15. bölüm · GİZLİ GÖREV ADI: AŞK
Bölüm 15
Sabah uyandığımda aklımda ilk olarak dosya yoktu.
Elif'in dün gece attığı son mesaj vardı.
"Belki."
Tek kelime.
Ama bazen tek bir kelime, uzun bir konuşmadan daha fazla şey anlatabiliyordu.
Telefonu masaya bıraktım.
Kendi kendime gülümsedim.
Sonra hemen toparlandım.
Bugün iş günüydü.
Ve önümüzde çözmemiz gereken ciddi bir mesele vardı.
A-418.
Babamın Mehmet Yalçın'a teslim ettiği ek belge.
Arşiv kayıtlarında görünen ama yıllardır ortada olmayan bir belge.
Ve en önemlisi...
O belgeyi kim aldı?
---
Merkeze vardığımda Elif koridorda beni bekliyordu.
Elinde dosyalar vardı.
Beni görünce hafifçe gülümsedi.
"Günaydın."
"Günaydın."
Bir an birbirimize baktık.
Sonra Elif gözlerini kaçırdı.
"Bugün kahve yok."
"Hayal kırıklığına uğradım."
"İstersen kendin al."
"Ben seninkine alışmıştım."
Elif gülümseyerek başını iki yana salladı.
"Sen gerçekten alışkanlıkları çabuk ediniyorsun."
"Her alışkanlık kötü değildir."
Bu kez cevap vermedi.
Sadece gülümsedi.
Birlikte çalışma odasına girdik.
---
Masanın üzerine üç dosya koydu.
"Birincisi A-417."
"İkincisi A-418."
"Üçüncüsü?"
"21 Mart 2009 tarihli araç giriş kayıtları."
Hemen dikkat kesildim.
"Arşiv binasının giriş kayıtları mı?"
"Evet."
"Mehmet Bey, belgeyi teslim alan kişinin arabayla geldiğini söyledi."
"Ben de o yüzden kayıtları istedim."
Dosyayı açtı.
Eski güvenlik kayıtları hâlâ saklanıyordu.
Araç plakalarının bazıları okunabiliyordu.
Elif tek tek listeyi inceliyordu.
"21 Mart."
"Sabah 09.12."
"09.47."
"10.05."
"10.32."
"11.18."
"Bir dakika."
Parmağını bir satırın üzerinde durdurdu.
11.18 — Resmî araç.
"Bu olabilir mi?"
"Tek başına yetmez."
"Plaka var mı?"
"Var."
Plakayı not aldım.
Sonra kurum kayıtlarından aracın kime tahsis edildiğini araştırmaya başladık.
Birkaç dakika sonra sonuç geldi.
Aracın tahsis edildiği kişinin adı...
Nihat Acar.
Elif bana baktı.
"Yine aynı isim."
"Evet."
Ama bu kez aceleyle sonuca varmadım.
Nihat Bey'i suçlayacak bir delilimiz yoktu.
Aksine, dün bize verdiği bilgiler bu kayıtla çelişiyordu.
"Onu tekrar dinlememiz gerekecek."
---
Öğleye doğru Nihat Acar'ın evine tekrar gittik.
Kapıyı bu kez kendisi açtı.
Bizi görünce şaşırdı.
"Yine geldiniz."
"Evet."
"Bir gelişme mi oldu?"
"Bir şeyi netleştirmemiz gerekiyor."
Bizi içeri aldı.
Salona geçtiğimizde Elif dosyayı açtı.
"21 Mart 2009."
Nihat Bey'in yüzü değişmedi.
"Bu tarihte arşiv binasına ait araç giriş kaydında sizin adınıza tahsis edilmiş bir araç görünüyor."
Adam birkaç saniye düşündü.
Sonra başını salladı.
"Olabilir."
"Hatırlıyor musunuz?"
"Hayır."
"Aracınızı başkası kullanmış olabilir mi?"
"Evet."
"Kim?"
Nihat Bey cevap vermeden önce pencereye baktı.
"Şoförüm."
"Adı?"
"Ahmet."
"Soyadı?"
"Yıllar oldu."
"Hatırlamıyorum."
Elif not aldı.
"Ahmet'in o gün sizi nereye götürdüğünü hatırlıyor musunuz?"
"Hayır."
"Arşiv binasına gitti mi?"
Nihat Bey gözlerini bize çevirdi.
"Bunu bilmiyorum."
Bu cevap yeni bir soru ortaya çıkardı.
---
Eve dönerken Elif camdan dışarı bakıyordu.
"Bir şey düşünüyorsun."
"Evet."
"Ne?"
"Nihat Bey yalan söylüyor olabilir."
"Olabilir."
"Ama kesin değil."
"Değil."
"Sen ne düşünüyorsun?"
Bir süre sessiz kaldım.
"Onu suçlamak istemiyorum."
Elif başını bana çevirdi.
"Neden?"
"Çünkü babam da onu suçlamamış."
"Dosyada hakkında olumsuz bir not yok."
"Bu önemli."
Elif hafifçe gülümsedi.
"İnsanlara karşı fazla adilsin."
"Babamdan öğrendim."
"Yine baban."
"Evet."
Elif birkaç saniye sustu.
Sonra:
"Belki bir gün bana da onun kadar güvenirsin."
Cümlesi beni hazırlıksız yakaladı.
Direksiyona bakmaya devam ettim.
"Belki çoktan güveniyorum."
Elif sustu.
Ama yüzündeki gülümsemeyi aynadan görebiliyordum.
---
Akşam üzeri merkeze döndüğümüzde masamın üzerinde küçük bir dosya vardı.
Kimin bıraktığını bilmiyordum.
Üzerinde yalnızca:
A-418
yazıyordu.
Elif yanıma geldi.
"Bu ne?"
"Ben de yeni gördüm."
Dosyayı açtım.
İçinden tek bir belge çıktı.
Belgenin altında eski bir mühür vardı.
Ve bir isim:
Mehmet Yalçın.
Fakat asıl dikkatimi çeken, belgenin arkasındaki el yazısıydı.
Babamın yazısıydı.
Sadece üç kelime:
"Bana güvenme."
Elif'in yüzündeki gülümseme kayboldu.
"Bu kime yazılmış?"
Bilmiyordum.
Ama içimde kötü bir his vardı.
Çünkü babamın yazdığı üç kelime...
Bütün soruşturmayı yeniden değiştirebilirdi.
Tam belgeyi incelemeye başlayacakken Elif sessizce elimi tuttu.
Bu kez şaşırmadım.
Elini ben de tuttum.
Bir süre öyle kaldık.
Sonra Elif gözlerimin içine baktı.
"Ne olursa olsun..."
"Evet?"
"Bu işi birlikte çözeceğiz."
Başımı salladım.
"Birlikte."
Ve ilk kez o kelimeyi söylerken yalnızca dosyadan bahsetmediğimi fark ettim.
Birlikte.
Belki de aramızda başlayan şey tam olarak buydu.
Elif'in eli hâlâ elimdeydi.
İkimiz de birkaç saniye konuşmadık.
Sonra koridordan gelen ayak seslerini duyunca ellerimizi yavaşça ayırdık.
Elif dosyaya baktı.
"Şu üç kelimeyi tekrar okuyalım."
Dosyayı kendime doğru çektim.
Babamın el yazısıydı:
Bana güvenme.
Fakat kime söylediğini bilmiyorduk.
"Belki Mehmet Yalçın'a."
Elif başını salladı.
"Belki Nihat Acar'a."
"Belki de bambaşka birine."
"Bu yüzden kimseyi suçlamadan ilerlemeliyiz."
"Öyle yapacağız."
Elif sandalyeye oturdu.
"Bir de şu var."
"Nedir?"
"Belgeyi kim bıraktı?"
Haklıydı.
A-418 dosyası bizim masamıza kendiliğinden gelmemişti.
Birisi onu buraya bırakmıştı.
---
Güvenlik kayıtlarını incelemeye başladık.
Akşam saatlerinde binaya girip çıkanların listesine baktık.
Dosyanın masama bırakıldığı tahmini zaman aralığını belirledik.
O saatlerde koridordan geçen birkaç kişi vardı.
Ancak hiçbiri doğrudan çalışma odasına girmemiş görünüyordu.
Elif ekrana dikkatlice baktı.
"Şurada."
"Neyi gördün?"
"On yedi dakika önce."
Kamera görüntüsünü geri sardık.
Koridorda bir adam görünüyordu.
Elinde ince bir dosya vardı.
Yüzü kameraya dönük değildi.
Çalışma odasının kapısının önünde birkaç saniye durmuştu.
Sonra içeri girmişti.
"Kim bu?"
Görüntüyü biraz daha büyüttük.
Yüzü hâlâ seçilmiyordu.
Ama elindeki dosya açıkça görünüyordu.
Kırmızı kapaklıydı.
Elif bana baktı.
"Bizim dosya."
---
Görüntünün devamını izledik.
Adam yaklaşık iki dakika sonra odadan çıktı.
Elinde dosya yoktu.
"Demek A-418'i bırakan kişi bu."
"Evet."
"Kim olduğunu bulabilir miyiz?"
"Kamera açısından yüzü tam görünmüyor."
"Başka kamera?"
Binanın giriş kameralarını açtık.
Aynı saat aralığını taradık.
Adamın binadan çıktığı görüntüyü bulduk.
Bu kez yüzünün bir kısmı görünüyordu.
Elif görüntüyü durdurdu.
"Bir dakika."
"Evet?"
"Ben bu adamı tanıyorum."
Şaşırdım.
"Kim?"
"Mehmet Yalçın'ın yanında gördüğümüz kişi."
Görüntüyü tekrar oynattık.
Gerçekten de aynı adamdı.
"Mehmet Bey'in evinde miydi?"
"Evet."
"Kim olduğunu sormamıştık."
"Çünkü görüşme sırasında dışarıdaydı."
İkimiz de sustuk.
---
Mehmet Yalçın'ı tekrar aradım.
Bu kez telefonu açması uzun sürdü.
"Kerem?"
"Mehmet Bey, size bir şey sormam gerekiyor."
"Buyurun."
"Bugün evinizde bulunan genç adam kimdi?"
Telefonun diğer ucunda sessizlik oldu.
"Yeğenim."
"Adı?"
"Burak."
"Burak ne?"
"Burak Yalçın."
Elif hemen not aldı.
"Burak Bey arşiv dosyalarıyla ilgili çalışıyor mu?"
"Hayır."
"O zaman neden bizim merkezimize geldi?"
Bu kez Mehmet Bey'in sesi değişti.
"Gelmiş mi?"
"Evet."
"Ben bilmiyorum."
"Mehmet Bey..."
"Gerçekten bilmiyorum."
Telefon kapandı.
Elif bana baktı.
"Bir şey saklıyor."
"Belki."
"Burak Yalçın'ı bulmamız gerekiyor."
---
Gece olmuştu.
Çalışma odasında yalnızca ikimiz kalmıştık.
Elif bilgisayarda kayıtları araştırıyordu.
Ben ise babamın notlarını tekrar okuyordum.
Bir süre sonra Elif sandalyesinden kalktı.
"Bulamadım."
"Ne?"
"Burak Yalçın hakkında kamuya açık herhangi bir bilgi yok."
"Belki sıradan bir vatandaş."
"Olabilir."
"Her insanın internette izi olacak diye bir şey yok."
Gülümsedi.
"Sen de bazen fazla mantıklısın."
"Bazen?"
"Çoğu zaman."
Yanıma geldi.
Elindeki dosyayı masaya bıraktı.
"Yarın tekrar Mehmet Bey'le konuşalım."
"Olur."
Sonra saate baktı.
"Geç oldu."
"Evet."
"Gitmeliyiz."
Ayağa kalktım.
Birlikte koridora çıktık.
---
Asansörün önünde durduk.
Elif ellerini cebine soktu.
"Bugün yoruldun."
"Sen de."
"Ben alışığım."
"Ben de."
Gülümsedi.
Asansör geldi.
İçeri girdik.
Bu kez ikimiz de konuşmadık.
Fakat asansör aşağı inerken Elif omzunu benim omzuma yasladı.
Çok kısa sürdü.
Belki iki saniye.
Ama sonra geri çekilmedi.
Ben de hiçbir şey söylemedim.
Sadece yanında durdum.
Asansör zemin kata geldiğinde kapılar açıldı.
Elif başını kaldırdı.
"İyi geceler, Kerem."
"İyi geceler."
Kapıya doğru yürüdü.
Sonra durdu.
"Yarın kahve benden."
Gülümsedim.
"Bekliyorum."
"Şekersiz."
"Unutmamışsın."
"Unutmam."
Bu kez yüzünde öyle bir gülümseme vardı ki, uzun süre aklımdan çıkmayacağını biliyordum.
---
Ertesi sabah...
Ofise girdiğimde masamda yine kahve vardı.
Yanında küçük bir not:
"Günaydın. Bugün zor bir gün olabilir. Ama yalnız değilsin."
Notu elimde tutarken arkamdan Elif'in sesi geldi.
"Beğendin mi?"
Döndüm.
"Çok."
"İyi."
"Sen yazdın."
"Evet."
"Teşekkür ederim."
Elif birkaç saniye gözlerimin içine baktı.
"Her zaman."
İşte o anda fark ettim.
Aramızdaki şey artık yalnızca küçük bakışlardan ibaret değildi.
Birbirimizi düşünmeye başlamıştık.
Birbirimizin gününü merak ediyorduk.
Yorulduğumuzda birbirimizi fark ediyorduk.
Ve en önemlisi...
Zor zamanlarda ilk baktığımız kişi artık diğerimizdi.
Ama ikimiz de henüz bunun adını koymuyorduk.
Belki de korktuğumuz için değil.
Belki de acele etmek istemediğimiz için.
Çünkü bazı duyguların gerçekten değerli olabilmesi için biraz zamana ihtiyacı vardır.
---
Tam çalışmaya başlayacaktık ki telefonum çaldı.
Arayan bilinmeyen bir numaraydı.
Açtım.
"Buyurun?"
Karşıdaki kişi birkaç saniye sustu.
Sonra erkek sesi duyuldu.
"Kerem Demir?"
"Evet."
"Burak Yalçın hakkında araştırma yapmayı bırak."
Kaşlarım çatıldı.
"Sen kimsin?"
Cevap vermedi.
"Bu konu sandığınızdan daha eski."
Telefon kapandı.
Elif yüzüme baktı.
"Ne oldu?"
Telefonu masaya bıraktım.
"Sanırım biri bizim araştırdığımızı öğrenmiş."
Elif'in yüzündeki ifade ciddileşti.
"Ne söyledi?"
"Burak Yalçın'ı araştırmayı bırakmamızı istedi."
Birbirimize baktık.
Artık soruşturma yalnızca geçmişte kalmış bir dosyayı anlamaktan ibaret değildi.
Birileri bugün de bu dosyayla ilgileniyordu.
Ve bu kez...
Bizi de fark etmişlerdi.
Telefonu masanın üzerine bıraktığımda odadaki sessizlik ağırlaştı.
Elif gözlerini benden ayırmadan sordu:
"Sesini tanıdın mı?"
"Hayır."
"Numara?"
"Ekranda görünmüyor."
Bir süre düşündü.
"Tehdit miydi?"
"Doğrudan tehdit etmedi."
"Ama araştırmayı bırakmamızı istedi."
"Evet."
Elif kollarını göğsünde birleştirdi.
"Demek doğru yere dokunduk."
"Ya da yanlış kişiye."
"İkisi aynı şey olabilir."
Gülümsedim.
"Sen bugün fazla iyimsersin."
"Sen de fazla karamsarsın."
"Ben gerçekçiyim."
"Tabii."
Bana baktığında yüzündeki ciddi ifade bir anlığına yumuşadı.
"Bu arada..."
"Evet?"
"İyi misin?"
Bu soruyu yine sormuştu.
Ama bu kez neden sorduğunu biliyordum.
"İyiyim."
"Gerçekten?"
Başımı salladım.
"Sen yanımdayken daha iyiyim."
Cümle ağzımdan çıkar çıkmaz ikimiz de sustuk.
Elif'in gözlerinde kısa bir şaşkınlık gördüm.
Sonra hafifçe gülümsedi.
"Ben de."
Bu iki kelime, günün bütün gerginliğini birkaç saniyeliğine unutturdu.
---
Öğleden sonra Burak Yalçın hakkında daha fazla bilgi edinmeye çalıştık.
Ancak elimizde yalnızca adı vardı.
Mehmet Bey'in yeğeni.
Arşiv binasına geldiği kamera kaydı.
Ve bizim dosyamızı bıraktığına dair güçlü bir şüphe.
Fakat neden?
Elif dosyanın kapağını kapattı.
"Bir ihtimal var."
"Nedir?"
"Burak A-418'i bize ulaştırmak istemiş olabilir."
"Yani bize yardım ediyor?"
"Belki."
"Öyleyse neden yüzünü sakladı?"
"Belki korktuğu için."
Haklı olabilirdi.
İnsanlar bazen bildikleri şeylerden değil, bildiklerinin başlarına getirebileceği sonuçlardan korkardı.
---
Akşam saatlerinde Mehmet Bey'den mesaj geldi.
"Burak sizinle görüşmek istiyor."
Mesajı Elif'e gösterdim.
"Ne zaman?"
Hemen yeni bir mesaj geldi.
"Bu akşam. Eski tren istasyonunun yanındaki parkta. Saat 21.00."
Elif başını kaldırdı.
"Bu güvenli mi?"
"Tek başımıza gitmeyelim."
"Katılıyorum."
Kısa bir hazırlıktan sonra yola çıktık.
---
Saat 20.55'te parka ulaştık.
Hava serindi.
Park neredeyse boştu.
Eski istasyonun ışıkları uzaktan görünüyordu.
Bir bankın yanında durduk.
Elif etrafı kontrol etti.
"Kimse yok."
"Henüz."
Saat 21.00 oldu.
Kimse gelmedi.
21.05...
21.10...
Tam beklemeyi bırakacağımız sırada arkamızdan bir ses geldi.
"Kerem Demir?"
Döndüm.
Genç bir adam birkaç metre uzağımızda duruyordu.
Kameradaki kişiydi.
Burak Yalçın.
"Burak?"
Başını salladı.
"Benim."
Elif hemen sordu:
"Dosyayı neden bize bıraktın?"
Burak etrafına baktı.
"Çünkü o dosyanın kaybolmasını istemiyorum."
"Kimden korkuyorsun?"
"Kimse."
"Az önce bizi araştırmayı bırakmamız konusunda arayan biri oldu."
Burak'ın yüzü değişti.
"Demek sizi de aradılar."
"Sen biliyor musun?"
Burak cevap vermedi.
Elif bir adım öne çıktı.
"Burak, burada sana zarar vermek için bulunmuyoruz."
"Babamın dosyasında ne olduğunu öğrenmek istiyorum."
Burak gözlerini bana çevirdi.
"Ben de."
"Öyleyse bize bildiğin her şeyi anlat."
Derin bir nefes aldı.
"2009 yılında arşivde çalışan kişi amcamdı."
"Biliyorum."
"Ben o zaman küçüktüm."
"Sonra yıllar geçti."
"Geçen yıl amcamın bazı eski eşyalarını toplarken bir kutu buldum."
"Kutunun içinde ne vardı?"
"Bir anahtar."
Elif hemen sordu:
"Nerenin anahtarı?"
Burak cebinden küçük, eski bir anahtar çıkardı.
"Onu bilmiyorum."
Anahtarı bana uzattı.
"Fakat kutunun üzerinde bir tarih vardı."
"Hangi tarih?"
21 Mart 2009.
Elimdeki anahtara baktım.
A-418.
Kayıt defteri.
Babamın notu.
Ve şimdi bu anahtar...
Bütün parçalar yavaş yavaş birbirine bağlanıyordu.
---
Burak gitmek üzereyken arkasından seslendim.
"Bir dakika."
Durdu.
"Bu anahtarı neden bize veriyorsun?"
Bana baktı.
"Çünkü amcam dün bana bir şey söyledi."
"Ne?"
"Hasan Demir'in yıllar önce ona bir emanet bıraktığını."
Kalbim hızlandı.
"Ne emaneti?"
"Amcam söylemedi."
"Başka?"
Burak başını iki yana salladı.
"Yalnızca şunu söyledi."
"Ne?"
Burak gözlerini benden ayırmadan konuştu:
'Bir gün Hasan'ın oğlu gelirse, anahtarı ona ver.'
Bir süre hiçbirimiz konuşmadık.
Babamın yıllar önce bıraktığı bir emanet...
Ve onun oğluna verilmek üzere saklanan bir anahtar.
Elif yanıma geldi.
Omzuma hafifçe dokundu.
"Kerem..."
"Evet?"
"Sanırım baban bunu bilerek yaptı."
Anahtarı avucumda sıktım.
"Ben de öyle düşünüyorum."
Burak uzaklaşırken Elif yanımda kaldı.
Parkın sessizliğinde ikimiz yalnız kalmıştık.
Elif bana baktı.
"İyi misin?"
Bu kez gülümsedim.
"Evet."
"Neden?"
"Çünkü ilk defa geçmişten kaçmak yerine ona doğru yürüdüğümü hissediyorum."
Elif birkaç saniye bana baktı.
Sonra elimi tuttu.
"Ben de seninle yürüyorum."
Parmakları parmaklarımın arasına geçti.
Bu kez elini çekmedi.
Ben de bırakmadım.
Ve o gece, eski bir anahtarın peşinden giderken fark etmeden birbirimize bir adım daha yaklaştık.
Henüz aşkımızın adını koymamıştık.
Ama artık ikimiz de o duygunun varlığını inkâr edemeyecek kadar yakındık.
