Bölümler 18Şu an: Bölüm 9
- 1 Bölüm 1630 kelime
- 2 Bölüm 22.518 kelime
- 3 Bölüm 32.322 kelime
- 4 Bölüm 4543 kelime
- 5 Bölüm 51.446 kelime
- 6 Bölüm 62.757 kelime
- 7 Bölüm 72.017 kelime
- 8 Bölüm 81.854 kelime
- 9 Bölüm 91.489 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 Bölüm 101.504 kelime
- 11 Bölüm 111.465 kelime
- 12 Bölüm 121.157 kelime
- 13 Bölüm 132.573 kelime
- 14 Bölüm 142.274 kelime
- 15 Bölüm 151.977 kelime
- 16 Bölüm 161.806 kelime
- 17 Bölüm 173.860 kelime
- 18 Bölüm 181.990 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Başmüfettiş Selim Aras'ın son cümlesi toplantı salonunda derin bir sessizlik bıraktı.
"Eksik olan dosya değil... o dosyadan çıkarılan sayfalardır."
Kimse konuşmadı.
Masanın etrafındaki herkes birbirine bakıyordu.
Ben ise tek bir kişiyi izliyordum.
Ali Erdem.
Yüzünde herhangi bir değişiklik yoktu.
Ne şaşırmış görünüyordu ne de rahatlamış.
Sadece dinliyordu.
Bu kadar kontrollü olması, onu okumayı zorlaştırıyordu.
Selim Aras önündeki dosyayı açtı.
"Yıllar önce hazırlanan soruşturma dosyasının dijital ve fiziki kayıtlarını karşılaştırdık."
Masadaki büyük ekrana bir belge yansıtıldı.
Dosyanın sayfa numaraları tek tek görünüyordu.
"Toplam dosya numarası doğru."
"Ancak içerik sıralaması hatalı."
Elif not almaya başladı.
Ben dikkatle ekrana bakıyordum.
Selim Aras lazer işaretçisini kullanarak üç sayfayı gösterdi.
"147..."
"148..."
"149..."
"Bu sayfalar resmî kayıtlarda bulunmuyor."
Salonda hafif bir uğultu oluştu.
Müfettiş devam etti.
"Fakat numaralandırma sistemi, bu sayfaların bir zamanlar dosyada bulunduğunu açıkça gösteriyor."
Kalbim hızlandı.
Demek ki babamın hazırladığı dosya gerçekten değiştirilmişti.
Üstelik bunu artık yalnızca biz değil, resmî inceleme de doğruluyordu.
---
Toplantı bittikten sonra herkes odadan ayrıldı.
Ben tam çıkacakken Selim Aras beni durdurdu.
"Kerem Bey."
"Evet?"
"Birkaç dakika konuşabilir miyiz?"
Elif bana baktı.
Başımı hafifçe salladım.
"Odalarda bekle."
Kapı kapandıktan sonra müfettiş masasından kalktı.
Pencerenin önüne gidip dışarı baktı.
"Babanızı tanıyordum."
Bu cümleyi son günlerde birçok kişiden duymuştum.
Ama Selim Aras'ın ses tonu farklıydı.
"Nasıl tanıyordunuz?"
"Birlikte çalışmadık."
"Ama aynı soruşturma kapsamında birkaç kez görüştük."
Masasına geri döndü.
Çekmecesinden eski bir fotoğraf çıkardı.
Fotoğrafı bana uzattı.
Babam vardı.
Yanında Nihat Acar...
Ve genç bir Selim Aras.
Fotoğrafın arkasında tek cümle yazıyordu.
"Adalet gecikebilir, vazgeçmeyin."
Babamın el yazısıydı.
Müfettiş hafifçe gülümsedi.
"Bunu bana yıllar önce vermişti."
Fotoğrafı dikkatlice cebime koydum.
"Teşekkür ederim."
Selim Aras'ın yüzü yeniden ciddileşti.
"Kerem."
"Size resmî olarak söyleyemeyeceğim bazı şeyler var."
Sessizce onu dinledim.
"Dosyadan çıkarılan üç sayfa bulunursa..."
"...bu soruşturmanın yönü tamamen değişebilir."
"Peki o sayfalar nerede?"
Başını iki yana salladı.
"Bilmiyorum."
"Ama babanızın onları tamamen kaybettiğine inanmıyorum."
---
Akşam saatlerinde ben ve Elif güvenli ofisteydik.
Masanın üzerinde bütün belgeler dağınık hâlde duruyordu.
Üç eksik sayfa...
Şimdi bütün dikkatimiz onlardaydı.
Elif eski ajandayı yeniden karıştırıyordu.
Ben ise babamın notlarını tek tek okuyordum.
Saatler geçti.
Hiçbir şey bulamadık.
Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki Elif'in sesi duyuldu.
"Kerem."
Başımı kaldırdım.
Elinde babamın kullandığı eski tükenmez kalem vardı.
"Bu kalem biraz ağır değil mi?"
Kalemi elime aldım.
Gerçekten normalden ağırdı.
Ucunu çevirmeyi denedim.
Açılmadı.
Biraz daha dikkatli baktığımda gövdesinin ortasında ince bir birleşim çizgisi fark ettim.
Yavaşça çevirdim.
Bu kez açıldı.
İçinden küçük, incecik bir kâğıt rulosu çıktı.
İkimiz de nefesimizi tuttuk.
Kâğıdı dikkatlice açtım.
Üzerinde yalnızca üç satır yazıyordu.
"147 – Kasa"
"148 – Emanet"
"149 – Tanık"
Altında ise tek bir adres vardı.
Ankara Garı'nın yakınındaki eski bir emanet deposunun adresi.
Elif bana baktı.
"Bu..."
"Evet."
Babam, eksik sayfaların yerini doğrudan yazmamıştı.
Sadece onları bulabileceğimiz yolu bırakmıştı.
Saat gece yarısını geçmişti.
Yorgunduk.
Ama ikimizin de aklında aynı düşünce vardı.
Sabahı beklemek istemiyorduk.
Çünkü yıllardır aradığımız üç eksik sayfa...
Belki de sadece birkaç kilometre uzağımızdaydı.
Gece saat 00.35.
Ankara sokakları gündüze göre çok daha sakindi.
Arabanın camından dışarı bakarken elim cebimdeki küçük kâğıt parçasındaydı.
Babamın yazdığı üç kelime...
Kasa.
Emanet.
Tanık.
Bu üç kelimenin bizi nereye götüreceğini bilmiyordum.
Ama bugüne kadar bıraktığı her ipucu doğru çıkmıştı.
Bu kez de yanılmayacağını hissediyordum.
Elif direksiyondaki bana baktı.
"Son kez soruyorum."
"Evet?"
"Bunu gece yapmak zorunda mıyız?"
Kısa bir sessizlik oldu.
"Eğer birileri gerçekten bizi izliyorsa sabahı beklemek, onlara zaman kazandırır."
Elif başını salladı.
"Haklısın."
---
Yarım saat sonra Ankara Garı'nın yakınındaki eski emanet deposunun bulunduğu sokağa ulaştık.
Burası yıllar önce kullanılan, şimdi ise neredeyse unutulmuş bir binaydı.
Sokağın lambalarının yarısı yanmıyordu.
Demir kapının üzerindeki tabela paslanmıştı.
Kapıyı ittim.
Kilitli değildi.
İçeri girdik.
Toz kokusu hemen hissediliyordu.
Koridorun iki yanında numaralandırılmış eski emanet dolapları vardı.
Bazılarının kapıları açıktı.
Bazıları ise yıllardır dokunulmamış gibiydi.
Elif fenerini yaktı.
Sessizce ilerlemeye başladık.
Koridorun sonunda yaşlı bir adam oturuyordu.
Bizi görünce ayağa kalktı.
"Buyurun."
Sesinde şaşkınlık vardı.
"Kapalıyız."
Kimliğimi gösterdim.
"Eski emanet kayıtları hakkında birkaç soru soracağız."
Adam dikkatlice kimliğime baktı.
Sonra bizi küçük ofisine davet etti.
---
Masasının üzerindeki eski defterleri tek tek açmaya başladı.
"Kaç yıllık kayıt arıyorsunuz?"
"Yaklaşık on sekiz yıl."
Adam hafifçe güldü.
"O kadar eski kayıtları isteyen ilk kişisiniz."
Raflardan büyük, tozlu bir defter indirdi.
Sayfaları dikkatlice çevirmeye başladı.
Yaklaşık on dakika sonra durdu.
"Burada."
Ben ve Elif aynı anda öne eğildik.
Defterde babamın adı yazıyordu.
Hasan Demir
Teslim tarihi...
14 Kasım 2008.
Teslim alınacak tarih kısmı ise boş bırakılmıştı.
Yani emanet hiçbir zaman geri alınmamıştı.
Kalbim hızlandı.
"Emanet numarası?"
Adam parmağını satırın üzerine koydu.
147
Elif bana baktı.
Babamın notundaki ilk sayı buydu.
---
Görevli eski anahtar dolabına gitti.
Bir süre aradıktan sonra küçük pirinç renkli bir anahtar buldu.
"Yıllardır burada duruyor."
Koridora çıktık.
147 numaralı dolabın önünde durduk.
Anahtarı yavaşça kilide yerleştirdim.
Kilit tek seferde açıldı.
Kapıyı ağır ağır araladım.
İçeride küçük metal bir kutu vardı.
Kutuyu çıkarıp masaya koyduk.
Üzerinde yine babamın el yazısıyla tek cümle yazıyordu.
"Doğru yere geldin."
Boğazım düğümlendi.
Kutunun kapağını kaldırdım.
İçinde eski bir dosya...
Bir kaset...
Ve mühürlü kahverengi bir zarf vardı.
Elif önce dosyayı aldı.
Ben zarfı elime aldım.
Mührü hâlâ bozulmamıştı.
Üzerinde şu yazıyordu:
"Sadece gerekli olduğunda aç."
Tam zarfı açacakken yaşlı görevli konuştu.
"Bir dakika."
İkimiz de ona döndük.
"Bu emanet bırakılırken bana bir şey söylemişti."
"Neydi?"
Görevli birkaç saniye düşündü.
"Aradan yıllar geçti ama o cümleyi hiç unutmadım."
Derin bir nefes aldı.
"'Bir gün oğlum gelirse ona şunu söyle.'"
Kalbim hızla atmaya başladı.
"'Gerçeği bulduğunda intikam alma.'"
Odadaki sessizlik daha da ağırlaştı.
Görevli devam etti.
"'Çünkü adalet ile intikam aynı şey değildir.'"
Gözlerimi kapattım.
Babam...
Öldükten yıllar sonra bile bana yol göstermeye devam ediyordu.
Elif sessizce omzuma dokundu.
"Bu sözleri unutma."
Başımı salladım.
"Unutmayacağım."
Tam o anda deponun girişinden sert bir kapı sesi duyuldu.
Hepimiz aynı anda başımızı çevirdik.
İki siyah araç binanın önünde durmuştu.
Araçlardan dört kişi indi.
Sivil giyimliydiler.
İçlerinden biri yüksek sesle bağırdı.
"Kimse bulunduğu yerden ayrılmasın!"
Elif refleksle kutuyu aldı.
Ben dosyayı çantama koydum.
Gelenlerin kim olduğunu henüz bilmiyorduk.
Ama artık emindik.
147 numaralı emanet dolabı...
Yalnızca bizim değil, başkalarının da yıllardır aradığı bir sır saklıyordu.
Depodaki sessizlik, kapının sertçe açılmasıyla bozuldu.
Dört kişi ağır adımlarla içeri girdi.
Üzerlerinde koyu renk ceketler vardı.
Hiçbiri konuşmuyordu.
İçlerinden en öndeki cebinden kimliğini çıkardı.
"Devlet Denetleme Kurulu."
Kimliğini uzattı.
Dikkatlice inceledim.
Gerçek görünüyordu.
Yine de son günlerde yaşadıklarımızdan sonra hiçbir şeye hemen güvenemezdim.
Adam sakin bir sesle konuştu.
"İhbar üzerine geldik."
"Nasıl bir ihbar?"
"Bu depoda, yıllar önce yürütülen bir soruşturmaya ait resmî evrakların bulunduğu yönünde."
Elif bana kısa bir bakış attı.
Demek ki biri, bizim buraya geleceğimizi biliyordu.
---
Görevli yaşlı adam şaşkınlıkla olanları izliyordu.
"Emanet kutusunu açtık."
"İçindekilere henüz dokunmadık."
Bu doğru değildi.
Kutuyu açmış, içindekileri görmüştük.
Ama hiçbir belgeyi değiştirmemiştik.
En öndeki görevli masaya yaklaştı.
"Mühürlü zarfı bana verir misiniz?"
Tam uzatacakken durdum.
"Teslim almadan önce tutanak düzenleyelim."
Adam yüzüme baktı.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Doğru olanı yapıyorsunuz."
Bu cevap içimi biraz rahatlattı.
Hemen depo görevlisinin de bulunduğu bir tutanak hazırladık.
Kutudan çıkan her eşya tek tek yazıldı.
- Bir kahverengi dosya.
- Bir ses kaseti.
- Mühürlü bir zarf.
Hepsi imza altına alındı.
Babam olsa muhtemelen aynı şekilde davranırdı.
---
Dosyayı açmamıza denetim ekibinin başındaki kişi izin verdi.
"Eğer bunlar soruşturmaya aitse burada birlikte inceleyeceğiz."
Kahverengi dosyanın ilk sayfasını açtım.
Üst kısmında büyük harflerle şu yazıyordu:
EK BELGELER
Altında ise kırmızı kalemle...
147. SAYFA İLE BİRLİKTE DEĞERLENDİRİLECEK.
Sayfaları çevirdim.
İçlerinde banka hareketleri, resmî yazışmalar ve ifade tutanakları vardı.
Belgeler tek başına suçu kanıtlamıyordu.
Ancak birbirleriyle bağlantı kurulduğunda önemli bir tablo oluşturuyorlardı.
Elif belgeleri dikkatle incelerken bir evraka takıldı.
"Kerem."
Belgeyi bana uzattı.
Üzerinde birkaç kişinin toplantı tarihleri vardı.
İsimlerden biri dikkatimi çekti.
Murat Aksoy.
Ama hemen altında başka bir isim daha vardı.
Daha önce hiç görmediğimiz bir isim.
Orhan Tuncel.
Denetim ekibinin başındaki görevli belgeye baktı.
"Bu ismi araştıracağız."
Başımı salladım.
Belki de soruşturmanın eksik halkası buydu.
---
Sırada kaset vardı.
Depodaki eski teybi çalıştırmayı denedik.
Kaset dönmeye başladı.
Hafif bir cızırtının ardından konuşmalar duyuldu.
İlk ses babamındı.
Bunu artık hiç tereddüt etmeden anlayabiliyordum.
"Toplantı resmî kayda alınmıştır."
Ardından başka bir erkek sesi geldi.
"Belgeleri saklamak çözüm değil."
Babam cevap verdi.
"Saklamıyorum. Koruma altına alıyorum."
Konuşma devam etti.
"Eğer bu dosya kaybolursa..."
Babamın sesi kararlıydı.
"Yedekleri farklı yerlerde tutulacak."
Ben ve Elif aynı anda birbirimize baktık.
Yedekler...
Demek ki elimizdeki belgeler tek kopya değildi.
Babam olası bir müdahaleyi yıllar öncesinden düşünmüştü.
Kasetin sonlarına doğru başka bir ayrıntı ortaya çıktı.
Babam bir isim söyledi.
Ses cızırtılıydı.
İlk kısmı anlaşılmıyordu.
Ama soyadı net duyuldu.
"...Tuncel."
Kaset tam o anda sona erdi.
Odadaki herkes sessizdi.
Denetim ekibinin başkanı not defterini kapattı.
"Artık Orhan Tuncel ismi tesadüf olmaktan çıktı."
Haklıydı.
İlk kez aynı isim iki farklı delilde karşımıza çıkıyordu.
Bu, soruşturmanın yeni yönü olacaktı.
Tam kutuyu tekrar kapatacakken gözüm en alt köşeye ilişti.
İnce, katlanmış bir kâğıt parçası vardı.
Kimse fark etmemişti.
Dikkatlice çıkardım.
Üzerinde yalnızca bir koordinat ve tek cümle yazıyordu.
"148 burada değil."
Altında ise babamın el yazısıyla şu not vardı:
"Gerçek tanık, dosyadan daha değerlidir."
O an anladım.
147 numarası bizi belgelere ulaştırmıştı.
Ama 148 numarası...
Bir yere değil, bir insana götürecekti.
Bölüm etkileşimi
