural bugün babasına karşı gelip Alev’i seçmişti. Ve bu da demek oluyordu ki; bugün Cengiz Demir oğlunu kaybetmiş ve bana artı bir güç daha kazandırmıştı. Kahverenginin en koyu tonu olan gözlerim Vural’a bakmayı sürdürürken onunkilerin de bana döndüğünü gördüm.

Vural hiç durmadan mermisini etraftaki adamlara sıkarken, açılan ceketinin içindeki kabloları gördüm. Kaşlarım fark ettiğim şeyle iyice çatılırken, Vural odağını hiç bozmamıştı. Vural'ın belinde olan ve artık çok da saniyesinin kalmadığını düşündüğüm şey bir bombaydı... Canlı bir bomba. Eğer şu an burada Vural’a tek bir kurşun dahi gelecek olursa, bu sadece onu öldürmekle kalmayacak, aynı zamanda hepimizin sonu olacaktı. Eğer Vural kendini korumayı başaramaz ve herhangi bir kurşuna denk gelirse, bağlı olduğu o bomba patlayacaktı. Buna izin veremezdim...

Kaan, Hüseyin ve Cevdet bir korunma kalkanı oluşturup kolonların arkasından adamlara sıkarken bakışlarımı hızla Cengiz'e çevirdim. Ve Bir diğer elinde sıkıca tuttuğu kumandayı gördüm. Oydu. Vural'ın bağlı olduğu bombanın kumandası buydu. Hızlıca birşeyler düşünürken bakışlarımı nefesimi vererek yeniden Alev’e çevirdim ve onun da gözlerinin içine baktım.

Ve belki de uzun zaman sonra onun bana bu denli istekli baktığını gördüm. Benim bakışlarımda galip olacağımızın izleri varken, onun bakışlarında istek vardı. Duyduğu kelimeleri tekrar duymayı ister gibi bakıyordu. Fakat ona bunu vermeyecektim; zaten bu an bittiğinde de her şey eskisine dönecekti, bu yüzden daha fazla oyalanmanın manası yoktu.

Gözlerimi onlardan çekip kolonun arkasından kafamı uzattım ve mermilerimi tek tek indirmeye, ardından da her zaman yaptığım gibi saymaya başladım...
Bir leş.
İki leş.
Üç leş.

Aldığım canlar bir bir artarken sesimi Vural’a duyurmak için onlara doğru bir adım attım. Şahsen Alev’in bakışlarından anladığım kadarıyla şu an elinde silah tuttuğunun bile farkında değildi. Sarhoşlamıştı; bu da böyle bir ortam için asla uygun değildi, planım altüst olurdu.

Eğer Alev’e bugün burada bir kurşun gelirse Cevdet’in, Kaan’ın ve Hüseyin’in hiç düşünmeden silahları bırakıp onun yanına gideceklerini biliyordum. Bu da en güçlü adamlarımı kaybetmem demekti. Dördünü kaybetmektense tekini bile kaybetmemeyi seçtim. Bundan dolayı da hem Alev'i, hem de Vural'ı burdan kurtarmak için Vural’a doğru seslendim:

"Onu götür! Buradan uzaklaştır! Burası bizde, planım var, halledebiliriz!"

Emin olduğum bir şey varsa o da Vural’ın bu saatten sonra Alev’e zarar vermeyecek olmasıydı. Çünkü bakışlarından anlamıştım ki Vural her şeyi hatırlıyordu; geçmişini de, yaşadıklarını da, babasının yaptıklarını da... Zaten açılan seslerden de bunu anlamamak zor değildi. Vural hatırlıyordu. Hatırladığı için de Alev’e bir zarar vermeyeceğine emin olmuştum.

Sözlerimden sonra da başımı tekrar önüme çevirdiğimde bir daha dönüp onlara bakmadım ve odağımı Cengiz’e verdim. Çoktan olayın etkisinden çıkmış ve zaten elinde tuttuğu silahı ile resepsiyon masasının arkasından korunarak sıkıyordu.

Ağzından çıkan küfürleri duymak dikkatimi dağıtsa da bu hoşuma gittiği için seslenmedim ve bir süre sonra kaç olduğunu saymayı bıraktığım leşlerim ile silahımı Cengiz’e çevirdim. Onun olduğu tarafta duran Güliz’e de iki kere sıktığımda, gitgide sayılarının azaldığını bilmek güzel hissettirmişti. Bakışlarımı yere düşen Güliz’den çevirdim ve Kaan’ın olduğu taraftaki alarma baktım.

Silahım bu kez de alarma çevrilirken, Kaan’ın başını denkleyerek silahımdaki mermileri alarma yönelttim ve hiç düşünmeden alarmı hedef alıp sıktım. Alarmın çalmaya başlaması ile Kaan bana baktığında ne yaptığımı anlamıştı. Şu anda buraya bağlı olan üstlerimize bildirim göndermiştim; onlara kırmızı alarm vererek yardım istemiştim.

Bu sistemi bu otel kurulduğu ilk anda yapmıştım, böyle bir günün geleceğini düşünerek... Ve o gün de gelmişti. En fazla yarım saat içinde ek adamlar gelmeye başlayacaktı ve ben bir kere daha başlattığım savaşı galibiyet ile bitirecektim.

Alarm hâlâ ötmeye devam ederken aklıma gelen şey ile gözlerimi etrafta taradım. Cengiz’in bulunduğu yerden vardığı yere doğru olan tüm kısımları inceledim. Gözümle aradığım şeyi bulduğumda ise planımın bir diğer aşamasına geçtim. Olduğum yerde ayağa kalkarken silahım ile sıkmaya devam ettim, sonra da kendimi duvarın arkasına alarak güvence altına aldım.

Bunun rahatlığı ile silahı tekrar belime taktığımda gözlerim etraftaki insanlara ilişti. Hepsi yaşananlardan korkmuş ve kenara sinmişti; çoğu ağlıyor, çoğu destek bekliyordu. Belki şu ana kadar onlardan kimseye bir şey olmamıştı ama bu olmayacağı anlamına da gelmiyordu; bizimkilerin silahlarının dayanacağını pek sanmıyordum.

Bu yüzden de buraya gelmiştim; "Acil Silah Odası" adını verdiğimiz o depoya. İçeri girmem ile çalışanların bana bakıp o anın geldiğini anladıklarını hissettim ve onların bir şey demesini beklemeden; "Destek gönderin hemen! Acil HK416 tüfekleri ve glock tabancaları getirin! Silahların, tabancaların hepsinin mermilerini kontrol edin ve küçük asansörden diğerlerine iletin!" dedim ve elime sağımdaki rafta duran ağır makineli silahını alıp odadan çıktım. Bu sefer daha da hızlı ve akıcı bir şekilde lobiye tekrar döndüm.

Adamların neredeyse çoğunun öldüğünü anladığımda bizden bir kayıp var mı onu anlamaya çalıştım. Gözlerim yerde yatan birkaç kişiye dokunduğunda öfkemi ondan çıkarmak istedim; Cengiz Demir’den. Silahımı geçtiğim kolonun arkasından ona doğrulturken, onun da beni fark edip bana yöneldiğini gördüm.

"RIZA, BU YAPTIĞIN YANINA KALMAYACAK! BUNUN BEDELİNİ ÖDEYECEKSİN! YIKACAĞIM BURAYI SENİN BAŞINA!"

Damarlarımdaki öfke Cengiz’in sözleri ile kaybolduğunda, aklıma dakikalar önce Cengiz’in dedikleri doldu. Onun dediklerinin bir benzerini ben ona kurmuştum; o ise bana alaycı bir tavırla;

"Rıza, sence de bunlar bu durumdayken fazla iddialı sözler değil mi be adamım?" demiş, ardından da, "Sonuçta şöyle bir etrafına ve bulunduğun duruma baktığında; kimin, nereyi, kimin başına yıkabileceği gayet belli oluyor. Değil mi?" diye devam etmişti.

Gözlerim etrafta gezindiğinde neredeyse altmış kişi oldukları savaşta, hepi topu yirmi kişi kaldıklarını fark ettim. O yirmi kişi de bizden taraf olan kırk kişiyle başa çıkamıyordu zaten. Yüzüme sinsi tavrım tekrardan yansırken silahımı tekrar Cengiz’e doğru çevirdim ve ona bir mermi daha sıktım, sonra da onun duyacağı şekilde konuştum:

"Cengiz, sence de bunlar bu durumdayken fazla iddialı sözler değil mi be adamım?"

"Sonuçta şöyle bir etrafına ve bulunduğun duruma baktığında; kimin, nereyi, kimin başına yıkabileceği gayet belli oluyor. Değil mi?"

Söylediklerim Cengiz’i bozarken elindeki silahın mermisinin bittiğini gördüm. Silahın mermi atmadığını anladığında silahı hızlıca havaya kaldırmış ve sesli bir şekilde bağırarak yere savurmuştu. Mermisi bitmişti ve yanında ek bir silah yoktu. Bağırması da bu yüzdendi. Silahını yere doğru savurmasıda. Bu hareketi daha çok zevk almamı sağlarken kapıdaki sesleri duydum; yardım gelmişti.

Üstlerin adamları tek tek içeri büyük bir çeviklikle girerken, benim gözlerim Cengiz’in vurulmak pahasına kendini savunmaya aldığı yerde durdu tekrardan. Kumandasını düşürmüştü; Vural’ın bombasının bağlı olduğu kumandayı... Kumandanın tuşları üstte kalacak şekilde yere düşmüştü ki, herhangi bir bomba patlamamıştı.

Gelen kuvvetler kalanları hızlı bir şekilde indirirken ben Kaan’a döndüm ve omzundan onu öne iterek kumandayı almasını söyledim. Onu bir anda çatışmanın ortasına ittim. Şu anda böyle bir çatışma varken benim öne çıkmam vurulmama neden olabilirdi; bundan dolayı dikkatli olmalıydım.

Kaan öne atılmanın etkisinden çıkamasa da adımlarını kumandaya doğru attı. Gelen kuvvetler onu korumaya çalışırken kumandayı yerden aldı ve bana doğru hızla adımladı. Ardından da kumandayı bana doğru vermek için adım attığında; önce iki el ateş sesi, ardından da acı bir çığlık sesi duydum. Çığlığı atan kişinin Kaan olduğunu anladığımda ne olduğunu anlayamamıştım... Ta ki Kaan ayaklarımın dibine düşene dek.

Bir an olanları kavrayamasam da vurulduğunu anladığım ilk an, kumandaya basacak düşüncesi ile yere eğildim ve vurulduğu halde elinde sıkıca tuttuğu kumandaya uzandım. Ardından kumandayı elinden alarak geri ayağa kalktım ve onu orada öylece bırakarak adımlarımı bitmek üzere olan hengameye doğru attım.

Cevdet’in bakışları bende durduğunda, az önceki sesin nereden geldiğini anlamaya çalıştığını fark ettim ve ona yardımcı olmak için adımımı bir yana atarak Kaan’ı görmesini sağladım. Cevdet’in afallamış bir ifadeyle "Kaan..." diye fısıldadığını duymam, ardından da elindeki silahı Kaan'ı görmesi ile yere düşerken sabır diledim ve önüme döndüm. Kalan son kişiye de Cevdet’in yere düşürdüğü silahı alarak sıktığımda artık otelde Demirler’e ait sadece iki kişi kalmıştı...

Biri resepsiyonun arkasında sinirli bir şekilde öylece bekleyen Cengiz, diğeri ise karnından vurulmuş ve duvar kenarına sinip acı çektiğini belli eden Göktuğ’du.

Silahlar galibiyet ile geri çekildiğinde yüzümde her zamanki beni ben yapan o gülüş vardı. Sinsi tavrımla ortaya çıkan, karşıdakini çıldırtmaya yetecek olan o gülüşüm.

Artık Cengiz’in de oynayabileceği bir kart kalmamıştı. Tüm kartlarını farkında olmadan önüne sermiş ve tüm hamlelerini belli etmişti. Bu hareketi de onu; yaptığım bu planda ve kurduğum bu oyunda, en başta yere düşen biri yapmıştı. Çünkü bitmişti... Cengiz Demir buraya gelip kazanacağını düşündüğü savaşı kaybetmişti.

Bana karşı o kadar sabırsız ve aceleci oynamıştı ki; bu onun sonu olmuştu. Yüzümde zaferin izleri varken adımlarımı lobinin tam ortasında, resepsiyonun tam önünde durdurdum. Kulağıma yaralananların sesleri gelirken hiçbirini önemsememeyi seçtim. Yaralananların arasında bizim taraftan insanlar da olsa umursamadım; çünkü bir savaşı kazanmıştım. Cengiz Demir ile karşı karşıya olduğumuz bu savaşta, kazanan, galip gelen ben olmuştum. Şu an bundan daha önemli bir şey olamazdı.

Önümden geçen Hüseyin'de Kaan'ı görmesi ile aynı Cevdet gibi hızla onun yanına koştuğunda, gözlerimi aynadan Kaan’a çevirdim. Göğsünden vurulmuştu, hem de art arda iki kere... Gerçekten de kötü durumda görünüyordu. Fakat onun yanına gitmekle zaman kaybedemezdim şimdi. Başımı tekrardan kaldırıp düşmanlarıma baktım.

Cengiz her şeye rağmen başı dik bir şekilde bana bakarken; Göktuğ da vurulmuş olmasını önemsemez gibi ayağa kalkmış ve eliyle karnına baskı yaparak amcasının yanında yerini almıştı. Kabul etmeliydim ki düşmanlarım güçlüydü. Hem de çok güçlüydü... Ama benim içinde olduğum bir durumda, güçten önce her zaman mantık gelirdi.

Çünkü çok iyi biliyordum ki; gücün bile alamadığı bir şey vardı... O da mantık ve zekaydı.

Benim sinsiliğim ise tüm bunlardan oluşurken, başka kimsenin karşımda bir şansı yoktu. Cengiz Demir ellerini yumruk yapıp karşımda öylece beklerken, ben çoktan silahımı onun başına hedef almıştım. Geri sayım başlamıştı... Bir devrin kapanışının geri sayımı çoktan başlamıştı. Duyabiliyordum. Duyduğum gibi de bunları Cengiz’e iletiyordum:

"Tik tak, tik tak... Zaman sayacı işliyor Cengiz. Şimdiki planın ne? Dur... Yoksa artık bir planın kalmadı mı? Yoksa sen de o sevgili karın Aysun gibi uçurumun kenarına mı geldin? Ne yapmıştın; onu oradan kurtarmamıştın değil mi?" Nefesimi verip güldüm ve konuşmama devam ettim. "O kendini o uçurumdan aşağı atacağını söylediğinde, hatta bunu yaptığında bile onu kurtarma şansın varken yine de kurtarmamıştın, değil mi?"

Cengiz ne söyleyeceğimi merak eder gibi başını eğdiğinde onu bekletmek istemedim. Ve dediklerime açıklayıcı bir ifade ile devam ettim:

"Sen beni hiç tanımadın Cengiz. Zaten eğer tanısaydın, benim servetimden de kızımdan da vazgeçmeyeceğimi bilirdin. Hem bilirsin, çok meşhur bir söz vardır... Ben pek inanmam ama sen inanırsın: Kimse yaşattığını yaşamadan ölmez."

Sözlerim bir bıçak etkisi oluştururken bunu umursamadım. "Cengiz Demir; zamanında sen beni nasıl yolun sonuna getirdiysen, şimdi benim yerimde sen varsın." Ona bir adım daha attım.

"Zamanında ben nasıl çaresizce sana boyun eğdiysem, şimdi aynı durumda sen varsın ve ne tesadüftür ki sen de en az benim kadar çaresizsin."

Cengiz dudaklarımın arasından çıkanlara hayret dolu bakarken, bu halleri canımı sıkmaya başlamıştı. Öyle bir davranıyordu ki; sanki hâlâ elinde bir kozu vardı ve onu böyle bir an için saklamıştı. Ben onun bu hareketine kaşlarımı çatarken, bu sefer ona doğrulttuğum silahı bile önemsemeden bana adım atan o oldu.

"Evet Armağan, haklısın... 'Kimse yaşattığını yaşamadan ölmez.' Fakat atladığın bir kısım var. Bu savaşta karşısındakine boyun eğen tek bir kişi var, o da sensin. Ben değilim. Olmadım ve bunu da asla başaramayacaksın."

Silahın tamamıyla önüne gelip durduğunda namlu onun alnına değiyordu. Fakat bu bile onu durdurmazken, tehditkar kelimelerini sıralamaya devam etti:

"Diyorsun ya sen beni tanımamışsın diye... Yanılıyorsun. Ben seni öyle iyi tanıdım ki, nerede ne yapacağını senden iyi biliyorum ve bugün de buraya tüm bu olacakları tahmin ederek geldim. Seni ve sinsiliğini hafife almak büyük hata olurdu. Ben de bu hataya düşmedim. Bugün kaybeden ben değilim Rıza, sensin. Birazdan da ben bu kapıdan elimi kolumu sallayıp çıkacağım ve sen buna engel olmayacaksın!"

Cengiz’in söylediklerine kaşlarımı çattığımda gözlerime şüphe dolmuştu. Neyden bahsediyordu? Benim bir plan kurup işin içinden sıyrılacağımı biliyor muydu yani? Biliyorsa da bildiği halde tüm adamlarını indirmeme izin mi vermişti? Anlam veremeyen halime eş değer bir şekilde, "Neyden bahsediyorsun sen? Ne çıkıp gitmesi? Oyun bitti Cengiz, kazanan benim!" dedim.

Cengiz başını gülerek yere indirdiğinde ben de aramızdaki silahı yavaşça yere eğdim ve ona baktım. Herhangi bir hareketinde sıkmaya hazırlandığım silah, Cengiz’in söyledikleri ile elimden sesli bir şekilde yere düştüğünde; bana dönen gözlerinde ve sarf ettiği sözlerinde donakaldım.

Cengiz Demir belki de ilk defa haklıydı. Çünkü onun gözlerimin içine bakarak söylediği şeyler, belki de ilk defa bu hayatta benim elimi kolumu bağlayacak türden şeylerdi. Çünkü Cengiz Demir’in söylediği şeyler, tüm planlarımı altüst etmeye yetmişti...

"Hayır Armağan, oyun bitmedi. Çünkü biliyorum... Hem de her şeyi biliyorum. Yaman Karaca’nın kim olduğunu, nasıl bir hayat yaşadığını ve kim tarafından, niye öldürüldüğünü her ayrıntısına kadar biliyorum. Oyun senin için bitti Rıza, benim için daha yeni başlıyor. Silahlarını hazırla çünkü onlara bu oyunda çok ihtiyacın olacak!"

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

41okunma 18beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 152

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18