Bölümler 18Şu an: Bölüm 7
- 1 Bölüm 1630 kelime
- 2 Bölüm 22.518 kelime
- 3 Bölüm 32.322 kelime
- 4 Bölüm 4543 kelime
- 5 Bölüm 51.446 kelime
- 6 Bölüm 62.757 kelime
- 7 Bölüm 72.017 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Bölüm 81.854 kelime
- 9 Bölüm 91.489 kelime
- 10 Bölüm 101.504 kelime
- 11 Bölüm 111.465 kelime
- 12 Bölüm 121.157 kelime
- 13 Bölüm 132.573 kelime
- 14 Bölüm 142.274 kelime
- 15 Bölüm 151.977 kelime
- 16 Bölüm 161.806 kelime
- 17 Bölüm 173.860 kelime
- 18 Bölüm 181.990 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Hayatım boyunca birçok zorlu göreve çıktım.
Sınır hattında operasyonlar gördüm.
Aylar süren takipler yaptım.
Silah sesleri duydum.
Ama ilk defa, aynı odada oturacağım bir insandan bu kadar şüphe duyuyordum.
Masamın üzerindeki ekip listesini tekrar elime aldım.
İsimlere tek tek baktım.
Son sırada yine aynı isim vardı.
Ali Erdem.
Dosyayı kapatıp Elif'e baktım.
O da benim gibi düşünüyordu.
"Bu tesadüf olamaz."
"Hayır."
"Artık bizi daha yakından izleyebilecek."
Başımı salladım.
Belki de amaç tam olarak buydu.
---
Ertesi sabah saat dokuzda yeni ekibin ilk toplantısı yapıldı.
Toplantı odasına girdiğimizde herkes yerini almıştı.
Ali Erdem, pencerenin kenarındaki sandalyede oturuyordu.
Yüzünde sakin bir ifade vardı.
Sanki birbirimizi daha önce hiç görmemişiz gibi davranıyordu.
Ben de öyle yaptım.
Şüphelerimi belli etmek, yapabileceğim en büyük hata olurdu.
Birim amiri dosyayı açtı.
"Arkadaşlar, bugünden itibaren eski dosyaların yeniden incelenmesi için özel bir ekip oluşturuldu."
Masanın etrafındaki herkes dikkatle dinliyordu.
"Bu ekipte görev alan herkes, dosya kapsamındaki bilgileri kurum dışına çıkaramaz."
Kısa bir sessizlik oldu.
Ardından amir sözlerine devam etti.
"İlk işiniz, on sekiz yıl önce kapatılan soruşturmaya ait eksik belgeleri bulmak."
İçimden, Zaten onu yapıyoruz, diye geçirdim.
Ama bunu belli etmedim.
---
Toplantı bittikten sonra herkes odadan çıktı.
Ben de dosyalarımı toplarken Ali Erdem yanıma geldi.
"Kerem."
İlk kez ismimi söylüyordu.
Sakin görünmeye çalıştım.
"Buyurun."
Elini uzattı.
"Sanırım artık aynı ekipteyiz."
Elini sıktım.
"Öyle görünüyor."
Gözlerimin içine baktı.
İfadesini okumaya çalışıyordum.
Ne telaş vardı ne de tedirginlik.
Oldukça kontrollüydü.
"Babanızı tanırdım."
Bu cümleyi duyunca elim istemsizce gerildi.
Ama yüz ifademi değiştirmedim.
"Nereden?"
"Kurumdan."
"Kısa bir süre birlikte çalışmıştık."
"İyi bir insandı."
Söyledikleri kulağa doğal geliyordu.
Ama içimde bir şeyler ters gidiyordu.
Babamdan bahsederken gözlerini bir an bile kaçırmamıştı.
Bu kadar hazırlıklı olması dikkatimi çekmişti.
"Teşekkür ederim."
Sadece bunu söyledim.
Daha fazlasını konuşmadık.
Ali Erdem odadan çıkıp koridorda gözden kayboldu.
---
Öğle arasında Elif'le kurumun bahçesine çıktık.
Ağaçların altındaki banklardan birine oturduk.
Çevremizde başka personeller de vardı.
Bu yüzden dikkatli konuşuyorduk.
"Ne düşünüyorsun?" diye sordu Elif.
"Ali Erdem çok kontrollü biri."
"Evet."
"Sanki hangi soruyu soracağımı önceden biliyor."
Elif çantasından küçük bir not defteri çıkardı.
"Toplantıda herkes konuşurken ben onu izledim."
"Bir ayrıntı fark ettim."
"Neydi?"
"On sekiz yıl önceki dosya açılınca yüzündeki ifade değişti."
"Çok kısa sürdü."
"Ama değişti."
Bu ayrıntı önemliydi.
Çünkü tecrübeli insanlar bazen tek bir bakışla bile kendilerini ele verebilirdi.
---
Akşam üzeri yeni ekip ilk görevine başladı.
Eski arşiv binasında eksik belgeleri araştıracaktık.
Dört kişilik ekip iki gruba ayrıldı.
Ben ve Ali Erdem aynı gruptaydık.
Elif ise diğer iki personelle farklı bir katta çalışacaktı.
Bu durum hiç hoşuma gitmedi.
Ama itiraz edecek bir nedenim yoktu.
Arşiv binasının bodrum katına indik.
Eski rafların arasında sessizce yürüyorduk.
Ali Erdem bir dosyayı eline aldı.
"Görüyor musun Kerem?"
"Neyi?"
"Bazı dosyalar yıllar içinde kendiliğinden kaybolmaz."
Sözünü bitirip bana baktı.
"Birileri onları kaybettirir."
Bu cümle beklemediğim kadar açıktı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
Hafifçe gülümsedi.
"Tecrübeyle öğreniyorsun."
Tam o sırada cebimdeki telsizden Elif'in sesi duyuldu.
"Kerem, beni duyuyor musun?"
"Duyuyorum."
"Üçüncü katta ilginç bir şey bulduk."
"Eski bir kilitli dolap."
"Üzerinde senin babanın ismi yazıyor."
Kalbim hızlandı.
Ali Erdem de bu konuşmayı duymuştu.
Yüzüne baktım.
İlk kez...
İlk kez o sakin ifadede küçük bir şaşkınlık gördüm.
Ve o an şunu anladım.
Bu dolabın varlığını o da beklemiyordu.
Elif'in sesi telsizden kesildi.
Arşiv binasının bodrum katında kısa bir sessizlik oluştu.
Ali Erdem bana baktı.
"Üçüncü kata çıkalım."
Ses tonu sakindi.
Ama yüzündeki kısa süreli şaşkınlığı görmüştüm.
Bunu gizlemeye çalışıyordu.
"Tamam."
Merdivenlere yöneldik.
Her basamakta aklımdan aynı soru geçiyordu.
Babamın adına kayıtlı bir dolap...
Yıllardır neden kimse fark etmemişti?
---
Üçüncü kata çıktığımızda Elif bizi kapıda karşıladı.
Eski arşiv odasının köşesinde, gri renkli metal bir dolap duruyordu.
Kapısının üzerinde solmuş bir etiket vardı.
Hasan Demir
Babamın adı.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Çocukluğum gözümün önünden geçti.
Babamın işe giderken bana gülümsemesi...
Hafta sonları birlikte yaptığımız yürüyüşler...
Bana söylediği son sözler...
Hepsi bir anda zihnimde canlandı.
Elif sessizce yanıma geldi.
"İyi misin?"
Derin bir nefes aldım.
"İyiyim."
Ama sesim titriyordu.
---
Dolabın kapısı kilitliydi.
Görevli, eski kayıtları kontrol etti.
"İlginç..."
"Nedir?"
"Bu dolap yıllardır hiç açılmamış görünüyor."
"Nasıl yani?"
"Kayıtlarda herhangi bir teslim ya da devir işlemi yok."
Bu oldukça garipti.
Bir personel emekli olduğunda ya da görevden ayrıldığında dolabının mutlaka boşaltılması gerekirdi.
Ama bu dolap olduğu gibi bırakılmıştı.
Sanki biri özellikle dokunulmasını istememişti.
Görevli yedek anahtarı getirdi.
Hepimiz birkaç adım geri çekildik.
Anahtar yavaşça çevrildi.
Kilit hafif bir ses çıkararak açıldı.
Kapak ağır ağır aralandı.
Dolabın içinde yalnızca birkaç eşya vardı.
Eski bir ajanda...
Bir tükenmez kalem...
Katlanmış bir ceket...
Ve kahverengi deri bir evrak çantası.
Çantayı görünce kalbim hızlandı.
Onu tanıyordum.
Babam yıllarca aynı çantayı kullanmıştı.
---
Çantayı dikkatlice masaya koyduk.
Kilidi açıktı.
Yavaşça kapağını kaldırdım.
İçinde düzenli şekilde yerleştirilmiş dosyalar vardı.
En üstte ise beyaz bir zarf duruyordu.
Üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu.
"Bulmayı başardın."
Boğazım düğümlendi.
El yazısı babama aitti.
Zarfı açtım.
İçinden tek sayfalık bir not çıktı.
*"Kerem,
Eğer bu satırları okuyorsan doğru yolu seçmişsin demektir.
Bu çantanın içindeki belgeler hiçbir zaman resmî dosyalara girmedi.
Çünkü bazı delillerin kaybolacağını biliyordum.
Gerçek, yalnızca evraklarda değil, insanların vicdanında da saklıdır.
Ama unutma...
Suçlu olduğundan emin olmadığın hiç kimseyi peşinen yargılama.
Sabırlı ol.
Gerçek, zamanı gelince ortaya çıkar."*
Mektubu bitirdiğimde odadaki sessizlik daha da derinleşti.
Elif gözlerini benden ayırmıyordu.
Ali Erdem ise birkaç adım geride durmuştu.
İfadesiz görünmeye çalışıyordu.
Ama çantaya dikkatle baktığını fark ettim.
---
Dosyaları tek tek incelemeye başladık.
Çoğu eski ifade tutanaklarıydı.
Bazıları ise resmî yazışmalar.
En altta, mavi renkli ince bir klasör vardı.
Kapağında şu yazıyordu:
"Kişisel Notlar"
Klasörü açtığımda ilk sayfada birçok isim vardı.
İsimlerin karşısında kısa notlar bulunuyordu.
"Güvenilir."
"Tekrar görüş."
"Bilgisi doğrulanmalı."
Son sayfaya geldiğimde nefesim kesildi.
Orada tek bir cümle yazıyordu.
"İnsanları unvanlarına göre değil, davranışlarına göre değerlendir."
Sayfanın altında ise tek bir isim vardı.
Ali Erdem
İsmin karşısındaki not silinmeye çalışılmıştı.
Mürekkep dağılmış, kelimeler okunmaz hâle gelmişti.
Ancak dikkatlice bakınca son kelime seçilebiliyordu.
"...izlenmeli."
Klasörü yavaşça kapattım.
Başımı kaldırıp Ali Erdem'e baktım.
O da bana bakıyordu.
Yüzünde ilk kez hafif bir gerginlik vardı.
Hiçbirimiz konuşmadık.
Ama artık aynı şeyi biliyorduk.
Babam, yıllar önce Ali Erdem hakkında bir not düşmüştü.
Ve o not, soruşturmanın yönünü tamamen değiştirebilecek kadar önemliydi.
Dosyayı sessizce kapattım.
Ali Erdem'e baktım.
O ise gözlerini benden ayırmıyordu.
Aramızdaki sessizlik birkaç saniye sürdü.
Sonra dosyayı hiçbir şey olmamış gibi çantanın içine yerleştirdim.
Şimdilik hiçbir şey söylemeyecektim.
Çünkü babamın notundaki son cümle aklımdan çıkmıyordu.
"İnsanları unvanlarına göre değil, davranışlarına göre değerlendir."
Henüz elimizde kesin bir kanıt yoktu.
Sadece bir not vardı.
Bir insanın hayatını tek bir notla değiştiremezdim.
---
Arşiv binasından ayrılırken Ali Erdem yanıma yaklaştı.
"Bugün bulduklarınız önemliydi."
"Evet."
"Babanız düzenli çalışan bir insanmış."
"Kendisiyle ilgili çok şey duydum."
Yüzüne dikkatlice baktım.
Sesinde en ufak bir telaş yoktu.
Sanki dosyada adının geçtiğini bilmiyormuş gibi davranıyordu.
Ya gerçekten bilmiyordu...
Ya da bunu çok iyi saklıyordu.
---
Akşam saatlerinde Elif'le güvenli ofise geçtik.
Kapıyı kilitledikten sonra çantadan çıkan bütün belgeleri masaya dizdik.
Elif dosyaları kronolojik sıraya koymaya başladı.
Ben ise babamın ajandasını açtım.
Ajandanın büyük bölümü günlük notlardan oluşuyordu.
Toplantılar...
Görüşmeler...
Telefon numaraları...
Sayfaları tek tek çevirdim.
Tam kapatacakken arka kapağın içine sıkıştırılmış küçük bir fiş dikkatimi çekti.
Eski bir otopark fişiydi.
Tarih...
Babamın hayatını kaybettiği gün.
Fişin arkasına kurşun kalemle tek bir cümle yazılmıştı.
"Saat 20.30. Geç kalma."
Elif fişi eline aldı.
"Bu yazı babanın mı?"
"Evet."
"Peki nereye geç kalmayacaktı?"
Bilmiyordum.
Ama o saat resmî kayıtlardaki zaman çizelgesiyle uyuşmuyordu.
Bu da demek oluyordu ki babamın son günü hakkında hâlâ bilmediğimiz önemli ayrıntılar vardı.
---
Ertesi sabah ilk iş olarak otoparkın hâlâ faaliyette olup olmadığını araştırdık.
Şanslıydık.
İşletme kapanmamıştı.
Sadece el değiştirmişti.
Öğleden sonra adrese gittik.
Burası Ankara'nın eski mahallelerinden birindeydi.
Üç katlı, küçük bir kapalı otopark...
İçeride ellili yaşlarında bir görevli vardı.
Kendimizi tanıtıp eski kayıtlar hakkında bilgi almak istediğimizi söyledik.
Adam biraz düşündü.
"Eski defterler duruyor olabilir."
Arka taraftaki depoya gitti.
Yaklaşık on dakika sonra tozlu bir kutuyla geri döndü.
"Aradığınız tarih buysa şansınız var."
Kutuyu masaya koydu.
İçinden eski kayıt defterleri çıktı.
Sayfaları dikkatlice çevirmeye başladım.
Sonunda aradığım tarihe ulaştım.
Babamın aracının plakası kayıtlıydı.
Giriş saati yazıyordu.
Ama çıkış bölümünde ilginç bir ayrıntı vardı.
Aracı teslim alan kişinin imzası babama ait değildi.
Elif de bunu fark etti.
"Bu imza farklı."
Başımı salladım.
"Evet."
Görevliye döndüm.
"Bu imzanın kime ait olduğunu biliyor musunuz?"
Adam gözlüğünü takıp deftere baktı.
"Hatırlamam zor."
"Çok eski."
Tam umudumu kaybetmeye başlamıştım ki adam durdu.
"Bir dakika..."
Depoya tekrar gitti.
Bu kez elinde eski bir klasörle döndü.
"O yıllarda araç teslim fişlerini de saklıyorduk."
Fişi masaya koydu.
İmzanın altında bir isim vardı.
Murat Aksoy.
İçimden bir şeylerin koptuğunu hissettim.
Murat Aksoy...
Toplantılarda sürekli karşımıza çıkan üst düzey yönetici.
Babamın ölüm günü onun aracını teslim almıştı.
Elif sessizce bana baktı.
İkimiz de bunun ne kadar önemli olduğunu anlamıştık.
Ancak bu tek başına suç kanıtı değildi.
Belki de tamamen masum bir açıklaması vardı.
Ama artık Murat Aksoy'a sormamız gereken ciddi bir soru vardı.
Babamın aracını neden o teslim almıştı?
Otoparktan çıkarken cebimdeki telefon çaldı.
Arayan Cihan'dı.
Telefonu açtım.
"Kerem, konuşacak vaktim yok."
"Neler oluyor?"
"Bugün kimseye güvenme."
"Neden?"
Karşı tarafta kısa bir sessizlik oldu.
Sonra Cihan alçak bir sesle konuştu.
"Çünkü soruşturmanız resmen başlamadan önce..."
"...sizin hakkınızda da soruşturma açıldı."
Hat kesildi.
Olduğum yerde kaldım.
Elif yüzüme baktı.
"Neler söyledi?"
Telefonu yavaşça cebime koydum.
"Artık sadece gerçeği arayan kişiler değiliz."
"Biz de şüpheli durumundayız."
İnsan bazen duyduğu tek bir cümleyle bütün dengesini kaybedebiliyormuş.
"Hakkınızda soruşturma açıldı."
Cihan'ın sesi hâlâ kulaklarımda yankılanıyordu.
Arabanın direksiyonuna yaslandım.
Elif dikkatle bana bakıyordu.
"Kerem..."
Derin bir nefes aldım.
"Bizi oyunun dışına itmeye çalışıyorlar."
"Ya da araştırmamızı durdurmaya."
Elif başını salladı.
"İkisi de mümkün."
Motoru çalıştırdım.
Merkeze dönmeden önce uzun bir süre Ankara sokaklarında dolaştık.
Düşünmem gerekiyordu.
Panik yaparsak hata yapardık.
Babamın yıllar önce yazdığı satırlar aklıma geldi.
"Sabırlı ol."
Kendime aynı şeyi tekrar ettim.
Sabırlı ol.
---
Merkeze vardığımızda hava kararmaya başlamıştı.
Koridor her zamankinden daha sessizdi.
Odama girmek üzereyken bir personel yanımıza geldi.
"Kerem Bey, amirimiz sizi bekliyor."
Elif'le göz göze geldik.
Birlikte amirin odasına gittik.
Kapıyı çaldım.
"Gelin."
İçeri girdik.
Masanın üzerinde ince bir dosya duruyordu.
Amirimiz ayağa kalkmadı.
Her zamanki sakin tavrıyla konuştu.
"Son günlerde yürüttüğünüz araştırmalar hakkında bazı sorular var."
"Emredin."
"Bazı arşiv kayıtlarına, izin kapsamınızın dışında erişim sağladığınız tespit edildi."
Sesindeki ton suçlayıcı değildi.
Ama resmiydi.
"Eriştiğimiz kayıtların tamamı görev kapsamındaydı."
"Bu konuyu inceleyeceğiz."
Dosyayı açtı.
"Şimdilik bu sadece idari bir inceleme."
Elif söz istedi.
"Komiserim, soruşturmamızı etkiler mi?"
Amir kısa bir süre düşündü.
"Hayır."
"Ancak bundan sonra attığınız her adımı rapor edeceksiniz."
Bu beklediğimden daha hafifti.
Ama yine de birileri üzerimize baskı kurmaya çalışıyordu.
---
Odadan çıktıktan sonra doğrudan çalışma ofisine geçtik.
Kapıyı kapattım.
Elif pencereye yöneldi.
"Bir şey dikkatini çekti mi?"
"Neydi?"
"Amirimizin dosyayı açarken yüzü değişmedi."
"Yani?"
"Eğer gerçekten bize güvenmese bunu saklayamazdı."
Haklı olabilirdi.
Belki de amirimiz de olup bitenlerden rahatsızdı.
Ama elinde yeterli kanıt yoktu.
---
Gece ilerlerken babamın ajandasını yeniden incelemeye başladım.
Bu kez sayfaların kenarlarına dikkat ediyordum.
Bazı sayfalarda küçük işaretler vardı.
Kurşun kalemle çizilmiş minicik daireler...
Üç farklı tarihin yanında aynı işaret bulunuyordu.
Bu tarihlerden birini araştırınca ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı.
Üçünde de babam, aynı kişiyle görüşme yapmıştı.
İsim...
Nihat Acar.
"Bu ismi daha önce duydun mu?" diye sordum.
Elif bilgisayarda arama yaptı.
Birkaç dakika sonra başını kaldırdı.
"Emekli bir cumhuriyet savcısı."
"Eğer gerçekten oysa..."
"...babana resmî olarak yardım etmiş olabilir."
İlk kez yeni bir isim çıkmıştı.
Üstelik doğrudan hukuk süreciyle bağlantılıydı.
---
Ertesi sabah erkenden Nihat Acar'ın adresine gittik.
Mütevazı bir apartmandı.
Kapıyı yaşlı bir kadın açtı.
"Kime bakmıştınız?"
"Nihat Bey'le görüşecektik."
Kadının yüzü bir anda hüzünlendi.
"Geç kaldınız."
Kalbim sıkıştı.
"Ne demek istiyorsunuz?"
"Eşim altı ay önce vefat etti."
Bir süre sessizlik oldu.
Başsağlığı diledik.
Tam ayrılmak üzereyken kadın bizi durdurdu.
"Bir dakika."
İçeri gidip eski bir kutuyla geri döndü.
"Eşim ölmeden önce bu kutuyu bana emanet etti."
"Bir gün Hasan Demir'in oğlu gelirse ona ver, dedi."
Nefesim kesildi.
Kutuyu iki elimle aldım.
Kadın gözlerimin içine baktı.
"Eşim, babanızdan hep saygıyla bahsederdi."
"Onun dürüstlüğünü hiç unutmadı."
Teşekkür edip apartmandan ayrıldık.
Arabaya biner binmez kutuyu açtım.
İçinde eski bir ses kayıt cihazı vardı.
Yanında da küçük bir not...
"15 Kasım tarihli görüşme."
Elif cihazı dikkatle eline aldı.
"Pili bitmiş."
"Evet."
"Ama çalıştırabilirsek..."
Cümlesini tamamlamadı.
Tam o anda ikimiz de aynı şeyi düşündük.
Belki de yıllardır aradığımız en önemli delil, bu küçük ses kayıt cihazının içindeydi.
Bölüm etkileşimi
